Kaderci Kafanın Dayanakları
Ortadoğu coğrafyasının yaşadığı sorunların, geri kalmışlığının, tembelliğinin, boş vermişliğinin arka planında bilinçli veya bilinçsiz olarak beyinlere kazınan kaderci bakış açısı olduğu yadsınamaz bir gerçektir.
Toplumu kaderci anlayışa sürükleyen yalnızca insanların boş vermişliği ya da kendine bahane araması değildir. Toplumda bunun güçlü dayanakları vardır. Geçmişte dini otoritelerin çoğu halkı kader konusunda İslam dışı anlayışa sürüklemiştir, bu anlayış artık halka önemli ölçüde işlemiş, bu otoritelerin görüşlerinde de kayda değer bir değişiklik olmamıştır. Nedir bu İslam dışı anlayış diye biraz kurcaladığınızda ve buna karşı bir duruş sergilediğinizde rivayet kültürünün malzemeleri önünüze çıkmaktadır. Bu malzemeyi öne çıkaranlar da dinle yakın ilişki içinde oldukları varsayılan, bu işin sözde eğitimini almış olan insanlar olduklarına tanık olursunuz.
Aşağıdaki sözde hadiste(Peygamber sözü), Allah resulüne Kur’an’ın dışında iki kitap daha gelmiştir. Bunlar Kur’an’dan çok çok daha fazla hacimlidir. Ancak bu kitapları gören olmamıştır. Bu söze inananlar, meraklarının yanı sıra Kur’an hakkında yerli-yersiz kanaatlere de sahip olurlar.
Bu uydurma hadise (ki bu hadis Sünni otoritelerce güvenilir hadis kitaplarında yer almaktadır) göre, ta ilk insandan kıyamete kadar tüm cennetlik ve cehennemlik insanların, onların babalarının ve kabilelerinin adlarının yazıldığı olduğu kitap peygambere verilmiş, o da eliyle o günkü Müslümanlara göstermiştir. Müslümanların inandığı Allah, dürüst, ahlaklı ve adaletlidir. İnsanların ne olacağını, neye inanacağını ve neler yapacağını önceden belirleyip bunun zorunlu sonuçlarına göre onlara yaptırım uygulamaz. Biraz ahlaklı ve adaletli olan bir insan bile, yaşam boyu dürüst yaşayan birinin son dakikada yapacağı hataya bağlı olarak onu en kötü cezaya çarptırmaz. Biraz ahlaklı ve adaletli olan bir insan bile, hayatı boyunca kötülük yapmış ve zarar vermiş birinin son dakikada yaptığı bir iyiliğe bağlı olarak ona, en büyük ödülü vermez. Tam dürüst, tam ahlaklı ve tam adaletli olan Allah ise bunu asla ve katiyetle yapmaz. Allah’ı kişinin tüm hayatı boyunca egemen olan tutuma göre değil de son dakikadaki bir davranış değişikliğine göre hareket edeceğini iddia etmek, O’na saygısızlık ve hakarettir. Böyle bir tutum, aynı zamanda değerleri değersizleştirir. Dürüst olmanın, çalışmanın, emeğin, hak ve hukukun bir anlamı kalmaz.
2008 yılında Dünya nüfusunun 6,5 milyardan fazla olduğu tahmin edilmektedir. İlk insandan Kıyamete kadar tüm insanların nüfusu katrilyonu geçebilir. Bu nasıl olur da tek kitaba sığar?
Kaderin önceden belirlenmişliğine inanan bir kafa, çalışmanın, üretmenin, paylaşmanın gereğine derinlemesine (yürekten) inanmaz. Yürekten inanılmayan bir işin mücadelesi verilmez. Mücadelesi verilmeyen bir iş başarılmaz.
Her şeyin önceden belirlenmişliğine inanan bir kafa; hastalığı, başarısızlığı, yenilgiyi, onursuzluğu, ezilmişliği, sefaleti, yoksulluğu, felaketleri, çocuk ölümlerini, haksızlıkları, yolsuzlukları, sömürüyü, istismarı bir kader olarak görür. Yaşadığı sorunların sorumluluğunu almaz. Sorumluluğu fal, büyü, kader, nazar, şans, uğur gibi kendisi için anlamlı olmayan birtakım dış etkenlere yükler. Bu tutumuyla ya Allah’ı suçlar veya karanlığa, bilinmeze, boşluğa taş atar. Yaşadığı sorunların sorumluluğunu almayan bir birey rüştünü ispat etmiş değildir. Rüştünü ispat etmeyen kişi özgür değildir. Özgür olmayan kişinin özgüveni olmaz. Özgüveni olmayana ne kendisi ne de başkaları güvenir. Kişiliksiz ve onursuz yaşar. Başkalarına öykünür.
Din adına peygambere iftira atan, Allah’ı suçlayan, sorumluluğu Allah’a yükleyen edilgen kafa, Allah konusunda bilinçli olamaz.
4831- İbnu Amr İbni’l-As anlatıyor: “Resulullah, elinde iki kitap olduğu halde yanımıza geldi ve:
“Bu iki kitap nedir biliyor musunuz?” buyurdular. Cevaben:
“Hayır, ey Allah’ın Resulü! bilmiyoruz. Ancak bildirmenizi istiyoruz!” dedik. Bunun üzerine sağ elindekini göstererek:
“Bu alemlerinden rabbinden (gelmiş) bir kitaptır. İçerisinde cennet ehlinin isimleri mevcuttur. Hatta onların babalarının ve kabilelerinin isimleri de mevcuttur. Bu isimler en sonuncuya varıncaya kadar belirlenmiştir, sayıları ne artar ne eksilir. Hiç değişmeden ebedî olarak sabit kalır” buyurdular. Sonra sol elindekini göstererek:
“Bu da alemlerinden rabbinden (gelmiş) bir kitaptır. Bunun içinde de ateş ehlinin isimleri, onların atalarının isimleri ve kabilelerinin isimleri vardır. Bu isimler en sonuncuya varıncaya kadar belirlenmiştir, sayıları ne artar ne eksilir!” buyurdular. Ashabı sordu:
“Öyleyse ey Allah’ın Resulü, niye amel ediliyor(uz)? Madem ki her şey önceden olmuş bitmiş, yazılmış ve artık yazma işinden artık kesin hükmü verilmiş, iş bitirilmiştir (bir daha yapma gayreti de niye)?”
Resulullah şu cevabı verdi:
“Siz amelinizle doğruyu ve istikameti arayın! İtidali koruyun. Zîra, cennetlik olan kimsenin ameli, cennet ehlinin ameliyle sonlanır; (daha önce) ne çeşit amel yapmış olursa olsun. Keza cehennemlik olanın ameli de cehennem ehlinin ameliyle sonlanır, hangi çeşit amel ile amel etmiş olursa olsun!”
Resulullah, sonra elindeki kitapları bırakıp, elleriyle işaret ederek dedi ki:
“Rabbiniz kullardan artık kesin hükmü verip işi bitirmiştir, bir kısmı cennetlik, bir kısmı da cehennemliktir.” [Tirmizî, Kader 8, (2142). (İbn Mâce, Mukaddime: 10-Hasen garip hadis)
4832- Hz. Ali anlatıyor: "Biz bir cenaze vesilesiyle Bakiu'l-Garkad'da idik. Derken yanımıza Resulullah çıkageldi ve oturdu. Biz de etrafında (halka yapıp) oturduk. Elinde bir çubuk vardı. Çubuğuyla yere bir şeyler çizmeye başladı. Sonra:
"Sizden kimse yok ki, şu anda cennet veya cehennemdeki yeri yazılmamış olsun!" buyurdular. Cemaat:
"Ey Allah'ın Resulü, dedi. Öyleyse hakkımızda yazılmasına itimat edip ona dayanmayalım mı?
""Çalışın, buyurdular. Herkes kendisi için yaratılmış olana erecektir. Cennetlik olanlar, saadet(e götüren) amelde (muvaffak) olacaktır. Şekavet(kötülük) ehli olanlar da şekavet(e götüren) amelde (muvaffak) olacaktır!"
Sonra şu ayeti tilavet buyurdular. (Mealen): "Kim bağışta bulunur, günahtan kaçınır ve dinin en güzelini tasdik ederse, biz de ona hayır ve kolaylık yolunu kolaylaştırırız" (Leyl 5-7), [Buharî, Tefsir, Leyl, Cenaiz 83, Edeb 120, Kader 4, Tevhid 54; Müslim, Kader 6, (2647); Ebu Davud, Sünnet 17, (4694); Tirmizî, Kader 3, (2137) Tefsir, Leyl, ( 3341)
(613)- Müslim İbnu Yesâr el-Cühenî anlatıyor: "Hz. Ömer 'den: "Rabbim Benî Adem'den, bellerinden zürriyetlerini alıp da onları nefislerine karşı şâhid tutarak: "Rabbiniz değil miyim?" diye işhâd ettiği vâkit belâ (evet) dediler: Şâhidiz. "Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu" demeyesiniz. Yahud: "Ancak önceden atalarımız şirk koştular, biz ise onlardan sonra bir zürriyet idik, şimdi o bâtılı te'sis edenlerin yaptıklarıyla bizi helak mı edeceksin?" demeyesiniz" (A'raf: 7/172-173) âyetinden soruldu.
Hz. Ömer şu cevabı verdi: "Bu ayetten Resûlullah 'a da sorulmuştu. O şöyle açıkladı:
"Allah Teâla hazretleri, Hz. Âdem'i yarattı sonra sağ eliyle meshedip ondan bir zürriyet çıkardı ve: "Bunlar cennet içindir, bunlar cennet ehlinin ameliyle amel ederler" dedi. Rabb Teâla, ikinci defa sırtını okşadı, ondan bir nesil daha çıkardı ve: "Bunları da cehennem için yarattım, bunlar da cehennem ehlinin amelini işleyecekler" dedi. Cemaatten bir adam:
"Ey Allah'ın Resûlü! (kaderimiz ezelden yazılmış ise) niye amel ediyoruz? diye sordu. Resûlullah şu açıklamayı yaptı:
"Allah bir kişiyi cennet ehli olarak yaratmışsa onu cennet ehlinin amelinde çalıştırır. Öyle ki cennetliklerin bir ameli üzere ölür ve Allah da onu cennetine kor. Aksine bir kulu da cehennem ehli olarak yaratmışsa, onu da cehennemliklerin amelinde istimal eder(kullanır). Öyle ki bu da cehennemliklerin bir ameli üzere ölür, Allah da onu cehenneme koyar."(Muvatta, Kader: 2, (2, 898, 899); Tirmizî(hasen hadis), Tefsir, A'raf: (3077); Ebu Dâvud, Sünnet: 17, (4703)
4833- Hz. Cabir anlatıyor: "Sürâka İbnu Malik İbnu Cu'şem gelerek sordu:
"Ey Allah'ın Resulü! Bize dinimizi açıkla. Sanki yeni yaratılmış gibiyiz. Şimdi amel(dini uygulama) ne husustadır: Kalemlerin kuruduğu, miktarların kesinleştiği şeylerde mi, yoksa istikbale(geleceğe) ait şeylerde mi çalışacağız?"
"Hayır (istikbale ait şeylerde değil). Bilakis kalemlerin kuruduğu, miktarların cereyan ettiği (kesinleştiği hususta!" buyurdular. Sürâka tekrar:
"Öyleyse niye amel edelim (boşa zahmet çekelim)?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Çalışın! Herkes yaratıldığı şeye erecektir! Herkes, (yazıldığı) ameliyle amil olacaktır!" buyurdular." [Müslim, Kader 78, (2648).]
4834- İbnu Mes’ud anlatıyor: “Sadık ve Masduk olan Resulullah buyurdular ki:
“Sizden birinin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde cem olur. Sonra bu kadar müddette “alaka” olur. Sonra bu kadar müddette “mudga” olur. Sonra Allah bir meleği dört kelimeyle gönderir: (Bu melek) rızkını, ecelini, amelini, şaki veya said olacağını yazar, sonra ona ruh üflenir. Kendinden başka ilah olmayan Zat’a yemin olsun, sizden biri, (hayatı boyunca) cennet ehlinin ameliyle amel eder. Öyle ki, kendisiyle cennet arasında bir ziralık mesafe kaldığı zaman ona yazısı galebe çalar ve cehennem ehlinin ameliyle amel ederek cehenneme girer. Aynı şekilde sizden biri (hayatı boyunca) cehennem ehlinin amelini işler. Kendisiyle cehennem arasında bir ziralık mesafe kalınca yazısı ona galebe çalar ve cennet ehlinin amelini işleyerek cennete girer.” [Buharî, Kader 1, Bed'ü'l-Halk 6, Enbiya 1, Tevhid 28; Müslim, Kader 1, (2643); Ebu Davud, Sünnet 17, (4708); Tirmizî, Kader 4, (2138).]
Rezin şu ziyadede bulundu: “Resulullah şunu da buyurdular: “Nutfe düştü mü, kırk gün rahimde uçar. Sonra kırk günde alaka olur. Sonra kırk günde mudga olur. Bir nefis olarak yaratılma safhasına gelince, Allah onu tasvir edecek (şekillendirecek) bir melek gönderir. Melek iki parmağının arasında toprak olduğu halde gelir. Onu mudgaya karıştırır. Sonra onu yoğurur, sonra da emredildiği üzere onu tasvir eder.”
4835- Amr İbnu Vasıla anlatıyor: “Abdullah İbnu Mes’ud ‘u dinledim. Demişti ki: “Şakî(cehennemlik olan), annesinin karnında iken şakî olandır. Said(Cennetlik olan) de başkasından ibret alandır.” (Bunu işittikten sonra) Resulullah ‘ın ashabından Huzeyfe denen zata uğradı ve İbnu Mes’ud’un söylediğini anlattı ve sordu:
“Kişi amelsiz(dini uygulama olmadan) nasıl şakî(cehennemlik) olur?” Huzeyfe :
“Buna hayret mi ediyorsun? Ben Resulullah ‘ın şöyle söylediğini işittim:
“Nutfenin (rahme düşmesinden sonra) kırk iki gece geçti mi, Allah ona bir melek gönderir (ve onun vasıtasıyla) nutfeyi şekillendirir; işitmesini, görmesini, derisini, etini, kemiğini yaratır. Sonra melek sorar:
“Ey Rabim! Bu erkek mi, dişi mi?” Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra sorar:
“Ey Rabbim! Eceli nedir?” Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Tekrar sorar:
“Ey Rabbim! Rızkı nedir?” Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra melek elinde sahife olduğu halde çıkar. Artık buna ne bir şey ilave eder ne de eksiltir.” [Müslim, Kader 3, (2645).]
4836- İbnu Mes’ud anlatıyor: “Resulullah (bir gün) aramızda doğrulup:
“(Hastalık nev’inden) hiçbir şey hiçbir şeye sirayet etmez!” buyurmuşlardı ki bir bedevi:
“Ey Allah’ın Resulü! Nasıl olur? Bir deve sürüsüne, kuyruğu ile haşefesini uyuzlamış bir deve gelince hepsini uyuzlu yapar!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
“Pekâla, birincisini kim uyuzladı? Ne sirayet, ne safer (inancınızda hakikat) vardır. Şurası muhakkak ki, Allah her nefsi yaratmış, onun hayatını, ölümünü, rızkını ve uğrayacağı musibetlerini yazmıştır.”
4838- Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor: “Resulullah buyurdular ki:
“Kişi vardır, uzun müddet cennet ehlinin amelini işler, sonra da ameli cehennem ehlinin ameliyle hitam(son) bulur. Yine kişi vardır, uzun müddet cehennem ehlinin ameliyle amel eder de sonunda cennet ehlinin ameliyle hitam(son) bulur.” [Müslim, Kader 11, (2651).]
4842- Hz. Aişe anlatıyor: “Bir çocuk ölmüştü. Ben:
“Ne mutlu ona! Cennet kuşlarından bir kuş oldu!” dedim. Aleyhissalâtu vesselâm:
“Sen Allah’ın cenneti de cehennemi de yarattığını, beriki için de öteki için de ahali yarattığını bilmiyor musun?” buyurdular.” [Müslim, Kader 30, (2662); Nesaî, Cenaiz 58, (4, 57); Ebu Davud, Sünnet 18, (4713).]
4843- İbnu Abbas anlatıyor: “Resulullah ‘dan müşriklerin çocukları hakkında sorulmuştu.
“Allah onları yarattığı zaman ne yapacaklarını iyi biliyordu!” buyurdular.” [Buhârî, Kader 3, Cenaiz 93; Müslim, Kader 28, (2660); Ebu Davud, Sünnet 18, (4711); Nesâî, Cenaiz 60, (4, 59).]
4846- Huzeyfe anlatıyor: “Resulullah buyurdular ki:
“Her ümmetin Mecusileri vardır. Bu ümmetin Mecusileri “kader yoktur!” diyenlerdir. Bunlardan kim ölürse cenazelerinde hazır bulunmayın. Onlardan kim hastalanırsa ona ziyarette bulunmayın. Onlar Deccal bölüğüdür. Onları Deccal’e ilhak etmek Allah üzerine bir haktır.” [Ebu Davud, Sünnet 17, (4692).]
4847- Ebu Davud’un İbnu Ömer’den gelen merfu bir rivayetinde şöyle buyrulmuştur:
“Kaderiye fırkası, bu ümmetin Mecusileridir. Eğer hastalanırlarsa ziyaret etmeyin, ölürlerse cenazelerine katılmayın.” [Ebu Davud, Sünnet 17, (4691).]
4848- Yine Ebu Davud’da İbnu Ömer ‘den gelen merfu bir rivayette:
“Kader ehli ile düşüp kalkmayın, onlara dava açmayın” buyurulmuştur. [Ebu Davud, Sünnet 17, (4720).]
4849- İbnu Abbas anlatıyor: “Resulullah buyurdular ki:
“Ümmetimde iki sınıf vardır ki, onların İslam’dan nasipleri yoktur: Mürcie ve Kaderiye.” [Tirmizî, Kader 13, (2150).]
4850- Nafi rahimehullah anlatıyor: “Bir adam İbnu Ömer ‘e gelerek:
“Falan kimse sana selam ediyor!” diyerek, Şamlı birisinden selam getirdi. İbnu Ömer :
“Bana ulaştığına göre, o kimse kaderi inkar ediyormuş. Eğer o böyle bir bid’at fikre saplandı ise, sakın ona benden selam söyleme! Zîra ben, Resulullah ‘ı işittim:
“Bu ümmette hasf (yere batırma), mesh (suret değişmesi) [ve kazf= (taş yağması)] olacak. Bu musibetler kaderi inkar edenlere gelecek.” [Ebu Davud, Sünnet 7, (4613); Tirmizî,Kader 7, (2153, 2154).]
4851- İbnu Amr İbni’l-As anlatıyor: “Resulullah buyurdular ki:
“ Allah; her şeyi ve herkesin kaderini gökler ve yeryüzü yaratılmadan elli bin sene önce yazıp takdir etmiştir.” [Müslim(hasen garib hadis), Kader 16, (2653); Tirmizî, Kader 18, (2157).]
4936- Yine Ebu Hüreyre anlatıyor: “Resulullah ile birlikte Hayber Gazvesi’nde hazır bulunduk. Müslüman olduğunu söyleyen bir adam için de, Efendimiz:
“Bu, ateş ehlindendir!” buyurdular. Savaş başlayınca çok şiddetli şekilde savaştı ve yara aldı. Ashabtan bazısı: “Ey Allah’ın Resulü dedi, az önce ateş ehlinden dediğiniz kimse, çok şiddetli şekilde kahramanca savaştı ve de öldü!” dediler. Resulullah, yine:
“Cehenneme (gitmiştir)” buyurdular. Bu cevap üzerine Müslümanlardan bazıları nerdeyse şüpheye düşecekti. Askerler bu halde iken, Resulullah’a: “O asker henüz ölmemiş, ancak ağır şekilde yaralanmış!” dediler. Gece olunca, adam yaraya dayanamadı. Kılıncının keskin tarafını alıp üzerine yüklendi ve intihar etti. Durum Aleyhissalâtu vesselâm’a haber verildi. Bunun üzerine:
“Allahu ekber!” buyurdular ve devam ettiler: “Şehadet ederim ki, ben Allah’ın kulu ve Resulüyüm!
“Sonra Hz. Bilal ‘e halk içinde şöyle ilan etmesini emrettiler:
“Cennete sadece Müslüman nefisler girecek. Şurası muhakak ki, (İslam’ın lehine olan ameller kişinin imanına delil değildir), Allah bu dini, facir(dindışı taşkın) bir kimse ile de güçlendirir.” [Buhârî, Cihad 182, Megâzî 38, Kader 5; Müslim, İman 173, (111).][3]
(3437) (7018)- Ebu Hizâme anlatıyor: “(Bir gün, Resûlullah’a: “Tedavi için kullandığınız ilaçlar” şifa isteğiyle okunan dualar ve (düşmanlardan) korunmak için kullandığımız koruyucu şeyler hakkında ne dersiniz, bunlar Allah’ın kaderinden bir şeyi geri çevirip değiştirir mi?” diye sormuşlardı.
“Bu saydıklarınız da Allah’ın kaderindendir” diye cevap verdi.”
