31st Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

KUR’AN’DA CENNET VE CEHENNEM KONUSUNDA BELİRLEYİCİ İFADELER

3Al-i İmran/195- Ve Rableri onların dualarını şöyle cevaplar: “İster erkek, ister kadın olsun, (Benim yolumda) çaba gösterenlerden hiç kimsenin çabasını boşa çıkarmayacağım: (çünkü) hepiniz birbirinizin soyundan gelirsiniz. Zulüm ve kötülük diyarından kaçanlara, yurtlarından sürülenlere, Benim yolumda eziyet çekenlere ve (bu yolda) savaşıp öldürülenlere gelince; onların kötülüklerini mutlaka sileceğim ve onları, Allah’tan bir mükâfat olarak, içinden ırmaklar akan hasbahçelere sokacağım: Zira mükafatların en güzeli, Allah katında olanıdır.”

—————

16Nahl/97-Erkek ya da kadın, inanmış olması yanında bir de dürüst ve erdemli davranan kimseye hiç şüphesiz arı duru, hoş bir hayat tattıracağız ve yine şüphesiz böylelerini, yapageldikleri en güzel şey neyse ona göre ödüllendireceğiz.

——————-

41Fussilet/30-(Fakat) “Rabbimiz Allah’tır!” diyen ve sebatla doğru yolu izleyenlere gelince, onların üzerine sık sık melekler iner (ve şöyle derler:) “Korkmayın ve üzülmeyin, işte alın size vaad edilmiş olan cennet müjdesini!

41/31- Biz bu dünya hayatında sizin dostunuzuz ve öteki dünyada (da dostunuz olacağız), orada canınızın çektiği her şeye sahip olacak ve istediğiniz her şeye kavuşacaksınız,

41/32- bağışlayıcı ve rahmet kaynağı olan Allah’tan bir karşılama (olarak)!”

——-

43Zuhruf/69-(Siz ey) mesajlarımıza iman etmiş ve kendilerini Bize teslim etmiş olanlar!

43/70-Siz ve eşleriniz, sevinç ve mutlulukla cennete girin!”

43/71-(Orada) altın tepsiler ve kadehler ile karşılanacaklar ve canlarının istediği ve hoşlanacağı her şeyi orada bulacaklar. Ve siz orada oturup kalacaksınız (ey inananlar!)

43/72-Geçmişte yaptıklarınız sayesinde hak edeceğiniz cennet işte böyledir!

 

****************************o****************************************

 

 

 

 

 

KUR’AN’DA CENNET VE CEHENNEM TASVİRLERİ

2Bakara/25-Ama imana ermiş olup doğru ve yararlı işler yapanlara, içlerinden ırmaklar akan has bahçelerin kendilerine ait olacağını müjdele! Onlara ne zaman rızık olarak oradan bazı ürünler bahşedilse, “Bunlar, bize daha önce bahşedilenlerin aynısıymış” diyecekler. Çünkü onlara o(geçmişte tadılanlar)ı hatırlatacak şeyler verilecek. Onlar, orada tertemiz eşler bulacaklar ve orayı mesken edinecekler.

————————o—————————–

7/1-Elif-Lam-Mim-Sad.

7/2-(Yücelerden) bir ilahi kelam indirildi sana artık gönlünde bu konuda herhangi bir şüpheye yer verme ki, onunla, (yoldan sapanları) uyarabilesin ve (böylece) inananlara da öğütte bulunabilesin:

7/3-Rabbinizin katından size indirilene uyun; Ondan başka önderlerin ardından gitmeyin. Ne kadar az tutuyorsunuz aklınızda bunu.

7/4-Biz (baş kaldıran) topluluklardan nicesini, gece vakti ya da güpegündüz dinlenirken ansızın gelip çatan cezamızla yok etmişizdir.

7/5-Ve cezamız başlarında koptuğu zaman, kendi kendilerine, “vah bize! Biz gerçekten zalim kimselerdik!” demekten başka söyleyecek sözleri olmamıştır.

7/6-Ve bu yüzden, kendilerine (ilahi) bir mesaj gönderilen herkesi, hiç şüphesiz, (Yargı Gününde) hesaba çekeceğiz. Ve yine hiç şüphesiz mesajla gönderilenleri(n kendilerini) de hesaba çekeceğiz.

7/7-Ve sonra kendilerine mutlaka (yapıp ettikleri hakkındaki şaşmaz) bilgimizi açacağız: çünkü hiçbir zaman (onlardan) uzak değildik.

7/8-Ve ölçme-tartma işi o Gün dosdoğru gerçekleşecek; ve tartıda (doğru ve yararlı davranışlarının) yükü ağır gelenler; işte böyleleridir mutluluğa erişecek olanlar;

7/9-Oysa, tartıda yükü hafif çekenler; işte, mesajlarımıza inatla karşı çıkmaları yüzünden kendilerini bedbahtlığa sürükleyecek olanlar da bunlardır.

7/34-Ve her toplum için bir vade belirlenmiştir: Öyle ki, vadeleri dolduğunda onu bir tek an olsun, ne geciktirebilirler ne de öne alabilirler.

7/35-Ey Ademoğulları! Size kendi aranızdan benim mesajlarımı ileten elçiler geldiğinde, kimler ki Bana karşı sorumluluk bilinci duyar ve kendilerini düzeltirlerse, işte onlar için korku yok; onlar üzülmeyecekler de;

7/36-ama ayetlerimizi yalanlamaya kalkanlar ve onlara kibirle tepeden bakanlar, işte orada kalmak üzere, ateşe girecek olanlar böyleleridir!

7/37-Kendi asılsız uydurmalarını Allaha yakıştıran ya da Allahın ayetlerini yalanlamaya kalkışan kimselerden daha zalim kim olabilir? Onlara (hayatta) nasip olarak her ne ki yazılmışsa kendilerini bulacaktır; ta ki, canlarını almak için elçilerimiz gelip (de) onlara: “Hani, nerde Allahtan başka çağırıp durduğunuz varlıklar?” deyinceye kadar. Ve (günahkarlar): “Bizi yüzüstü bıraktılar!” diye karşılık verecekler; ve (böylece), hakkı inkar eden kimseler oldukları konusunda kendi aleyhlerine tanıklık etmiş olacaklar.

7/38-(Bunun üzerine Allah): “Katılın öyleyse, ateşe sizden önce gömülüp giden görünmeyen varlıklar ve insanlar güruhuna!” (Ve) bir güruh (ateşe) girerken her seferinde kendi yandaşlarına lanet edecek; o kadar ki, onların hepsi, birbiri ardından oraya doluştuklarında, sonrakiler önden gidenler için (şöyle) diyecek: “Ey Rabbimiz! Bizi yoldan çıkaran işte bunlardı: öyleyse, onlara ateşle iki kat azap ver!” Allah: “Her biriniz iki kat azaba müstahaksınız ama bunu bilmiyorsunuz” diye cevap verecek buna.

7/39-Ve öncekiler, sonrakilere şöyle diyecek: “Demek ki, hiçbir bakımdan bizden üstün kimseler değilmişsiniz! Öyleyse, yaptığınız bütün o kötülükler için, tadın bu azabı!”

7/40-Gerçek şu ki, Ayetlerimizi yalanlamaya kalkışan ve onlara tepeden bakan kimselere göğün kapıları açılmayacaktır ve onlar, halatın iğne deliğinden geçebilmesinden daha kolay giremeyecekler cennete. Günaha gömülüp gidenleri Biz işte böyle cezalandırırız.

7/41-Cehennem onların hem dinlenme yeri hem de örtüleri olacak; zalimleri Biz işte böyle cezalandırırız.

7/42-Ama imana erişen, doğru ve yararlı işler yapan kimseler -(ki) şüphesiz, Biz kimseye taşıyabileceği yükten fazlasını yüklemeyiz- işte, ebediyen kalmak üzere cennete girecek olan bunlardır;

7/43-(ki, oraya girmeden önce) onların içlerinde (takılıp kalmış) olabilecek düşünce ya da duygu türünden uygunsuz ne varsa silip atacağız; orada önlerinde dereler-ırmaklar çağıldayacak; ve onlar: “Bütün övgüler, bizi bu (bahtiyarlığa) eriştiren Allaha yakışır; çünkü eğer O bize yol göstermeseydi biz asla doğru yolu bulamazdık! Ve Rabbimizin elçileri bize gerçekten de doğruyu söylemişler!” diyecekler. Ve (bir ses): “İşte geçmişte edip eyledikleriniz sayesinde kazandığınız cennet, bu!” diye yankılanacak

7/44-Ve cennetlikler, ateşliklere, “Rabbimiz bize ne söz verdiyse, bütünüyle gerçekleşmiş bulduk; ya siz, siz de Rabbinizin size vaat ettiği şeyi gerçekleşmiş buldunuz mu?” diye seslenecekler. (Berikiler): “Ah, evet!” diye karşılık verecekler. Bunun üzerine içlerinden bir ses haykıracak: “Allahın laneti, zalimlere elverir,

7/45-onlar ki, başkalarını Allahın yolundan çevirirler ve onu eğri, dolambaçlı göstermeye çalışırlar; ve onlar ki ahiret hayatının gerçek olduğunu kabule yanaşmazlar!”

7/46-Bu iki taraf arasında bir engel bulunacaktır. Ve orada, (hayattayken) kendilerine (eğri ile doğruyu) ayırt edebilme yetisi bahşedilmiş, onların her birini taşıdığı belirtiden tanıyan kimseler olacak. Ve (girmek için) can attıkları halde cennete (henüz) girmemiş olan bu kimseler cennetliklere: “Size selam olsun” diye seslenecekler.

7/47-Ve bakışlar ateş yolcularına doğru çevrilince: “Ey Rabbimiz, bizi şu zalim insanların arasına katma!” diyecekler.

7/48-Ve (hayattayken) bu ayırt etme yetisine sahip olanlar, görünüşlerinden (günahkar olduklarını) çıkardıkları kimselere: “Ne sağladı size” diye seslenecekler, “maldan, (mülkten) biriktirmeniz; geçmişinizle o boş kurumlanmanız?

7/49-Bir vakit haklarında, ‘Allah rahmetini asla böylelerine ulaştırmaz! diye kestirip attığınız kimseler, işte bunlar, (bu onurlandırılmış kimseler) mi? (Oysa, bakın, şimdi onlara:) “girin cennete; size korku yok, hüzün de duymayacaksınız! (diye sesleniliyor)”.

7/50-Ve ateşin yarenleri, cennetliklere: “Üzerimize biraz su dökün, yahut Allahın size bahşettiği (cennet) azıklar(ın)dan (atın bize)!” diye seslenecekler. (Berikiler:) “Doğrusu, Allah, gerçeği inkar edenleri her ikisinden de yoksun kılmıştır;

7/51-o kimseler ki, dünya hayatına kapılıp eğlenceyi ve geçici zevkleri dinleri haline getirmişlerdi.” diye karşılık verecekler. (Ve Allah:) “Onlar bu (Hesap) gününün gelip çatacağını nasıl gözardı edip unuttular ve ayetlerimizi nasıl inkar ettilerse biz de bugün onları öyle gözardı edeceğiz” diyecek,

7/52-”Çünkü Biz, gerçekten de onlara, inanacak bir toplum için bir doğru yol, içinde bilgiye dayalı ayrıntılı açıklamalarda bulunduğumuz bir kitap ulaştırdık”.

7/53-(İmdi), (inanmayanlar) o (Hesap Gününün) nihai anlamının açıklanmasından başka bir şey mi bekliyorlar? (Ne var ki), onun kesin anlamının açıklandığı Gün, onu vaktiyle umursamayan kimseler: “İşin doğrusu, Rabbimizin elçileri bize gerçeği söylemişlerdi! Şimdi, bizden yana aracılık yapacak kayırıcılarımız yok mu bizim? Yahut mümkün mü, (hayata) geri gönderilsek de edip eylediklerimizden başka türlü davransak?” diyecekler. Gerçek şu ki, onlar (böyle diyerek yalnızca) kendilerini aldatmış olacaklar ve onların bütün (bu) boş hayalleri yıkılıp kendilerini yüzüstü bırakacak.

7/179-Gerçek şu ki, Biz, cehennem için, kalpleri olup da gerçeği kavrayamayan, gözleri olup da göremeyen, kulakları olup da işitmeyen görünmez varlıklardan ve insanlardan çok canlar ayırmışızdır. Hayvan sürüsü gibidir bunlar; hayır hayır, doğru yolu kavramakta onlardan da aşağı: Körcesine dalıp gitmiş olanlar işte böyleleridir.

————————o—————————–

13Ra’d/35-Rabbinizin affına mazhar olmak ve Allah’a karşı sorumluluk bilinci duyanlar için hazırlanmış gökler ile yer kadar geniş bir cennete ulaşmak için birbirinizle yarışın;

——————————-o————————————

23Müminun/99-(Ölümden sonraki hayata inanmamakta direnip de kendi kendilerini aldatanlardan) herhangi birine sonunda ölüm gelip çatınca: “Ey Rabbim!” der, “Beni (hayata) geri döndür, izin ver döneyim

23/100-de (daha önce) gözardı ettiğim konularda dürüst ve erdemli işler göreyim!” Yoo, onun söylediği, şüphesiz, yalnızca (boş ve anlamsız) bir sözden ibarettir; çünkü (bir kere dünyayı terk etmiş bulunanların) ardında, yeniden diriltilecekleri Gün’e kadar (aşılması imkansız) bir (ölüm) engeli bulunmaktadır!

23/101-Ve sonra, (kıyamet) suru üflendiği zaman, o Gün artık ne aralarındaki kan bağları işe yarayacaktır ne de birbirlerine (olup biten hakkında) soru sorabileceklerdir.

23/102-Ve (o Gün, iyi eylem ve davranışları) tartıda ağır gelen kimseler; işte kurtuluşa erişecek olanlar böyleleridir.

23/103-Ama tartıda hafif çekenlere gelince; işte, cehennemde yerleşip kalmak üzere kendi kendilerine yazık edenler de böyleleridir;

23/104-ateş onların yüzlerini kavuracak ve dudakları acıdan çarpılmış olarak orada kalakalacaklar.

23/105-(Ve Allah onlara:) “Mesajlarım size ulaştırılmamış mıydı ve siz de onları yalanlayıp durmamış mıydınız?” (diyecek).

23/106-”Ey Rabbimiz!” diye yakaracaklar, “Bize kötü talihimiz galebe çaldı ve biz de bu yüzden eğri yola saptık!

23/107-Ey Rabbimiz, bizi buradan çıkar, eğer tekrar (günaha) dönersek, o zaman, gerçekten zalim kimseler oluruz!”

23/108-(Fakat Allah onlara:) “Kalın kaldığınız yerde (bu bayağılığınızla)! Ve Benimle bir daha asla konuşmayın!” diyecek.

23/109-”Bakın, kullarımın arasında, ‘Ey Rabbimiz! Biz (Sana) inandık; öyleyse, bizim günahlarımızı bağışla ve bize acı, çünkü gerçek acıyan(ımız), esirgeyen(imiz) Sensin! diyenler de vardı;

23/110-fakat siz onları alay konusu yaptınız; öyle ki, bu sonunda size Beni anmayı büsbütün unutturdu; çünkü hep gülüp durdunuz onlara.

23/111-(Ama,) bakın, güçlüklere göğüs germelerinden ötürü bugün onları mükafatlandırdım: işte, bahtiyar olacak olanlar böyleleridir!”

23/112-(Ve Allah, azaptakilere:) “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye soracak.

23/113-”Orada bir gün kaldık yahut bir günden daha az; bunu (zamanı) saymasını bilenlere sor…” diye cevap verecekler.

23/114-(Bunun üzerine, Allah:) “Orada sadece az bir vakit kaldınız; bunu bir bilseydiniz!

23/115-Sizi boş ve anlamsız bir oyun için yarattığımızı ve Bize dönmek zorunda olmadığınızı mı sanıyordunuz?”

23/116-Öyleyse, artık (bilin ki) Allah yüceler yücesidir; mutlak hüküm ve egemenlik sahibidir; nihai gerçektir; O’ndan başka tanrı yoktur; çok yüce, çok cömert hükümranlık makamının sahibi O’dur!

23/117-Öyleyse artık, kim ki, hakkında hiçbir delile sahip olmadığı halde Allah’la beraber başka bir tanrıya yakarırsa bunun hesabını Rabbinin katında mutlaka verecektir (ve) şüphesiz, hakkı böylece inkar etmiş olanlar asla kurtuluşa, esenliğe erişemeyeceklerdir!

23/118-Öyleyse, (ey inanan kişi,) de ki: “Rabbim! (Beni) bağışla, (bana) acı; çünkü gerçek acıyan, esirgeyen Sensin!”

————————–o——————————–

37Saffat/20-Ve “Eyvah!” diyecekler, “İşte Hesap Günü bugündür!”

37/21-(Ve onlara şöyle denilecek:) “Bu, yalanlamış olduğunuz (gündür, şaşmaz hakikat ile sahte ve yalan arasında) ayrım günüdür!”

37/22-(Ve Allah şöyle buyuracaktır:) “Toplayın bütün o zalimleri, kendileri gibi olanlarla ve bütün o Allah’tan başka taptıkları (ile) birlikte;

37/23-Ve hepsini yakıcı ateşin yoluna sürün,

37/24-Ve onları (orada) tutun!” (O zaman) böylelerine sorulacak:

37/25-”Size ne oldu ki (şimdi) birbirinize yardım etmiyorsunuz?”

37/26-Hayır, onlar o Gün isteyerek (Allah’a) teslim olacaklar;

37/27-Fakat (çok geç kaldıklarından) birbirlerine dönüp bakacaklar ve birbirlerinden (geçmiş günahlarının yükünü hafifletmelerini) isteyecekler.

37/28-(Onların) bir kısmı: “Bakın” diyecek, “Siz bize (ayartma niyetiyle) sağdan yaklaşırdınız!”

37/29-Ötekiler, “Hayır” diyecekler, “aslında siz kendiniz imandan zerre kadar nasip almamıştınız!

37/30-Üstelik sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu, bilakis, siz küstahça bir kibire kapılmıştınız!

37/31-Fakat şimdi Rabbimizin sözü bizim (de) aleyhimize çıktı, biz (günahlarımızın acı meyvesini) mutlaka tadacağız.

37/32-O halde, sizi derin bir sapıklığa ittiğ(imiz eğer doğruysa), o zaman biz de vahim bir sapıklığa düşmüşüzdür!”

37/33-O Gün onların hepsi ortak azaplarını paylaşacaklar.

37/34-Günaha batmış olanlara işte böyle davranacağız:

37/35-Çünkü bakın, ne zaman onlara “Allah’tan başka ilah yoktur!” denilse küstahça böbürlenirlerdi

37/36-Ve “Mecnun bir şairin sözüyle biz ilahlarımızı mı terk edeceğiz?” derlerdi.

37/37-Hayır, asla! (Sizin deli şair dediğiniz) o kişi hakikati getirmiştir; ve o, (Allah’ın önceki) elçilerinin (bildirdikleri) hakikati tasdik etmektedir.

37/38-Bakın siz, (öteki dünyada) acıklı azabı tadacaksınız,

37/39-Ama yapmış olduğunuzdan başka bir şeyle cezalandırılmayacaksınız.

37/40-Ancak Allah’ın halis kullarına böyle davranılmayacak:

37/41-(öteki dünyada) onlar için, yabancısı olmadıkları bir rızk hazırlanacaktır

37/42-(yeryüzündeki hayatlarının) ürünü olarak ve onlar ağırlanacaklardır

37/43-Nimet bahçelerinde,

37/44-Mutluluk tahtları üzerinde birbirlerine (sevgi ile) bakışarak.

37/45-Aralarında dupduru pınarlardan (içecekle doldurulmuş) bir kase dolaştırılacak,

37/46-Berrak ve içenlere tat veren (bir içecek);

37/47-Çarpmayan ve sarhoşluk vermeyen.

37/48-Ve yanlarında yumuşak bakışlı, güzel gözlü eşler olacak,

37/49-Gizlenmiş (deve kuşu) yumurtaları gibi (kusursuz) eşler.

37/50-Hepsi dönüp (geçmiş hayatları hakkında) birbirlerine sorular soracaklar.

37/51-İçlerinden biri şöyle diyecek: “Bakın, benim (yeryüzünde) bir arkadaşım vardı,

37/52-(Bana) derdi ki, ‘Ne? Sen onun doğru olduğuna gerçekten inananlardan mısın,

37/53-Ölüp toz ve kemik yığını haline geldikten sonra yargılanacağımıza!”

37/54-(Ve) ekleyecek: “Bakmak (ve onu görmek) ister misiniz?”

37/55-Bunun üzerine dönüp bakar ve o (arkadaşı)nı yanan ateşin ortasında görür;

37/56-Ve “Aman Allahım!” der, “(Ey eski arkadaşım), neredeyse (beni de) mahvedecektin!

37/57-Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de (şimdi) (azaba) uğratılanlar arasında olurdum!

37/58-Ama sonra, (ey cennetteki arkadaşlarım,) biz gerçekten (bir daha) ölmeyeceğiz,

37/59-Önceki ölümümüz dışında ve (bir daha) azaba uğratılmayacağız, değil mi?

37/60-İşte bu; bu, gerçekten müthiş bir mazhariyettir!”

37/61-(Allah yolunda) çalışanlar, demek ki böyle bir şey için çalışırlar!

37/62-Böyle (bir cennet) mi daha iyi bir ağırlanmadır, yoksa (cehennemin) ölümcül meyve ağacı mı?

37/63-Gerçek şu ki, biz o (ağac)ı zalimler için bir sınama aracı yaptık,

37/64-Zira o, (cehennemin) yakıcı ateşinin ortasında büyüyen bir ağaçtır,

37/65-Meyvesi şeytanların kellesi gibi (tiksindirici)dir;

37/66-Ve (zalim)ler ondan yemeye ve karınlarını onunla doldurmaya mahkumdurlar.

37/67-Bunun da üzerinde, onlar korkunç bir ümitsizlik (cezası)na çarpılacaklardır!

37/68-Ve bir kez daha (söyleyelim): yakıcı ateş onların nihai durağı olacaktır;

————————o—————————–

38Sad/50-Kapıları ardına kadar açık sonsuz mutluluk, esenlik bahçeleri,

38/51-Orada uzanıp dinlenecekler; (ve) her tür meyveyi ve içeceği, (serbestçe) isteyebilecekler,

38/52-Yanıbaşlarında yumuşak bakışlı, uyumlu eşler olacak.

38/53-İşte bu, Hesap Günü için size verilen sözdür:

38/54-Bu, (size) vereceğimiz tükenmeyen nimetimizdir!

38/55-Bu, (dürüst ve erdemliler içindir); doğruluk ve dürüstlük sınırlarını aşanları ise en kötü bir akibet beklemektedir.

38/56-Onlar cehennemi tadacaklar, ne feci bir meskendir o!

38/57-Bu, (işte böyleleri içindir,) öyleyse bırak tatsınlar: yakıcı bir ümitsizlik ve buz gibi bir karanlık,

38/58-Ve aynı cinsten azap üstüne azap!

38/59-(Ve onlar birbirlerine soracaklar: “Gördünüz mü) sizinle birlikte körükörüne (günaha) dalan bu kalabalığı? Rahat yüzü görmesin onlar! Elbet onlar (da) ateşi tadacaklar!”

38/60-(Ve) onlar, (ayartılmış olanlar,) feryad edecekler: “Hayır, asıl (sorumlu) sizsiniz! Siz rahat yüzü görmeyin! Bunu başımıza getiren sizsiniz: Ne kötü bir yer burası!”

38/61-(Ve) “Ey Rabbimiz!” diye yalvaracaklar, “Bunu kim başımıza getirdiyse onun ateş içindeki azabını kat kat artır!”

38/62-Ve ekleyecekler: “Nasıl olur da (dünyada) çarpılmış olanlar arasında saydıklarımızı(n hiç birini) burada görmeyiz,

38/63-(Ve) kendileriyle alay ettiklerimizin? Yoksa (onlar burada da) biz mi göremiyoruz?

38/64-Cehennem sakinlerinin karşılıklı çekişmeleri (ve şaşkınlıkları) işte böyle sürüp gidecek!

—————————–o——————————————–

40Mü’min/69-Görmez misin, Allah’ın mesajlarını sorgulayanlar hakikati nasıl da görmezden geliyorlar?

40/70-(Şunlar,) bu ilahi kelamı ve (aynı şekilde, geçmişteki) elçilerimizle göndermiş olduğumuz bütün (mesajları) yalanlayanlar? Ama onlar zamanı gelince (ne kadar kör olduklarını) göreceklerdir, (Hesap Günü bunu görecekler),

40/71-ki o Gün boyunlarında (kendi elleriyle yaptıkları) zincirleri ve halkaları taşımak zorunda kalacaklar ve sürüklenecekler

40/72-yakıcı bir ümitsizliğe; ve sonunda (cehennem) ateşi için yakıt olacaklar.

40/73-Sonra onlara sorulacak: “Şimdi neredeler sizin ilahlık yakıştırdığınız (güçler)?

40/74-Allah’ın yanısıra (ilahlık yakıştırdıklarınız)?” (Şöyle) cevap verecekler: “Onlar bizi yüzüstü bıraktılar; daha doğrusu, geçmişte yalvarıp sığındıklarımız, aslında hiç yoklardı!” (Ve onlara:) “İşte Allah hakikati inkar edenleri böyle şaşırtır; (denilecektir,)

40/75-bu durum, sizin yeryüzünde hiçbir doğru(luk endişesi) taşımadan küstahça böbürlenmenizin ve kendinizi beğenmişliğinizin bir ürünüdür!

40/76-(Şimdi) içinde yaşayıp kalacağınız cehennemin kapılarından girin içeri! Yersiz gurura kapılanlar için orası ne dehşetli bir yerdir!”

——————o——————————–

43Zuhruf/69-(Siz ey) mesajlarımıza iman etmiş ve kendilerini Bize teslim etmiş olanlar!

43/70-Siz ve eşleriniz, sevinç ve mutlulukla cennete girin!”

43/71-(Orada) altın tepsiler ve kadehler ile karşılanacaklar ve canlarının istediği ve hoşlanacağı her şeyi orada bulacaklar. Ve siz orada oturup kalacaksınız (ey inananlar!)

43/72-Geçmişte yaptıklarınız sayesinde hak edeceğiniz cennet işte böyledir!

43/73-(bu yaptıklarınızın) meyvelerini bolca görecek (ve) onları tadacaksınız!

43/74-(Ama) dikkat edin, günaha batmış olanlar cehennem azabı içinde kalacaklar:

43/75-bu (azap), onlar için hiç hafifletilmeyecek ve orada çaresizlik, ümitsizlik içinde kaybolup gidecekler.

43/76-Onlara haksızlık yapacak olan Biz değiliz, ama onlardır kendi kendilerine haksızlık yapanlar.

————————–o————————————————–

44Duhan/40-Gerçek şu ki, (doğru ile yanlış arasında) Karar Günü, onların tümü için belirlenmiş olan bir gündür.

44/41-Ki o Gün hiç kimsenin arkadaşına bir hayrı dokunmayacak ve hiç kimse bir yardım görmeyecektir,

44/42-Allah’ın rahmetini ve şefkatini bağışladığı kimseler hariç. Yalnız O, kudret sahibidir, rahmet kaynağıdır.

44/43-Gerçek şu ki, (öteki dünyada) ölümcül meyve ağacı

44/44-Günahkarların gıdası olacaktır:

44/45-Tıpkı karın boşluğunda kaynayan sıvı kurşun gibi,

44/46-Tıpkı kabaran yakıcı ümitsizlik gibi.

44/47-(Ve emir gelecektir:) “Onu yakalayın (ey cehennem güçleri) ve yanan ateşin ortasına sürükleyin;

44/48-Sonra başının üstüne yakıcı ümitsizliğin acısını boşaltın!

44/49-Bunları tat ey (yeryüzünde) kendini böyle kudret sahibi, böyle üstün gören!

44/50-İşte siz (hakikat inkarcı)larının sorguladığı şey budur!”

44/51-(Buna karşılık,) Allah’a karşı sorumluluk bilinci duyanlar, kendilerini emniyet içinde bulacaklardır,

44/52-Bahçeler ve pınarlar arasında,

44/53-İpek ve altından giysiler içinde birbirlerine (sevgiyle) yaklaşarak.

44/54-İşte böyle olacak. Ve Biz onları güzel gözlü saf ve temiz eşler ile birleştireceğiz.

44/55-Orada, (cennette,) güven içinde, (geçmiş fiillerinin) bütün meyvelerini (meşru şekilde) isteyip tadabilecekler;

44/56-Ve orada önceki ölümlerinden sonra (başka) bir ölüm tatmayacaklar. Böylece Allah, onları yakıcı ateşin azabından korumuş olacaktır.

44/57-Rabbinizin bir lütfu bu ve en büyük zafer bu olacak!

44/58-Böylece (ey Peygamber!) Biz bu (ilahi kelamı) senin kendi dilinde kolay anlaşılır kıldık ki, insanlar düşünüp ondan ders alabilsinler.

44/59-Öyleyse (geleceğin ne getireceğini) bekle! Unutma, onlar da bekliyorlar.

——————————o———————————————-

47Muhammed/15-Allah’a karşı sorumluluk bilinci duyanlara vaad edilmiş olan cennet örneği -(bir cennet ki) içinde zamanın bozamadığı sudan ırmaklar, tadı hiç değişmeyen sütten ırmaklar, içene lezzet veren şaraptan ırmaklar ve saf süzme baldan ırmaklar var ve içinde (yaptıkları güzel işlerin) bütün meyvelerini ve Rablerinin mağfiretini tadabilme (imkanı) var- işte bu (cennet), ateşi mesken edinenlerin ve bağırsaklarını parçalaması için yakıcı ümitsizlik sularını içmeye mahkum edilenlerin (hak ettikleri karşılık) ile bir olur mu?

————————————o————————————-

52Tur/1-Düşün Sina Dağı’nı!

52/2-Düşün (Allah’ın) vahyi(ni), ki işlenmiştir

52/3-açık tomarlar üstüne.

52/4-Ayakta kalan (ibadet) evi(ni) düşün!

52/5-Düşün yüksek (göğün) tavanı(nı)!

52/6-Kabaran denizi düşün!

52/7-Gerçek şu ki (ey insanoğlu!) Rabbin tarafından (günahkarlar için) öngörülmüş olan azap, kesinlikle vuku bulacaktır.

52/8-ona hiç kimse engel olamaz.

52/9-Göklerin (büyük) bir sarsıntı ile sarsılacağı o Gün (bu azap gerçekleşecek),

52/10-ve dağların (korkunç) bir hareketle (yerlerinden oynayıp) harekete geçecekler(i Gün).

52/11-Vay haline o Gün hakikati yalanlayanların,

52/12-(bütün hayatları boyunca) tamamen boş şeylerle oyalanıp duranların;

52/13-Onlar, o Gün (karşı konulamaz bir) darbe ile cehennem ateşine atılacaklar (ve kendilerine denilecek:)

52/14-”Bu, sizin yalanlamış olduğunuz ateştir!

52/15-Peki bu, bir yanılsama mıydı yoksa (doğruluğunu) görmek istemediğiniz bir şey mi?

52/16-(İşte şimdi) onu çekin! Ama (ister) sabredin, ister etmeyin, sizin için fark etmez. Siz, yalnızca yapmış olduğunuzun karşılığını görüyorsunuz.”

52/17-(Ama,) Allah’a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar kendilerini (o Gün) bahçelerde ve esenlik içinde bulacaklar,

52/18-Rablerinin kendilerine bağışlayacağı şeyler ile mutluluk bulacaklar çünkü Rableri onları yakıcı ateşin azabından koruyacaktır.

52/19-(Ve onlara:) “Yapmış olduklarınızın karşılığı olarak afiyetle yiyip için,

52/20-sıra sıra dizilmiş (mutluluk) sedirlerine uzanarak!” (denilecek.) Ve (cennette) saf ve temiz, güzel gözlü eşler ile onları evlendireceğiz.

52/21-Kendileri iman eden ve soyları bu imanı sürdürecek olanlara gelince, Biz onları soyları ile bütünleştirecek ve işlerini heder ettirmeyeceğiz (ama, sonuçta) herkes kendi kazandığının hesabını verecek.

52/22-Biz onlara meyveyi ve eti bolca vereceğiz, ne isterlerse hepsini.

52/23-ve orada, (cennette), birbirlerine, boş konuşturmayan ve günaha sokmayan kaseler uzatacaklar.

52/24-Ve onları (ölümsüz) gençlikler bekleyecek, (sanki) kendi kendilerinin (çocuklarıymış gibi), kabuklarının içinde saklanan inciler gibi (saf ve temiz).

52/25-Ve (böylece nimet tattırılanlar,) birbirlerine dönerek (geçmişte yaşadıkları hakkında) sorular soracaklar.

52/26-Onlar, “Bakın” diyecekler, “eskiden, çoluk çocuğumuz arasında yaşadığımız sıralarda, (Allah’ın bizden razı olmadığını düşünerek) korku içindeydik;

52/27-ve bu durumdayken Allah bizi lütfuyla inayetlendirdi ve (çaresizliğin) yakıcı fırtınalarının azabından bizi korudu.

52/28-Şüphesiz biz bundan önce (yalnız) O’na yalvarırdık. (Ve O, bize şimdi gösterdi ki) yalnız O’dur gerçekten iyilik eden ve gerçek rahmet kaynağı!”

52/29-Öyleyse (ey Muhammed! Bütün insanlara) öğüt ver! Çünkü, Rabbinin rahmetiyle, sen ne bir kahinsin, ne de bir deli.

52/30-Yoksa onlar: “(O, yalnızca) bir şair(dir); bekleyip görelim zaman ona neler yapacak” mı diyorlar?”

52/31-De ki: “(Öyleyse,) ümitle bekleyin! Ben de sizinle birlikte ümitle bekleyeceğim!”

52/32-Akılları mı onlara bu (tavrı takınmaları)nı telkin ediyor, yoksa (bu hal) (sadece) kaba bir küstahlığın eseri midir?

52/33-Yoksa onlar: “Bu (mesaj)ı kendisi uydurmuştur!” mu diyorlar? Hayır, tersine, onlar (gerçeği biliyor, ama) inanmak istemiyorlar!

52/34-Ama, (eğer onu basit bir faninin işi olarak görüyorlarsa) ona benzeyen başka bir söylem üretsinler (de görelim!) Söyledikleri doğru mu, değil mi?

52/35-(Yoksa onlar, Allah’ın varlığını inkar mı ediyorlar?) Kendileri, hiçbir (sebep) olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendi kendilerinin mi yaratıcılarıdırlar?

52/36-(Ve) gökleri ve yeri onlar mı yarattı? Hayır, ama onlar hiçbir şey hakkında kesin bir inanca sahip değiller!

52/37-(Nasıl olabilirler ki?) Rabbinin hazineleri onlarda mı? Onlar mı (kaderden) sorumlular?

52/38-Yoksa onların (nihai hakikatlere yükselecekleri ve insan kavrayışının ötesindekini) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse, (onu) dinlemiş olanlardan birisi (bilgisinin) açık bir delilini getirsin!

52/39-Yahut, (eğer Allah’a inanıyorsanız), siz (yalnız) erkek çocuk sahibi olurken O(nun) kız çocuk sahibi (olmayı tercih ettiğine nasıl inanırsınız?)

52/40-Yoksa (ey Muhammed, senin mesajını reddedenler, seni dinlerlerse) onlardan bir karşılık isteyeceğinden ve kendilerini borç altına sokacağ(ından mı korkuyorlar?)

52/41-Yoksa, (bütün mevcudatın) gizli gerçekliğinin, (zamanı geldiğinde) yazabilmeleri için kendi kavrayış alanları içine gireceği(ni mi sanıyorlar)?

52/42-Yoksa (seni çelişkilerin) tuzağına mı düşürmek istiyorlar? Ama aslında tuzağa düşenler onlardır, o hakikati inkar edenler!

52/43-O halde, Allah’tan başka bir tanrıları mı var? Allah, sınırsız şanıyla insanların O’na yakıştırdığı ortaklardan münezzehtir!

52/44-Ama onlar, (hakikati) görmeyi reddedenler, gökyüzünde bir parçanın düşmekte olduğunu görselerdi, (yalnızca) “O, bir bulut yığını(ndan ibaret)tir!” derlerdi.

52/45-Bundan böyle, dehşete kapılacakları (Hesap) Günü ile karşılaşıncaya kadar kendi hallerine bırak onları!

52/46-O Gün komplolarının kendilerine hiçbir faydası olmayacak ve hiçbir yardımcı bulamayacaklar…

52/47-Gerçek şu ki zulüm işlemeye şartlanmış olanları, (öteki dünyadaki korkunç azaptan) daha yakın bir azap beklemektedir ama çoğu bunun farkında değil.

52/48-O halde Rabbinin hükmünü sabırla bekle, çünkü sen gözümüzün önündesin; ve her ne zaman ayağa kalkarsan Rabbinin sınırsız şanını hamd ile yücelt!

52/49-Gece ve bütün yıldızların çekildiği an O’nun şanını yücelt!

—————————–o———————————————-

55Rahman/37-Gök parça parça yarıldığı ve (yanık) yağ gibi kızıllaştığı zaman:

55/38-Hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz Rabbinizin?

55/39-O Gün ne insana ne de görünmez varlığa günahları hakkında bir şey sorulmayacaktır.

55/40-Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz?

55/41-Bütün günahkarlar işaretlerinden tanınacak ve alınları ile ayaklarından yakalanacaklar!

55/42-Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz?

55/43-İşte bu, günahkarların (şimdi) yalanladıkları cehennemdir:

55/44-Onlar, cehennem ile (kendi) yakıcı ümitsizlikleri arasında gidip gelecekler!

55/45-Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz?

55/46-Rablerinin huzuruna korku içinde çıkanlar için iki (cennet) bahçe(si hazırlanmıştır.)

55/47-Öyleyse, hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz Rabbinizin?

55/48-Türlü türlü harika renkler (ile bezenmiş iki bahçe).

55/49-Öyleyse, hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz Rabbinizin?

55/50-Bu iki (bahçenin her birin)de iki çeşme akacak.

55/51-Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz?

55/52-İkisinde de her meyveden iki cins bulunacak.

55/53-Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz?

55/54-(İşte böyle bir cennette, kutsananlar) atlastan dokunmuş halılara uzanarak (hayat sürecekler); ve bu iki bahçenin meyvesi kolayca erişebilecekleri yerde bulunacak.

55/55-Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz?

55/56-Bu (bahçe)lerde, ne insanın ne de görünmez bir varlığın daha önce hiç dokunmadığı yumuşak bakışlı eşler bulunacak.

55/57-Öyleyse, hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz Rabbinizin?

55/58-İncilerin ve yakutların (güzelliği) gibi (muhteşem güzellikler vaad edildiği zaman,)

55/59-Hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz Rabbinizin?

55/60-İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?

55/61-O halde, hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz Rabbinizin?

55/62-Ve o ikisinin yanında (başka) iki bahçe daha olacak;

55/63-O halde, hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz Rabbinizin?

55/64-Yemyeşil iki (bahçe).

55/65-O halde, hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz Rabbinizin?

55/66-Bu iki (bahçe)nin (her birinde) iki kaynak fışkıracak.

55/67-O halde, hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz Rabbinizin?

55/68-Onların ikisinde de (çeşit çeşit meyveler), hurmalar ve narlar olacak.

55/69-O halde, hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz Rabbinizin?

55/70-Ve bu (bahçeler)de (her)şeyin en muhteşemi ve en güzeli bulunacak.

55/71-O halde, hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz Rabbinizin?

55/72-(Kutsananlar, orada, harika) çadırlarda saf ve çekingen, yumuşak huylu eşleri (ile birlikte yaşayacaklar).

55/73-O halde, hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz Rabbinizin?

55/74-Daha önce ne bir insanın ne de görünmez varlığın dokunmadığı (eşler).

55/75-O halde, hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz Rabbinizin?

55/76-(Onlar, böyle bir cennette) yeşil çimenler ve harikulade güzellikte halılar üzerinde uzanarak (hayat sürecekler).

55/77-O halde, hangi nimet ve kudretini inkar edebilirsiniz Rabbinizin?

55/78-İhtişam sahibi ve kerim Rabbinin ismi ne yücedir!

———————————-o——————————————–

56Vakıa/10-Önde olanlar ise (hayatta iken, inanç ve güzel fiillerde) öne çıkanlar olacak.

56/11-(Her zaman) Allah’a yakınlık sağlayanlar!

56/12-(Onlar) esenlik ve mutluluk bahçelerinde (yaşayacaklar,)

56/13-Çoğu eski zamanların,

56/14-Ama (sadece) pek azı sonraki dönemlerin (insanları).

56/15-Onlar, altın işlemeli mutluluk tahtlarına (kurulacaklar),

56/16-(Ve) birbirlerine (sevgi ile) bakarak uzanacaklar.

56/17-Onları ölümsüz gençlikler bekleyecek,

56/18-Tertemiz kaynakların suyundan doldurulmuş kaseler, ibrikler ve fincanlarla,

56/19-Ne kafalarını dumanlayan ne de onları sarhoş eden (bir su)

56/20-Ve seçebilecekleri her çeşit meyveyle,

56/21-Ve canlarının çekebileceği her çeşit kuş etiyle.

56/22-Ve en güzel gözlü saf ve temiz eşler (yanlarında olacak),

56/23-Kabuklarının içinde saklı bulunan inciler gibi.

56/24-(Hayatta iken) yaptıklarının bir ödülü (olacak bu).

56/25-Orada ne boş konuşmalar duyacaklar, ne de günaha yönelten bir çağrı,

56/26-Ama sadece iç sükuneti ve barış müjdesi.

56/27-Dürüst ve erdemli bir hayat yaşayanlara gelince, nedir bu dürüst ve erdemli hayat sürenler(in ödülü)?

56/28-(Onlar,) meyve dolu sidre ağaçları arasında (bulacaklar kendilerini),

56/29-Çiçeklerle bezenmiş akasyalar,

56/30-Genişçe yayılmış gölgeler,

56/31-Fışkıran sular,

56/32-Ve bol bol meyveler,

56/33-Hiç eksilmeyen, hiç tükenmeyen.

56/34-Ve yüceltilmiş eşler(i onlarla olacak):

56/35-Çünkü, Biz onları yenilenmiş bir hayatta tekrar var etmiş olacağız,

56/36-Ve bakireler olarak dirilteceğiz,

56/37-Sevgi dolu ve uyum içinde,

56/38-Dürüst ve erdemli olanlarla:

56/39-Bir kısmı eski zamanlardan,

56/40-Bir kısmı da sonraki zamanlardan.

56/41-Kötülükte ısrar edenlere gelince, nedir bu kötülük ısrarcıları(nın cezası)?

56/42-(Onlar,) kavurucu rüzgarlar ve yakıcı bir ümitsizlik içinde (bulacaklar kendilerini),

56/43-Ve siyah duman gölgesinde,

56/44-Ne serinleten, ne de rahatlatan (bir gölge).

56/45-Çünkü, geçmişte onlar kendilerini tamamen hazlara kaptırmışlardı,

56/46-Çirkin günahlar işlemekte inat ediyorlardı,

56/47-Ve diyorlardı ki: “Ne Yani! Biz ölüp de toz ve kemik yığını haline geldikten sonra mı diriltileceğiz yeniden?

56/48-Ve eski atalarımız da mı?”

56/49-De ki: “Daha önce yaşamış olanlar da, sonrakiler de

56/50-(Yalnızca Allah tarafından) bilinen bir Gün’ün belirlenmiş olan bir vaktinde bir araya getirilecekler;

56/51-Ve o zaman, siz ey yoldan sapmış ve hakikati yalanlamış olanlar,

56/52-Siz kesinlikle ağulu meyve ağacından tadacaksınız,

56/53-Ve karnınızı onunla dolduracaksınız,

56/54-Ve yakıcı ümitsizliği (yudum yudum) içeceksiniz,

56/55-Doymak bilmez susuz develerin içişi gibi içeceksiniz!”

56/56-Hesap Günü onların karşılanışı işte böyle olacak!

———————–o———————————————

75Kıyamet/1-Kıyamet Günü’nü tanıklığa çağırırım!

75/2-İnsan vicdanının kınayan sesini tanıklığa çağırırım!

75/3-İnsan, (onu tekrar diriltip) kemiklerini yeniden bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor?

75/4-Hayır, kesinlikle! Onu parmak uçlarına kadar yeniden var etmeye kadiriz!

75/5-Ama yine de insan, önüne serilmiş olan şeyi inkara kalkışır,

75/6-ve (istihza ile) sorar: “Şu Kıyamet Günü ne zaman gelecekmiş?”

75/7-Ama (o Gün,) gözler korku ile açıldığında,

75/8-ve ay karanlığa gömüldüğünde,

75/9-ve güneş ile ay bir araya getirildiğinde,

75/10-o Gün insan haykıracak: “(Eyvah!) Nereye kaçayım?”

75/11-Hayır! Bir sığınak yok (senin için, ey insan)!

75/12-O Gün bütün yolların varış yeri, Rabbinin katı olacak!

75/13-O Gün insana, yaptığı ve yapmadığı her şey bildirilecek:

75/14-hayır, aslında insan, kendi aleyhine şahitlik yapacak,

75/15-mazeretler bulup kendi (yaptıkları)nı gizlemeye çalışsa bile.

75/16-(Vahyin sözlerini tekrarlarken) dilini hızla oynatıp durma;

75/17-çünkü onu (senin kalbine) yerleştirmek ve (gerektiğinde) okutturmak Bizim işimizdir.

75/18-Böylece, onu telaffuz ettiğimiz zaman, kelimelerini (bütün zihnini vererek) takip et,

75/19-sonra onun anlamını açıklamak da Bize düşer.

75/20-(Çoğunuz) bu geçici hayatı seviyorsunuz,

75/21-ama öteki dünyayı (ve Hesap Günü’nü) hiç düşünmüyorsunuz!

75/22-Bazı yüzler o Gün mutlulukla parlayacak,

75/23-Rablerine bakarken;

75/24-ve o Gün bazı yüzler ümitsizlikle kararacak,

75/25-çatırdatan bir felaketin başlarına gelmek üzere olduğunu bilerek.

75/26-Ne zaman ki, (son nefes, ölen birinin) boğazına gelip düğümlenir,

75/27-ve insanlar: “(onu kurtaracak) bir hekim yok mu?” diye sorarlar;

75/28-kendisi de bilir ki bu ayrılma vaktidir,

75/29-ve ölüm sancıları ile örülmektedir:

75/30-işte o zaman gidişinin Rabbine doğru olduğunu hisseder!

75/31-(Artık son pişmanlık fayda etmez) çünkü (yaşadığı sürece) hakikati kabul etmedi ve (aydınlığa kavuşmak için) namaz kılmadı;

75/32-tam tersine, hakikati yalanladı ve (ondan) uzaklaştı,

75/33-ve sonra böbürlenerek geldiği yere döndü.

75/34-(Ama ey insan, akibetin geliyor her dakika) yakınına, daha da yakınına,

75/35-yakınına, daha da yakınına!

75/36-İnsan, başıboş bırakılacağını ve dilediği gibi hareket edebileceğini mi sanır?

75/37-O, bir zamanlar (sadece) akıtılan bir meni damlası değil miydi,

75/38-ve sonra döllenmiş hücre; bu safhada Allah (onu) yaratmış ve olması gerektiği gibi şekil vermişti,

75/39-ve ondan iki cinsi, erkeği ve dişiyi var etmişti?

75/40-Öyleyse, Allah, ölüyü hayata yeniden döndüremez mi?

——————————–o————————————–

76İnsan/3-Gerçek şu ki, Biz ona yolu/yöntemi gösterdik; şükredici, ya da nankör (olması artık kendisine kalmıştır).

76/4-(Şimdi) bakın, Biz hakikati inkar edenler için zincirler, halkalar ve yakıcı bir ateş hazırladık;

76/5-(Halbuki) gerçek erdem sahipleri, hoş kokulu çiçekler ile tatlandırılmış bir fincandan içerler.

76/6-Bir (kutlu) kaynak ki Allah’ın kulları ondan içerler, suyu bol bol akan (o kaynaktan).

76/7-(Gerçek erdem sahipleri) onlar(dır ki,) sözlerini yerine getirirler ve şiddeti yayılıp genişleyen bir Gün’ün korkusunu duyarlar.

76/8-Ve kendi istekleri ne kadar çok olursa olsun, muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yedirirler,

76/9-(Ve kendi kendilerine konuşurlar:) “Biz sizi yalnız Allah rızası için doyuruyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz.

76/10-Doğrusu, sıkıntı ve dehşet dolu bir Gün’de Rabbimize (vereceğimiz) hesabın korkusunu duyuyoruz!”

76/11-Ve bu yüzden Allah onları o Gün’ün dehşetinden koruyacak, aydınlık ve sevinç verecektir,

76/12-Ve onları sıkıntılara karşı sabrettikleri için (kutlu bir) bahçe ve ipek(ten giysiler) ile ödüllendirecektir.

76/13-Orada sedirlere uzanacaklar ve ne (yakıcı bir) güneş, ne de şiddetli bir soğuk görmeyecekler,

76/14-Çünkü o (bahçe)nin (kutlu) gölgeleri başlarını örtecek ve meyve salkımları kolayca alınacak şekilde (yere doğru) sarkıtılacaktır.

76/15-Onlar gümüşten kaplar ve kristal(e benzeyen) kadehlerle karşılanacaklar

76/16-Kristal benzeri, (ama) gümüşten- ve hacimlerini yalnız kendileri tesbit edecek.

76/17-Ve (cennette) kendilerine zencefille tatlandırılmış bir fincan içecek verilecek,

76/18-Oradaki “Selsebil” isimli bir kaynak(tan).

76/19-Ve onları ölümsüz gençlikler bekleyecek, gördüğün zaman saçılmış inciler sanacağın (gençlikler);

76/20-Ve (nereye) baksan, (yalnız) kutsanmışlık ve aşkın bir düzen göreceksin.

76/21-O (kutsanmış kimse)lerin üzerinde yeşil ipekten ve atlastan giysiler olacak. Onlar gümüş bilezikler ile süslenecekler. Ve Rableri onlara en temiz içeceklerden ikram edecek.

76/22-(Ve onlara:) “Bunlar sizin ödüllerinizdir, çünkü (hayatta iken) yaptığınız işler (Allah’ın) rızasını kazanmıştır!” (denilecek.)

———————–o——————————–

77Mürselat/1-Düşün bu (mesaj)ları, dalga dalga gönderilen

77/2-ve sonra fırtına şiddetiyle patlayan!

77/3-Düşün bu (mesaj)ları, (hakikati) dört bir yana yayan,

77/4-böylece (doğru ile eğriyi) kesin şekilde ayıran,

77/5-ve sonra bir öğüt ve hatırlatmada bulunan,

77/6-suçlardan arınma(yı vaad eden) veya bir uyarı(da bulunan)!

77/7-Bakın, bekleyip görün denilen her şey mutlaka gerçekleşecektir.

77/8-Yıldızlar söndüğü zaman (gerçekleşecek,)

77/9-ve gök parçalandığı zaman,

77/10-ve dağlar toz gibi ufalandığı zaman,

77/11-ve bütün elçiler belirlenen bir vakitte toplanmaya çağırıldıkları zaman…

77/12-Ne zaman gerçekleşecek (bütün bunlar)?

77/13-(Doğruyu yanlıştan) Ayırd etme Günü!

77/14-Bu Ayrım Günü’nün nasıl bir gün olacağını bilebilir misin?

77/15-O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!

77/16-Biz, geçmişin o (günahkar)larını yok etmedik mi?

77/17-İşte sonrakileri de onlarla aynı yola sokacağız:

77/18-(çünkü) Biz, günaha batmış olanlarla böyle uğraşırız.

77/19-O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!

77/20-Sizi basit bir sıvıdan yaratmadık mı,

77/21-(rahmin içinde) sağlam bir şekilde muhafaza ettiğimiz (bir sıvıdan),

77/22-önceden belirlenmiş bir süreyle?

77/23-Biz, (insanın yaratılışını) işte böyle gerçekleştirdik. Ne mükemmeldir Bizim (bir şeyi) gerçekleştirme kudretimiz!

77/24-O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!

77/25-Biz toprağı toplanma yeri yapmadık mı

77/26-diriler ve ölüler için?

77/27-Onun üzerinde haşmetli, sarsılmaz dağlar meydana getirmedik mi ve size içmeniz için tatlı sular vermedik mi?

77/28-O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!

77/29-Haydi, yalanlayıp durduğunuz şu (kıyamete) doğru gidin bakalım!

77/30-Üç katlı gölgeye doğru gidin,

77/31-hiçbir (serinliği) olmayan ve ateşten korumayan (gölgeye),

77/32-(yanan) kütükler gibi (ateşten) kıvılcımlar saçan,

77/33-kızgın dev halatlar gibi!

77/34-O Gün vay haline hakikati yalanlayanların,

77/35-hiçbir söz söyle(ye)meyecekleri,

77/36-ve özür dilemelerine izin verilmeyeceği o Gün.

77/37-O Gün vay haline hakikati yalanlayanların,

77/38-(onlara şöyle denilecek, doğru ile eğri arasındaki) o Ayrım Günü: “Sizi eski zamanların o (günahkar)ları ile bir araya getirdik;

77/39-ve eğer bir bahaneniz (olduğunu sanıyorsanız), haydi (onu kullanıp) Beni atlatmaya çalışın!”

77/40-O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!

77/41-(Ama,) Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar, (serin) gölgeler altında ve pınarlar arasında oturacaklar,

77/42-ve canlarının istediği her meyve(den tadacaklar);

77/43-(ve onlara:) “(Hayatta iken) yaptıklarınızın karşılığı olarak afiyetle yiyip için!” denilecek.

77/44-İyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz;

77/45-(ama) o Gün vay haline hakikati yalanlayanların!

77/46-(Doyuncaya) kadar yiyip için ve biraz sefanızı sürün, siz ey günahkarlar!

77/47-(Ama) o Gün, vay haline hakikati yalanlayanların!

77/48-Ve onlara “(Allah’ın huzurunda) baş eğin!” denildiğinde buna uymazlar:

77/49-o Gün, vay haline hakikati yalanlayanların!

77/50-Peki, bundan sonra, başka hangi habere inanacaklar?

——————————o—————————————-

78Nebe/1-Birbirlerine (bu kadar sık) neyi soruyorlar?

78/2-O müthiş (yeniden dirilme) haberini (mi),

78/3-üzerinde (hiçbir şekilde) anlaşamadıkları.

78/4-Elbette, zamanı geldiğinde (onu) anlayacaklar!

78/5-Ve bir kez daha: Elbette, zamanı geldiğinde anlayacaklar!

78/6-Yeryüzünü (sizin için) bir dinlenme yeri yapmadık mı,

78/7-ve dağları da (onun) sütunları?

78/8-Sizi çiftler halinde yarattık;

78/9-uykunuzu ölüm(ün bir sembolü) kıldık

78/10-ve geceyi (onun) örtüsü yaptık,

78/11-gündüzü de hayat(ın sembolü).

78/12-Üstünüze yedi gök kubbe bina ettik,

78/13-ve (oraya güneşi,) parıldayan ışık yüklü lambayı yerleştirdik.

78/14-Ve rüzgarın sürüklediği bulutlardan şarıldayan sular indirdik,

78/15-(indirdik) ki onunla taneler ve bitkiler yetiştirelim,

78/16-ve ağaçlarla kaplı bahçeler.

78/17-Gerçek şu ki, (doğru ile yanlış arasında) Ayrım Günü’nün belirlenmiş bir vakti vardır:

78/18-(Yeniden dirilme) surun(un) üflendiği ve hepinizin kalabalıklar halinde ortaya çıkacağınız Gün;

78/19-Göklerin açıldığı ve (kanatları açık) kapılar haline geldiği (gün);

78/20-Ve dağların bir serapmış gibi kaybolup gittiği (gün).

78/21-(O Gün,) cehennem, (hakikati inkar edenleri) kuşatmak için bekleyecek;

78/22-Hak ve adalet sınırlarını ihlal etmiş olanların durağı!

78/23-Onlar orada uzun süre kalacaklar.

78/24-Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de (susuzluk giderici) bir içecek;

78/25-Yalnız yakıcı bir ümitsizlik ve buz gibi bir karanlık:

78/26-(Günahlarına) uygun bir karşılık!

78/27-Doğrusu onlar hesaba çekileceklerini beklemiyorlardı,

78/28-Mesajlarımızı tek tek ve tümüyle yalanladıkları halde;

78/29-Ama Biz, (yaptıkları) her şeyi bir kayda almışızdır.

78/30-(Ve onlara şöyle diyeceğiz:) “O halde, (yaptığınız kötülüklerin meyvelerini) tadın, artık size şiddetli azaptan başka bir şey vermeyeceğiz!”

78/31-(Ama,) Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar için büyük bir tatmin vardır:

78/32-Muhteşem bahçeler ve bağlar,

78/33-Müthiş uyumlu harika eşler,

78/34-Ve dolup taşan (mutluluk) kadehleri.

78/35-Orada, (cennette,) ne boş sözler ne de yalanlar duyacaklar.

78/36-(Bütün bunlar,) Rabbinden bir ödül, (Kendi) hesabına göre bir armağandır;

78/37-Göklerin ve yerin ve ikisi arasındaki her şeyin Rabbi(nden), Rahman(dan bir ödül)! (Ve) hiç kimse O’na karşı sesini yükseltme gücüne sahip değildir,

78/38-Bütün (insan) ruhların(ın) ve bütün meleklerin saf saf sıralandıkları Gün: Rahman’ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşmayacak ve (herkes, yalnız) doğruyu söyleyecek.

78/39-Bu, Nihai Hakikat Günü olacaktır. O halde, dileyen Rabbine giden yolu tutsun!

78/40-Gerçek şu ki, Biz sizi yakındaki bir azaba karşı uyarmaktayız; insanın ilerisi için yapıp ettiklerini (açıkça) göreceği ve hakikati inkar edenin: “Eyvah, keşke toprak olsaydım..!” diyeceği Gün(ün azabına)!

—————————o—————————————–

79Naziat/1-Düşün bu (yıldız)ları, batmak üzere yükselen;

79/2-ve (yörüngelerinde) istikrarlı şekilde hareket eden,

79/3-ve (uzayda) sakin sakin yüzen,

79/4-ve hızlı şekilde (birbirini) izleyen,

79/5-böylece (Yaratıcı’nın) buyruğunu yerine getiren!

79/6-(O halde, düşün) şiddetli bir sarsıntının (dünyayı) sarstığı Gün(ü),

79/7-daha büyük (sarsıntı)ların ardından geleceği (Günü)!

79/8-O Gün (insanların) kalpleri titreyerek çarpacak

79/9-(ve) gözleri yere bakacak…

79/10-(Ama hala) bazıları: “Ne yani!” diyorlar, “Biz gerçekten eski halimize mi döndürüleceğiz,

79/11-çürüyen kemik (yığını) olsak bile?”

79/12-(Ve) ilave ediyorlar: “Öyleyse bu, zararlı bir dönüş olur!”

79/13-(Ama) o zaman, (Son Saat), bir tek çığlık (gibi ansızın onların üzerine) kopacak,

79/14-işte o zaman (hakikati) anlayacaklar!

79/15-Musa’nın kıssasından hiç haberin oldu mu?

79/16-Hani kutsal bir vadide Rabbi o’na şöyle seslenmişti:

79/17-”Sen, Firavun’a git -çünkü o hak ve adalet sınırlarını ihlal ediyor-

79/18-ve (ona) söyle: ‘Arınmaya istekli misin?

79/19-(Eğer istekliysen) o zaman seni Rabbin(i tanıma mertebesin)e ulaştıracağım ki (bundan sonra) O’nun korkusunu duyasın.’”

79/20-Bunun üzerine (Musa), (Firavun’a gitti ve) ona (Rabbinin rahmetinin eseri olan) büyük mucizeyi anlattı.

79/21-Ama (Firavun) o’nu yalanladı ve (hidayeti) şiddetle reddetti,

79/22-sonra da kaba bir şekilde (Musa’ya) sırtını döndü;

79/23-daha sonra (ileri gelen adamlarını) topladı ve (halkını) çağırdı,

79/24-ve onlara “Ben sizin en yüce rabbinizim!” dedi.

79/25-Bunun üzerine Allah onu yakalayıp hesaba çekti (ve bunu) hem bu dünyada hem de öteki dünyada uyarıcı bir örnek yaptı.

79/26-Bunda, şüphesiz, (Allah’ın) ürperti ve korkusunu duyanlar için bir ibret vardır.

79/27-(Ey insanlar!) Sizi yaratmak, göğü yaratmış olan Allah için daha mı zordur?

79/28-O, gökkubbeyi yükseltmiş ve ona gerektiği gibi biçim vermiştir;

79/29-onun gecesini karanlık yapmış ve gündüzünü aydınlatmıştır.

79/30-Ve ardından yeri düzenleyip yaymıştır,

79/31-yerden suyu ve bitki örtüsünü çıkartmış,

79/32-ve dağları sağlam şekilde yerleştirmiştir:

79/33-(bütün bunlar) sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi için(dir).

79/34-Ve böylece, büyük, sarsıcı (yeniden dirilme) olayı gelip çattığında,

79/35-o Gün insan yaptığı her şeyi (açıkça) hatırlayacak;

79/36-ve (cehennemin) yakıcı ateşi, onu gör(meye mahkum edil)en herkesin karşısına getirilecektir.

79/37-Çünkü, hak ve adalet sınırlarını ihlal eden,

79/38-ve bu dünya hayatını (ruh temizliğine) tercih eden(in)

79/39-varacağı yer o yakıcı ateştir!

79/40-Ama Rabbinin huzurunda korku ile duranın ve nefsini kötü arzulardan alıkoyanın

79/41-varacağı yer cennettir!

79/42-(Ey peygamber!) Sana Son Saat’i soruyorlar: “Ne zaman gelip çatacak?”

79/43-Sen onun hakkında ne söyleyebilirsin ki?

79/44-(Çünkü) onun (bilgisinin) başı ve sonu yalnız Rabbinin katındadır!

79/45-Sen ancak ondan korkanları uyar(mak için gönderil)mişsin.

79/46-Onu anladıkları Gün (onlara, bu dünyada) bir akşamdan ya da kuşluğuyla (birlikte sona eren bir gece)den fazla kalmamışlar (gibi gelecek)!

————————————o———————————————————–

81Tekvir/1-Güneş, karanlığa gömüldüğünde,

81/2-Ve yıldızlar ışıklarını yitirdiğinde,

81/3-Dağlar kaybolup gittiğinde,

81/4-Ve doğurmak üzere olan dişi develer başıboş bırakıldığında,

81/5-Bütün hayvanlar bir araya toplandığında,

81/6-Ve denizler kaynadığında,

81/7-Bütün insanlar (yaptıklarıyla) eşleştirildiğinde,

81/8-Ve diri diri gömülen kız çocuklarına sorulduğunda

81/9-Hangi suçtan dolayı öldürüldükleri,

81/10-(İnsanların yapıp ettiklerinin) dosyaları açıldığında,

81/11-Ve gökyüzü açılıp ortaya serildiğinde,

81/12-(Cehennemin) yakıcı ateşi parladığında,

81/13-Ve cennet gözler önüne getirildiğinde,

81/14-(O Gün) her insan, (kendisi için) ne hazırlamış olduğunu görecektir.

81/15-Hayır! Hayır! Dönüp duran yıldızları tanıklığa çağırırım,

81/16-Yörüngelerinde akan ve kaybolan gezegenleri,

81/17-Ve kararan geceyi,

81/18-Ve soluk almaya başlayan sabahı:

81/19-Bakın, bu (ilahi kelam), gerçekten soylu bir elçinin (vahyedilmiş) sözüdür,

81/20-Güç bahşedilmiş, kudret ve egemenlik tahtının Sahibi nezdinde emin kılınmış,

81/21-İtaat edilen ve güvene layık birinin (sözü)!

81/22-Çünkü, bu arkadaşınız bir deli değil:

81/23-O gerçekten (meleği) gördü, berrak bir ufukta (gördü) onu;

81/24-O, (başka birine vahyedilmiş olan) insan kavrayışının ötesindeki şeylerin bilgisinden dolayı onları kıskanan biri değildir.

81/25-Bu (mesaj), lanetlenmiş bir şeytani gücün sözü de değildir.

81/26-Öyleyse nereye gidiyorsunuz?

81/27-Bu (mesaj), bütün insanlık için bir öğüt ve hatırlatmadan başka bir şey değildir,

81/28-Doğru yolda yürümek isteyen her biriniz için.

81/29-Ama Allah, bütün alemlerin Rabbi, (o yolu size göstermeyi) istemedikçe siz onu isteyemezsiniz.

—————————-o————————————

82İnfitar/1-Gökyüzü parçalanıp yarıldığında,

82/2-ve yıldızlar dağılıp savrulduğunda,

82/3-denizler kabarıp taştığında,

82/4-ve kabirler alt üst olduğunda,

82/5-her insan, (sonunda,) ilerisi için ne hazırladığını ve (bu dünyada) ne bıraktığını anlayacaktır.

82/6-Ey insan! Nedir seni lütuf sahibi Rabbinden uzaklaştıran,

82/7-seni yaratan ve varlık amacına uygun olarak şekillendiren, tabiatını adil ölçüler içinde oluşturan,

82/8-ve seni dilediği şekilde bir araya getiren (Rabbinden)?

82/9-Hayır, (ey insanlar,) siz (Allah’ın) hükmünü yalanla(maya ne zaman kalkıştıysanız Allah’tan uzaklaş)tınız!

82/10-Halbuki üzerinizde gözetleyici güçler vardır,

82/11-değerli kaydedici(ler),

82/12-yaptığınız her şeyin farkında olan!

82/13-Bakın, (öteki dünyada) gerçek erdem sahipleri nimetler içinde bulunacaklar,

82/14-kötü ruhlular ise yakıcı bir ateş içinde,

82/15-(bir ateş ki) Hesap Günü ortasına düşerler,

82/16-ve ondan kurtulmaları mümkün olmaz.

82/17-Hesap Günü nedir bilir misin?

82/18-Ve bir kez daha: Hesap Günü nedir bilir misin?

82/19-Hiçbir insanın başka birine zerre fayda sağlayamayacağı bir Gün(dür o) çünkü o Gün (açık seçik görülecektir ki) hakimiyet yalnız Allah’a aittir.

——————–o—————————–

83Mutaffifin/1-Vay haline ölçüyü eksik tutanların!

83/2-Onlar, (öteki) insanlardan haklarını eksiksiz isterler;

83/3-ama borçlarını ölçüp tartmaya gelince, onu azaltmaya çalışırlar.

83/4-Onlar bilmez mi ki tekrar diriltilecekler

83/5-(ve) korkunç bir Gün’de (hesaba çekilecekler);

83/6-bütün insanların alemlerin Rabbi huzuruna varacakları Gün’de?

83/7-Gerçek şu ki, kötü ruhluların kaydı, kayıpsız kaçaksız bir şekilde (tutulmuş)tur!

83/8-Bilir misin nedir o kayıpsız kaçaksız olan?

83/9-O, (silinmez şekilde) tutulan bir kayıttır!

83/10-Vay haline o Gün hakikati yalanlayanların,

83/11-Hesap Günü’nü(n geleceğini) yalanlayanların:

83/12-oysa, hak ve adalet sınırlarını ihlal edenler (ve) günaha batmış (olan)lar dışında kimse onu yalanlamaz:

83/13-(işte böyle,) ne zaman mesajlarımız onlara iletilse, hep “Geçmişin masalları!” derler.

83/14-Hayır, onların kalpleri, yaptıkları (kötülükler) ile pas tutmuştur!

83/15-Elbette onlar, o Gün Rablerin(in rahmetin)den yoksun bırakılacaklar:

83/16-ve sonra kesinlikle yakıcı ateşe girecekler

83/17-ve kendilerine, “Bu, işte sizin yalanlamaya düşkün olduğunuz (şey)dir!” denilecek.

83/18-Ama, gerçek erdem sahiplerinin kaydı en yüce şekilde (tutulur)!

83/19-Bilir misin nedir o yüce şekil?

83/20-O, (silinmez şekilde) tutulan bir kayıttır,

83/21-Allah’a yakınlaşmış herkes tarafından gözlenen.

83/22-Bakın, gerçek erdem sahipleri (öteki dünyada) mutlaka kutsananlardan olacaklar;

83/23-sedirler üzerinde (uzanarak) bakacaklar (Allah’a):

83/24-ve yüzlerinde kutsanmışlığın parıltısını göreceksin.

83/25-Onlara (Allah’ın) mührü ile damgalanmış halis bir içki verilecek,

83/26-misk kokusu saçarak akan. Öyleyse, değerli şeylere ulaşmak için (can atanlar) bu (cennet içkisi)ni hedeflesinler;

83/27-çünkü o en yüce (madde)lerden oluşmuştur;

83/28-Allah’a yakınlaşanların içecekleri bir (nimetin) kaynağı.

83/29-Bakın, kendilerini günaha kaptıranlar, imana erenlere gülerler

83/30-ve ne zaman yanlarından geçseler birbirlerine (istihza ile) göz kırparlar;

83/31-ve kendileriyle aynı görüşteki insanlara geri döndüklerinde de keyif ve neşeyle dönerler;

83/32-ve ne zaman (inananları) görseler, onlara: “Yazık, bu (insa)nlar doğru yoldan sapmış!” derler.

83/33-Oysa onlara, başkaları(nın inançları) üzerinde gözetleyicilik görevi verilmiş değildir.

83/34-(Hesap) Günü ise, imana ermiş olanlar (geçmişte) hakikati inkar edenler(in halin)e gülecekler

83/35-(çünkü, cennette) sedirlerin üstünde (uzanmış şekilde) bakınıp duracaklar ve (kendi kendilerine diyecekler):

83/36-”Bu hakikat inkarcıları, yapmaya düşkün oldukları şeyler için mi (böyle) cezalandırılıyorlar?”

——————————-o———————————

84İnşikak/1-Gökyüzü parçalara ayrıldığında,

84/2-tabiatı gereği Rabbine boyun eğdiğinde;

84/3-ve yeryüzü dümdüz hale getirildiğinde,

84/4-ve içindeki her şeyi dışarı atarak tamamen boşaldığında,

84/5-tabiatı gereği Rabbine boyun eğerek:

84/6-(öyleyse,) ey insan -sen (madem ki) zahmetli bir çaba ile Rabbine yönelmektesin- sonunda mutlaka O’na kavuşacaksın!

84/7-Sicili sağ eline verilecek olan kimse,

84/8-zamanı geldiğinde kolay bir hesaba çekilecektir;

84/9-ve kendi görüş ve anlayışındaki insanlara sevinçle dön(ebil)ecektir.

84/10-Sicili arkasından verilecek olan ise,

84/11-zamanı geldiğinde tamamiyle yok olmak için yalvaracak:

84/12-ama yakıcı ateşe atılacaktır.

84/13-Bakın, o adam, (yeryüzündeki hayatında) kendi görüş ve anlayışındaki insanlar arasında keyifle yaşadı;

84/14-çünkü, hiçbir zaman (Allah’a) döneceğini düşünmedi.

84/15-Evet, öyle! Halbuki Rabbi, onda olan her şeyi görmekteydi!

84/16-Yok yok! Hayır! Akşamın (geçip giden) alacakaranlığını tanıklığa çağırırım.

84/17-Ve geceyi, onun (safha safha) gözler önüne serdiklerini,

84/18-ve dolunay haline gelen ayı:

84/19-(işte böylece, ey insanlar,) siz adım adım ilerleyeceksiniz.

84/20-Peki, onlara ne oluyor da (öteki dünyaya) inanmıyorlar?

84/21-Ve Kur’an kendilerine okunduğunda saygıyla yere kapanmıyorlar?

84/22-Evet, hakikati inkara şartlanmış olanlar (bu ilahi kelamı) yalanlıyorlar!

84/23-Ama Allah, onların (kalplerinde) gizlediklerini bilir.

84/24-O halde, onlara (öteki dünyada) şiddetli azabı haber ver,

84/25-yalnız (pişmanlık duyarak) iman edip doğru ve yararlı işler yapanlar hariç. Onlar için kesintisiz bir ödül vardır!

———————————o————————–

85Buruc/1-Düşün büyük burçlarla dolu göğü,

85/2-ve (tahayyül et) vaad edilen Günü,

85/3-ve O (her şeye) tanıklık eden ile (O’nun tarafından) tanıklık edileni!

85/4-Onlar (yalnızca) kendilerini yok ederler, o çukuru hazırlayanlar,

85/5-(imana ermiş olanlara karşı) şiddetle yanan ateş (çukurunu)!

85/6-Hani, onlar (keyifle) o (ateşi) seyretmişlerdi,

85/7-müminlere ne yaptıklarının bilincinde olarak;

85/8-yalnızca Kudret Sahibi, bütün övgülere layık olan Allah’a inanmalarından dolayı nefret ediyorlardı o müminlerden,

85/9-O Allah ki göklerin ve yerin hükümranlığına sahiptir. Allah ki her şeye tanıktır!

85/10-İnanan erkekler ile inanan kadınlara işkence edenlere ve sonra hiçbir pişmanlık duymayanlara gelince, onları cehennem azabı beklemektedir; evet, yakıcı azap beklemektedir onları!

85/11-(Ama,) imana ermiş olup da doğru ve yararlı işler yapanlar, (öteki dünyada) içinden ırmaklar akan bahçeler bulacaklardır; bu, büyük bir kurtuluştur!

85/12-Şüphesiz, Rabbinin yakalaması son derece çetindir!

85/13-O’dur (insanı) yoktan var eden ve sonra yeniden hayata getiren.

85/14-Ve yalnız O’dur gerçek bağışlayıcı, sevgide kapsayıcı,

85/15-şanlı kudret tahtının sahibi,

85/16-dilediği her şeyin mutlak Yapıcısı.

85/17-(Günahkar) orduların kıssasından haberin var mı?

85/18-Firavun ve Semud (kavmi)nin?

85/19-Ama, hakikati inkara şartlanmış olanlar onu yalanlamakta ısrar ederler:

85/20-halbuki Allah onları, farkında olmadıkları halde, (ilmi ve kudreti ile) kuşatır.

85/21-Yok yok, hayır! Bu (reddettikleri ilahi kelam) şerefli/soylu bir hitabedir,

85/22-kaybolmayan bir levha üzerine (işlenmiş (bir hitabe)).

—————————-o——————————-

86Tarık/1-Düşün gökleri ve gece vakti geleni!

86/2-Bilir misin nedir gece vakti gelen?

86/3-O, yıldızdır (inanmadan yaşanan hayatın) karanlığını delip geçen:

86/4-(zaten) hiçbir insan korunmasız bırakılmamıştır.

86/5-İnsan, neden yaratıldığına bir baksın:

86/6-o spermalı bir sıvıdan yaratılmıştır

86/7-(erkeğin) beli ile (kadının) leğen kemiği arasından çıkan.

86/8-Elbette O, (insanı yoktan var eden) onu yeniden (hayata) döndürmeye de kadirdir:

86/9-bütün sırların ortaya serileceği Gün,

86/10-ve (insanın) ne bir kuvvet ne de yardımcı bulacağı (Gün)!

86/11-Düşün dönüp duran gökleri,

86/12-ve bitkilerle patlayıp yarılan yeri!

86/13-Bakın, bu (ilahi kelam) doğruyu yanlıştan ayıran bir sözdür,

86/14-boş bir lakırdı değil.

86/15-Elbette on(u kabule yanaşmayan)lar, birçok düzmece kanıt ararlar (ilahi kelamı çürütmek için);

86/16-ama Ben onların bütün planlarını boşa çıkaracağım.

86/17-Öyleyse bırak, hakikati inkar edenler dilediklerini yapsınlar, yapsınlar kısa bir süre!

——————————-o————————————-

87A’la/1-Yücelt Rabbinin sınırsız şanını! Yüceler Yücesi(nin şanını),

87/2-O ki, (her şeyi) yaratmakta ve amacına uygun şekiller vermektedir;

87/3-O ki, (bütün mevcudatın) tabiatını belirlemekte ve onu (hedefine doğru) yöneltmektedir;

87/4-O ki, yeşil ot(lar)ı çıkarmakta,

87/5-ve sonra on(lar)ı kara, kavruk kök haline getirmektedir!

87/6-Biz sana öğreteceğiz ve (öğrendiklerinden hiçbirini) unutmayacaksın,

87/7-Allah’ın (unutmanı) diledikleri hariç; çünkü, (yalnız) O’dur (insanın) kavrayışına açık olan her şeyi ve (ondan) gizli olanları bilen.

87/8-Biz, (böylece) (nihai) huzura ve rahatlığa giden yolu senin için kolaylaştıracağız.

87/9-O halde, (hakikati başkalarına) hatırlat, bu hatırlatma ister fayda ver(iyor görün)sün, (ister görünmesin).

87/10-(Allah’tan) korkan, düşünüp ondan ders alır,

87/11-ona yabancılaşan ise bir zavallı biçare olarak kalır;

87/12-böylesi, (öteki dünyada) büyük ateşe atılacak

87/13-ve orada ne ölecektir ne de diri kalacak.

87/14-(Bu dünyada) arınmayı başaran ise, (öteki dünyada) mutluluğa ulaşır,

87/15-ki böylesi, Rabbinin ismini hatırlayan ve (O’na) ibadet edendir.

87/16-Ama hayır, (ey insanlar,) siz bu dünya hayatını tercih edersiniz,

87/17-oysa gelecek hayat daha iyi ve daha kalıcıdır.

87/18-Gerçek şu ki, (bütün) bunlar, geçmiş vahiylerde (bildirilmiş)tir.

87/19-İbrahim ve Musa’ya indirilen vahiylerde.

———————-o——————————

88Ğaşiye/1-Kabus Gibi Çöken’den haberin var mı?

88/2-Bazı yüzler o Gün yere bakacak,

88/3-(günahın yükü altında) bitkin düşmüş, (korku ile) sarsılmış,

88/4-kızgın bir ateşe girmek

88/5-ve kaynar bir pınardan tatmak üzere.

88/6-Hiçbir yiyecekleri yok kuru dikenlerin acılığından başka,

88/7-ne bir güç veren ne de açlığı gideren (dikenlerin).

88/8-Bazı yüzler (de) o Gün mutlulukla parıldayacak,

88/9-çabaları(nın meyvesini tatmak)tan memnun,

88/10-harika bir bahçede,

88/11-boş lakırdı işitmeyecekleri (bir bahçede).

88/12-Sayısız pınarlar akacak orada,

88/13-(ve) yükseltilmiş (mutluluk) tahtları,

88/14-doldurulmuş kadehler,

88/15-dizilmiş yastıklar,

88/16-ve serilmiş halılar…

88/17-Peki, (o yeniden dirilmeyi inkar edenler) bakmazlar mı yağmur yüklü bulutlara (ve görmezler mi) nasıl yaratılmış onlar?

88/18-Ve (bakmazlar mı) göğe, nasıl yükseltilmiş?

88/19-Ve dağlara, nasıl sağlamca dikilmiş?

88/20-Ve toprağa, nasıl yayılmış?

88/21-İşte böyle, (ey Peygamber,) onlara öğüt ver; senin görevin yalnız öğüt vermektir:

88/22-sen onları (inanmaya) zorlayamazsın.

88/23-Ancak, kim hakikati inkara şartlanmış olarak yüz çevirip uzaklaşırsa,

88/24-Allah ona (öteki dünyada) en büyük azabı tattıracaktır:

88/25-Bizedir onların dönüşleri,

88/26-ve Bize düşer onları hesaba çekmek.

—————————o——————————–

89Fecr/1-Şafağı düşün

89/2-ve on geceyi!

89/3-Çok olanı ve Tek olanı düşün!

89/4-Kendi yolunda akıp giden geceyi düşün!

89/5-Düşün bütün bunları; bunlarda, akıl sahipleri için hakikatin sağlam bir kanıtı yok mudur?

89/6-Bilmez misin Rabbin neler yaptı Ad (halkın)a,

89/7-çok sütunlu İrem (halkına),

89/8-ki bütün o topraklarda bir benzeri inşa edilmemişti?

89/9-Ve vadide kayaları oymuş olan Semud (halkın)a?

89/10-Ve (pek çok) çadır direğine sahip Firavun’a?

89/11-(Onlar) toprakları üzerinde hak ve adalet sınırlarını aştılar;

89/12-ve orada büyük bir yozlaşma ve çürümeye sebep oldular;

89/13-işte bu yüzden Rabbin onları azap kırbacından geçirdi;

89/14-çünkü Rabbin, şüphesiz, her zaman gözetleyip durmaktadır!

89/15-İnsana gelince, ne zaman Rabbin onu, cömertliğiyle ve hoşnut olacağı bir hayat bağışlamakla denese, “Rabbim, bana karşı (ne kadar) cömertmiş!” der;

89/16-ama geçim vasıtalarını daraltarak onu denediği zaman ise, “Rabbim beni küçük düşürdü!” di(ye sızlanı)r.

89/17-Ama hayır, hayır, (ey insanlar, bütün yaptıklarınızı ve yapmadıklarınızı bir düşünün:) siz yetime karşı cömert değilsiniz,

89/18-muhtaçları doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz,

89/19-(başkalarının) mirasını açgözlülükle yiyip bitiriyorsunuz,

89/20-ve sınırsız bir sevgiyle malı mülkü seviyorsunuz!

89/21-Peki, (Hesap Günü nasıl davranacaksınız,) yeryüzü ardarda sarsılıp paramparça olduğunda,

89/22-ve Rabbin(in haşmeti) ortaya çıktığında ve melekler (gerçek hüviyetleriyle) saf saf olduklarında?

89/23-İşte o Gün cehennem (gözönüne) getirilip konacak; o Gün insan (yaptığı ve yapmadığı her şeyi) hatırlayacak ama bu hatırlamanın ne faydası olacak ona?

89/24-O, “Ah, keşke (gelecek) hayatım için önceden bir hazırlık yapsaydım!” diyecek.

89/25-Hiç kimse Allah’ın o Gün (günahkarlara verdiği) azap gibi azap veremez;

89/26-ve hiç kimse O’nun gibi bağlarla bağlayamaz.

89/27-(Ama dürüst ve erdemlilere,) “Ey iç huzuruna ermiş olan insanoğlu!” (diye seslenecek Allah,)

89/28-”Rabbine O’ndan hoşnut kalmış ve (O’nu) hoşnut etmiş olarak dön,

89/29-gir, öyleyse Benim (öteki sadık) kullarımla birlikte,

89/30-gir cennetime!”

—————————o———————————

90Beled/1-Ben bu beldeyi tanıklığa çağırırım,

90/2-senin serbestçe yaşadığın bu beldeyi,

90/3-ve (tanıklığa çağırırım) anne babayı ve çocukları:

90/4-Gerçek şu ki, Biz insanı acı, sıkıntı ve imtihan (ile yüklü bir hayat)a gönderdik.

90/5-İnsan, kimsenin kendi üzerinde güç sahibi olmadığını mı zannediyor?

90/6-Övünüp duruyor: “Ben, yığınla servet tükettim!”

90/7-Peki, kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?

90/8-Biz ona iki göz vermedik mi?

90/9-Bir dil ve bir çift dudak,

90/10-ve ona (kötülüğün ve iyiliğin) iki yolunu da göstermedik mi?

90/11-Ama o, sarp yokuşa tırmanmayı denemedi…

90/12-Bilir misin nedir o sarp yokuş?

90/13-(O,) boynunu (günah zincirinden) kurtarmaktır;

90/14-yahut (kendi) aç iken (başkasını) doyurmaktır,

90/15-yakını olan bir yetimi,

90/16-yahut toprağa uzanıp kalmış olan (yabancı) bir yoksulu,

90/17-ve imana ermişlerden ve birbirine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.

90/18-İşte böyleleri dürüstlüğe ve erdemliliğe erişmiş olanlardır;

90/19-Bizim mesajlarımızın doğruluğunu inkara şartlanmış olanlar ise kötülüğe batmış kimselerdir,

90/20-üzerlerine salınmış ateş (ile).

———————-o————————-

91Şems/1-Güneşi ve onun aydınlık veren parlaklığını düşün,

91/2-ve güneşi(n ışığını) yansıtan ayı!

91/3-Dünyayı gün ışığına çıkaran gündüzü düşün,

91/4-ve onu karanlığa boğan geceyi!

91/5-Gökyüzünü ve onun harika yapısını düşün,

91/6-ve yeryüzünü, onun (uçsuz bucaksız) genişliğini!

91/7-İnsan benliğini düşün ve onun nasıl (yaratılış) amacına uygun şekillendirildiğini;

91/8-ve nasıl ahlaki zaaflarla olduğu kadar Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle de donatıldığını!

91/9-Her kim (benliğini) arındırırsa, kesinlikle mutluluğa erişecektir,

91/10-onu (karanlığa) gömen ise hüsrandadır.

91/11-Semud (kavmi,) kaba bir küstahlıkla (bu) hakikati yalan saydı;

91/12-içlerinden en onulmaz azgınları, (zulüm yapmak için) ileri atılırken,

91/13-Allah’ın Elçisi onlara: “Şu dişi deve Allah’ındır, öyleyse bırakın suyunu içsin (ve ona bir zarar vermeyin)!” demişti.

91/14-Ama onlar Elçi’yi (hiçe sayıp) yalanladılar ve deveyi vahşice boğazladılar; bunun üzerine Rableri, bu günahları yüzünden onları yıkıma uğrattı ve tümünü birden yok etti:

91/15-çünkü (onlardan) hiçbiri başlarına gelecek şeyin korkusunu taşımıyordu.

———————–o————————

92Leyl/1-Düşün (yeryüzünü) karanlığa boğan geceyi,

92/2-ve aydınlığı yükselten gündüzü!

92/3-Erkeğin ve dişinin yaratılışını düşün!

92/4-Gerçekte, (ey insanlar,) siz çok çeşitli hedefler peşindesiniz!

92/5-Her kim (başkaları için) harcar ve Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşırsa,

92/6-ve nihai güzelliğin/iyiliğin gerçekliğine inanırsa,

92/7-işte onun için (nihai) huzur ve rahatlığa giden yolu kolaylaştıracağız.

92/8-Cimrilik yapana ve kendi kendine yeterli olduğunu zannedene,

92/9-ve nihai güzelliği/iyiliği yalanlayana gelince,

92/10-onun için zorluğa ve sıkıntıya giden yolu kolaylaştırırız:

92/11-bakalım serveti onu koruyacak mı (mezarına) girdiği zaman?

92/12-Bakın, Bize düşen doğru yolu göstermektir;

92/13-ve hem öteki dünya, hem de (hayatınızın) bu ilk bölümü (üzerindeki hakimiyet) Bize aittir:

92/14-İşte, sizi alevler saçan ateşe karşı uyarıyorum;

92/15-(öyle bir ateş ki) kimse girmez, en onulmaz azgınlar dışında,

92/16-hakikati yalanlayan ve (ondan) yüz çeviren (azgınlar).

92/17-Ama, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olanlar (ateşten) uzak kalacak:

92/18-arınmak için servetini (başkalarına) harcayanlar,

92/19-gördüğü bir iyiliğin karşılığı olarak değil,

92/20-ama yalnızca yüce Rabbinin rızasını kazanmak için:

92/21-işte böyleleri de, zamanı geldiğinde sevinci tadacaklar.

——————————o———————————

93Duha/1-Aydınlık sabahı düşün,

93/2-ve durgun, karanlık geceyi.

93/3-Rabbin seni ne unuttu ne de darıldı:

93/4-öteki dünya senin için (hayatının) bu ilk bölümünden mutlaka daha iyi olacak!

93/5-Ve zamanı geldiğinde Rabbin sana (kalbinden geçeni) bağışlayacak ve seni hoşnut kılacak.

93/6-O seni yetim olarak bulup bir sığınak vermedi mi?

93/7-Ve yolunu kaybetmiş görüp seni doğru yola ulaştırmadı mı?

93/8-İhtiyaç içinde bulup seni tatmin etmedi mi?

93/9-Öyleyse yetime haksızlık yapma,

93/10-yardım isteyeni asla geri çevirme,

93/11-ve (her zaman) Rabbini(n) nimetlerini an.

——————————o———————————

94İnşirah/1-Biz kalbini aç(ıp ferahlat)madık mı,

94/2-ve üzerinden yükü kaldırmadık mı,

94/3-o belini büken (yükü)?

94/4-Şerefini ve itibarını yükseltmedik mi?

94/5-Elbette her güçlükle birlikte bir kolaylık vardır:

94/6-Şüphesiz, her güçlükle bir kolaylık!

94/7-Öyleyse (sıkıntıdan) kurtulduğun zaman sağlam dur,

94/8-ve yalnız Rabbine sevgi ile yönel.

——————————o———————————

95Tin/1-İnciri ve zeytini düşün,

95/2-ve Sina Dağını,

95/3-ve bu güvenli toprakları!

95/4-Gerçek şu ki biz insanı en güzel şekilde yaratırız,

95/5-ve sonra onu aşağıların en aşağısına indiririz,

95/6-iman edip doğru ve yararlı işler yapanlar hariç. Onlar için kesintisiz bir ödül vardır!

95/7-Öyleyse, (ey insan,) nedir bu ahlaki değerler sistemini yalanlamana yol açan?

95/8-Allah hükmedenlerin en adili değil mi?

——————————o———————————

96Alak/1-Oku yaratan Rabbin adına,

96/2-insanı bir yumurta hücresinden yaratan!

96/3-Oku, çünkü Rabbin Sonsuz Kerem Sahibidir,

96/4-(insana) kalemi kullanmayı öğretendir,

96/5-insana bilmediğini belleten!

96/6-Gerçek şu ki insan fütursuzca azar,

96/7-ne zaman kendini yeterli görse:

96/8-oysa, herkes eninde sonunda Rabbine dönecektir.

96/9-Hiç düşündün mü şu engellemeye kalkışanı

96/10-(Allah’ın) bir kulu(nu) namazdan?

96/11-Hiç düşündün mü o doğru yolda mıdır,

96/12-ya da Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yüklü mü?

96/13-Hiç düşündün mü onun hakikati yalanla(ma)yabileceğini ve sırtını (ona) dön(mey)ebileceğini?

96/14-O bilmez mi ki Allah (her şeyi) görür?

96/15-Hayır, eğer vazgeçmezse, onu alnından tutup sürükleyeceğiz,

96/16-o yalancı, isyankar alnından!

96/17-Bırak, kendi aklının (asılsız, düzmece) tavsiyelerini (yardımına) çağırsın,

96/18-(o zaman) Biz de semavi azap güçlerini çağırırız!

96/19-Hayır, ona kulak verme, ama (Allah’ın huzurunda) yere kapan ve (O’na) yakınlaş!

——————————o———————————

97Kadir/1-Biz bu (ilahi kelam)ı Kadir Gecesi’nde indirdik.

97/2-Bilir misin nedir Kadir Gecesi?

97/3-Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır:

97/4-o gece melekler, Rablerinin izniyle ilahi bir esin taşıyarak bölük bölük inerler; (insanı) her türlü (kötülük)ten

97/5-emin kılar bu (gece), ta şafak vaktine kadar.

——————————o———————————

98Beyyine/1-Hakikati inkara şartlanmış olanlar, -ister geçmiş vahyin mensuplarından isterse Allah’tan başkasına da ilahlık yakıştıranlardan (olsunlar)- kendilerine hakikatin açık kanıtları gelmeden (O’nun tarafından) gözden çıkarılacak değillerdir,

98/2-(onlara) kutsanmış tertemiz vahiyler ileten Allah’tan bir elçi (gelmeden),

98/3-doğruluğu kesin ve açık hükümler taşıyan (vahiyler ileten bir elçi).

98/4-Ama kendilerine daha önce vahiy verilenler, hakikatin böyle bir kanıtı geldikten sonra (inanç) birlikteliklerini bozdular.

98/5-Oysa kendilerine yalnızca Allah’a ibadet etmeleri, bütün içtenlikleriyle yalnız O’na iman ederek batıl olan her şeyden uzak durmaları; namazlarında dikkatli ve devamlı olmaları; ve karşılıksız harcamada bulunmaları emrolunmuştu çünkü bu, doğruluğu kesin ve açık olan bir ahlaki değerler sistemidir.

98/6-Gerçek şu ki, (bütün kanıtlara rağmen) hakikati inkara şartlanmış olanlar, -ister geçmiş vahyin mensuplarından, isterse Allah’tan başkasına da ilahlık yakıştıranlardan (olsunlar)- kendilerini cehennem ateşinde kalıcı bulacaklar. Onlar, bütün yaratıkların en şerlileridir.

98/7-(Ve) iman edip doğru ve yararlı işlerde bulunanlar, işte onlar, bütün yaratıkların en hayırlılarıdır.

98/8-Onların ödülleri Allah katında (kendilerini bekler;) içinden ırmaklar akan, sonsuza kadar kalacakları sınırsız nimet bahçeleri. Allah onlardan hoşnuttur ve onlar da Allah’tan. Bütün bunlar Rablerini ürpertiyle hissedenler içindir.

——————————o———————————

99Zilzal/1-Yer, o (son) müthiş sarsıntı ile sarsıldığında,

99/2-ve yeryüzü ağırlıklarını attı(ğında),

99/3-ve insan: “Ona ne oluyor?” diye bağırdı(ğında),

99/4-o Gün yer, bütün haberlerini ortaya dökecek,

99/5-Rabbinin vahyettiği şekilde.

99/6-O Gün bütün insanlar, (geçmiş) fiillerini görmek üzere biri öbüründen ayrılmış olarak ortaya çıkacaklar.

99/7-Ve kim zerre kadar iyilik yapmışsa, onu(n karşılığını) görecek,

99/8-kim de zerre kadar kötülük yapmışsa onu(n karşılığını) görecektir.

——————————o———————————

100Adiyat/1-Ooo! Nefes nefese koşan binek atları,

100/2-ateş saçan kıvılcımlar,

100/3-sabah vakti akına koşan,

100/4-böylece toz bulutları yükselten,

100/5-(körcesine) bir ordunun içine dalan!

100/6-Gerçek şu ki, insan Rabbine karşı çok nankördür;

100/7-ve kendisi (de) buna şahittir:

100/8-çünkü servet hırsına kapılmıştır.

100/9-Ama bilmez mi ki (Ahiret Günü,) herkes mezarından ayağa kalkıp dışarı çıktığında,

100/10-ve insanların kalplerinde (gizli) olan her şey ortaya döküldüğünde,

100/11-işte o Gün Rableri, onların her halinden haberdar (olduğunu gösterecek)tir?

——————————o———————————

101Karia/1-Ah! Apansız (gelen) bir bela!.

101/2-Ne korkunçtur apansız (gelen) bela!

101/3-Bilir misin nedir, nasıl olacaktır o apansız bela?

101/4-(O,) insanların şaşkın vaziyette uçuşan pervanelere benzeyeceği Gün,

101/5-ve dağların yumuşak yün topaklarını andıracağı Gün (vuku bulacaktır).

101/6-O zaman, (iyiliklerinin) tartısı ağır basan

101/7-kendisini mutlu bir hayat içinde bulacak;

101/8-tartısı hafif gelen ise

101/9-bir uçurumun girdabına sürüklenecektir..

101/10-Bilir misin nedir o (uçurum)?

101/11-Dağlayan bir ateş!.

——————————o———————————

102Tekasür/1-Bir açgözlülük saplantısı içindesiniz,

102/2-mezarlarınıza girinceye dek (süren).

102/3-Ama, zamanı geldiğinde anlayacaksınız!

102/4-Evet, evet! Zamanı geldiğinde anlayacaksınız!

102/5-Hayır, (onu) tartışılmaz bir kesinlikle anlasaydınız,

102/6-(cehennemin) yakıcı ateşini mutlaka görürdünüz!

102/7-Sonunda onu keskin bir gözle mutlaka göreceksiniz:

102/8-ve o Gün hayatın nimetleri(ne karşı yaptıklarınız) için mutlaka sorguya çekileceksiniz!

——————————o———————————

103Asr/1-Düşün zamanın akıp gidişini!

103/2-Gerçek şu ki, insan ziyandadır;

103/3-meğer ki imana erip doğru ve yararlı işler yapanlardan olsun ve birbirlerine hakkı tavsiye edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden…

——————————o———————————

104Hümeze/1-Vay haline iftira atanın ve ayıp kusur arayanın!

104/2-(Vay haline o kişinin) ki, serveti biriktirir ve onu bir kalkan sayar,

104/3-zanneder ki serveti onu sonsuza dek yaşatacak!

104/4-Hayır, tersine, (öteki dünyada) çökerten bir azaba terk edilecektir o!

104/5-Bilir misin nedir o çökerten azap?

104/6-Allah tarafından tutuşturulan bir ateş,

104/7-(günahkar) kalplerin üstünde yükselen:

104/8-üzerlerine salınacak (bir ateş),

104/9-sonsuz sütunlar arasında!

——————————o———————————

105Fil/1-Haberin yok mu Rabbin Fil Ordusu’na ne yaptı?

105/2-Onların kurnazca planlarını tamamen bozmadı mı?

105/3-Üzerlerine kalabalık sürüler halinde uçan varlıklar saldı,

105/4-onlara önceden tesbit edilmiş taş gibi sert azap darbeleri vurdular,

105/5-ve onları yalnız sap dipleri kalasıya yenmiş bir ekin tarlasına benzettiler.

——————————o———————————

106Kureyş/1-Kureyş’in emniyeti sağlanabilsin diye,

106/2-kış ve yaz seferlerindeki emniyeti.

106/3-O halde bu Mabed’in Rabbine kulluk etsinler,

106/4-O ki, aç kalmasınlar diye onları beslemiş ve tehlikelerden emin kılmıştır.

——————————o———————————

107Maun/1-Hiç bütün bir ahlaki değerler sistemini yalanlayan (birini) tasavvur edebilir misin?

107/2-İşte böyle biridir, yetimi itip kakan,

107/3-yoksulu doyurma arzusu/gayreti duymayan.

107/4-Yazıklar olsun şu namaz kılıp duranlara,

——————————o———————————

107/5-onlar ki kalpleri namazlarına yabancıdır,

107/6-onlar ki niyetleri yalnızca görülüp takdir edilmektir,

107/7-ve üstelik onlar, (insanlara) en ufak bir yardımı bile reddederler!

——————————o———————————

108Kevser/1-Bak, Biz sana bol nimet verdik:

108/2-o halde (yalnız) Rabbine ibadet et ve (yalnız O’nun adına) kurban kes.

108/3-Şu gerçek ki, senden nefret eden, (her türlü iyilik ve güzellikten) kesilmektedir!

——————————o———————————

109Kafirun/1-De ki: “Siz ey hakikati inkar edenler!

109/2-Ben tapmam sizin taptığınıza,

109/3-siz de tapmazsınız benim taptığıma.

109/4-Ve ben tapmayacağım (asla) sizin tapıp durduğunuza,

109/5-siz de (hiç) tapmayacaksınız benim taptığıma.

109/6-Sizin dininiz size, benimki bana!”

——————————o———————————

110Nasr/1-Allah’ın yardımı ve zafer geldiğinde,

110/2-ve insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde,

110/3-Rabbinin sınırsız şanını yücelt, O’na hamdet ve O’ndan mağfiret dile çünkü O, her zaman tevbeleri kabul edendir.

——————————o———————————

111Tebbet/1-Kahrolsun o parlak yüzlünün iki eli ve kahrolsun kendisi!

111/2-Ne faydası olacak servetinin ve kazancının?

111/3-(Öteki dünyada) şiddetle parlayan bir ateşe atılacak,

111/4-iğrenç söylentilerin taşıyıcısı olan karısı ile birlikte,

111/5-(o ki,) boynunda bükülmüş iplerden bir halat (taşır)!

——————————o———————————

112İhlas/1-De ki: “O, Tek Allah’tır:

112/2-Allah, Öncesiz ve Sonrasız, Bütün Evrenin Asıl Sebebi.

112/3-O doğurmamıştır, doğurulmamıştır;

112/4-ve hiçbir şey O’na denk tutulamaz.”

——————————o———————————

113Felak/1-De ki: “Sığınırım ben yükselen şafağın Rabbine,

113/2-O’nun yarattıklarının şerrinden,

113/3-ve bastıran kapkara karanlığın şerrinden,

113/4-karanlık işlere düşkün tüm insanların şerrinden,

113/5-ve kıskançlık duyduğunda kıskancın şerrinden.”

——————————o———————————

114Nas/1-De ki: “Sığınırım ben insanların Rabbine,

114/2-insanların Hakimine,

114/3-insanların İlahına;

114/4-fısıldayan sinsi ayartıcının şerrinden,

114/5-insanların kalbine fısıldayan;

114/6-görünmez güçler(in) ve insanlar(ın bütün ayartmaların)dan”.

posted in AHİRET | 0 Comments

31st Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

Hadis üzerine

Yazılarıma mızraklarının ucuna bir takım uydurma hadisleri takarak saldıranlar oluyor. Kimi hadisleri saldırı aracı olarak kullanıyorlar ve tam bir uydurma hadis terörü estiriyorlar.

Bu yazıyı Diyanet’ten gelen “Uydurma hadisler temizlenecek” başlıklı haber nedeniyle yazıyor değilim.

İkbal‘in tabiriyle “İslam’da dini düşüncenin yeniden inşası” işine kendini vakfetmiş birisi olarak, yazdığım yazılara mızraklarının ucuna bir takım uydurma hadisleri takarak saldıranlar oluyor. Kimi hadisleri saldırı aracı olarak kullanıyorlar ve tam bir uydurma hadis terörü estiriyorlar. Bunun için de özellikle üç kitabı bahane edip kalkan olarak kullanıyorlar; Gazzali’nin İhya-u Ulumiddin’i, Said-i Nursi’nin Risale-i Nur’u ve Sahih-i Buhari adlı kitaplar…

Güya ben buralarda geçen hadisleri inkar ediyormuşum veya kale almıyormuşum. Bunlara karşı geliyormuşum. Bu kitaplarda geçen hadislere ve görüşlere aykırı fikirler ileri sürüyormuşum ve hatta bu nedenle dinden bile çıkmışım, kafir ve mürted olmuşum.

Önemine binaen müsaadenizle bu yazıyı bu konuya ayıracağım.

***

Şurası bir gerçek ki Kuran’ı Kerim dışında hiçbir kitap Müslümanları mutlak anlamda bağlayıcı değildir. Yani ben adı geçen kitapların hiç birisine dönüp bakmasam, esas almasam, delil kabul etmesem bile hiçbir şey olmaz. Allah bana “Neden bu kitapları esas almadın?” diye hesap sormaz. Kuran dışında herkesin yazdığı kitap önce kendini, sonra onu gönüllü kabul eden taraftarlarını bağlar. Diğerleri onlardan sorumlu tutulamaz.

Ama bu kitaplarda Hz. Peygamber’in hadisleri var” diyeceksiniz.

Olsun, Hz. Peygamber’in hadisleri sadece bunlarda mı var? Ben hadisleri bunlardan başka bir kitapta bulamaz mıyım? Sahih-i Buhari Hz. Peygamber’den yaklaşık 250 yıl sonra, İhya yaklaşık 500 yıl sonra, Risale-i Nur da yaklaşık 1400 küsür yıl sonra yazıldı. Onlar yazılıncaya kadar ortada hadis yok muydu? Hz. Peygamber bilinmiyor muydu? Dünyaya Hz. Peygamber’i bunlar mı tanıttı?

Bir hadis sırf şu kitapta veya bu kitapta geçiyor diye sahih olmuş olmaz. Yani bir hadis “Buhari’de geçiyor, Risale-i Nur’da yer alıyor, İhya’da var” diye yunmuş yıkanmış değildir. Onlarda da zayıf hatta uydurma hadisler olabilir. Çünkü hiç birisi Allah’ın kitabı değildir. Bu, onların oturup hadis uydurduğu anlamına da gelmez. Uydurulmuş bir hadis meşhur olunca, güvendikleri hocaları silsilesinden geldiklerini de görünce kitaplarına almakta bir beis görmemiş olabilirler.

Buhari’nin ortalıkta hadis olduğu iddia edilen onbinlerce rivayetin sadece % 5′ini kitabına alarak geri kalan % 95′ini elediği unutulmamalıdır. Peki, bu durumda Buhari’yi kitabına almadığı hadisler nedeniyle Hz. Peygamber’i kale almamakla veya bir çok hadisi inkar etmekle mi suçlayacağız? Tam tersi, iyi yapmıştır, yaptığı çok yerindedir.

Şimdi, İslam’ın ikinci yüzyılının ardından, üçüncü yüzyılda Buhari ve çağdaşlarının yaptığına ikinci eleme dersek, şu an bir üçüncü elemeye daha ihtiyaç vardır. Yani bu çağın Buhari’leri ortaya çıkmalıdır ve aynen onun yaptığını yapmalıdır.

Buhari ve çağdaşlarının, kendinden öncekileri, kriterler oluşturarak süzgeçten geçirmesi gibi, biz de, bizzat Buhari ve adı geçen diğer kitapları üzerlerine “sünger” çekmeden “süzgeçten” geçirmeliyiz.

Bu durum, özelikle Türkiye gibi bir ülkede, söz konusu bu kitapların çok ciddi bir tenkit süzgecinden geçirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bunun henüz doğru dürüst yapılmadığını görüyoruz. Kimi insanlar sanki onları Allah yazdırmış gibi Kuran’dan daha çok onlara inanıyorlar. Oysa Allah’ın “yazdırdığı” yegane (bozulmamış) kitap Kuran’dır.

Şahsen ben yazılmış her kitabı “sözün namusu adına” okumayı görev bilirim. Keşke her yazılanı okuyabilseydim. Ama kimi kitapları okumanın veya esas almanın “dini bir zorunluluk” olmadığını söylemeyi de aynı şekilde sözün namusu adına görev bilirim ve işte söylüyorum; Sahih-i Buhari’yi, İhya-ı Ulumuddin’i veya Risale-i Nur’u okumak dini bir zorunluluk değildir. Bunlar olmasa da olurdu, İslam’a ve ümmete hiçbir şey olmazdı, dimdik yoluna devam ederdi. Yeni nesiller ve kişiler gelirdi. Tıpkı ben, sen veya o olmasak da olacağı gibi. Biz İslam’a şeref katmıyoruz, İslam bize şeref katıyor. İslam’ın akıp gelen tefekkür ırmağı bir dönemde veya bir şahsın kitabında dondurulamaz.

Buhari olmasaydı bu din yok olurdu, İhya olmasaydı ümmet-i Muhammed yıkılır giderdi, Risale-i Nurlar olmasaydı imansız kalırdık” vs. diyenlere bu söylediklerim.

Bakın, Kuran’ı bir kenara atarsak helak oluruz, ama o kitaplardan hiç birisini okumasak bile bir şey olmaz. İlk 250 yıl boyunca Buhari’yi okumayanların, ilk 500 yıl boyunca İhya’dan haberdar olmayanların, 1400 yıl boyunca da Risale-i Nur’u hiç bilmeyenlerin bulunuyor olması, dahası bunları hiç görmemiş oldukları halde ahirete intikal etmiş olmaları ne demek istediğim hakkında bir fikir verebilir. Yani demem o ki bunlar ümmetin olmazsa olmazları değildir. Yararlanan yararlansın ama kimse onları Kuran yerine koymaya kalkmasın ve bunlarsız olmaz demesin.

Meşhur bir hadiste geçen “Kuran’ı kendi görüşüne göre tefsir etmek” ifadesi, aslında “Kendi tefsirini Kuran yerine koymak” demektir. Bunu yapan cehennemdeki yerini hazırlamış olur. Hadiste “Kuran’ı tefsir etmek” değil, “Tefsirini Kuran yerine koymak” mahkum ediliyor. Bu ikisi arasındaki farkı iyi düşünün. Tabi hadis uydurma değilse…

***

Hadislere gelince…

Ben meşrep olarak kökten hadis inkârcısı bir tutum içinde değilim. 20 yıla varan yazı hayatım boyunca böyle bir tutum içine girdiğim görülmemiştir. Ancak hadis konusunda tıpkı Ebu Hanife gibi ince eleyip sık dokuyanlar meşrebinden olduğum söylenebilir. Yani öyle kolay kolay hadis kabul etmem. Bir sürü şartlardan geçmesi gerekir. Sırf Buhari’de, İhya’da, Risale-i Nur’da geçiyor diye bir hadisi öpüp başıma koyacak da değilim. Bunların da tenkit süzgecinden geçmesi gerekir.

Keza “Tek kaynak Kuran” diyenlerden de değilim. Hadisin Kuran gibi gelmemesi ve araya 14 asrın girmiş olmasından kaynaklanan sorunlar nedeniyle daha temkinliyim, hepsi bu. Bana göre değil hadis, milletler tarihi, dinler tarihi, sosyoloji, antropoloji, biyoloji, tabiat tarihi, coğrafya, eski mitolojiler vs. bile yeri geldiğinde kullanılmalıdır. Tabi hepsi süzgeçten geçirilerek.

Bu tutum, hadislerin kaynağı olan Hz. Peygambere karşı bir tavır değildir. Eğer onun sağlığında yaşasaydım, sabah kalktığımda gidip kapısını çalarak işin doğrusunu sorabilecek durumda olsaydım hiç sorun yoktu. Ne derse yapardım. Çünkü bana göre hadisler de ayetler gibi doğruluk ve dürüstlük abidesi (el-emin) olan yetim Muhammed’in (s.a.v) dilinden çıkmıştır. O söylemişse doğrudur.

Ancak mesele bu değil.

Mesele, onun ölümünden sonra yüksek karizmasından yararlanarak kendi fikirlerini onun adını kullanarak ümmete yutturmaya kalkışanların bulunmasıdır. Bunlara karşı önlem almak zorundayız. Dinimizi uydurma hadis bezirgânlarının en küçük bir sarsıntıda yıkılıp gidecek hurafe çöplüğü üzerine kuramayız. Eleştirel akıl ve mantıktan koparsak ha babam uçarız.

Yukarıda adı geçen kitap müelliflerin bunu yaptığını söylemek istemiyorum. Fakat onlar da farkına varmadan, iyi niyetlerinin kurbanı olarak bu bezirgânların oyununa gelmiş olabilirler. Aradan yol bularak kitaplarına girmiş olanlar bulunabilir. Eleştirel analize tabi tutulmaları onların da iyiliğinedir, hepimizin iyiliğinedir. Benim yazdığım kitaplar da aynı muameleye (eleştirel analiz) tabi tutulmalıdır. Aksi halde gelişme olmaz; müsademe-i efkardan barika-i hakikat doğmaz.

Bu, eleştirel akıldır; ümmetin kolektif ruhunun yanlış olanı kim olursa olsun, nerede geçiyorsa geçsin durdurması, ayıklamasıdır. Şu anki yaşayan nesiller olarak bize düşenin bu olduğunu düşünmekteyim.

Bu yapılmadığı takdirde bin sene önce uydurulmuş bir hadis nesilden nesile aktarılıp gelir de kimsenin ruhu duymaz. Çünkü eleştirel akıl olmadan, özeleştiri olmadan, geçmişe körü körüne bağlılık sürüp gidiyorsa, her “Gâle Resullulah (Peygamber Dedi ki) (s.a.v)…” sözüne içimizin yağı eriyip uyuyorsak evin yolunu bulamayız. Zira ortalık uydurma hadis kaynıyor. Önlem almak, süzgeçten geçirmek, “Dur bakalım” demek, ince eleyip sık dokumak zorundayız.

Bu anlamda “Hz. Peygamber” ile ona ait “hadis” iddiasını aynı şey olarak görmemek gerekir. Her “hadis” iddiasını duyduğumuzda peygambere olan büyük saygımız ve sevgimiz nedeniyle içimizin yağı eriyip kendimizden geçemeyiz. Aksi halde tam da uydurmacıların beklentisi doğrultusunda hareket etmiş oluruz. Onlar zaten bunu bildikleri için kendi fikirlerini “Gale(Dedi) Seyyid-i Kainat(Kainatın Efendisi) ve Nebiy-i Muhterem(Saygın Peygamber) Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)…” karizmasının arkasına sığınarak zerketmektedirler…

Oysa Hz. Peygamber işte o bildiğimiz Allah’ın Resülüdür. Hadis ise, sonradan onun tarafından söylendiği iddia edilen sözdür. Zaten hadis kelimesi sözlükte “Sonradan ortaya çıkan, icat edilen” demektir. Dolayısıyla onun tarafından söylendiğinin inandırıcı delillerle ispat edilmesi, kanıtlanması gerekir. Az önce geçtiği gibi, bir hadisin sırf meşhur bir kitapta geçiyor olması yeterli değildir. Bir sürü şarttan daha geçmesi gerekir. Bu tür şartlar sütten dilimiz yandığı için yoğurdu üfleyerek yemek istememizden kaynaklanmaktadır. Şu halde bu şartların geçmişte konması doğruydu, haklıydı, kesinlikle gerekliydi. Şu an daha da geliştirilmeli ve hatta zorlaştırılmalıdır.

***

Şimdi…

Şu an İslam dünyasında dokuzu (Kütüb-ü Tis’a) Sünni dünyanın, dördü de (el-Kafi) Şii dünyanın elinde olmak üzere 13 büyük hadis kitabı var. Bu kitaplarda yarı yarıya olmak üzere yaklaşık 30 bin civarında Hz. Peygambere ( ve Hz. Ali ve imamlara çünkü Şiiler onlardan gelene de hadis diyor) ait olduğu iddia edilen rivayet bulunuyor.

Bunların hepsini Hz. Peygamber söylemiş midir?

Bunları Hz. Peygamber’in gerçekten söylediğine ikna olmamız lazım. Öyle yağma yok.

Hz. Peygamber Kuran dışında hiçbir şey söylemeden, başka hiçbir söz dahi ağzından çıkmadan gitmiş değildir herhalde. Mutlaka çeşitli vesilelerle bir şeyler söylemiştir. Bu söyledikleri etrafındaki sahabeler tarafından duyulmuştur ve değişik yollardan aktarılmıştır. Duyan duymayana söylemiştir. Fakat zaman içinde bunların içine uydurmaları da karışmıştır. Buna önlem olsun diye cerh ve tadil çalışmaları olmuş, ayıklama faaliyetlerine girişilerek değişik dönemlerde mevzuat (uydurma hadisler) kitapları yazılmıştır.

Tarihten günümüze bunların en önemlileri arasında, örneğin İbnu’l-Cevzi’nin Kitabü’l-Mevzuat mine’l-Ehadisi’l-Merfuat’ı, Mecdüddin el-Firuzabadi’nin Hatimetü Sifri’s-Saade’si, Celalüddin es-Suyuti’nin el-Leal-Masnua fi’l-Ehadisi’l-Mevzua’sı, İbnu Arrak el-Hicazi’nin Tenzihü’ş Şeriati’l-Merfüani’l-Ahbari’ş Şeriati’l-Mevzua’sı, Şemseddin-i Sehavi’nin Makasıd-ı Hasene’si, Ali b. Sultan el-Kari’nin el-Mevzuat’ı (Türkçe’ye çevrildi), Muhammed b. Ali eş-Şevkani’nin el-Fevaidü ‘l Mecmua fi ‘l-Ehadisi’l Mevzua’sı (Türkçe’ye çevrildi), Ebü’l-Hasenat Abdu’l-Hayy el-Leknevi’nin el-Asaru’l-Merfuda fi’l Abbari’l-Mevzua’sı ve Türkçe olan M. Yaşar Kandemir’in Mevzû Hadisler, Menşei, Tanıma Yolları ve Tenkidi ile M. Hayri Kırbaşoğlunu’nun Alternatif Hadis Metodolojisi’ni bir çırpıda sayabiliriz.

Bu kitaplarda binlerce hadisin tenkidi yapılır, uydurma olanları tanıma yolları gösterilerek ölçüler, kriterler konur ve her “Gale Resullulah (s.a.v)…” diye başlayan söze hadis denemeyeceği delilleriyle anlatılmaya çalışılır. Bunlar boşuna ortaya çıkmamıştır.

Bu tür kitaplarda çok önemli bazı kriterlerden bahsedilmiştir. Sadece bunlara bakmak bile bir ipucu verebilir. Liste uzayabilir ama bunlardan en önemlilerini birkaç madde halinde şöylece sıralayabiliriz;

1- Hadis, doğrudan doğruya Hz. Peygamber’in dilinden olmalıdır.

2- Hadis, Kuran’a aykırı olmamalıdır.

3- Hadis, aklın ve duyuların apaçık (bedihi) verilerine aykırı olmamalıdır.

4- Hadis, gelecekle ilgili yer, zaman, tarih, kişi, topluluk ismi vermemeli, bunları övgü veya yergi içermemelidir.

5- Hadis, itikatla ilgili olmamalıdır çünkü haber-i vahid itikatta delil olmaz. Bütün hadisler ilim ifade etmesi açısından haber-i vahittirler. Yani Kuran gibi geniş topluluklarca rivayet edilmezler. Her sahabe kendi duyduğunu tek kişi olarak Hz. Peygamberden aktarır. Bunun için ona haber-i vahit denir.

6- Hadis, daha çok bir evrensel ahlaki öğüt içeriyor olmalı veya yaşayan sünnetle gelen bir ibadetin nasıl yapılacağını gösteriyor olmalıdır. Güvenilir hadislerin büyük çoğunluğu da zaten böyledir.

Sadece bu altı kriter bile yukarıda anılan 13 kitaptaki yaklaşık 30 bin rivayete vurulduğunda en az yarısından fazlasının elendiğini görülür. Geriye, büyük çoğunluğu evrensel ahlaki öğütler ve ondan daha az bir kısmı da, şu an yaşanılan ve Kuran’da zaten yer alan namaz, oruç, hac, zekât, abdest gibi ibadetlerin nasıl yapılacağına dair örneklikler anlamına gelen rivayetler kalır ki asıl uyulması gereken hadisler de bunlardır.

***

Evrensel ahlaki öğütlerden maksat iyilik, güzellik, doğruluk, dürüstlük, erdem, mertlik, söz, namus, vefa, ana babaya saygı, çocuk sevgisi, kadınlara iyi davranma, yoksula yardım, mahrumu, mazlumu ve mağduru koruma, komşu hakkı vb. zaten her toplumda atasözleri, güzel sözler ve deyişler şeklinde beliren temel insanlık hasletleridir.

Asıl sahih hadisler bunlardır. Bu sözlerin bir benzerini bir Çin atasözü, bir Kızılderili şiiri veya bir Rus deyişi olarak da duymuş olabilirsiniz. Konfüçyüs’e, Buda’ya veya bir bilge kişiye ait söz olarak da işitmiş olabilirsiniz. Hepsi aynı kandilden konuşurlar. Bu anlamda milletlerin anonim ruhu olan atasözleri, saf dinlerin ruhu gibi yalan söylemez. Birbirine benzerler, hemen tanırsınız onları.

Demek ki (Şiilerin hadis anlayışı da dahil) genel olarak hadis dediğimiz sözler, sahihiyle zayıfıyla, mevzusuyla meşhuruyla, aslında, örneğin Çin anonim ruhunun Konfüçyüs’de billurlaşarak iyi, güzel ve doğru namına ne varsa ona atfetmesi gibi, İslam milletlerinin anonim ruhunun Hz. Muhammed’te billurlaşmış halidir.

İçinde o anonim ruhun arayışlarını, acılarını, özlemlerini, umutlarını ve aynı zamanda da acizlik ve zayıflıklarını bulursunuz. Sünni kitaplarda birçok hadis tenkit edilirken “Aslında bu söz Hasan-ı Basri’ye aittir, Arapların şu şiirinden alınmadır, Sırrı Sakati’nin sözüdür…” vs. denilerek eleştirilmesi, Şii kitaplarda da Cafer-i Sadık’ın veya Muhammed Bakır’ın sözleri olarak da aktarılması bunu gösterir.

Yani, İslam milletlerinin, yeryüzünün tozuna toprağına bulanarak, olaylar içinde yoğrularak akıp gelen bilinçaltı, peygamberden gelen rivayet kandiline katılarak kendini onunla ifade etmiştir. Bu nedenle bir taraftan umudu, hasreti, arayışı, diğer taraftan da zafiyeti, acizliği ve eksikliği bir arada barındırır. İyilik, güzellik, doğruluk, dürüstlük, adalet vs. ile ilgili sözler birincisine, İsa, deccal, mehdi, kadını aşağılama, erkek egemen söylemler vs. ikincisine örnektir.

Bu anlamıyla hadis külliyatı, şu an yıkılmış bir uygarlığın, bir zamanlar parlak başarılar elde etmiş bir yaşanmışlığın kayıtlara yansımış söz deposudur. Şu an üzerine sünger çekilmesi değil, süzgeçten geçirilmesi, yeniden ele alınması, yukarıdaki gibi kriterler oluşturularak ayıklanması, buradan diğer milletlerin anonim ruhuyla mukayese edilmesi, böylece de insanlık terazisinde tartılması gerekir. Toptan bir kenara atılamayacağı gibi toptan kabul de edilemezler.

***

Uygulamalı bir örnekle ne demek istediğimi açayım; Önce yukarıdaki onüç meşhur kitaptan oluşan hadis “deposuna” bakıyoruz. İçlerinden az önceki altı kritere uyanlardan bir demet seçip çıkarıyoruz, örneğin;

Sizin en hayırlınız ahlakı en güzel olanınızdır.” (Tırmizi, Muslim)

İyilik güzel huydur. Günah vicdanını rahatsız eden, içinde sakladığın ve insanların duymasından hoşlanmadığın şeydir.” (Muslim, Tırmizi).

Ya Ebu Zer! Ne tedbir gibi akıl, ne haramdan kaçınmak gibi vera, ne de güzel ahlak gibi müruvvet bulunur.” (Nesei)

Allahım! ayrılık ve bozgunculuktan, ikiyüzlülük ve kötü ahlaktan sana sığınırım.” (Ebu Davud, Nesei)

Üç kimse var ki cennete giremeyecektir: zina eden ihtiyar, yalancı hükümdar ve kibirli fakir.” (Muslim, Nesei).

Kibirli ve kendinde olmayan şeylerle öğünen kimse cennete giremez.” (Ebu Davud)

Bir adam “Ya Resulallah, insanların en erdemlisi (hayırlısı) kimdir?” diye sordu. “Çok yaşayıp ameli güzel olandır” buyurdu. “Peki, İnsanların en kötüsü kimdir?” diye sordu, “Çok yaşayıp ameli kötü olandır” buyurdu. (Tırmizi).

Bir adam “Ya Resulallah, ben Allah yolunda savaşmak istiyorum” dedi. “Annen sağ mıdır?” diye sordu. Evet deyince “Ayağına sarıl, cennet oradadır” buyurdu. (Tabarani)

Asıl zenginlik mal çokluğu değil gönül zenginliğidir.” (Buhari, Müslim, Tirmizi).

Hz. Peygamber bir gün “Pehlivan kimdir, bilir misiniz?” diye sordu. “Güreşte yenilmeyendir” dedik. “Hayır dedi, asıl pehlivan öfkesini yenendir.” (Müslim, Ebu Davud).

Müslümanların en faziletlisi kimdir? diye sorulunca “Elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu kimsedir” buyurdular.” (Tirmizi)
Kendin için istediğini mümin kardeşin için de istemedikçe kamil mümin olamazsın.” (Buhari)

Birbinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız, iman etmedikçe de cennete giremezsiniz” (Buhari, Müslim).

Resulullah bir yere seriyye gönderdi. Seriyye geri döndüğünde onlara şöyle buyurdu. “Afferin küçük cihadı yerine getirip de büyük cihadı baki kalanlara.” Denildi ki, “Ya Resulullah! Büyük cihad da neyin nesi! Hazret “nefs ile cihad” buyurdu.” (el-Kafi).

***

Şimdi, “iç kriterlerden” geçen bu rivayetleri “dış kriterlere” yani diğer milletlerin anonim ruhu olan atasözleri ve deyişleriyle karşılaştırıyor, insanlık terazisinde tartıyoruz;

“Her şey bir güzelliğe sahiptir fakat bunu herkes görmez. (Konfüçyüs)

“Bir adamdan şüpheleniyorsan onu işe alma, işe alıyorsan ondan şüphelenme” (Çin atasözü)

“Kalbinde yeşil bir dal bulundurursan şakıyan kuşlar gelir. (Çin atasözü)

“Eşek olursan semer vuran çok olur” (Türk atasözü)

“Yiğit harpte, dost dertte, olgun adam öfkelenince belli olur.” (Arap atasözü)

“Dünyada üç şey gizlenmez: Duman, aşk, parasızlık.” (Arap atasözü)

“Kadehin içinde, denizde boğulanlardan çok daha fazla insan boğulmuştur. (Alman atasözü)

“Parlayan herşey altın değildir.” (Alman atasözü)

“Güzellik, bakan kimsenin gözündedir.” (Fransız atasözü)

“Kurt dumanlı havayı sever.” (Fransız atasözü)

“Başkasından üstün olmamız önemli değildir. Asıl önemli olan şey, dünkü halimizden üstün olmamızdır.” (Hind atasözü)

“Don Kişot olmak için yola çıkan pek çok insan evine Sanco Panco olarak döndü.” (İspanyol atasözü)

“Eline, diline, beline sahip ol” (Mani)

“Doğru davranmak için şu beş şeyi yapma; yalan, zina, adam öldürmek, hırsızlık, içki içmek” (Konfüçyüs).

“Sevmek keman çalmak gibidir, bilmeyen kötü sesler çıkarır.” (Bolivya atasözü)

“Az kork, çok umut et; az ye, çok çiğne; az homurdan, çok nefes al; az konuş, çok anlat; az nefret et, çok sev ve en güzel şeyler seninle olsun” (İskandinav atasözü)

***

Daha bunlar gibi onlarca, yüzlerce örnek zikredilebilir. Burada yapılmak istenen şudur: Artık eski hadis alimlerinin kitaplarını yazarken kullandığı hasen, merfu, muttasıl, munkatı vs. kriterlerinin bizim için bir anlamı kalmamıştır. Onlar bir şekilde bunları oluşturarak kitaplarını yazmışlardır. Ve bu kitaplar şu an bizim elimizdedir. Bizim de şimdi bu kitaplarda geçen sözleri birer “depo” olarak görüp süzgeçten geçirmemiz gerekir. Sonra onları oluştuğu tarihsel coğrafya ve iklimden çıkarıp insanlık alemi ile test etmemiz lazım. Onlarınkini bizimki ile bizimkini onlarınki ile karşılaştırmamız lazım. Bu bize çok şey öğretecektir. İnsanlığın ortak bir aklının, akıp gelen ortak bir vicdanının olduğunu göreceğiz. Kuran’ın “ma’ruf” (tanınıp bilinen) dediği tam da bu değilse nedir?

Artık bizim için sahih hadis demek, insanlığa söyleyebilecek hale gelmiş sözümüz demektir. Çünkü çok badirelerden geçmiş, iç savaşlardan çıkmış, cerh ve tadillere uğramış, tenkit edilip süzgeçten geçirilmiş ve bu günlere gelmişlerdir. Şimdi biz artık o tür cerh ve tadillerle uğraşamayız, biz o nesil değiliz. Bizim artık bunlar içinden insanlığa sunmalar yapmamız lazım. Eğer rivayet ettiğiniz söz bir Çinli için, Bir Meksikalı için, bir Rus için bir anlam ifade etmiyorsa, sizin kendi tarihsel coğrafyanızda, oranın şartlarında kalmış demektir. Oradan dışarı çıkınca da bir anlamı yok demektir. Artık onu rivayet edip durmanın ne anlamı var? Elimizdeki “hadis deposundan” öyle sözler seçmeliyiz ki bir Çinli veya Meksikalı bunu duyduğunda “Ne güzel söylenmiş, buna benzer bir söz de bizim atasözlerinde var” diyebilmeli. Yukarıdaki hadis örnekleri bir fikir vermiş olmalıdır. İşte günümüzün sahih hadisleri bunlardır.

Sahih hadis bu anlamda insanlığın aklına, vicdanına, fıtratına, sağduyusuna hitap eden sözdür. İnsanlığın ortak akıl ve vicdanının, Mekkeli bir öksüzün aklında ve vicdanında dile gelişidir. İnsanlığın anonim ruhunun evrensel bir peygamber olması sebebiyle Hz. Muhammed lisanından ifade edilişidir. Bunu herkes kendi lisanına rahatlıkla tercüme edebilir çünkü onlarda da buna benzer sözler vardır. Edemiyorsa, diğer milletlerin fıtrat ve vicdanında bir karşılığı yoksa bilin ki onu Hz. Muhammed söylememiştir.

Örneğin “Hz. Peygamber mübarek idrarını maşrapayla yatağının altına koymuştu. Ümmü Habibe’nin hizmetçisi Bürke adındaki kadın onu içti. Hz. Peygamber “Bu senin sağlığına iyi gelecektir” dedi ve o kadın bir daha hastalanmadı (Darekutni ve Tabarani’den naklen Suyuti’nin el-Hasaisu’l-Kübra’sında geçer. c. 1, shf. 193) rivayetini duyan insanlık fıtrat ve vicdanı derhal onu dışına atar, kabul etmez çünkü uydurmadır, böyle bir şey asla olmamıştır.

Öte yandan peygamberin akla ve vicdana hitabeden apaçık sözlerine karşı çıkanlar da tabiî ki olmuştur. Bunlara yakından bakın, vicdanlarıyla baş başa kaldıklarında onu tasdik etmekten geri duramadıklarını görüsünüz. Ama toplumda üslendikleri rol, menfaat ve çıkarları inkar etmelerini gerektirdiği için körü körüne güneşi balçıkla sıvamaya kalkarlar. Ebu Cehil’in bir gün yalnız kaldığında “Bak Muhammed, söylediklerin güzel şeyler ama biz bu putları terk edersek Kureyş aç kalır” sözü buna en çarpıcı örnektir.

***

Benim kanaatim odur ki herhangi bir peygamber -örnek olsun diye söylüyorum- “Annelerinizle evlenebilirsiniz” deseydi, peygamber olduğuna bakılmaz derhal reddedilirdi. Çünkü insanlık vicdan ve fıtratı öyle sağlam bir dayanaktır ki peygamberleri bile test eder. Peygamberler onun dile gelen soylu sesi (lisan-ı sıdk) oldukları için söyledikleri sonra çağlarda bile olsa özgür vicdanlarda makes bulmuştur… (İhsan Eliaçık) http://www.haber10.com/makale/3586/

posted in *PEYGAMBER | 0 Comments

30th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

Dostlarımızla zaman zaman ciddi, çözümü zor ve ilkesel sorunlar yaşamaktayız. Çocuklarda görünen basit sorunlar da, gelecekte hem bizi hem de onları olumsuz yönde etkilemektedir. Umarım bu çalışma Nisa 34’ün doğru anlaşılmasına ve bazı sorunların çözümüne katkı sağlar.

http://img159.imageshack.us/img159/4530/sorundikey750qs4.jpg

http://www.hanifdostlar.net/forum_posts.asp?TID=3342&KW=SORUNLU+%DDL%DD%DEK%DDLER+VE+%C7OCUK+E%D0%DDT%DDM%DD+

 

 

posted in AHLAK | 0 Comments

30th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

NİYET VE BAHANE(TUTARSIZ GEREKÇELER-MAZERETLER) ALDATMACASI VE ISLAH

9Tevbe suresi, 115-“Allah, bir halkı hidayete erdirdikten sonra, nelerden sakınacaklarını(takvalı davranacakları) kendilerine iyice açıklamadıkça sapkınlığa düşürmez. Gerçek şu ki, Allah her şeyi bilir.”

57Hadid/14-“O gün (münafıklar) onlara: Biz sizinle beraber değil miydik? diye seslenirler. (Müminler) derler ki: Evet, ama siz kendinizi fitnelediniz (başınızı belaya soktunuz: ilahi buyrukları çiğnediniz; kural ihlali yaptınız); gözleyip beklediniz (her konuda beklemede kaldınız, ileri adım atmadınız); şüpheye düştünüz (sözlerin ve yapılanların doğruluğundan veya yanlışlığından emin olamadınız) ve kuruntular (bahaneleriniz, sizin anlaşılamadığınız, size haksızlık yapıldığı gibi duygular) sizi aldattı (oyaladı/ zaman kaybettirdi/ doğru olduğunuz vehmine kaptırdı). O aldatıcı, Allah (bazı konularda doğru işler yaptınız veya bazı konularda yanlış işler yapmadınız diye) ile sizi aldattı (oyaladı). Nihayet Allah’ın emri gelip çattı!”

4Nisa/119-“Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara (hayallerin, niyetlerin, bahanelerin, kurtuluş yeterli olmayan gerekçelerin arkasına sığınmaya) sürükleyeceğim…”

 

Niyetler üzerinden hesaplaşmak ne kadar gerçekçi?

Kronik yanlış yapan ve doğru yapan kişinin niyetini açığa vurması olumlu karşılanabilir bir durum değildir. Yanlış yapan kişi niyetini dile getirmekle yaptığı işin üstünü örtmeyi, böylelikle muhatabını aklı sıra kandırmayı düşünmektedir. Doğru yapan kişi de niyetini dile getirmekle işi şova dönüştürmekte, kendini ön plana çıkarmaya çalışmaktadır. Allah ve kişi dışında kimsenin kesin olarak bilemeyeceği niyetin ne olduğunun, ne düşünüldüğünün, nelere inanıldığının anlatılmasına gerek var mı? Bazen de kendi düşüncelerinin yanı sıra bizim ne düşünmüş olabileceğimiz söylenmektedir. Kendi içinden neler geçtiğinin yanı sıra, bizim içimizden de şunların ve bunların geçtiğine inandığının kehanetinde bulunmaktadır. Kısaca o, insanın bildiği gözlem alanıyla değil görünmeyen gayp alanıyla ilgilenmektedir. Niyetler üzerinden hesaplaşmadır bu. Her kötülük yapanın kendisine sığınabileceği masum bir bahanesi, niyeti vardır. Bir Türk filminde İlyas Salman, nişanlısıyla hem de kendisine nöbet tutturarak aldatan Şener Şen’in üzerine hiddetle gidince, Şener Şen: “Evet, yaptım! Ama bir sor bakalım neden yaptım. Neden yaptığını sorunca, o ve nişanlısı, İlyas Salman’ı neredeyse ikna edecek güya masum bir gerekçe öne sürmüşlerdi.

 Niyetler delil olarak kullanılır mı?

Niyeti dile getirmek kişiye güvenilmediğinin de bir göstergesidir. Bununla kendisine güvenilmesini istemektedir. Bu durumda niyet bir çeşit yemindir. 5/89 Çünkü buna karar verilmiş, kalp bunu kazanmıştır. Aksi takdirde içten geçirilen herhangi bir istektir, bunun gibi onlarca istek daha olabilir. Hangisinin daha güçlü istek olduğunun ölçümünü yapamadığımız gibi bununla kişi hakkında bir sonuca da varamayız.

Biz insanların niyetlerini kesin olarak hiçbir zaman bilemeyiz. Niyetlerini kendileri ve Allah bilir. Bizim hiçbir zaman bilemeyeceğimiz bir alanla karar vermemiz doğru olmaz. Diğer taraftan insanların niyetlerini hatalarına gerekçe olarak getirmeleri onlara güvenmemizi gerektirmez. Çünkü bu geçen süreç içinde konuyla ilgili kişi onlarca niyet ve karar sahibi olabilir. Diğer taraftan niyet, daha önceden açığa vurulmadı veya kayda geçirilmedi ise, zor durumda onu açığa vurulan niyetin gerçek niyet ve karar olduğundan emin olamayız. Niyetler bir çeşit kararlılık girişimleridir.

  

Yaptığı hatayı göremeyen o hatadan nasıl kurtulur?

Hata durumunda yapılması gereken mazeret getirmek değil yapılan hatayı görmektir. Bu hatanın, kendisine neleri kaybettirdiği veya kaybettirebileceği görülmelidir. Hata yaptığına inanan bundan rahatsızlık duyar. Bu konumdaki insan eğer doğru işler yapmış olsaydı neleri kazanabileceğini de düşünebilir. Hatta bu konuda kendisini değiştirmenin yanı sıra çevresindeki insanları bu tip sorunlar karşısında bilinçlendirmeye çalışmalı ve onlara karşı duyarlı ve sorumlu davranmalıdır.

 

Gerçekdışı gerekçeleri ve bahaneleri savunmak yerine onları yargılamak

Kişiyi içinde bulunduğu duruma sokan nedenlerin neler olduğunu tespit etmesi aynı hatayı tekrarlamaması için önemlidir. Ancak bu tespit, getirdiği gerekçeleri savunmak için değil onları veya kendisini yargılamak için olmalıdır. Bu nedenleri bahane olarak kendisi tercih ettiğine göre bu anlamsız, tutarsız, saçma sapan gerekçelerin de savunulacak bir yönü olamaz. Mazeret getiren biri ise bunların hiçbirini yapmaz. Ondan daha sonra benzer veya daha büyük hatalar yapması beklenir. Sonuçta bu insan kuruntularla kendi oluşturduğu basit akvaryumunda yaşam sürer. Tüm dünyayı oradan ibaret sanır. Dış dünyayı gözlemediği gibi ona kulak da vermez. Bu yüzden kişi ortaya çıkacak hatalarla “dostunu kaybetme korkusu yaşamak yerine, onu nasıl kazanabilirim” ilkesini esas almalıdır. İstekler ve beklentiler açık olduğuna göre yaşanmış bir olayla ilgili savunma mekanizmaları geliştirmek yerine eksiklerini tamamlamanın, istek ve beklentileri karşılamanın yollarını aramalıdır.

 

Niyetin geçerli olabileceği alanlar sınırlıdır

Kazara yapılan bir hatada insanın niyetinin bir anlamı olabilir; ama bu durumda bile onu bütünüyle temize çıkaracak bir bağlayıcılığı olmaz. Yine mutlak yanlış veya doğru olarak nitelenemeyen eylemlerde de niyet bir anlam ifade edebilir. Bu durumda iyi insanlar hakkında olumlu bir zan beslenir. Hata yapan iyi insan hakkında da iyi duygular beslenir. Ancak onun hatası üzerinde durmak yerine niyet ve mazeret öne sürmesi, kendisi hakkında iyi duygular beslenilmesine gölge düşürür.

  

Niyetleri kimler delil olarak kullanır?

Kur’an’da; niyetleriyle yaptıkları hatalarının üstünü örtenlerin, temize çıkmaya çalışanların, hatalarını sürdürmek isteyen ikiyüzlülerin davranışıyla benzeştikleri dile getirilir. 2Bakara/204 4Nisa/62 9Tevbe/107 63Münafıkun/2

  

Peygamberler ve örnek insanlar, hatalı durumlarda nasıl bir tavır sergilemişlerdir?

Âdem ve eşi hata yapınca, Allah neden yaptıklarını sordu. Onlar ne niyet ne de bahaneler öne sürmediler. 7A’raf/19-23 2Bakara/37-38

  

Adem ile eşi: 7A’raf/23-“Dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”

Sebe kraliçesi: 27Neml/44-“De di ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleymanla beraber âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”

Musa: 28Kasas/16-“Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim (başıma iş açtım). Beni bağışla dedi, Allah da onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok esirgeyici olan ancak O’dur.”

Yunus: 21Yunus/87-“Zünnûn’u da (Yunus’u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: “Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!” diye niyaz etti.”

Bahçe sahibi: 37Saffat/56-57-“Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin. Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum» dedi.”

Musa: 7A’raf/143-“Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr’a) gelip de Rabbi onunla konuşunca “Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!” dedi. (Rabbi): “Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!” buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.”

  

Niyet ve bahane ifadeleri

Şu niyetle, bu amaçla, bu gayeyle, şunu isteyerek, bu arzuyla, şunu düşünerek, buna inanarak, şunu tasarlayarak, şunun mantığıyla, bu sebeple, şu nedenle, şunun için, ötürü, bahanesiyle, mazeretiyle, gerekçesiyle, dürtüsüyle

Kronik olarak benzer hataları yapan kişiye: Ne ve niçin yaptın? İnan ki/gerçekten ben şu veya bu niyetle/amaçla/gayeyle/sebeple yapmadım. İnan ki ben şunu ve bunu yapmadım.

Aslında benim niyetim/gayem/amacım/isteğim şuydu. Bunu şu niyetle yaptım. Ben bunu, şunu ve şunu düşünerek /tasarlayarak/şuna ve şuna inanarak/şu sebeple/ gerekçeyle yaptım. Ben bunu şunun için yaptım.

Telefondaki kişi, “Aslında ben de seni aramayı düşünüyordum, ben de seni arayacaktım.” Oysa bu sözü çoğu insan inandırıcı bulmaz.

Ben aslında şunu yapacaktım, bunu edecektim, şunu yiyecektim/içecektim. Aslında ben onu yapmayacaktım, bunu etmeyecektim, şunu tasarlamıştım.

  

Konuyla ilgili bazı ayetler:

* Bahane getirenler ikiyüzlülerle aynı kategoride değerlendirilmiştir. 7/164 9/66,90,94,94 30/57 40/52 66/7 75/15 77/36

* Bahane(mazeret) getirmek insanı kurtarmamaktadır-66/7 9/94

* O gün mazeret yarar sağlamaz-30/57 40/52 66/7 75/5-15

* Dalıp alay edenlerin özür dilemesi işe yaramayabilir-9/65-66

* İzin isteyen bedevilerden mazeret getirenler yalan söyleyerek oturup kaldılar-9/90

* Peygambere eziyet edenler var. Oysa o inananlara inanır. Bizi memnun etmek için yemin ederler. Oysa Allah ve Elçisi memnun edilmeye daha layıktır-9/61-62

* Döndüğünüzde size mazeret getirirler. De ki: “Mazeret getirmeyin, size inanmayacağız. Alah sizin haberlerinizi bize verdi. Allah ve Elçisi davranışınızı görecektir. Onlardan vazgeçesiniz diye döndüğünüzde yemin ederler. Onlar iğrençtir. Sen memnun(razı) olsan bile Allah onlardan memnun(razı) olmaz-9/94-97

* Bahanelere sığınarak tartışmak/ kanıtı varmış gibi tartışmak(muhacce) asla doğru değildir -2/76,139,258 3/20,61,65-66,66,73 6/80,80 42/16

* Biz insanları ancak, Allah’ın bize gösterdiği onların eylem ve söylemleri, tutum ve davranışları, yüz ifadeleriyle tanırız. 4/105

* Kur’an’da niyet beyanları: 2/204 4/62 9/107 63/2

 

KONUYLA İLGİLİ DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN LÜTFEN AŞAĞIDAKİ BAŞLIKLARI İNCELEYİNİZ…

1) İlahi Kültürde Eleştiri Kültürü
2) İletişim Çatışmaları ve İletişimi Geliştirmenin Yolları
3) Sorumsuzluk, İhmal, Bencillik ve Soyutlanma_Ka’b bin Malik
4) Bahaneler ve Mazeretler
5) Eleştirmek ve Eleştirilmek
6) Eleştirinin Önemi
7) Münafık, İkiyüzlü, Kararsız, İlkesiz ve Duyarsız Kimdir?
8) Münafıkların Özellikleri
9) Ahlak Odaklı Din, Allahlı Dindir
10) Dürüstlük Dinin Özüdür
11) Adanmış ve Aday İnsan
12) Kur’an’da İlahi Adalet İlkeleri
13) Soru Sormanın Yöntemi ve Adabı
14) Yeni Sınıfın İdeolojisi: Kariyerizm ve Konformizm
15) Ahlak, Adalet, Emek ve Sermaye
16) Kendimizi Kime Beğendirelim?

posted in AHLAK | 0 Comments

30th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

Adanmış (misyon sahibi) İnsan

*  Adanmış insan, değerlerle iç içe olan insandır.

*  Dalıp gitse bile kendine gelir gelmez değerlerine uygun davranan insandır.

*  Onun değerlerinin önünde yapay, anlık veya geçici zevkler yoktur. Soy bağı, mevki ve makam, karşıt cins, mal mülk, şeref ve itibar asla değerlerin işlerliğini yavaşlatacak bir önceliğe sahip değildir.

*  O, duyduğu her sözü, gördüğü her nesneyi, tanık olduğu her olayı değerleriyle ilişkilendirebilen ve buna uygun sonuçlar çıkarabilendir.

*  Bilgi ve değerler onun için ekmek, su ve oksijen gibidir.

* Onun için her şeyi değerdir; İnsan değerdir, hayvan değerdir, bitki değerdir, yaşadığı her olay bir değerdir. Böylesine değerlerle iç içe olduğunun bilincinde olan insan kendi başına bir değerdir.

* Adanmış insan bir değerdir. O bulunduğu her ortama değer katar. Bu katma değer hep onunladır. Onun bulunduğu her yer değerlidir. Onun yaşadığı her zaman değerlidir. Değer arayanlar onun yanında, o da değerlerin yanındadır. O değersiz yaşayamaz. O kendi başına bir değerdir; onurdur, kıvançtır. O çeşmedir, herkes ondan su almak ister. O ışıktır, herkes onunla aydınlanmak ister, herkes onunla ısınmak ister. O havadır, herkes onu solumak ister. O topraktır, herkes onda ürün olmak ister. O berekettir, herkes onunla verim kazanır. O kurtuluştur, yıkıntılar onunla ayağa kalkar. O sevgidir, umuttur, gelecektir.

 

 

Adanmışlığa Aday İnsan

* Eğer muhatabı konuşuyorsa onu dikkatlice dinlemeli, onu anlamaya gayret göstermelidir.

* Lafı uzatmadan muhatabını anladığını ortaya koyan geri dönüt vermelidir.

* Muhatap ve muhataplarının eksikleri, ihtiyaçları, istekleri ve beklentileri neyse bu sıralamayı göz önünde bulundurmalı, onlara soru sormak yerine hayatından ve güncelden örnekler vermeli, bunu karikatürize edebilmeli, espri yeteneğini kullanmalıdır.

* Sohbete konu ettiği sorunun neden öncelikli olduğunu zaman zaman fırsat buldukça sözleri arasına sıkıştırmalıdır.

* Muhatabının da konuşmasının beklentisi içine girmemelidir.

* Konuşmasının ekseni, muhatap odaklı olmasa da var olan eksiklik, ihtiyaç üzerine olmalıdır. Ne demek istediği açık olmalıdır.

* Dostlarına nasihat etmeli, doğrulardan söz etmeli, ancak henüz sıkı ilişki içine girmediği insanlara karşı nasihat havasına girmemelidir. Onlara gerçeklerden, deneyimlerden, yaşanmışlıklardan kesitler sunmalı, zamanla gerçeklerden doğrulara yönelmelidir. Muhatabına öğüt verme moduna girmektense beraber, ortaklaşa neler yapılabileceğinin üzerinde durulmalı. İkinci görüşmede yeni projeler üretmeli, ancak bunları dile getirmeden önce onun proje tekliflerine kulak vermelidir.

* Kendine bir not defteri edinmeli, nerede hangi konular üzerinde duracağına dair elinde genişçe konu, örnekler ve anekdotlar bulundurmalıdır.

* Kendine güvenmeli, endişeli ve kaygılı bir izlenim vermemelidir.

* Muhatabına güven vermelidir; söz, davranış ve ses tonunda kaygı, endişe değil özgüven hâkim olmalıdır. Kısa süreli ve beklentili konuşmaların muhatapta kaygı yaratacağını unutmamalıdır. Bu yüzden konu üzerinde gerekirse uzunca konuşma yapabilmeli, konuşmasına daima örnek ve anekdotlarla desteklemelidir.

* Olabildiğince politik değerlendirmelerden, grup bağnazlığından ve takım tarafgirliğinden uzak durmalıdır.

* Muhatabının iyi niyetini istismar etmemeli, onu herhangi bir konuda kullanma gibi bir yola asla gitmemelidir.

* Muhatabı konuşuyor, mümkün olduğu kadar sözünü kesmemeli sabırla dinlemelidir; unutulmamalıdır ki etkili son söz size kulak vermeyecek onlarca sözden daha önemlidir.

* Her konuşmasının akabinde kendini yenilemeli, bilgilerini güncellemelidir; eksiklikleri neler ise onu telafi etmeli, daha güçlü bir donanımla muhataplarının karşısına çıkmalıdır.

 

KONUYLA İLGİLİ DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN LÜTFEN AŞAĞIDAKİ BAŞLIKLARI İNCELEYİNİZ…

1) İlahi Kültürde Eleştiri Kültürü
2) İletişim Çatışmaları ve İletişimi Geliştirmenin Yolları
3) Niyet ve Bahane Kandırmacaları
4) Sorumsuzluk, İhmal, Bencillik ve Soyutlanma_Ka’b bin Malik
5) Bahaneler ve Mazeretler
6) Eleştirmek ve Eleştirilmek
7) Eleştirinin Önemi
8) Münafık, İkiyüzlü, Kararsız, İlkesiz ve Duyarsız Kimdir?
9) Münafıkların Özellikleri
10) Ahlak Odaklı Din, Allahlı Dindir
11) Dürüstlük Dinin Özüdür
12) Kur’an’da İlahi Adalet İlkeleri
13) Soru Sormanın Yöntemi ve Adabı
14) Yeni Sınıfın İdeolojisi: Kariyerizm ve Konformizm
15) Ahlak, Adalet, Emek ve Sermaye
16) Kendimizi Kime Beğendirelim?

posted in AHLAK | 0 Comments

30th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

Aşağıdaki yazıda, kusursuz insan arayışının değil, insanca ilişkilerin sürdürülebilir olması için, olmazsa olmaz koşulların ve ilkelerin üzerinde durulmuştur. Unutmayınız ki dürüst insanlar, doğru iletişim dili kullanırlar.

  

İLETİŞİMDE ÇATIŞMA NEDENLERİ

1. İğnelemeyeceksin: Başarısızlığının, mutsuzluğunun ve içine düştüğün çıkmazların sorumlusu olarak başkasını görmeyeceksin; bu konuda başkalarını suçlamayacaksın.

2. İnanmadığını konuşmayacaksın; kandırmayacaksın: Başkasına kendini olumlu göstermek veya bazı çıkarlar edinmek için yaşamında yer almayan, emin olmadığın ve sence mutlak gerekli olmayan şeyleri kesin doğruymuş gibi lanse etmeyeceksin. Abartılı bir tutum ve davranış içinde olmayacaksın.

3. Yapmadığın veya yapılamayacak şeyi söylemeyeceksin (slogancılıkla gerçekçilikten uzaklaşmayacaksın):

4. Ortada sorun olduğu halde hak etmediğin bir beklenti içine girmeyeceksin.

5. Kuşku yaymayacaksın: Eğer insanların sahip olduğu inançları hakkında bir kuşkun veya bir iddian varsa, bunu sağlam kanıtlarla ortaya koyacaksın. Bu yöntemle toplumun temellerinin altını oymayacaksın.

6. Ciddi olarak yapılan işleri hafife almayacaksın: Başka insanların ciddi problemleri savsaklamaları veya görmezden gelmeleri gibi bir davranış içinde olmayacak ve sorunu ciddiye alanlara bunu empoze etmeye çalışmayacaksın.

7. Yanlış bir şeyin doğruluğunda veya doğru bir şeyin yanlışlığında ısrar etmeyeceksin.

8. Görevini yapmadığın zaman bahane getirmeyeceksin.

9. Ortada sorun varken sorunları geçerek yeni konu üzerinde dostluk kurmaya çalışmayacak ve ortada hiçbir şey yokmuş gibi davranmayacaksın.

10. Kendini olumlamak veya temize çıkarmak amacıyla karşındakini gereksiz ayrıntılara boğarak, ona çıkar sağlayarak, sıcak mesajlar vererek veya rüşvet vererek ya da vaktini çarçur ederek saygısız bir yol izleyerek sahte yöntemlere başvurmayacaksın.

 

 

İLETİŞİMİ GELİŞTİRME YOLLARI

1- Açık olacaksın; söylemek istediğini, rahatsızlığını doğrudan net bir şekilde söyleyeceksin.

2- İçinden geldiği gibi, içinden geldiği kadar konuşacaksın.

3- Girişken olacaksın; söylemek istediğin doğru bir şeyi küçük düşerim korkusuyla söylemekten çekinmeyeceksin.

4- Karşındaki insanı fiziksel görünümüyle, mevki ve makamıyla, çevrenin ona bakışıyla değil dürüstlüğüyle, söylediklerinin içeriğiyle değerlendireceksin.

5- Karşındakini yargılamayacaksın. ‘Bunu (bana) nasıl yaparsın’ gibi kendine veya muhatabına insanüstü bir güç sahibiymiş gibi davranmayacaksın. Yanlışını görmesini sağlayacak, çözümler bulmasında yardım edeceksin.

6- İletişimde kendinle karşı tarafı eşit düzlemde göreceksin.

7- Vaktini ve fırsatları doğru ve verimli değerlendireceksin.

8- İletişimde idare edici değil, geliştirici ve ilerletici olacaksın.  Dostluk, gelişip geliştirmekten geçer.

9- İletişimde hem iyi bir alıcı hem de iyi bir verici olacaksın.

10 Empati kurmadığın birinden sempati, saygı göstermediğin birinden sevgi beklemeyeceksin.

11- Pedagojik olarak; farkına vardırma eğitimde en öncelikli iletişim biçimidir. Sergilenen davranışın kişiyi nereye taşıyacağı; geliştireceği mi, yoksa gerileteceği mi konusu işlenmelidir. Sonra iltifat ve eleştiri gelir. Gerçekten farkına vardırılan, uyandırılan kişinin, daha sonra olumlu davranışları iltifat, olumsuz davranışları yapıcı eleştiriyle karşılanır. İltifat bekliyorsan, eleştirileri dikkate alacaksın. Eleştiriye tahammül edemeyenler, hiçbir zaman iltifatı hak edemezler. Eleştiriler sonucu kendilerini geliştirenler, iltifatı hak eder ve yaşarlar. Sizi geliştirmeyi amaçlayan, size sahip çıkan her türlü eleştiri, yapıcı eleştirilerdir. Sizi geriletici, sizi dışlayıcı her türlü iltifat, birer uyuşturucudur. Hak edilmeyen her iltifat, birer uyuşturucu görevi görür. İltifat ve eleştiriyi, ödüllendirme ve bedel ödeme izler. Gerçekten de kendisini bu düzeyde geliştirmiş insan, ne elde ettiği ödülle, ne de ödediği bedelle sarhoş olur.

 

 

 

İLETİŞİM ÇATIŞMASINA YOL AÇMAYAN ÖRNEKLER

1. Bir insan, üç günde cevap verilebilecek bir mesaja bir haftada, on beş günde veya bir ayda yanıt verebilir. Bir insan, bir ay, bir yıl, hatta birkaç yıl sonra görüşme olanağı bulabilir. Taraflar gecikme nedenini tartışabilir, durumu anlayabilir, durumu beğenmeyebilirler; ama bu durum, karşı tarafı iğnelemedikçe, suçlamadıkça çatışma nedeni olamaz.

2. Bir insan, bireysel görevlerini aksatabilir veya ihmal edebilir ya da tamamen terk edebilir. Dostlar bu durumu tartışabilir, durumu anlayabilir, durumu beğenmeyebilirler; ama bu durum, hiçbir şey yokmuş gibi davranılmadıkça, konu başka şeylerle telafi edilerek konunun kapandığı izlenimi verilmedikçe, sorumluluklar ve yükümlülükler yerine getirilmediği halde kendisine sorumlu ve yükümlü gibi davranma beklentisi içine girilmedikçe iletişimde çatışmaya neden olamaz.

3. Bir insan, yanlış yaptığı halde yanlışının bilincinde ise onun bu durumu iletişimde çatışmaya neden olamaz.

4. Bir insan, yanlış yaptığı halde bunun doğruluğunu savunmuyorsa, yanlışını bahanelerle olumlamıyorsa ve yaptığı bu yanlış başkalarına zarar vermiyorsa, bu durum iletişimde çatışmaya neden olamaz. Örneğin, içki veya sigara içmek.

5. Bir insan, karşısındakini uyarabilir, ondan rahatsız olduğu davranışlarını değiştirmesini isteyebilir. Kişi bu durumu, kendisini savunma, kendi hatalarının üstünü örtme aracı olarak kullanmadıkça ve karşısındakini uyarırken onun kişiliğine saldırmadıkça, sözlerini çarpıtmadıkça, ona yalan söylemedikçe, iletişimde çatışmaya neden olamaz.

6. Her dostun, kendi dostunu yanlışını gördüğü zaman her zaman uyarma hakkı vardır. Ancak bu uyarma hakkını, kendisinin uyarılmasının akabinde yapması, intikam duygusu uyandırır.

7. Sık sık uyarılanlardan olmak veya uyarılardan rahatsızlık duymak, durumumuzu ciddiyetle gözden geçirmemizi gerektirir. Böylesi durumlar, kişinin uçurumun eşiğinde olduğu anlamına gelir.

8. Dostunuz, kardeşiniz bir yanlış yapıyorsa, onu uyarırsınız. Eğer gerçek bir dost iseniz, uyarma amacınız, onun ileride karşılaşacağı olumsuz sonuçlardan dolayıdır. Çünkü siz dostunuzun ne bugün ne de ileride üzülmesini asla istemezsiniz. Bu durum sürerse, ya siz onu veya o sizi kaybedecektir. Özellikle siz, onu kaybetmek istemediğiniz için, daha bugünden olası sonuçları, -bir mod olarak değil- gerçekten içinizde yaşarsınız. Onu uyardığınız halde, hâlâ hatasında ısrar ediyorsa, bu durum, sizi daha da yıpratır. Onunla ilgili umutlarınız zayıflamaya başlar. Oysa o, bu sürece bir anda gelmediği için, içindeki durumu kabullenmiştir. Ona göre, ortada ciddi bir sorun yoktur. Kirliliğin kokusuna, rengine, bulanıklığına, gürültüsüne, karanlığına, çirkefliğine zaten alışmıştır. Duyarsız olan bu dostunuzun durumundan dolayı rahatsızlık duymakta elbette hakkınız vardır. Siz bu rahatsızlık içindeyken, arkadaşınız sizden iltifat beklemektedir. Demek ki ikiniz de birbirinizden kopmuş, ayrı ayrı dünyaların insanları olmuşsunuz. Birbirinize baktığınızda eski günleri yâd ederek, neden eskisi gibi değiliz diye bir özlem içindesiniz. Oysa aranıza yüksek rakımlı dağlar girmiştir. İki taraf da rahatsızdır. İki tarafın rahatsızlığın nedeni de, bir dostun kaybı üzerinedir. Birisine göre, kaybın nedeni, yapılan yanlışlara rağmen bunun gerçek anlamda bilincinde olmayan ve durumunu değiştirmeyen bir kişilik sorunudur. Diğerine göre ise, kaybın nedeni, karşı tarafın anlayışsızlığı, kusursuz insan arayışı, olayları büyütmesi, yakınlık, sıcaklık ve iltifat eksikliği, beklentileri karşılayamaması, vb.dir. Birinci tarafın rahatsız olması son derece ahlakî ve erdemli bir davranıştır. Ya ikinci tarafın durumu? Gelişmemiş, çocuksu, ilkel, karşı tarafa bir şey vermekten yoksun ve çıkarcıdır; oyalayıcı-geriletici bir tutum içinde olanlara yakınlık duyarken, geliştirici-ilerletici bir duruş içinde olanlardan rahatsızlık duymaktadır. Kimin kimi izlemesi gerektiği konusunda yapılan hatayı somutlaştırırsak, konunun yanıtı kendiliğinden ortaya çıkar. Örneğin, uyuşturucuya alışmış, yalancılığı bir davranış biçimine dönüştürmüş, haksızlığı doğal bir davranış olarak algılayan bir kişilikle ilgili yaşanan sorunlar. Gelişme ve geliştirmeye odaklanmış insanla, böyle bir insanı çizgi dışı görenlere özenti içinde olan bir insanın sıkı bir dostluk içinde yaşaması olanaklı mı? İşverenine sık sık problem olan bir hizmetliyle, erdemli yaşamanın mücadelesini veren bir insanın sıkı bir dostluk içinde yaşaması olanaklı mı? Arkadaş olur, arkadaşlıklarını, belki dostluklarını sürdürebilirler. Asla sıkı dost olamazlar. Oysa bu sorunların en ağırını yaşayan kişi bile, eğer isterse, ilkelerine bağlılıkta kararlı olursa, sıkı dost olmalarında ne engel olabilir ki!

KONUYLA İLGİLİ DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN LÜTFEN AŞAĞIDAKİ BAŞLIKLARI İNCELEYİNİZ…

 

1) İlahi Kültürde Eleştiri Kültürü
2) Niyet ve Bahane Kandırmacaları
3) Sorumsuzluk, İhmal, Bencillik ve Soyutlanma_Ka’b bin Malik
4) Bahaneler ve Mazeretler
5) Eleştirmek ve Eleştirilmek
6) Eleştirinin Önemi
7) Münafık, İkiyüzlü, Kararsız, İlkesiz ve Duyarsız Kimdir?
8) Münafıkların Özellikleri
9) Ahlak Odaklı Din, Allahlı Dindir
10) Dürüstlük Dinin Özüdür
11) Adanmış ve Aday İnsan
12) Kur’an’da İlahi Adalet İlkeleri
13) Soru Sormanın Yöntemi ve Adabı
14) Yeni Sınıfın İdeolojisi: Kariyerizm ve Konformizm
15) Ahlak, Adalet, Emek ve Sermaye
16) Kendimizi Kime Beğendirelim?

posted in AHLAK | 0 Comments

29th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK


–>

YALNIZCA KUR’AN MERKEZLİ OLMAK YETERLİ MİDİR?

KUR’ANCI OLMAK BİR ÇEŞİT MEZHEPÇİ OLMAKTIR

İLAHİ ADALET, YALNIZCA ÖLÜM SONRASI İÇİN DEĞİLDİR

KÜÇÜK ŞEYLER GERÇEKTEN DE KÜÇÜK ŞEYLER MİDİR?

ALLAH ODAKLI YAŞAM, AHLAKLI DİNDİR

ALLAH BİLİYOR

DÜRÜSTLÜK NE DEMEKTİR?

EL-İLAH SİZİ GÖRÜYOR

YALNIZCA KUR’AN MERKEZLİ, AMA ALLAH ODAKLI OLMAYAN KİŞİNİN AHLAKLI OLABİLECEĞİ KUŞKULUDUR.

ALLAH ODAKLILIK HUZUR GETİRİR; KİŞİYİ DÜRÜST YAPAR.

KUR’AN MERKEZLİ DİN, MENSUPLARINI MUTLU KILAR.

RİVAYET MERKEZCİ BİR DİN YALNIZCA BELLİ BİR SINIFI MUTLU YAPAR.

ALLAH ODAKLI OLMAYAN YAŞAM, DOĞRU İLKELERE VE KURALLARA OTURSA BİLE İSTİSMARA AÇIKTIR.

ALLAH ODAKLI OLMAYAN KİŞİ KUR’AN MERKEZCİ BİLE OLSA HUZURLU OLMAZ.

Bir musibet, bin nasihatten daha hayırlı mıdır?

 

 

YALNIZCA KUR’AN MERKEZLİ OLMAK YETERLİ MİDİR?

Allahsız bir din olabilir mi? Olabilir tabii. Kişi güneşe tapar, aya tapar yani Allah’ın dışında başka bir şeye tapar Allahsız bir dine inanmış olur. Ancak benim bahsetmek istediğim konu bu değil. Ben bundan söz etmiyorum.

Ben bizden, kendimizden söz ediyorum. Allah’sız bir Kur’an inancından…

Allahsız bir Kur’an inancı olabilir mi? Veya nasıl olabilir?

Kur’an merkezli bir dini anlayışa sahip olanların Kur’an’ın tek kaynak olması yönünde bir sorunu yok. Uydurmalara, hurafelere inanmamak yönünde de bir sorunu yok.

Ancak din, Kur’an’ı tek kaynak olarak kabul etmek midir? Uydurmalara inanmamak mıdır? Diyeceksiniz ki; uydurmalara inanmamak ama aynı zamanda uydurma olmayanlara inanmaktır. Yani Kur’an’a inanmaktır.

Peki din Kur’an’a inanmak mıdır? Veya Allah’a inanmak=Kur’an’a inanmak mıdır?

Allah’a inanmak çoğu kişinin söylediği gibi Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak değildir.

Allah hayatımızda ne kadar yer ediyor?

Karşılaştığımız olayları, sorunları değerlendirirken Allah’ı ne kadar hesaba katıyoruz?

En basit veya günlük hayattan gördüğümüz bir konuda bile “Allah bu durumda benim şöyle davranmamı ister veya böyle davranmam O’nun hoşuna gitmez”, hesabı yapıyor muyuz?

Her an O’nu yanımızda hissediyor muyuz? Tek başımızayken ikinci, iki kişiyken üçüncü, üç kişiyken dördüncü,…O’nu görüyor muyuz?

58Haşr suresi, 7: “Göklerde ve yerde olanları Allah’ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O’dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı mutlaka O’dur. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlaka O, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir.”

Doğru işler yaparsam, Allah mutlaka onun karşılığını verir, arkamda olur, bana destek verir; yanlış işler yaparsam, Allah bunun bedelini ödetir, karşımda olur” mantığıyla mı hareket ediyoruz? Veya başımıza bir şey geldiğinde, kafamızı bir yere çarptığımızda Allah’ı aklımıza getiriyor ve acaba yanlış bir şey mi yapıyorum sorusunu kendimize soruyor muyuz? İşte bu ahiret inancıdır, ‘Son’a, işin sonuna inanmaktır. Kişinin Allah’a inandığını gösteren en bariz ölçüdür. Bir denetim mekanizmasıdır. Kişinin doğru davranması için bir motivasyon aracı, teşvik edici bir güç, yanlışlardan uzaklaşması için engelleyici bir güçtür. Kişiye özgüven sağlar, “eğer ben doğru davranırsam, Allah benim yanımda olur, karşıma ne engel çıkarsa çıksın, ne tür bir zorluk çıkarsa çıksın, sonuçta benim arkamda O var. Hiç kimse benden memnun kalmasa da, yaptıklarım, konuştuklarım hiç kimsenin hoşuna gitmese de sonuçta Onun hoşuna gidiyor. Doğru şeyler yapmaktan, doğru bir insan olmaktan korkmamalıyım, kınayanın kınamasından çekinmemeliyim.” hissini verir.

Ahirete inanmak, Allah’a inanmakla benzer şekilde basitleştirilmiş ve kalıplaştırılmıştır. Cennet ve cehennemin varlığına inanmak anlamında kullanılmaktadır. “Ahiret” son demektir. Ahirete inanmak = Sona inanmak. Bu son dünyanın sonu olabileceği gibi, hayatta karşılaştığımız sonlar da olabilir. Yani her şeyin, her işin sonunu düşünürken Allah’ı hesaba katmak demektir. Ticari bir faaliyetin sonunun bile Allah’a bağlı olduğunu, bütün iplerin O’nun elinde olduğunun bilincinde olmaktır. Çalışkanlığımızın, kurnazlığımızın veya şansın O istemediği sürece bir para etmeyeceğini bilmek ve bu bilinçle hareket etmektir.

Allah her konuyla ilgili bir takım kurallar, yasalar belirlemiştir ve hayat bu yasalar doğrultusunda devam etmektedir. Örneğin, başımıza gelen şeylerin kendi yaptıklarımızdan kaynaklanması ve aynı zamanda bunlarla denenmemiz bütün insanlar için geçerli olan bir yasadır.

42Şura/30: Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.

4Nisa/79: Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.

2Bakara/155: Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.

Ancak Allah bazı kimselerin iddia ettiği gibi, evrene bir takım yasalar koymuş ve bir kenara çekilmiş değildir. 42Şura/30’da “O yine de çoğunu affeder” ifadesi bu yasaların Allah’tan bağımsız olarak katı kurallar halinde uygulanmadığını ortaya koyar.

Allah’a inanmanın ne demek olduğunu anlamak için öncelikle inanmak nedir onu anlamalıyız. Biz bir arkadaşımıza “sana inanıyorum dediğimizde;

1-Senin sözlerinin doğru olduğuna inanıyorum,

2-Sana güveniyorum, seni güvenilir buluyorum, demiş oluruz.

Örneğin, birçok kişinin söylediklerini, yazdıklarını doğru bulabiliriz ama kendilerine güvenmeyebiliriz. İnanmak ikisini de kapsar.

Kur’an’a inanarak Allah’ın sözlerine inanmış, sözlerini doğru bulmuş oluruz. Allah’a güvenmek ise çok yönlüdür.

Onun kesinlikle sözünden caymayacağına, adaletli olduğuna yani hiç kimseye haksızlık yapmayacağına, herkesi kendi belirlediği ilke ve değerlere göre değerlendireceğine, kimseyi kayırmayacağına inanırız. Bu ahirete inanmayı ifade eder.

Aynı soru üzerinde tekrar düşünelim: Allah’sız bir Kur’an inancı olabilir mi?

Kişi, Kur’an diyor ama hayatında Allah yer almıyorsa Allah’sız bir dine inanıyor demektir. Hayatında Allah nasıl yer alır, yukarıda bahsetmiştik.

Allahsız bir Kur’an inancı: Otomatiğe bağlanmış gibi, ruhtan duygudan eksik Kur’an yorumları… Öznesi çoğunlukla Allah olmayan ifadeler…

Kur’an’da bu geçmiyor, şu geçiyor… Kur’an şöyle diyor, böyle demiyor… Kur’an buna karşı çıkıyor… Kur’an’da bu yok, var… Kur’an’a aykırı davranıyorsun… Kur’ana göre…

Hiç kimse kalkıp bu ifadelerin yanlış olduğunu söyleyemez, ben de söylemiyorum. Hatta aynı ifadeleri defalarca kullandım hala da kullanıyorum. Ancak dinle ilgili konuştuklarımızın öznesi %90 belki de daha fazla Allah olmuyorsa ortada bir anlayış hatta bir inanç sorunu var demektir. Allah dışında diğer özneler, bu illa Kur’an olmak zorunda değil, konuşmalardaki etkileyiciliği ve verimi de azaltıyor.

Doğrusu, ‘Kur’an’ demiyor, ‘Allah’ diyor… Kur’an’da yasaklanmıyor, Allah yasaklıyor…

Örneğin, yanlış bir şey yaptığını düşündüğümüz birine verebileceğimiz tepkilere bir bakalım.

- Bu Kur’an’da yok, Kur’an’a aykırı

- Bu yanlış, yapmasan iyi olur

- Bu doğru değil

- Bu senin için zararlı

- Bak, Allah seni görüyor, bunu yapmaya devam edersen üzülürsün, ben senin sonuçta üzülmeni istemiyorum. (Allah inancı + Ahiret inancı)

- Senin bunu yapman Allah’ın hoşuna gider mi sence? (Allah inancı)

- Allah bunu doğru bulmuyor biliyor musun?, -Sen nerden biliyorsun? –İşte istersen sen kendin oku, Allah kitabında ne diyor. (Allah inancı + Kur’an inancı)

Son üç tanesi gerçek anlamda inanan, Allah’ı dikkate alan insanların verebileceği tepkilerdir. Ve diğerlerine göre çok daha verimli ve etkileyicidir.

Birileri kalkıp bize, Kur’an merkezci anlayışa karşı, “siz Kur’ancısınız” diyor.

Hayır, biz Kur’ancı değiliz. Biz Kur’an’a tapmıyoruz. Biz sadece Allah’a tapıyor, Allah’a ibadet ediyoruz, diyoruz.

 

 

 

KUR’ANCI OLMAK BİR ÇEŞİT MEZHEPÇİ OLMAKTIR

Kur’an yol gösterir, bilgi verir. Doğru bilgi, kişiyi entelektüel, aydın kılar. İnanç sahibi olmak kişiye bağlıdır. İnanç davranışlara yön verir. İnanıyorsanız, davranışlarınız bu doğrultuda anlam kazanır. Bilginin doğruluğuna inanarak davranmak ayrı şeydir, bilginin kaynağına veya öznesine inanarak davranmak ayrı şeydir. İlkinde daha ziyade sekülarist bir bakış açısı vardır. İnandığınız bilgi doğrultusunda davranmakla özneniz olan bilgiyi kutsar, kendinizle çevrenizde gurur duyabilirsiniz. Ancak bilgiden kayda değer bir beklenti içine girmezsiniz. Bilginin kaynağını, öznesini kutsamakla ise özneden beklentiniz sürüp gider.

Kur’an gemisine binmekle, rotayı doğru yöne çevirmiş olursunuz. Ancak gemideki uygulamalarınız ve başınıza gelenler arasında doğru ilgi kuramadıysanız, uygulamalarınız doğru olduğu halde, huzursuz ve mutsuz yaşarsınız.

Kur’an merkezli bir bakış açısıyla pek çok şeyi doğru anlayabilirsiniz. Her dini anlayışı bilinen anlamıyla bir mezhep olarak nitelemek yanlış olmaz. Sizin Kur’an’ı doğru anlamlandırmanız da doğru bir mezhep olarak kabul edilebilir. Ancak bir mezhep, doğru mezhep, yalnızca mezhep, hepsi bu… Mezhepler de dini doğru anlama üzerine kurulmuş ekollerdir. Hepsi bu. İslam’ın, imanın, abdestin, namazın, zekatın, haccın, orucun, evliliğin, boşanmanın, borcun, mirasın,… şartları, farzları, onları bozan şeyler… Varsayın ki bunların hepsini doğru anladınız. Evet, bunların hepsi doğru. Acaba Allah’ın dini bu mu?

İçinizde hiç mezhep kitaplarını okuyanınız oldu mu? İlmihal kitapları onların özeti gibi. Neler var içinde. İşte yukarıda saydığım abdestin, namazın,… şartları, onları bozan şeyler… Diyelim ki siz de tüm bu bilgilerin her birini yerinde ayetlerle desteklediniz. Kanıtlarla beslediniz. Böyle bir bilginin doğruluğuna itiraz edebilir misiniz? Elbette hayır. Peki, bunları uygulayanlara itiraz edebilir misiniz? Elbette hayır. Al sana işte bir mezhep. Söyler misiniz, Allah bu kitapların neresinde? Nitekim ilmihal bilgilerinin kendisinden derlendiği asıl mezhep (fıkıh) kitapları, belki her biri doğru olmasa da kanıtlarla (ayet /hadis) desteklenmişlerdir. İşte diyorum ki bu deliller ve onların doğru sonuçlarını hayata yansıttınız mı doğru mezhebe mensup olursunuz.

Mezhepler, kurallarla yüklü bir dini anlayışı savunduğu ve Allah’a da kitaplarında pek yer vermedikleri için Allah’ı öne çıkarmayı kelam ve tasavvuf ilke edindi. Kelamcılar (Akaitçiler: İnanç ve itikat kitaplarını yazanlar) Yunan felsefesindeki ve Hıristiyanlıktaki, tasavvufçular Hinduizm, Budizm ve Hıristiyanlıktaki formatlara uygun bir Allah anlayışını getirdiler. Kelamcılar, kelam tartışmaları arasında Allah’ı kaybederlerken, tasavvufçular Allah’ı ötede beride aramanın gereksiz olduğunu, seyrü sülükünü tamamlayıp farkına varan herkesin zaten Allah olduğunu sabukladılar.

Allah, mezhep değil din gönderdi. Bu dinin, gerek bilgi gerekse de uygulama bağlamında nasıl olması gerektiğini kitabında açıkladı. Bilgiyi, uygulamayı, onun sonuçlarını, bunlara karşı geliştirilen tavırları ve Allah’ın onlara ne zaman nasıl bir karşılık verdiğini yeterli miktarda ortaya koydu. İyilik yapanlara Allah bu dünyada da yardım edeceğinden söz etti. Kötülük yapanların yanlarına kar kalmayacağından söz etti. Allah asla vaadinden caymaz, dedi. Gönderdiği elçilere ve onlara karşı tepki gösterenlere dünyada neler yaşattığına dair pek çok örnek verdi. Verdi ki diğer insanlar da bunu asla göz ardı etmesinler.

BİZİ DERİNDEN ETKİLEYEN VE SEVİNDİREN HANGİ OLAYDA ALLAH DEVRE DIŞIDIR Kİ!

 

 

İLAHİ ADALET YALNIZCA ÖLÜM SONRASI İÇİN DEĞİLDİR

1-Dünyada güzel bir yaşamla yaşatmaktan söz etmiştir-16Nahl/97,41,30 10Yunus/64 39/10

2-Dünyada da ahirette de rezillikten söz etmiştir-2Bakara/114 39Zümer/26 41Fussilet/16,

3-Dünyada zorlu cezaya çarptırmakla tehdit etmiştir-3Al-i İmran/56 9Tevbe/74,85 13Ra’d/34

4-İşaretlerini hem insanların iç dünyalarında hem de çevrelerinde mutlaka göstereceğinden söz etmiştir -41Fussilet/53 27Neml/93

5-Allah insanları hayır ve şerle deneyeceğini bildirmiştir-21Enbiya/35

6-Allah’ın dokunduracağı zararı veya hayrı kimsenin kaldıramayacağını bildirmiştir-6En’am/17

7-…Onlara bir iyilik dokunursa: “Bu, Allah tarafındandır.” derler. Onlara bir kötülük dokunursa:” Bu, senin yüzündendir.” derler. De ki:” Hepsi, Allah tarafındandır.” Bu halka ne oluyor ki söylenen sözü kavrayamıyorlar! Sana bir iyilik dokunduysa, Allah tarafındandır. Sana bir kötülük dokunduysa, kendi yüzündendir…, diye ifade etmiştir-4Nisa/78-79

***

 

 

KÜÇÜK ŞEYLER GERÇEKTEN DE KÜÇÜK ŞEYLER MİDİR?

Yapılanlar ve yaşananlar.

KÜÇÜK ŞEYLER (KELEBEK ETKİSİ/ETKİ-TEPKİ İLKESİ/İLAHÎ MESAJLAR)

Yapılanlar: Küçük diye önemsemediğimiz, ama tanık olduğumuz veya yaptığımız bazı doğru veya yanlışlar. YAPTIKLARIMIZ

Yaşananlar: Küçük diye önemsemediğimiz, ama tanık olduğumuz veya tattığımız acı ve tatlı şeyler. YAŞADIKLARIMIZ

Esasında bizi mutlu veya mutsuz edecek olanlar bunlar. Bunları önemsemediğimizde yaptığımızın ve söylediğimizin pek bir anlamı ve değeri kalmamaktadır. Bu zamanla bizleri ilkesizliğe götürmektedir.

Yaptıklarımızı veya tanık olduklarımızı önemsemediğimiz zaman bunları paylaşma gereği de duymayız.

Yaşananları önemsemediğimiz zaman yaşadıklarımızın nedenlerini sorgulamaz, önlemimizi almaz ve aynı hatayı tekrarlarız, ya da doğru tutumuzu geliştiremeyiz.

Yaptıklarımız bizim irademizle, yaşadıklarımız ise bizim irademiz dışında gerçekleşebilmektedir. Diyelim ki sen kendince bir doğru yaptın. Eğer bu sence önemsiz ise paylaşmayı anlamsız bulursun. Diyelim ki acı-tatlı ama sence önemsiz bir şey yaşadın. Üzerine çamur sıçradı, önemsiz diye nedenini sorgulamazsan bir süre sonra üzerine daha büyük çamur sıçramasını beklemen gerekir.

Yapılanlara ve yaşananlara önem vermez isek hayat anlamını ve değerini kaybeder.

Bizi derinden etkileyen şeylerin olası nedenlerini bulmalıyız. Bulmazsak sonuçta nazara, büyüye, uğura, kadere, rastlantılara, tesadüflere, şansızlığa inanmak, yaşadığımız olayı bunlara bağlamak veya her şeyi boş vermek zorunda kalırız. Bilirsek önlemimizi alırız.

Başımıza gelenler bizden, yaşadıklarımızdan kaynaklansa da Allah’ın bizi kolladığını da göz ardı etmemek gerekir.

Önemli olan şudur: Yaşadıklarımız bizi geri mi götürüyor, ileriye mi? Ya başımıza hiç bir şey gelmeseydi, bizi uyaran hiçbir şey olmasaydı ve yaptıklarımız birikseydi ve bir anda korkunç bir felaketle karşılaşsaydık?

Başımıza gelenler dalıp gitmemizi engelliyor. Başımıza gelenler aslında Allah’ın hala bizi unutmadığının da bir göstergesi, belki değişiriz diye O bize uyarıcılar gönderiyor.

Öyleyse, akıllı insanlar isteklerine kavuşmayı hak edecek işler yaparlar.

***

 

 

Duygusuz, inançsız her girişim başarısızlığa çöküşe mahkumdur.

Kur’an niye değerli?

Ayetleri tartışılmaz kılan ne?

Kur’an Allah’ın kitabı olduğu için değerli, ayetler Allah’ın sözü olduğu için tartışılmaz, kesin doğru değil mi?

O zaman Kitabı değil, Kitab’ın sahibini hesaba katarak adım atmak değil midir esas olan?

Peki yaşamımızda bu ne kadar böyle, yani tamam ne Kur’an’da var ne yok, ne uydurma ne değil, bu konularda çoğunluk aşağı yukarı hemfikir olabiliyor ama Allah’ın her an, bize şah damarımızdan daha yakın olduğu bilincinize yüz üzerinden kaç puan verirsiniz?

Evet, kişi inandığını söylüyor ama inancı uğruna bir şey yapmıyorsa ya inancında samimi değildir ya da bu inanç uzun ömürlü olmayacaktır.

Esasında imanı iki aşamada ele alabiliriz.

1- Allah bizi görüyor, Allah burada bizimle beraber, Allah bize çok yakın bilincinde olmak: Bu bilinç bize kontrollü ve dikkatli bir yaşam sağlar. Yanlış şeylerden uzaklaşmamıza yardımcı olur.

2- Allah için bir şeyler yaparken, doğru işler yaparken şu bilinçte olmaktır: Ancak doğru işler yaparsam bugünüm, yarınım, geleceğim güzel geçebilir. Allah’tan bir şeyler umut edebilirim. Çünkü Allah yapılan doğru, güzel işleri karşılıksız bırakmaz. İşte bu, ahiret inancıdır.

“Dualarımızda güzel isteklere, dileklere yer verirken ümit dolu olabilmemiz Allah’ın sözlerine uygulamada ne kadar sadık kaldığımıza bağlı değil mi?”

29Ankebut, 7:

Ve inanan ve iyi işler yapanlara gelince, onların kötülüklerini, elbette sileceğiz ve onlara yaptıklarının daha güzeli ile karşılık vereceğiz.”

İnandım, inanıyorum demekle iş bitmiyor, ‘Neye? Nasıl? Ne kadar? Hangi ölçüde? inanıyoruz,’ bunu sorgulamak gerek…

Örneğin, bir tartışma yapıyorsunuz birisiyle ve o anda çok sinirlendiniz, öfkelendiniz ve bu öfke size muhakkak kötü bir şey yaptıracak. Ancak Kur’an’daki, 3Al-i İmran, 134’deki, “Onlar öfkelerini yutarlar” ayetini aklımıza getirip, öfkemize yenik düşmez isek, doğru bir tavır takınmış olacağız, dahası Kur’ani bir tavır takınmış olacağız. İşte bu, Kur’an merkezli bir din. Ancak bu doğrunuzla Allah’ın size ve muhatabınıza doğru sonuçlar yaşatacağı, yanlış yaparsanız da Allah’ın başınıza işler açacağı bilinci Allah odaklı bir yaşamı ifade etmektedir.

Bu konuyla ilgili olarak daha genel ve dikkat çeken bir örnek vermek istiyorum.

Allah bir ayette diyor ki:

9/31: Onlar, Allah’ın yanı sıra hahamlarını ve rahiplerini, bir de Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler. Oysa ki, hepsi ancak bir ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı ki, O’ndan başka hiçbir ilah yoktur; O, onların ortak koştukları herşeyden münezzehtir.

Bu durum bizde de çok yaygın değil mi? Bizde de Muhammed resule belki Allah’ın oğlu demiyorlar ama; kainatın efendisi, evren onun için yaratıldı, Adem yaratılmadan önce Muhammed yaratıldı, Evren yaratıldığında üzerinde Nuru Muhammed yazıyordu,… demiyorlar mı?

Bir bakıma Muhammed Resulu putlaştırmıyorlar mı? Ona Allah’ınkilere benzer nitelikler yakıştırmıyorlar mı?

Ya Kur’an için,

Onu belinizden aşağı tutmayın, abdestsiz sakın ona dokunmayın, onu okurken doğru düzgün oturun, onu güzel seslerle ve nağmelerle okuyun,… Neden peki? Çarpılırsınız, vs

Aynı durum sizin verdiğiniz örnekteki gibi, Kabe için de geçerli.

Bu örnektekilerin hepsi Allah’a inandığını söylüyor ama Allah’ın bize gönderdiklerine, bize sunduklarına Allah benzeri nitellikler yakıştırıyorlar, onları putlaştırıyorlar, kutsallaştırıyorlar. Allah’tan istemeleri gereken yerde onlardan istiyorlar, Allah’tan korktukları kadar veya buna yakın olarak onlardan korkuyorlar. Bir sürü kutsalların içerisinde teoride Allah merkezli ama pratikte Allahsız bir din yaşıyorlar.

Kur’an merkezli anlayışı savunanlarda elbette Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğu, anlaşılması ve uygulanması gerektiği bilinci var. Ancak ortada başka bir sorun var.

Din konusunda uydurmaları reddetmek ve Kur’an’ı tek kaynak olarak görmek bize sadece başvuru kaynağımızı doğru olarak belirlememezi sağlar. Rotamızı doğru tarafa çevirmemize yardımcı olur. İşte sadece bu kadar… Bu küçük bir şey değildir, ama din bu değildir, Allah’a inanmak bu değildir.

Şöyle bir bakış açısı doğru değil,

İnsanlar yanlış inanıyor, şunlar şunlar Kur’an’da yok. Onlar bilmiyor, biz biliyoruz. Biz bu işin sırrını çözdük, biz gerçeğe ulaştık. Bizden olanlar Kur’an’ı tek kaynak olarak kabul edenlerdir, uydurmaları reddedenlerdir.

Birini bizden kabul etmek için Kur’an’ı tek kaynak olarak kabul etmek yeterli midir? Din bu değildir, inanmak bu değildir. Bunu anlamak işin sırrını çözmek değildir, sadece pusulayı doğru yöne çevirmektir. Ama o yönde ilerlemezseniz bunun bir anlamı yoktur.

Yaptığımız işlerde, ‘Allah ne yaparsam memnun(razı) olur?’ hesabı yapıyor muyuz?

Bizi olumlu veya olumsuz olarak derinden etkileyen her olayın arkaplanında daima Allah olduğunun bilincinde miyiz, bunu göz ardı etmeyen, buna inanan bir anlayış içinde miyiz?

Kafamızı bir yere çarptığımızda, ‘acaba Allah’ın hoşuna gitmeyecek yanlış bir şey mi yaptım?’ diye yaptıklarımızı bir gözden geçiriyor muyuz?

Ancak doğru şeyler yaparsam Allah’tan bir şeyler umut edebilirim, ancak bu durumda Allah benim yanımda olur ve bana yardım eder diye düşünüyor muyuz?

İşte tüm bunlar bizim rotamızda ilerleyebilmemizi sağlar, Allah’ın sözlerini uygulayabilmemizi sağlar, kalıpçılıktan kurtulmamızı sağlar. İşte bunlar Allah’a inancımızın göstergeleridir. İşte bunlar birilerini bizden kabul edebilmenin kriterleridir.

Allah’a ait sözler(Kur’an) sürekli Allah’ın denetiminde olan bir bilinçle hayata geçirildiği zaman işte o zaman Allah’ın dini yaşanmış olur.

***

 

Elimizdeki rota Kur’an, o varsa, doğru yönde ilerlememiz için önemli bir koşulu yerine getirmiş oluyoruz. Ancak bu rota doğrultusunda giderken gemideki bizlerin kim olduğu, yaşantımızda kişilere, değerlerle ne tür tavırlar takındığımız asıl gerçeğimiz ve asıl yolumuz oluyor.

Kimseler size destek olmasa da gerçek bir dosta sahip olmasanız da doğrularınızla yapayalnız olsanız da, aynı dili konuştuğunuz insan sayısı sınırlı olsa da ya hiç olmasa da siz bilirsiniz ki Allah sayesinde doğruluğunuz aracılığı ile siz yalnız değilsiniz, siz mutsuz değilsiniz ve en önemlisi siz gelecekten umutlusunuz, biliyorsunuz ki Allah yaptıklarınızın karşılığını geciktirmeksizin verecek ve sizi asla ve asla yapayalnız bırakmayacak….

***

Eğer din Allah’sız yaşanıyorsa Kur’andışı oluşumlar ile Kur’an merkezli anlayış arasında kayda değer bir fark yoktur. Allah’sız din” ifadesiyle günlük yaşantıda Allah’ın hatırlanma sıklığı(frekansı) kastedilmemektedir. Ne yazık ki bazıları bu yanılgıya düşmektedirler.

Din; yaşanılan sorunları Kitap ışığında ve Allah’tan bir beklenti bilinciyle çözmeye çalışmaktır.

Sevinç ve üzüntülerimizde, kazanç ve kayıplarımızda Allah’ın bunları bize neden sağlamış olabileceğini(OLASILIKLAR) düşünmek, bunlara neden olabilecek olası davranışlarımızı gözden geçirmek, bu vesileyle olumlu davranışları artırmak ve güçlendirmek, olumsuz davranışları azaltmak.

Tüm olayların, durumların altında muhakkak Allah ve onun düzeninin olduğunu bilmek işte Allah’a iman bu.

Başka bir deyişle: Bizi birtakım davranışlara motive eden, Allah’ın istemesi (Kur’an referanslı) ve akabinde bize olumlu şeyler yaşatacağına olan inançtır. (Allah’ı hayatın merkezine alan inanç)

Olumlu şeyler yaşıyoruz veya yaşadığımız güzel şeylerin kaynağında, yaptığımız olumlu davranışların karşılığı olarak Allah’ın bizleri gözettiğine (bazen hayır sandığımız şer, şer sandığımız hayır olabilir) inanıyoruz. Bu yardım, olumlu bir pekiştireç işlevi görüyor.

Olumsuz şeyler yaşıyoruz veya yaşadığımız olumsuz şeylerin kaynağında, yaptığımız olumsuz davranışların karşılığı olarak Allah’ın bizlere bedel ödettiğine /ödetmiş olabileceğine (bazen hayır sandığımız şer, şer sandığımız hayır olabilir) inanıyoruz. Bu bedel, eğitici bir ceza işlevi görüyor.

Hayat bu döngü içinde devam ediyor. Allah’a inanıyorsunuz, güveniyorsunuz, O’nun isteklerini ciddiye alıyor, davranışlarınıza yansıtıyorsunuz. O da size hak ettiğinizi yaşatıyor. Siz bu yaşadıklarınızı O’nun bilgisi ve kontrolü altında yaşadığınızı bilmeniz ve buna inanmanız da O’na imanın bir gereğidir. O size hak etmediğiniz bir şeyi asla yaşatmıyor.

Buradan Allah’a inanmak, a)O’nun isteklerinin kesin doğruluğunu kabul etmek (KUR’AN MERKEZLİ İNANÇ) b)Allah’ın bu isteklerini davranışlarınıza yansıtınca sizin bu yaptıklarınızın gündelik yaşamda karşılıksız kalmayacağına inanmak. (ALLAH ODAKLI İNANÇ)

İşte sorun bu madde de, pek çok kişi bu bedeli ölüm sonrası olduğuna inanıyor. Oysa vahiy ve onun uygulayıcıları olan peygamberler, yaptıklarının karşılığını kısa vadede de, uzun vadede de mutlaka karşılığını bulacaklarına inanmaktaydılar. Gündelik yaşamda karşılığı olduğu gibi ölüm sonrasında çok çok daha fazlasıyla karşılığı vardır.

Allah sayesinde doğruluğunuz aracılığı ile siz yalnız değilsiniz, siz mutsuz değilsiniz ve en önemlisi siz gelecekten umutlusunuz, biliyorsunuz ki Allah yaptıklarınızın karşılığını geciktirmeksizin verecek ve sizi asla ve asla yapayalnız bırakmayacak…

Yalnızca ölüm sonrası değil burda da her şeyin karşılığının önümüze çıkacağı /çıkabileceği. Yaşadıklarımızın hepsinin daha önce yaptıklarımızın bir bedeli olması inancı.

Diyelim ki bir olay sizi fazlasıyla sevindirdi veya üzdü. Acaba geçmişte yaptıklarınızın buna neden olabileceğine, Allah’ın bundan dolayı size bunu yaşatmış olabileceğine inanıyor musunuz?

İşte buna ne sıklıkla inanılıyorsa o derece Allah’ı merkeze alan bir inançtan söz edilebilir. Bu kadar ciddi sevinç ve üzüntülerde dahi olayın arka planında Allah’ın olduğunu/olabileceğini göz ardı etmek, buna inanmamak, Kur’an’daki kurallara tam uyulsa bile bu durum ve anlayış ‘doğru bir mezhep’ tanımından öteye geçmez.

***

Sıradışı bir konuya dahi sıradan bakabiliyoruz belli noktalarda. Kafamızda hala Allah’ı zikretmek, sesli-sessiz olarak, Allah diye tekrarlayarak hatırlamak olarak algılanıyor.

Kitap yeterlidir deyince bir sıradanlığı ve zannı bırakmış ve sapasağlam bir kulpa tutunmuş oluyoruz ancak bu kitaptaki bakışı yakalamak o kadar da kolay değil sanırım, zor da değil ama bunun için ciddiye almak, beyin jimnastiği yapmak gerekiyor.

Çünkü ‘Kur’an yeterli ve tek kaynaktır’ anlayışı sonrasındaki durumunuz kınadığınız diğer oluşumlara fazlasıyla benzeyebiliyor. Yani olaylara yaklaşımımız, üzüldüğümüz ve sevindiğimiz noktalar, değer verdiklerimiz, onlarsız yapamayacaklarımız, bunların pek çoğu başkaları diye nitelenen insanlarınkine benziyor….

Aslında gerçek anlamda sıradanlıktan kurtulmuş olmuyoruz tek kitap söylemi ile…

Bundan dolayıdır ki daha şüpheci, daha sorgulayıcı, irdeleyici bakmadığımız sürece ve bakış açımızın tam merkezine Allah’ı yerleştirmediğimiz sürece aradaki fark, mezhepler arasındaki farktan öteye geçememektedir.

Olayın başka bir yönü de elimizdeki bilgi ve özgünlükle diğerlerinden daha rahat yaşayacak, tabiri caizse bilginin sefasını sürecek ama pratik hayatta(realitede) benzer kalacağız….!

Bu hem kızılacak hem de sorgulanması gereken bir nokta bence… İsrailoğullarının hem Musa peygamberin sağladığı özgürlükten faydalanması hem de eski inançlarına özlem duymaları, hayatlarının merkezinde Allah’ı yerleştirmek konusunda direnç göstermelerinden kaynaklanmaktadır.

Kaymağını ye ekmeğini at….

Maya aynı mayaysa ister kek yap ister pasta…

İncil’de insanın mayasından bahseder İsa peygamber…

Eğer hamurun mayası aynı ise fark eden şu oluyor; biri acılı tatsız bir ekmek yapıyor ve hayat boyu bunu yiyerek Allah’a yaklaştığını düşünüyor, diğeri elindeki güzel tarifle çok daha lezzetli bir kek yapıyor, ama yemeğini şov aracına dönüştürüyor, bundan ne kendisi yararlanıyor ne de başkası…

Yani din aslında maya işidir…. Din bakış açısını değiştirmektir.. Sadece haram ve helalleriniz ve bir kaç söyleminiz dışında kişilik olarak siz aynı sizseniz yeni mezhebiniz size hayırlı olsun derim…

***

 

Burada söylenmek istenen, Allah’ı gün içerisinde ne kadar süre aklımızda tuttuğumuz değildir.

Yanlış anlamaları önlemek için kısaca bir örnek vermek istiyorum:

Deistler der ki: Allah evreni, bizleri yaratmıştır, sonra kenara çekilmiştir.

Biz de şu düşüncede olmayalım: Allah evreni, bizleri yaratmıştır, kuralları da koymuştur, emirleri yasakları da belirlemiştir, bize bunları Kur’an ile bildirmiştir, sonra kenara çekilmiştir. Ya da çok büyük olaylar dışında kenara çekilmiştir.

2Bakara/255: Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), daima aktif(kayyum)dir. O’nu ne gaflet basar, ne de uyku…

İşte burada söylenilen bu:

Allah sadece kurallarıyla, haram ve helalleriyle bizimle değildir. O hayatımızda aktif bir rol oynamaktadır, gerektiğinde bize ödüller vermekte gerektiğinde bizleri cezalandırmaktadır. Bazen işlerimizi kolaylaştırmakta bazen zorlaştırmaktadır. Tüm bunları da bizim yaptıklarımızın bir karşılığı olarak yapmaktadır.

Bizler sadece şunu yapmayalım:

Kur’an’da şu var bu yok… Bu helal, bu haram…

Başımıza gelen, bizleri etkileyen olayların arka planında Allah olduğu bilinciyle hareket edelim. Acaba biz ne yaptık ki Allah başımıza bunu getirdi diye düşünelim. Veya daha işlerimizi yapmadan bu hesabı yapalım.

“Bunu yaparsak bu Allah’ın hoşuna gitmez, ileride üzülebiliriz. Şunu yaparsak, bu Allah’ın hoşuna gider, ondan bir şeyler umut edebiliriz.” gibi.

 

 

Peki din nedir?

1-Allah’ın koyduğu kurallar bütünüdür. Helaller, haramlar, ilahi buyruklar ve sınırlamalar…

(Bu konuda dini Allah’a özgülemek: Din koyucu olarak sadece Allah’ı kabul etmek yani Kur’an’ı dinde tek kaynak olarak görmek.)

2- Fatiha suresindeki, “O, din gününün sahibidir” ayetine göre, Din günü: Hesap günü, ödül ve ceza günü. Yani,

(Bu konuda dini Allah’a özgülemek: Hesap görücü olarak sadece Allah’ı görmek, başımıza gelen ödül ve cezanın kaynağı olarak sadece Allah’ı görmek)

İşte söylemek istediğim bu ikinci maddeyle ilgili. Bizim başımıza gelen, bizi sevindiren veya bizi üzen her olayın arkasında Allah vardır. Allah’ın bu olayları başımıza getirmesi ise bizim yaptıklarımız nedeniyledir. Bizim yaptıklarımıza göre Allah hayatımızı şekillendirmektedir. Dolayısıyla Allah’ı dikkate alarak yaptıklarımızı gözden geçirmemiz gerekir.

***

Yeryüzünde yaşanan gerçek anlamdaki kötülükler ve olumsuzluklar insan kaynaklıdır. Allah’ın merkezde olduğu bir inançta insanların suçları Allah’a atfedilemez… Ekonomik anlamda adaletsizlik varsa bunun nedeni Allah değil insanlardır…

İşte Allah odaklı bakan anlayış, içinde bulunduğum durumda doğruluk ve değerler adına ne yapabilirim diye düşünür… Düşünür ki belki yoksul doğmanın da olumlu tarafları vardır ve belki varlıklı olarak doğsaydım şu anda kazandığım farkındalıklara sahip olamayacaktım. Diğer taraftan aslında yoksul sıfatım görece olarak baktığım kriterin daha üst seviyelerde olmasından kaynaklanmaktadır…

Allah merkezli inançta umutsuzluk değil umut vardır…

Hüzün değil sevinç vardır…

Geçmişi hesaba çekme ve gelecekten ümitsizleşme değil ileride yaşanacaklara duyulan şevk vardır…

Kapana kısılmışlık hissi değil bu durumda ne yapabilirim ne üretebilirim düşüncesi vardır…

Tüketim değil üretme isteği vardır…

Başkalarına suçlama değil kendi hayatını sorgulama vardır…

Şikâyet değil hareket vardır…

Kınama değil irdeleme, analiz etme vardır…

Şikâyet değil daha iyisini doğruluk adına isteme vardır…

Kısacası hayata hangi pencereden baktığınız seçimlerinizi, inancınızı, Allah’a bağlılığınızı, duygularınızı belirliyor…

Allah’lı bir din yaşayan insan ister Sudanda ister İsviçre’de ister Irakta yaşasın/yaşamak zorunda kalsın. Allah’ın kendisi için bir yol kılacağını ve içinde bulunduğu durumun yaptığı doğru kadar değerli olduğunu, her yerde ve her durumda doğruluk adına bir şeylerin yapılabileceğine inanır…

***

 

Dinde iki temel saç ayağı vardır:

1-Allah’tan başka kimsenin ilah olmadığı ve dolayısıyla bu ilahlık yetkilerini kimsenin kullanamayacağı (Din koyucu olarak sadece Allah’ı kabul etmek yani Kur’an’ı dinde tek kaynak olarak görmek.)

2-Ahiret bilinci (hesap görücü olarak sadece Allah’ı görmek, başımıza gelen ödül ve cezanın kaynağı olarak sadece Allah’ı görmek)

Kur’an merkezli söylem içinde olanların bir kısmı Kur’an merkezli söylemleriyle bir rota tayin etmiş oluyorlar; ama o rotayı izlerken yaşadıkları her şeyden sorumlu olduklarını çoğu zaman göz ardı ediyorlar. Yani saç ayağının birinci ayağını görüp diğer ayağını unutuyorlar ya da göz ardı ediyorlar. Bu durumda da öğrenilen rota bilgisi de sadece entellektüel çapta kalıyor. Bizim bir inanır olup olmadığımız; Allah’ı hayatımızın merkezinde tutup tutmadığımızla, her yaptığımız işte Allah’ı hesaba katmamızla ortaya çıkacaktır.

Kısacası rotayı bilmek değil; o rotada dosdoğru bir şekilde gemimizi: fırtınada, boranda, günlük güneşlik günde, kalkışta ve varışta; yaptığımız her hatanın ya da doğrunun sonuçlarını alacağımızın bilincinde olmak, gemiyi Allah’ın bizden istediği tutum içinde yüzdürmektir.

42Şura/30-“Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah yine de çoğunu affeder.”

***

 

ALLAH ODAKLI YAŞAM, AHLAKLI DİNDİR

“Allahsız din” aslında “ahlaksız bir dini” anlatıyor. Belki kulağa pek hoş gelmiyor ama gerçek bu.

“Ahlak” kaynağını Allah’tan alıyor. Aslında tevhid inancının, yaşama geçmiş hali “ahlaki davranmak”. Yani kişi tevhide uygun bir inançta olduğunu iddia ediyorsa her türlü “ahlak dışı” şeye karşı tam savunmada olmak zorundadır çünkü Allah mutlaka onu görür.

Fakat burada “ahlak dışı davranış” ı zinayla, hırsızlıkla, vb ile sınırlandırmak ya da temsil ettirmek kendini kandırmak olur. Çünkü Allah’ı hesaba katmadan atılan her davranış zaten otomatikman ahlaki olmaktan çıkar. Yani sadece Kur’an’ı din konusunda kaynak kabul ediyorum dediği halde ahlaksız-ahlak dışı davrananların olması mümkündür.

 

**

Evet aslında Allah’lı bir din, kaynağının Allah olduğu ahlaklı bir din olmalı.

Bundandır ki bazen bizden farklı inancını bilsek de dürüst tavırlar geliştirmiş kimselere yakınlık duyarız. Bu seçim insanın özünde, doğal yapısında (fıtratında) Allah kaynaklı bir ahlaka sahip olduğunu gösterir.

Aynı şekilde aynı inanca sahibiz diye de yanımızdakinin yaptığı hataları meşru görmek, önemsiz görmek başka bir ahlaksızlık örneği olmaktadır.

Ama ne yazık ki bu durum pek çok dini grup ve cemaatte var.

Yani bizden olanlar ve olmayanlar diye ayırırlar insanları.

Oysa insanlara bakışımız da olayları yorumlayışımızdaki gibi Allah kaynaklı/odaklı olmalıdır.

Kendimize bakışımızda böyle olmalı. Ben ortak etmiyorum, din koyucu olarak sadece Allah’ı görüyorum ama şuradaki biri bunun farkında değil, onu küçümsemeye hakkımız yok.

Bildiklerimizle kendimizi ve yandaşlarımızı üstün, seçilmiş görmek Allah’ın ahlakiliğine sığmaz.

Onun katında her insan, insan olarak eşittir ancak takvalı olanlar Allah’a daha yakındır.

İncilde bu konuda bir kıssa var:

Luk.18: 9-10 Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: “Biri Ferisi*, öbürü vergi görevlisi* iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıktı.

Luk.18: 11 Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: ‘Tanrım, öbür insanlara -soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere- ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim.

Luk.18: 12 Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.’

Luk.18: 13 “Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, ‘Tanrım, ben günahkâra merhamet et’ diyordu.

Luk.18: 14 “Size şunu söyleyeyim, Ferisi değil, bu adam aklanmış olarak evine döndü. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.”

İşte bu kıssada da olduğu gibi ahlakilik diğer şekilsel ibadetlerin önüne geçebilmektedir. Ancak hiç bir zaman sufilerin düştüğü ve dinin sadece ahlaktan, soyut kavramlardan oluştuğu yanılgısına da kapılmamak gerekir.

Bu kitabın öğretilerinin tümü bir bütündür ve biri olmadan diğeri olmaz. Ancak öz olmadan da diğerinin gerçek anlamda değeri kalmaz…

***

 

Grup psikolojisi içinde çifte standartlar işletmek ve büyüklenme içine girip kendini özel görmek ahlaki olmayana örnek ve böyle olduğu sürece kişiler Allah’tan destek ummaları anlamlı durmamaktadır.

Şunu demek istiyorum ki; kişi her iş ve davranışında Allah’ın kendisini gördüğüne lafta değil yürekten inanmıyorsa; dolaylı ya da açık yalan söylemesi, insanların haklarını çiğnemesi, sahip olduklarını insanlık dışı amaçlar için kullanması,… yani özetle insanca değil şeytanca davranması; ahlaksızca davranması ve “ahlaksızlığa” ortam hazırlaması çok kolay olur.

Bunu kim yaparsa yapsın fark etmez; ister din konusunda Kur’an dışı kaynakları da kabul etsin, ister sadece Kur’an desin sonuç aynı olur..

***

 

Yaşadığımız olaylarda Allah’ın tam aktif(kayyum) olarak özne olma gerçeğinin bilincinde olmak. Bu bize işlerimizi yaparken bu gerçeği göz önünde bulundurmamızı sağlar.

***

 

Hayatımdan somut bir örnekle konuyu pekiştirmek istiyorum:

Kendimden bir örnek vereyim, geçen senelerde dişimi çektirmiştim, gecenin bir yarısı, annem yanımda uyuyordu, anneme hiç olmadık yere bağırmıştım, haksız bir bağırıştı, yersizdi, ve çekilen dişimde gündüz vakti bir problem çıkmazken o olaydan sonra feci şekilde kanamaya ve beni rahatsız etmeye başladı, sonra düşündüm ki ben bunu hak ettim, anneme yaptığım saygısızlık ve haksızlıktan ötürü bu başıma gelmişti… Ha belki başka nedeni de olabilir, ama ben yaptığım hatayı biliyordum ve muhtemelen bundan dolayı Allah beni cezalandırdı.

Gene bir gün okuldan gelirken, ayağımın altında bir mandal varmış, üstüne bastım ve düştüm, kendi kendime güldüm, ama içim acıdı, gene dedim ben şunu yaptım ondan dolayı böyle oldu…

Yani başımıza gelen iyi ve kötü şeylerin muhakkak bir nedeni var ve bunun başında mutlak bir İlahi Adalet var, hiçbir haksızlık yapılmıyor bize…

Hiç kimse neden benim başıma şu geliyor, neden başkası değil de ben demesin. Allah adaletsizlik yapmıyor…

Öyleyse, tüm sevinçlerimizde mutluluklarımızda üzüntülerimizde Allah’ın tüm olayların içinde olduğunu, bize müdahale ettiğini unutmayalım.

***

 

Başımıza gelenlerin arka planında Allah’ın olduğunu bilmek, bu geri dönütlerle kendine çeki düzen vermek, Allahlı bir din yaşamanın gereklerinden…

Zaten Allah’ın indirmiş olduğu bir din/yaşam biçiminde amaç ne olur? Onun doğru dediklerine doğru demek, sakın dediklerinden sakınmak ve sakınılmadığı taktirde de karşılık vereceğini bilmektir.

Bu, aynı zamanda alçakgönüllülüğü, kendine yukarıdan bakmayı, otokontrolü sağlar.

En önemlisi de ahlaklı bir insan ortaya çıkar.

Evet hata yapabiliriz ancak hatanın ardından, birtakım bahanelerin ardına sığınmak ahlaki değil!…

Allahlı bir dine mensup olan kimsenin diğerlerinden farkı olabildiğince sık ahlaki davranmasıdır. Ne kadar ahlaki ise o kadar doğruluğa yakın olur.

Ahlakilik yani dürüstlük varsa diğer yapılanların bir değeri olur.

Bu bağlamda her insan kendine Allah tarafından bakmaya çalışmalı bence.

Örneğin şu yaptığımı Allah onaylar mı? Şu yaptığımla Allah’ı öfkesini kazanıyor muyum diye..

Bu soruların cevabı birinci olarak vicdanımızda ve tıkandığımız noktada Kur’anın temel mesajında saklı.

Kur’anı okurken ve anlamaya çalışırken de Allah odaklı anlamaya çalışmalıyız.

Ki doğruya erişelim…

***

 

 

ALLAH BİLİYOR

Denemekten, Çabalamaktan Yorulup Cesaretin Kırıldığında,

Bil ki…..

Allah Ne Kadar Uğraştığını Görüyor,  

Kalbin Taş Kesilecek Kadar Ağladığında,

  

Bil ki……..

Allah Döktüğün Gözyaşlarını Sayıyor,  

Hayatın Durduğunu, Zamanın Aleyhine İşlediğini Düşündüğünde,

  

Bil ki…….

Allah Seni izliyor,  

Hayallerin Yıkılmış, Umudun Kalmamış ve Kendi Kendine Neden Böyle Diye Soruyorsan,

  

Bil ki….

Allah Cevabını Biliyor,  

Hiç Neden Yokken İçinde Tuhaf Bir Huzur Hissettiğinde,

  

Bil ki……

Allah Sana Fısıldıyor,  

Bütün İşlerin Yolunda Gidiyor Ve Teşekkür Etmek için Her An Bir Neden Daha Oluyorsa,

  

Bil ki….

Allah Seni Kolluyor,  

Bütün Kalbinle Dilediğin şey Sonunda Gerçek Olduysa,

  

Bil ki….

Allah Sana Gülümsüyor,  

Nerede Olursan ol,

  

Ne Düşünürsen Düşün,

Ne Yaparsan Yap,

Bil ki……

Allah Biliyor..

***

 

Kur’an’ı entellektüel egoyu doyurmak için kullananlar asla mutlu ve huzurlu olamazlar ki..

Kalpleri bununla tatmin olamaz, kendilerini kandırmaktan başka bir şey olmaz bu.

Ama Allah’ın ayetlerini yaşamlarında adalete, dürüstlüğe en sağlam dayanak olarak sarılanlar bunun meyvesini alırlar, bu meyve ile beslenirler. Kendilerinin ve diğer insanların hak ve özgürlüklerinin güvencesidir ayetler; entel dantel masaların mezesi değil.

İnanırki Allah, kendisine dürüst her hareketinin karşılığını tam verir- bazen de daha fazlasıyla ödüllendirir- ve yine inanır ki, Allah, dürüstlükten uzak, Allah yokmuş, görmüyormuş, yaptıklarımızdan habersizmiş gibi davranan herkese de gerekeni yapar…

***

Allah’la ilgili konuşmayalım mı? Zaten Allah’ı tatile çıkarmışız biz… O bizi yarattı, kuralları koydu, emir ve yasakları belirledi sonra tatile çıktı. Ne zaman geri dönecek; biz öldükten sonra ya da kıyamet koptuktan sonra. Allah bizi o zaman cezalandıracak, o zaman ödüllendirecek veya yaptıklarımızın bedelini o zaman verecek. Hepsi öldükten sonra değil mi?

Biz ne zaman üzülüyorsak kendi yaptıklarımızdan dolayı üzülüyoruz.

Bu bilinçte olmadığımız sürece Allah’ı hayatımıza sokamayız, Allah’ın her zaman aktif ve her şeye müdahil olduğu gerçeğini göz ardı etmiş oluruz.

Bu bilinç bize ahlak kazandırır, dürüstlük kazandırır. Bu bilinç olmadan yaptığımız davranışlar, kurallara uymamız ruhsuz olur, duygusuz olur, Allahsız olur.

Bu bilinç olmadan okuduğumuz kitaplar, öğrendiklerimiz bizleri kitap yüklü eşeklere çevirir. Çünkü hayatımızda Allah aktif olarak yer almadığı sürece, Allah’ın emir ve yasaklarını da O’nun istediği gibi yerine getiremeyiz.

62Cumua suresi/5: “Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin haline benzer. Allah’ın ayetlerini yalanlayan topluluğun durumu ne çirkin! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola çıkarmaz.”

***

 

 DÜRÜSTLÜK NE DEMEKTİR?

En yakının bile olsa adam kayırma, şahitliğini dürüstçe yap:

“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Nisa suresi/135

En düşmanın bile olsa, asla haksızlık yapma:

“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” Maide suresi/8

Gerçekten de dürüstlük, Kur’an merkezlilikten de Allah odaklılıktan da önce olması gereken insanî ve ahlakî bir duruştur.

Lütfen dürüst olalım:

Ø Doğrunun değil en doğrunun tarafı olalım!

Ø Özü-sözü bir olalım!

Ø Adaletli olalım!

Ø Açık sözlü olalım!

Ø Açık yürekli olalım!

Ø Tutarlı olalım!

Ø İlkeli olalım!

Ø Gerçekçi olalım!

Ø Direkt olalım!

Ø Samimi olalım!

Ø Sorumlu olalım!

Ø Değerbilir olalım!

Ø Hak-bilir olalım!

Ø Kararlı olalım!

Ø Saygılı olalım!

Ø Ölçülü olalım!

Ø Özeleştiri yapalım!

Ø Abartılardan uzak duralım!

Ø Otokontrol sahibi olalım!

 

Yoksa dürüstlük:

Ø İğnelemek değildir.

Ø Dokundurmak değildir.

Ø Kem küm etmek değildir.

Ø Lafı evelemek gevelemek değildir.

Ø Dolaylı olmak değildir.

Ø Kaçak güreşmek değildir.

Ø İlkel yöntemlerle iletişim kurmak değildir.

Ø Kendi bütünlüğü içinde çelişkilerle iç içe olmak değildir.

Ø Başkasından istediklerimizi kendimizden uzaklaştırmak değildir.

Ø Bir taraftan baltalarken, tırpanlarken diğer taraftan orakla temizlik yapıyormuş görüntüsü vermek hiç değildir.

Ey iman edenler! Allah’a karşı sorumluluk bilincinden uzaklaşmayın ve özü-sözü bir (sâdıklar) kişilerle beraber olun.” Tevbe suresi/119

***

 

Gerçek özgürlük bu değil midir zaten? Kim ne der, kimin sevgisini kazanır ya da desteğini kaybederim hesabı yapmayan kişi özgür düşünebilen değil midir?

Allah bizi bizim gibi insan olanlara endeksli; bağımlı, özgür değil köle bir hayat sürmekten men etmiştir, bu bir lütuf aslında ama değerini bilene..

***

Hepimizin farklı sebeplere dayanması muhtemel olan özgüven eksikliklerimiz tek formülle çözülüyor:

En güzel söz O’nun vahyine uygun olan söz.

En güzel insan; O’na uygun yaşayan ve bunu tavsiye eden.

En güzel elbise takva elbisesi.

En büyük zenginlik takva.

En büyük yatırım sahibi; umutlu olan; gelecekten en çok umudu olan bugün dürüst davranan, bugünden yarına dürüstlük tohumları atan, onların meyvesi de temiz ve tatlı olacak.

Önce O’na güven

Sonra kendine güven

En sonunda sana güveneyim.

Önce O’na güveneyim.

Sonra kendime güveneyim.

En sonunda bana güven.

Bunların da sonunda aramızda yıkılmaz bir güven olsun.

***

Yaşadığımız her şey önemli. Başımıza gelenleri gözden geçirelim: yolda giderken ayağımız bir taşa takılır sendeleriz, başımızı bir yere çarparız birden, elimizdeki bişey birden düşer yere etrafa saçılır….. vs ne kadar küçük şeyler bunlar değil mi? Şimdi bunları mı düşüneceğiz, böyle ufak işlerle mi uğraşacağız diyebilirsiniz…Ama “Allah, o ufak şeylerle uğraşıyor”….

Atlanan bir şey var ki o da şu: “Amann! Bunda ne var canım alt tarafı ayağım sendeledi, başımı hafifçe çarptım, elimdeki bir anlık dikkatsizliğimle yere düştü” dediğinizde, hayatın da zaten o küçük şeylerin alt alta toplamından oluşan bir bütün olduğu gerçeğini görememek.

Yanardağlar, depremler Allah’ın bilgisi ve kontrolü dışında gerçekleşmiyor. Doğa yasalarını belirleyen O’dur. Doğa kendi işleyişinin sürdürüyor. Ama bu yasaları göz ardı edenlere hayat çok pahalıya patlamıyor mu?

Başkalarının başına gelince, falanın ahı tuttuğuna inanılıyor da bizim başımıza gelince bahaneler türetiliyor.

“Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” özdeyişi ile gerçekleri dile getirip kendi hayatımızda bu gerçeğin dışına çıkıp eğrilmemeliyiz.

42Şura Suresi 30:

“Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır. (Allah,) Çoğunu da affeder.”

Bu ayette Allah küçük(!) büyük(!) ayırmadan başımıza gelen her musibetin bizim yaptıklarımızdan dolayı başımıza geldiğini söylemiyor mu? Kur’an’ı kendilerine araştırma ve odak konusu seçenlerin Allah’ın bu ayetteki sözü ile hayatlarında aslında küçük(!) büyük(!) her musibeti ciddiyetle araştırma, inceleme konusu yapıp; “şimdi ayağım neden sendeledi” ben ne yaptım da Allah bana bunu yaşattı deyip sürekli bir özeleştiri içinde olmaları gerekmiyor mu?

“Bu başıma gelen küçük bir şey bir anlamı yok ki”, “şu başıma gelen de küçük bir şey onun da bir anlamı yok ki” “o yüzden yaşadıklarım üzerinde düşünmeme de, bunları neden yaşadığımı anlamaya çalışmama da gerek yok ki” mantığı ile Allah’tan gelen bu uyarı ve mesajları görmezden gele gele, Allah’ı adeta yaşamımızdan çıkararak, sanki Allah, bizim her anımızı görmüyor ve duymuyor gibi sürgüne gönderme anlamına gelmez mi?

Duyduklarına ve gördüklerine tepki vermeyen Allah’ın duymasının ve görmesinin ne anlamı olur ki o zaman zaten; eğer görüp duyup bu gördüklerini ve duyduklarını bir değerlendirmeden geçirip gerekeni yapmıyorsa; dönüt (ceza ya da ödül) vermiyorsa duymuş ya da görmüş olur mu gerçek anlamda? Bu durumda, duyan ve gören ama tepkisiz kalan tanrı inancı onu sanki bir puta benzetmektedir, çünkü “put gibi duruyor” sözü ‘duyduklarına ve gördüklerine tepki vermiyor,’ anlamını çağrıştırmaz mı?

Ciddi bir felaket yaşamadan başımıza gelenlerin Allah’la ilişkisini kuramıyorsak yaptığımız yanlışların da yaptığımız doğruların da değeri olmaz. Yaptığımız yanlışlara Allah’ın gereken tepkiyi vermediğini veya çok ileriye ertelediğini, yaptığımız doğrulara Allah’ın gereken ödülü vermediğini veya çok ileriye ertelediğini düşünüyorsak yanlışın da doğrunun da pratikte pek değeri olmaz. Yanlışla doğru arasında fark kalmaz bize göre. Dolayısıyla dürüst olmakla dürüst olmamak arasında da fark kalmaz.

9Tevbe suresi 70: “Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.”

Allah bu ve bunun gibi bir çok ayette; insanların takipçisi; “her adımlarına en uygun karşılığı veren” olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Kendilerine gelen apaçık delillere rağmen kendilerini değiştirmeyen toplumlar adım adım kendi felaketlerini hazırlıyorlar. Allah onların başlarına bu felaketleri zulmetmek için getirmiyor.

Ama eğer bu geçmiş toplumlar hakkındaki ayetleri görüp sanki Allah’ın bu mekanizmayı yani: “herkesin her yaptığını değerlendirip ona uygun olanı yaşattığını” adeta “efsanevi ya da tarihi” bir öykü gibi dinleyip; bu gerçeğin kendimize, bugünümüze uygun olmadığını yani bizim için bugün geçerli olmayan; teorik bir bilgi olduğunu düşünürsek kendi kendimizi kandırır ve aslında Allah’sız bir din yaşadığımızı göz önüne sermiş oluruz.

***

İnsanın kendini aslında ne sandığı ve gerçekte ne olduğunu unutmaması gerektiğini düşündürdü bana. Hepimiz kendimizle ilgili öz eleştiride bulunabilmeyi ve kendimiz göremedik ise bize yapılan uyarıları ciddiye almayı ilke edinmeliyiz.

Şu çok önemli bir tespit ki yaşadığımız her şeye küçük önemsiz diye hayatın neredeyse tümünü yok sayıyor ve kendiliğinden hayatı anlamsızlaştırıyor, içini boşaltıyoruz.

Dinden uzak olanların bu durumdan sonraki varacağı nokta “hayat anlamsız, boş, yaşam amaçsız” hezeyanları olurken dinle ilgili olanlar da içsel boşluklarını doldurmak hayatı anlamlı kılmak için şekil gerektiren edimlere daha çok önem vermeye, hayatın birinci maddesi haline getirmeye başlıyorlar.

Ancak her iki yaklaşım da kişinin kendi özünden uzaklaşması sonucunu doğuruyor. Kendi gerçeğinden uzaklaşma ise hayatı yönlendiren koruyan, kollayan, yapılan her şeyi gören ve muhakkak karşılık verecek olan Allah inancından da uzaklaşılıyor.

Yaşarken içsel güdülerle ve içsel ödüllerle(İÇE/ÖZE DÖNÜK) değil dışsal güdü ve ödüllerle(DIŞA DÖNÜK) yaşıyor.

Yani bir şeyi doğru olduğu için değil göstermek, gösteriş(riyakarlık) yapmak, puan toplamak amacı ile yapıyor. Yine yaptığı yanlışlar başkaları tarafından bilinmiyorsa çok fazla rahatsız olmuyor. Çaktırmadan rahatça yalan söyleyebiliyor.

Aslında böylesi bir yaşam dolaylı bir yaşam. Hayat bu kadar karmaşık değil. Kişi sürekli Allah odaklı olarak doğru merkezli olarak kendini eleştirse hem her geçen gün gelişecek, hem yaptığı hataları tekrarlamayacak ki böylece yaptıkları ile paralel büyüyecek sonuçlara/cezaya maruz kalmayacak- hem başkaları için değil kendisi için yaşayacak.

Psikolojide “kendini gerçekleştirme” denen bir kavram var. Özünde kişinin insan olarak tüm edimlere mükemmele ulaşma çabası vardır kendini gerçekleştirmede. Amaç mükemmeli yakalamak olunca kendin olmak olunca bizi her an gören Allah’ın bizlere mesajlar ulaştırdığını, yönlendirdiğini, yaptıklarımızın karşılığını verdiğini bilir ve yaşadıklarımızı es geçmek yerine yaşadıklarımızda yola çıkarak yaptıklarımızı kontrol eder dönüt ve düzeltmelere gideriz.

Kur’anda anlatılan ideal insan aslında psikolojideki “kendini gerçekleştirmiş insan”dır. İdeal olana ulaşmak hedefte olunca, bunun da yolunun Allah’la olacağını bilince ne egoistlik, ne kibir ne gösteriş ne mutsuzluk ve ne de umutsuzluk olur.

Hala başımıza bir şeyler geliyorsa demek ki Allah hala bizi önemsiyor ve uyarmaya değer görüyor.

Allah’ın bizi gözden çıkardığı an gelmezden önde bize ulaşan mesajları kendimiz için doğru değerlendirelim ve bizi uyaranlara gücenmek bizi ne mutlu kılacaktır ne de huzurlu….

***

Sadece Kur’an’ı kaynak alıyorum deyip, yaşamımızda neyi değiştirdik?

Namazınız?

Abdestiniz?

Orucunuz?

Giyiminiz?

Yaşadıklarınızı yorumlayışınız?

Ailenizle, çevrenizle olan ilişkileriniz?

İnsanlara verdiğiniz önem ve değer?

Konuşmalarınızda öncelik verdiğiniz konular?

Konuşma şekliniz (direkt, dolaylı, edalı, dosdoğru, açık sözlü, açık yürekli…)?

Mesleğiniz?

Vaktinizi harcadığınız etkinlikler?

Sevdikleriniz?

Dostlarınız? Paylaşımda bulunduklarınız? Birlikte olmaktan keyif aldıklarınız?

Yaşama sevinciniz?

Değişen pek bir şey yoksa, sadece teoride ilerleme göstermişizdir…

***

9Tevbe suresi/120- “Medine halkına ve çevrelerindeki Bedevî Araplara, Allah resulünden geri kalmaları ve onu bırakıp da kendi canlarının derdine düşmeleri yakışmaz. Çünkü Allah yolunda uğrayacakları bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere ayak basmaları, düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları durumunda kendileri için, barışa yönelik iyi bir amel mutlaka yazılacaktır. Allah, güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmez.”

4Nisa suresi/81- “Tamam-kabul” derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.

43Zuhruf suresi/19- “Onlar, ki Rahmanın kulları olan melekleri dişiler kıldılar. Kendileri yaratılışlarına şahit mi oldular? Onların şahitlikleri yazılacak ve sorumlu tutulacaklar.”

21Enbiya suresi/94- “Kim inançlı olarak erdemli işler yaparsa onun bu çabası boşa gitmeyecektir; biz sürekli olarak kaydetmekteyiz.”

42Şura suresi/30-“Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.”

Yukarıdaki ayetler ilk etapta ne düşündürdü bilmiyorum, belki ölümden sonra açılacak sayfalara dikkat çektiğimi düşünüp “dinci” bir tavır gibi algılamış olabilirsiniz. Ama benim dikkat çekmek istediğim İslam’ın “kayıt dışı” bir din olmadığı. Yani tıpkı kayıt dışı ekonomideki gibi kayıtlara geçirilemeyen ticaret gibi yaptıklarımızın da Allah’ın kayıtlarına geçmediğini sanan bir dinsel yaklaşımın yanılgı olduğu..

Nasıl ki kayıt dışı ekonomide otoritelerin bilgi ve denetiminden kaçırılarak gerçekleştirilen kayıt dışı ekonomik faaliyetler ile insanlar zenginliklerini arttırmak; devletin vergi toplamasını bir başka deyişle yaptıkları ekonomik faaliyetlerin karşılığında devletin kayıtlarına geçip yaptıklarının vergisini ödemeyi kabul etmedikleri için daha da zenginleşmeye çalışırken aslında kendilerinin de içlerinde bulundukları ekonomik düzenin temellerini dinamitleyebiliyorlarsa aynı şeyi dinleri konusunda da yaşıyorlar. Allah’ın yaptıkları her şeyi/kendilerinin tüm faaliyetlerini kayıt altında tutmadığını: Allah‘tan vergi kaçırdıklarını zannederek, yaptıkları (faaliyetleri) ile başlarına gelenler (vergiler) arasındaki bağı; ilgiyi koparıyorlar.

Eğer kafalarda ve yüreklerde “uydurma/sanal/yapay bir Allah” varsa -ki var- o zaman herkes kendi borusunu öttürebiliyor…

Nasılsa uydurma/sanal/yapay Allah her şeyi görmüyor, her şeyi duymuyor, her şeyi değerlendirmiyor: Kayıt yapmıyor… Kayıt dışı bir Allah var sanki… Kayıt dışı ekonominin çıkmazlarındaki gibi çıkmazlar doğuruyor bu Allah inancı…

Allah var tabii ki ve Allah bizi yarattı ama ondan sonrasında Allah hakkında inanılanların Allah’ın gerçekte var olan özellikleriyle bir ilgisi yok. Çünkü uydurulan din ve onun zihinlerdeki tohumları Allah’ı unutturdu. Allah’ı emekliye ayırdı; tatile gönderdi O’nun yerine tutarsız, uydurma/sanal/yapay bir Allah tanımı zihinlere belletti. Bu yeni Allah duymuyor, görmüyor, anlamıyor, muhakeme etmiyor, gerekeni yapmıyor, erteliyor, gerekeni vermiyor, olmuyor, olmuyor, olmuyor……..

İnsanlar, görmeyen, duymayan, bilmeyen yeni tanrıları ile aslında Allahsızlıklarıyla baş başa kalıp ahlaksızlaştılar..

Arabaları duvara tosladığında da, birilerine yaptıkları yamukların karşılığında maddi ya da manevi açıdan bedel ödediklerinde de yaptıkları ile başlarına gelenler arasında bir bağlantı kurmayarak sanal, gerçekten kopuk hayatlarında geçinip gidiyorlar… Geçinip gidiyorlar, geçinip gitmek işlerine geliyor, kimse kral çıplak demiyor, diyemiyor… Birbirlerini idare ediyorlar eğer etmezlerse başka biri de ona sen çıplaksın diyebilir o yüzden demiyorlar…

Yaptıklarımızla yaşadıklarımız arasında bağlantı var. Bunu bilmek için çok düşünmeye gerek yok evet. Ama bunun üzerine kurulu bir yaşam bilinci geliştirmek için ciddi bir silkelenme belki de her şeyi silip yeniden yazma gerekiyor, her şeyi balyozla kırıp yeniden duvarları yükseltme, sanal/yapay/uydurma/görmeyen-duymayan Allah inancından, gerçek/görmediği duymadığı hiçbir şey olmayan ve gördüklerini duyduklarını adil biçimde değerlendirip değerlendirmesine uygun olanı yaşatan, yani her yaptığımızı ciddiye alan, değerli bulan; kayıt eden Allah inancına geçmek gerekiyor: kayıt dışı dini terk etmek gerekiyor..

3Al-i İmran suresi, 181- “Andolsun; “Gerçek, Allah fakirdir, biz ise zenginiz” diyenlerin sözlerini Allah işitmiştir. Onların bu sözlerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız(kaydedeceğiz) ve: “Yakıcı olan azabı tadın” diyeceğiz.”

4Nisa suresi, 81-”Tamam-kabul” derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah, karanlıklarda kurduklarını yazıyor(kaydediyor). Sen de onlardan yüz çevir ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.

42Şura suresi, 30 “Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.”

Dünya’ yı kendi kendine dönen mekanik bir top, insanı kendi kendine çalışan bir fizyoloji olarak algılayanları ateist olarak görmek kolay peki acaba başımıza gelenleri sebepsiz ve anlamsız, mesajsız ve değersiz şeyler olarak algılayıp kendini kandıran insanın bilincindeki kayıt dışılık ile ateist olarak gördüklerinin bilincindeki kayıt dışılık arasında bir fark var mı?

19Meryem suresi 19- “Asla; demekte olduğunu yazacağız(KAYDEDECEĞİZ) ve onun için azabta(n) da süre tanıdıkça tanıyacağız.”

36Yasin suresi, 12-“Hakıkat biz biziz, ölüleri diriltiriz ve takdim ettikleri şeyleri ve bıraktıkları eserleri kitaba geçiririz(KAYDEDERİZ)…”

***

Teoride insan çok şey öğrenebilir, önemli olan bilgilerin günlük hayatta her an işlenip işlenmemesidir. Yazmak, çizmek, bol bol konuşmak gerçekten çok kolay. Tıpkı madenlerin toprağın altından çıkarılıp işlenmesi gibi.

42Şura suresi, 30-“Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.”

Musibet gelmeden insan sahip olduğu bilgilerin iç yüzündeki gerçekleri maalesef göremiyor. O yüzden şu özdeyiş beyinlere kazılmıştır: “Bir musibet, bin nasihatten daha hayırlıdır.”

***

Allah’a sığınıyorum

Az önce Kardeşime baktım dedim ki: “onu eğitmeliyim”

Eğitmeliyim ki büyüdüğünde kimseyi yıkmasın

Yalanları ile boğmasın, gittiği yere güven, gittiği yere huzur taşısın….

Ona bundan daha değerli ne bilinci verebilirim ki?

Hangi şey güvenin yerini; bir insana güvenebilme lüksünün yerini doldurur ki…

Vesile olurum ancak; Allahsız veremem ki bu bilinci..

O Allahsız ulaşamaz ki bu bilince…

Ne olursa olsun, neye mal olursa olsun

Hep gerçeğin peşinden; ilkelerin peşinden koşma coşkusunu

Nerden bulur Allahsız yaşayan

Bulamaz ki..

İnsanın en aşağı hali nedir?

Allahsızlığının kanıtı nedir?

Lüks arabasıyla son gaz, çiçekleri ezen bir hanzo,

Köşeye sıkıştırdığı kedinin acizliğinden zevklenen küçük çocuk,

Tekrar tekrar yalanlar söyleyerek umutları, güveni talan eden bir hoyrat

Dişiyle tırnağıyla, gözyaşıyla, alın teriyle biriktirileni,

Kumar masasında caka satarak harcayan asalak

Ve tüm diğer Allahsızlardan, O’nsuz yaşamakta direttikleri

Allah’a sığınıyorum..

***

Asıl güven, ham gerçek; -işlenmemiş, modifiye edilmemiş, manipule edilmemiş, fabrikasyona uğramamış, elden geçmemiş- ham gerçek, her adımda neye mal olursa olsun ortaya konması daha sonrasında da bu gerçeğin doğrulara odaklı olarak çözümlenmesi; yani o konudaki doğrunun yaşanmasıdır…

“Allahlı yaşamak” diye özetlenen bu başlıktaki soruna en canlı örnek işte: yalan söylerken vicdanları sızlamayan; şeytanın hesabına bir tuğla daha eklediklerini, kendi kendilerini yaktıklarını göremeyenlerin hayatında Allah nerededir? Yastık altında mı, tatilde mi, emeklide mi?

Yoksa çaydanlıkta cin masalındaki gibi işine geldiği zaman ortaya çıkarılan bir çaydanlık Allah’ı mı var onların hayatında? Yalan söylerken, yıkarken, talan ederken, güvenin zerresini bırakmazken Allah çaydanlıkta; yalnızca Kur’an derken Allah çıkar çaydanlıktan… Bir masaldır yaşanan. Belki uçan halılar da vardır…

***

Yalnızca Kur’an dese de hayatında yalanı çözüm gibi gören bir zihniyettense Kur’an ve hadisi referans alıp; yalan söylemeyen ve yalandan tiksinen; yalanı acizlik olarak görüp kimseye yakıştırmayan bir insan zaten Kur’an’a uyuyor ve Allahlı yaşıyordur. Ve bu anlamda diğerine göre güven açısından kat kat öne geçer… O kişi için Allah tatilde değildir.

Bu anlamda konu din faşistliği yapmak değildir. Yani yalnızca Kur’an desin de ne halt ederse etsin; istediği kadar yalan söylesin o yine de güvenilirdir gibi saçma bir mantık doğru değildir.

***

Gördüğünüz gibi namaz kaç vakit olacak, Kur’an’a aykırı olmayan hadisleri napıcaz, abdest nasıl olacak tartışmaları insanların arasındaki en büyük kriz olan güven krizini aşmaya yetmiyor… Bunları tartışmak insanları daha güvenilir yapamıyor…

Görüyorum ki gerçekten de herkes hayaller aleminde yaşamakta kararlı.. Gerçek hayat böyle değil; gerçek hayatta bazı insanlar yalan söylüyor, bazıları söylemiyor, bazı insanlar çok bencil, bazıları paylaşımcı, bazıları açık sözlü bazıları sinsi, hesapçı, bazıları iyi niyetli bazıları şeytanın avukatlığını yapıyor, bazıları hain bazıları insan…. Çünkü bazılarının hayatında Allah var, bazılarınınkinde yok.. Hayatında Allah varsa bir insanın her sorun aşılabilir; sizin en başta uzun uzun tartıştığınız her konuda doğruya ulaşabilir, ama Allah yoksa dünyanın en sarsılmaz bilgisine dahi ulaşsa o insan sürekli sorun doğurur; sürekli zarar verir, asla güven vermez.. Bunu anlamak bu kadar zor olmamalı, sanki kimse bu dünyada yaşamıyor.

***

Kur’ân’a baktığımızda Allah, iman etmeyi mutlaka bir fiille (salih amel) beraber zikreder. Kur’ân’ın tanımladığı müminler aksiyon halindedirler.

23Mü’minün suresi, 1-11: “Kesinlikle, inananlar kurtulmuşlardır. Onlar ki, namazlarında huşuludurlar, Ve boş şeylerden yüz çevirirler, Ve iffetlerini korurlar, -Eşleri veya ellerinin sahip olduğu kölelere karşı ayrı, çünkü bundan dolayı kınanamazlar, Oysa, bunun ötesine gitmek isteyenler, işte onlar, sınırları aşanlardır.- Ve onlar, emanetlerine ve sözleşmelerine bağlılık gösterirler, ve namazlarını korurlar: İşte onlar varislerdir, Temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olurlar.”

Allah, elli civarında ayette “İman edenler ve salih amel işleyenler” şeklinde bir ifadeyle iman ile sâlih ameli yani iman ile davranışı birbirine yapıştırmış, bir daha ayrılamayacak bir şekilde birbirine bağlamıştır. Bahsedilen iman ve sâlih amel aynı şey gibidir.

Gerçek Müminlerin nitelikleri sayılırken de,

8Enfal suresi, 2-4:

Gerçekte inananlar, o kimselerdir ki, Allah anıldığında, kalpleri ürperir. Ve âyetleri onlara okunduğunda, bu, onların inançlarını artırır. Ve Rab’lerine güvenirler. Onlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiklerimizden bağışlarlar, İşte gerçek inananlar onlardır. Onlara Rab’leri katında mertebeler, bağışlama ve güzel bir pay vardır.”

14İbrahim suresi, 24, 25:

“Allah’ın Güzel Söz’e (imana) nasıl örnek verdiğini görmedin mi? O, kökü sağlam, dalları gökte, güzel bir ağaca benzer; o, Rabb’inin izniyle, her an ürün verir. Allah, insanlar için örnekler verir. Belki ders alırlar.”

Ve 25Furkan suresi, 63-77 ayetlerinde nitelenen (Yeryüzünde kibirlenmeden yürümeyi, geceleri secde ve kıyam etmeyi; duada bulunmayı, malı harcarken savurgan ve cimri olmayıp orta bir yol tutmayı, haksız yere adam öldürmemeyi, zina etmemeyi, yalana tanıklık etmemeyi, boş lakırdıya kulak asmamayı, okunan âyetlere duyarlı olmayı ..) özellikleri de göz önüne alınız.

Bütün bu âyetler imanın amelden bağımsız, soyut bir şey olmadığının altını çizmektedir. Allah yolunda mücadele, iyiliği emir, kötülükten nehy, namaz, oruç, infak, tövbe vb. kulluk görevleri iman ile aynı kefede tartılmaktadır.

2Bakara suresi, 214:

Yoksa, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenin benzeri, sizin de başınıza gelmeden, Cennet’e gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı, onlara öylesine dokunmuş ve öylesine sarsılmışlardı ki, Rasül ve onunla birlikte inananlar, “Allah’ın yardımı ne zaman?” demişlerdi. Gözünüzü açın şüphesiz ki Allah’ın yardımı çok yakındır.”

3Al-i Imran suresi âyet 142:

“Yoksa Allah, içinizden mücadele verenleri ayırt etmeden ve sabredenleri ortaya çıkarmadan Cennet’e gireceğinizi mi sandınız.”

9Tevbe suresi,16:

“Allah, içinizden mücadele verenleri, Allah’tan, Elçi’sinden ve inananlardan başka dost/yardımcı edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Ve Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”

10Yunus suresi, 62, 63:

“Uyanın! Allah’ın Yakınlarına kesinlikle kaygı yok onlar üzülmeyecekler de. Onlar, inanan ve takvâlı davranan kimselerdir.”

2Bakara suresi, 103:

“Evet, ve eğer inansalardı ve takvâlı olsalardı, Allah’tan bir ödül daha iyi olacaktı. Keşke bilselerdi!”

5Maide suresi, 93:

İnanan ve iyi işler yapanlara, tatmış olduklarından dolayı bir sorumluluk yoktur. Yeter ki takvâlı davransın, inansın, iyi işler yapsın, sonra takvâlı davranıp inansın ve sonra takvâlı davranıp iyilik yapsınlar. Ve Allah iyilik yapanları sever.”

29Ankebut suresi, 1-7:

“Elif, Lâm, Mim. İnsanlar, sınanmadan, yalnızca “inanıyoruz” demeleriyle bırakılacaklarını mı sanıyorlar? Oysa biz, hiç kuşkusuz, bunlardan öncekileri de sınamıştık. Öyleyse Allah, elbette gerçeği söyleyenleri bilir ve hiç kuşkusuz yalancıları da bilir. Yoksa kötülük yapanlar, bizden kaçabileceklerini mi sanıyorlar? Karar verdikleri şey, ne kötüdür! Kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa, evet, Allah’ın belirlediği zaman yoldadır. O duyandır, bilendir. Ve kim mücadele verirse, ancak kendisi için mücadele verir. Evet, Allah, gerçekten dünyalara karşı zengindir. Ve inanan ve iyi işler yapanlara gelince, onların kötülüklerini, elbette sileceğiz ve onlara yaptıklarının daha güzeli ile karşılık vereceğiz.”

49Hucurat suresi, 14-16:

“Bedeviler, “inandık” dediler. De ki: “İnanmadınız, ama ‘İslam’a girdik’ deyin; inanç henüz kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Elçisi’ne boyun eğerseniz, O, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez.” Gerçekten Allah, bağışlayıcıdır, merhametlidir! İnananlar, ancak, Allah’a ve Elçisi’ne inanırlar, sonra da kuşku duymazlar; bunlarla birlikte, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla mücadele vermiş kimselerdir. Doğru olanlar, işte bunlardır. De ki: “Siz dininizi mi Allah’a öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerde olanları da, yerde olanları da bilir.” Ve Allah, her şeyi bilir!

Âyetleri gördünüz. İnsanlar, kesinlikle, “inandık” demekle kurtulamayacaklardır.

Çünkü iman aynı zamanda yaşamaktır.

Yaşanmayacak bir kuru imanın bir anlamı ve önemi olmaz.

İslâm’dan başka bir din arayanların, buldukları dinlerinin kabul edilmeyeceğini hatırlatan Rabbimiz, “Biz iman ettik” diyen bedevilerin imanlarını yüzlerine çarpmaktadır. “Hayır siz henüz iman etmediniz, iman henüz kalplerinize yerleşmedi” buyuruyor. Zira eğer ki siz gerçekte iman etmiş olsaydınız, Allah yolunda canınızla, malınızla mücadele edersiniz, ama siz “eslemna”(Müslüman Olduk) diyebilirsiniz diyor. Yani tabiri caizse, “kafa kağıdınızda Müslüman yazdırmanızda bir sakınca yok. Kimliğinizi tespit etme babından, Mecusi, Hıristiyan, Yahudi, Zerdüşt vs. bir toplumdan olmayıp, Medine’deki Müslüman toplumdan olduğunuzu söylüyorsunuz ki bu doğrudur. Ama size gerçek anlamda mümin denemez” buyuruyor, Rabbimiz. Açıkça, bize, “ya bu deveyi güdersiniz ya da bu diyardan gidersiniz” deniliyor.

Kur’ân’ın üzerinde durduğu mesele, inandığımız doğruların hayatımızda uygulanmasıdır. İman ile ameli birbirinden ayırıp ayrı ayrı kategoride değerlendirmek Kur’ân’a göre uygun değildir. Kur’ân bizden iş, davranış istiyor. İnandığımızı yaşamamızı istiyor. Mesela Kurân: “Mümin şuna denir” derken, şu şu işleri işleyenler ancak iman etmiş sayılır” demek istiyor. Âyetlerde gördüğünüz gibi cennet salt inanmışlara değil, imanla birlikte salih amel işleyenlere; takvâ sahiplerine(Allah bilinciyle sorumlu davrananlara), Sâlihlere(düzelip düzeltenlere), Muhsinlere(iyilere), Ebrâra(erdemlilere) vadediliyor.

İnandığı halde (mazeretsiz) amel işlemeyen insanlar kâfir mi, değil mi tartışması yerine onların mümin olup olmadıklarının cevabı araştırılmalıdır. Her ne kadar “amel imandan bir cüzdür” deyimi doğru değilse bile kesinlikle “amel imanın bir gereğidir, icabıdır, dışa vurumudur.” (Hakkı Yılmaz)

***

 

EL-İLAH SİZİ GÖRÜYOR

Sabah olmamış. Alacakaranlık bile yok. Müezzin sıcak yatağında kalkma hayali kuruyor.

Ben, okuduğum kitabın son sayfalarındayım. Bedenim yorgun, kalbim mutmain. Omuzlarım semersiz. Dünya desen değersiz.

Bugün değil, çeyrek asır öncesi. Çiçeği burnunda yeni iman etmiş bir Müslüman. Komünist iken insanlık için, ama sonrası için belirsiz ölümü göze almış bir saftirik yiğit.

‘İman’ın ardından ise cennet vaad edilen, meleklerin etrafında fırfır ettiği bir mümin. İşte bu, sonsuz mutluluğa ulaştıran bir sınav. İstenilen ise bütün dinlerin temeli. Buda’dan Musa’ya, Konfiçyus’tan İsa’ya değişmeyen kurallar. Yalan söyleme! Hakkın olmayanı yeme! Zina etme! Adam öldürme! vs.

Ne CIA, ne MGK, ne BM… Umurum değil. Kaygım yok. Ya da kaygıyı bilmiyorum. Düşünüyorum.

Çiçek değilim, ot değilim. Hayvan değilim, kaya parçası değilim. İnsan olduğum için şükür halindeyim. İnsan olduğumun farkında olmaktan dolayı ise kulluğumun zirvesindeyim.

Tek bir din var. Çünkü tek bir Allah var.

Adem’in diniyle Musa’nın, İsa’nın, İbrahim’in, Muhammed’in dini aynı. Nebi ve Rasullerle, Allah yolumuzu işaret etmiş. İnsanlar değiştikçe kurallar da değişmiş. Allah’ın tavsiyelerinin üstü kapatıldıkça, vicdanlar satıldıkça yeni elçiler gönderilmiş.

Yoksa hepsi aynı kaynağa dayanıyor. Kaynak Allah. Fark kurallarda. Ve farkların bildirildiği elçilerle anılan sistemlerde.

Hani dinde reform deniyor ya; bunları Allah yapmış. Kula bırakmamış.

Böyle bir kutsal zincirin üyesi olmayı ciğerinde, kalbinde, parmağında, damarında hissetmek ne hoş duygudur!

İşte o duygularla doluydum. İki cihan az geliyordu. Başka cihanlar düşlüyordum.

Havf ve reca, yani sevgi ve korkuyu aynı anda yaşamayı düşlüyordum. Allah’tan hem korkmak hem de sevmek… Becerememek beni üzüyordu. Üzüntü ise farklı bir lezzet veriyordu ruhuma.

Yokluk, açlık korkutmuyordu. Kuşlar, kediler nasıl bir şekilde rızkını buluyorsa, ben de bulurdum. Çünkü veren Allah’tı.

Çürük bir arabam vardı. Gaz pedalının yanındaki sac delikti. Oradan rüzgar girerdi. İki çorap giyerdim. ‘Ya Rab, ayağımı üşütmeyecek bir araba’ diye dua ederdim. Yeni doğmuş oğlumuz arka koltukta ise, fren yaparken elim arkaya giderdi. Çünkü arkada da koca bir delik vardı.

O zamanlar alarm pek yoktu. Bir gürültüde arabası olanlar uyanır, teyakkuza geçer, pencereden tarassut ederlerdi.

Benim kılım bile kıpırdamazdı. Kapısı kilitli değilmiş, penceresi açıkmış, teybi çalarlarmış, umurum değildi. Deliksiz uyur, tevekkül halinde olduğumu düşünürdüm.

Ta ki, bir gün o arabayı gıcır bir arabayla değiştirene kadar…

O günden sonra en ufak gürültüde uyanıp, tıpkı komşular gibi tarassuta geçtim.

Anladım ki, maharet benim içimdeki cenin tevekkülde değil, arabaya verdiğim değerdeymiş. Mal canın yongasıymış. İmtihan zormuş. Tevekkülüm tevekkül değilmiş.

Allah’tan düşmanıma yokluk değil mal vermesi için dua edeceğim kadar anlamlıymış.

O zaman yeniden düşündüm Allah’ı, El İlah’ı…

Bu kadar önsöz seçim öncesinde şunu belirtmek için:

Meclis’e girecek adaylar!

İster iktidarda ister muhalefette, ‘hardal danesi kadar’ veya ‘ummanı kaplayacak kadar’ imanı olanlar; ‘az bir bahaya’ kendinizi satmayın!

Önce kendinize, sonra başkalarına karşı dürüst olun. Sakın iyiyim, mükemmelim demeyin. O yolda yürüdüğünüzü söyleyin. Kötü niyetli insan yoktur. Niyetini tahmin ve tayin edemeyen insan vardır.

Her zaman bir arabanın daha iyisi bulunur. Vicdanın, gönlün, yardım etmenin, ölümün ve sonrasının daha iyisi sizin içinizdeki fırtınaya bağlıdır ve daima sizdedir.

İçinizdeki ve dışınızdaki ilahlara yenilmeyin!

El İlah sizi, içinizi, geçmişinizi, geleceğinizi görüyor, biliyor, izliyor. (2007-07-14 Star) http://www.tumgazeteler.com/?a=2146038

***

Çözülmesi gereken bir şifre değil, bir slogan değil, bu kadar karmaşık değil, çok basit, çok saf…

Allah’lı din nedir aslında?

Ahlaktır

Dürüstlüktür

Vicdandır

Güvendir

Saflıktır

İç temizliğidir

İçi dışı bir olmaktır

Gösterişten, kibirden, yalandan, sahtelikten, her türlü dalavereden uzak olmaktır

Dostluktur

Gerçek sevgidir

Yani aslında herkesin aradığı, ama çok az kişinin sahip olduğu şeydir

İşte o GERÇEK İNANÇTIR…

http://www.hanifdostlar.net/forum_posts.asp?TID=3566&PN=1&TPN=1

KONUYLA İLGİLİ DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN LÜTFEN AŞAĞIDAKİ BAŞLIKLARI İNCELEYİNİZ…

1) İlahi Kültürde Eleştiri Kültürü
2) İletişim Çatışmaları ve İletişimi Geliştirmenin Yolları
3) Niyet ve Bahane Kandırmacaları
4) Sorumsuzluk, İhmal, Bencillik ve Soyutlanma_Ka’b bin Malik
5) Bahaneler ve Mazeretler
6) Eleştirmek ve Eleştirilmek
7) Eleştirinin Önemi
8) Münafık, İkiyüzlü, Kararsız, İlkesiz ve Duyarsız Kimdir?
9) Münafıkların Özellikleri
10) Dürüstlük Dinin Özüdür
11) Adanmış ve Aday İnsan
12) Kur’an’da İlahi Adalet İlkeleri
13) Soru Sormanın Yöntemi ve Adabı
14) Yeni Sınıfın İdeolojisi: Kariyerizm ve Konformizm
15) Ahlak, Adalet, Emek ve Sermaye
16) Kendimizi Kime Beğendirelim?

posted in ALLAH | 0 Comments

28th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

Besinlerin Kalori Değerleri Cetveli

Besinlerin Kalori Tablosu

SÜT GRUBU

Kalori

Besin (244 gr)

 

Süt, yağsız

86

Süt, yağsız 1%

102

Süt, az yağlı 2%

121

Süt, tam yağlı

150

Yoğurt, yağsız

143

Yoğurt, tam yağlı

158

Yoğurt, tam yağlı, meyveli

233

 

ET GRUBU

 

Kalori

Et (30 gr)

 

Dana rosto, yağsız

60

Dana pirzola, yağsız

61

Dana eti

79

Sığır, biftek

62

Sığır, bonfile

60

Kuzu, pirzola

78

Tavuk (30 gr)

 

Tavuk, beyaz et

50

Tavuk, siyah et

58

Hindi, beyaz et

44

Hindi, siyah et

53

Balik (gr)

 

Mezgit (30 gr)

40

Pisi (30 gr)

49

Levrek (100 gr)

93

Lüfer (100 gr)

117

Torik (100 gr)

168

Sazan (100 gr)

115

Dil (100 gr)

68

Uskumru (100 gr)

191

Tatlısu levreği (100 gr)

91

Kalkan (100 gr)

207

Somon füme (28.5 gr)

50

Midye (57 gr)

43

Istakoz (57 gr)

54

İstiridye (85 gr)

56

Tarak (57 gr)

64

Karides (57 gr)

52

Sardalya, konserve (24 gr)

48

Peynir (30 gr)

 

Beyaz

90

Kaşar

115

Dil

87

Tulum

77

Gravyer

115

Rokfor

111

İsviçre

106

Çedar

112

Diğerleri (gr)

 

Yumurta (50 gr)

79

Ciğer, sığır (28,5 gr)

40

Dil (42 gr)

112

Beyin (85 gr)

106

Hamburger, yalnız et kısmı (85 gr)

224

Jambon (100 gr)

306

Sosis (50 gr)

124

Salam (30 gr)

66

 

SEBZE GRUBU

 

Kalori

Besin (gr)

 

Enginar (100 gr)

44

Kuşkonmaz (90 gr)

22

Yeşil fasulye, taze (125 gr)

31

Soya fasulye (100 gr)

130

Pancar (85 gr)

26

Brokoli (78 gr)

23

Brüksel lahanası (100 gr)

36

Lahana (100 gr)

20

lahana, kırmızı (100 gr)

31

Havuç (100 gr)

48

Karnabahar (100 gr)

22

Kereviz (100 gr)

14

Patlıcan (48 gr)

13

Pırasa (52 gr)

16

Mantar (78 gr)

21

Bamya (100 gr)

29

Soğan (100 gr)

29

Yeşil biber (100 gr)

25

Ispanak (90 gr)

21

Semizotu (90 gr)

14

kabak (90 gr)

16

Bal kabağı (100 gr)

50

Domates (150 gr)

33

Şalgam (100 gr)

30

Domates-Sebze suları (122 gr)

21

 

MEYVE GRUBU

 

Kalori

Yaş meyva (gr)

 

Elma (106 gr)

65

Kayısı (141 gr)

68

Muz (52 gr)

52

Böğürtlen (108 gr)

56

Kiraz (82 gr)

59

İncir (100 gr)

80

Meyve salatası, şekersiz (124 gr)

56

Greyfrut (120 gr)

38

Üzüm (75 gr)

53

Kavun (161 gr)

56

Kivi (91 gr)

55

Nektarin (136 gr)

67

Portakal (131 gr)

65

Mandalina (168 gr)

74

Şeftali (132 gr)

57

Armut (83 gr)

49

Ananas (116 gr)

57

Erik (132 gr)

72

Nar (77 gr)

52

Ahududu (123 gr)

61

Çilek (186 gr)

56

Karpuz (200 gr)

64

Kuru meyve (gr)

 

Elma (26 gr)

70

Kayısı (24 gr)

57

İncir (28 gr)

71

Hurma (21 gr)

64

Erik (25 gr)

60

Üzüm (18 gr)

58

Meyve suları, şekersiz (gr)

 

Elma (124 gr)

58

Greyfrut (124 gr)

47

Portakal (124 gr)

56

Üzüm (84 gr)

51

Ananas (125 gr)

70

Erik (85 gr)

60

 

EKMEK-TAHIL GRUBU

 

Kalori

Besin (gr)

 

Mısır gevreği / Corn Flakes (17 gr)

66

%40 Kepek gevreği / Bran Flakes (20 gr)

65

All Bran (28 gr)

71

Cheerios (17 gr)

66

Yulaf ezmesi (17 gr)

73

Ekmek (28 gr)

77

Hamburger ekmeği (28 gr)

83

Sandviç ekmeği (28 gr)

83

Yuvarlak ekmek (28 gr)

83

Çubuk kraker (21 gr)

82

Tuzlu kraker (17 gr)

74

Pirinç, pilav (68 gr)

74

Makarna, spagetti (70 gr)

78

Erişte, şehriye (70 gr)

78

Bugur (60 gr)

75

Un (14 gr)

51

Kurufasulye, bakla (60 gr)

71

Barbunya fasulye (62 gr)

73

Mercimek (67 gr)

71

Siyah mercimek (80 gr)

63

Bezelye (80 gr)

67

Lima fasulye (85 gr)

104

Mısır (82 gr)

89

Sütlü mısır (77 gr)

83

Patlamış mısır, sade (18 gr)

69

Patates (85 gr)

73

Kabuklu fırın patates (85 gr)

93

Patates püre (105 gr)

81

Patates kızartma (50 gr)

111

 

YAĞ-ŞEKER GRUBU

 

Kalori

Doymamış bitkisel yağ (gr)

 

Margarin (5 gr)

36

Bitkisel sıvı yağ / mısırörü, ayçiçeği, soya (5 gr)

44

Zeytinyağı (5 gr)

44

Zeytin (40 gr)

44

Mayonez (5 gr)

33

Hazır salata sosları (15 gr)

60-77

Avokado (25 gr)

40

Badem (8 gr)

47

Yerfıstığı (9 gr)

51

Ceviz (8 gr)

51

Fındık, şamfıstığı (8 gr)

48

Kabak çekirdeği (9 gr)

47

Ayçekirdeği (8 gr)

47

Doymuş hayvansal yağ (gr)

 

Tereyağı (5 gr)

36

Krem peynir (14 gr)

49

Kahve kremi (30 gr)

40

Kremşanti (15 gr)

52

Fıstık ezmesi (15 gr)

86

Beykın (6 gr)

36

Şeker (gr)

 

Şeker, toz (4 gr)

16

Şeker, pudra (6 gr)

23

Bal, süzme (21 gr)

64

Marmelat (20 gr)

56

Reçel (20 gr)

55

Kek, sade (40 gr)

146

Çikolatalı puding (70 gr)

223

Çikolatalı bisküvi (11 gr)

52

Hurma tatlısı (75 gr)

300

Çikolatalı dondurma (90 gr)

200

Çubuk çikolatalı dondurma (60 gr)

162

Vanilyalı dondurma (60 gr)

145

Çilekli dondurma (90 gr)

169

Elmalı turta (160 gr)

410

Limonlu turta (107 gr)

335

Parfe (107 gr)

258

Nestle sütlü çikolata (28 gr)

147

Mars çikolata (35 gr)

159

Bademli çikolata (28 gr)

142

http://www.saglikvakfi.org.tr/html/zyy.asp?id=379

posted in BESLENME | Yorumlar kapalı

28th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

VİTAMİN VE MİNERALLER HAKKINDA KISA BİLGİ

Vitaminler sağlıklı yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan organik bileşiklerdir. Vitamin Latince yaşam anlamına gelen "vita" sözcüğünden kaynaklanır. Vitaminler vücut tarafından üretilemeyen, besinlerin enerjiye dönüşümüne ve vücudun normal işlevini sürdürmesine yardımcı olan maddelerdir. Yapılan araştırmalar, minerallerin de vücut işlevleri için vitaminler kadar önemli olduğunu ve ikisinin de vücutta belirli oranlarda bulunması gerektiğini ortaya koymuştur.

Vitamin ve mineral desteği niçin gerekir?
Özellikle hızlı ve ayaküstü yemek yeme, öğün atlama, tek tip beslenme gibi günümüzün dengesiz beslenme alışkanlıkları ve sebze, meyve, et, süt ve yumurtanın yeterli alınmadığı beslenme durumlarında vücudumuz gereksinimi olan vitamin ve minerallerin tamamım besinlerden alamayabilir. Özellikle yoğun fiziksel ve zihinsel aktivite, spor, sürekli ilaç kullanımı (doğum kontrol hapı, bazı antibiyotik ya da idrar söktürücülerin kullanımı), sigara ve alkol kullanımı, stres, gebelik, emzirme, menstrüel dönem ve yaşlılıkta bazı vitamin ve minerallere gereksinim artar. Gereksinim olan vitamin ve minerallerin dışarıdan alınması gerekir. Sigaranın özellikle C vitamininde yaptığı hasar önemli boyuttadır. Günde ortalama bir paket sigara içen bir kişinin en az 500 mg. ekstra C vitaminine gereksinimi vardır.

Yeterince vitamin ve mineral alınmazsa ne olur?
Yetersiz alım kendini başlangıçta huzursuzluk, iştahsızlık ve yorgunluk gibi bulgularla belli eden gizli vitamin eksikliğine neden olabilir. Kısa ya da orta dönemde genel durumun bozulmasına yol açar. Uzun dönemde ise kronik hastalık gelişimine neden olabilir.

 

 
VİTAMİNLER

A vitamini (Retinol)

1830 yılında havuçların sarı rengini karoten adı verilen bir maddenin verdiği belirlendi. Bundan 89 yıl sonra bilim adamları, Karoten ile A Vitamini arasındaki bağlantıyı keşfetti. Vitamin A aktivitesi taşıyan molekülleri iki grupta toplayabiliriz; Birincisi ; Hayvansal dokularda A vitamini aktivitesi taşıyanlar: Retinol, Hidroretinol, Retinal ve Retinoik Asit. Diğeri ; Bir çok bitki ve meyvelerde bulunan Karotenler vücutta retinole dönüşerek A vitamini aktivitesi gösterirler. A vitamini aktivitesini taşıyan moleküller suda erimezler. Eter, Benzin ve Kloroform gibi yağ çözücülerinde erirler. Isıya ve alkaliye dayanıklıdırlar. Aside, ultraviyole ışınlarına ve oksidasyona duyarlıdırlar. A vitamini donuk sarı renkte ve başlıca alkol yapıda karoten türevi bir maddedir. A-vitamini , C20H300 brüto formülünü verir. Her biri beş karbondan oluşan dört izopren kalıntısıdır. İki izopren, kalıntısından, bir beta iyonon halkası ve geri kalan iki izopren kalıntısından da bir yan kol olur, ve bu yan kol , bir primer alkol grubu ile sonlanmıştır .

 

A VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ?
Besinlerle alınan A vitamini ; Retinol ve Karoten halinde bulunur. Ancak alınan besinlerin cinsine göre bunların oranı değişik olabilir. Hayvansal besinleri fazla tüketen bir kişide A vitamininin çoğu Retinolden gelirken, bitkisel gıdaları fazla tüketen bir kişinin diyetindeki A vitamininin çoğu Karotenden sağlanır. Karoten; Havuç , Karnabahar , Kabak , Ispanak , Domates, Lahana , Tatlı Patates , Hindiba ,Tere gibi sarı ve yeşil sebzelerde, Kiraz (Mango) ,Şeftali , Kayısı , Papaya gibi meyvelerde bol bulunur .Retinol ; ot yiyen organizmalarda ; Süt , Tereyağı , Peynir , Yumurta , Karaciğer , Böbrek , Balık, Et yağı gibi hayvani gıdalarda bol bulunur. Önerilen Tüketim Standardı ; diyetteki Beta Karoten oranına göre verilmiştir. A vitamini gereksinmesi diyetin ortalama % Beta Karoten miktarına göre hesaplanmalıdır. A vitamini ( Retinol , Beta Karoten ); Erkeklerde 5000 İÜ ( = 3 mg Beta Karoten ), Kadınlarda 4000 İÜ ( = 2-4 mg Beta Karoten) günlük doz önerilir. ( önerilir = eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz ) Gebeler için " Retinol "önerilmez. Retinol alımının 15.000 İÜ’yi geçmemesi gereklidir. Besinlerdeki Retinol’ü İÜ yerine, "Retinol Eşdeğer" ağırlığı ile tanımlamak önerilir. Buna göre 1 RE (Retinol Eşdeğeri) = 1 mcg Retinol= 6 mcg Beta Karoten = 3,33 İÜ A Vitamini aktivitesi Retinol= 10 İÜ A Vitamini aktivitesi Beta Karoten =12 mcg. Diğer Karotenler Diyetin , A vitamini değeri ve günlük gereksinim buna göre hesaplanır. Ön madde ; Karotendir. Türlü Karoten formülleriyle karşılaştırıldığında Beta Karoten’den iki mol, alfa ve gamma Karotenden birer mol A vitamini oluşumu olanaklı görülür. Beta Karotenin izopren zincirinin ortasındaki çift bağ, dioksijenaz etkisiyle oksidasyona uğrayarak, iki aldehid (= retinal) oluşturur. Retinaller de NADH’ya bağlı bir redüksiyonla primer alkol haline geçer. Bu, A vitamini ‘ dir. Bu değişme, insan da yalnız karaciğerde ve hayvanlarda bağırsak hücrelerinde olur ve oluşan A vitamini, karaciğere, böbrek, akciğer ve yağ dokusuna, yüksek yağ asidleriyle esterleşmiş olarak, depolanır. Kanda taşınması, özel bir protein olan Retinol Bağlayan Protein ile olur. Fakat, Karotenin taşınması, lipoproteinlerle olur. Mide ve barsağa gelen bitkisel besinlerdeki Karotenlerin ufak bir kısmı (% 30-35 kadarı) besinle emilebilir. Ama, A vitamini ince barsaktan tam emilir. Yağ asidi esteri halinde şilomikron tarafından lenf yoluyla karaciğere taşınır. Karaciğerden, 1 mol A vitamini , 1 mol A vitamin yani retinol bağlayan protein ile bağlanır, bu kompleks de prealbümine bağlanır, böylece plazmada istenilen yere taşınır.

A VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?
A vitamini ; D vitamini , B vitamini , E vitamini , Çinko , Kalsiyum ve Fosfor ile beraber görev yapar. A vitamini vücudun sağlıklı olabilmek için ihtiyacı olan önemli vitaminlerdendir. Bağışıklık uyarıcıdır ; Beta Karotenden zengin yiyecekler Akciğer Kanseri ve Ağız Boşluğu Kanserleri riskini azaltır , soğuk ve gribe karşı vücudu korur . A vitamini , büyüme ve vücut dokularının yenilenmesi için gereklidir. Akne gibi bazı cilt problemlerinde , cildin yumuşak ve hastalıksız olmasını sağlar. Ağız, burun , boğaz ve akciğerlerde muköz membranların enfeksiyonlara ve hava kirliliğine karşı korunmasını sağlar. Kemik ve dişlerin sağlıklı yapısını oluşturur. Aynı zamanda görme gücünü sağlar ve gece körlüğünü önler; gece ve karanlıkta görmeyi sağlayan retinanın görme işinde anahtar rol oynayan Rodopsin adlı maddeye yardımcıdır. Antioksidandır; A vitamini , normal hücre faaliyetleri ile oluşan serbest radikaller olarak adlandırılan gerekli enzimleri bozan ve hücrelere zarar veren değişmeler ve hücre zararına sebep olan maddelerin temizlenmesinde kanser ve yaşlanmanın getirebileceği hastalıkların önlenmesinde yardımcıdır . Hipertiroidi , müzmin başağrıları, böbrek , kuru , kolay kırılır saçlar için iyileştirici özelliktedir.Hayvansal besinlerle alınan Retinol esterleri sindirim sisteminde safra ve pankreastan salgılanan lipazın etkisi ile hidrolize edilir ve emilime uğrar. Bitki kaynaklı Beta Karotenin ikiye parçalanması sonucu, 2 retinaldehit molekülü ortaya çıkar. Retinaldehit indirgenerek, Retinole dönüşür. Emilen Retinol yağ asitleriyle esterleşerek kana karışır. Dolaşımla karaciğere taşınan Retinol , Retinil esterleri olarak depolanır. Gerektiğinde hidrolizlenerek ‘Retinol Bağlayan Protein” (RBP) ‘e bağlanır ve dolaşıma verilerek dokulara ulaşır. Dolaşımda Retinol, retinal ve retinoik asit şeklinde bulunur. İnsan vücudundaki A Vitamin ’in %90’ı karaciğerde depolanmış olarak bulunur. Kandaki Retinol düzeyi; 20-60 mcg/dl, Beta Karoten düzeyi; 80-220 mcg/dl ‘ dir. Karotenler içerisinde en yüksek A vitamini aktivitesine sahip olanı Beta Karotendir. Diğerlerinin aktivitesi daha düşüktür. Retinol, rodopsin yapısına katılarak görmemize yardımcı olur. Gözün retina tabakasında karanlıkta görmeyi sağlayan Rodopsin pigmenti vardır. Retina üzerine gelen ışığın etkisi ile Rodopsin, Opsin ve Trans- retinale dönüşür. Bu sırada hücrede kalsiyum kanalları aktive olarak, uyarı oluşmasını sağlar. A vitamini yetersizliğinde rodopsin rejenerasyonu gecikeceğinden gece körlüğü olur. Retinoik asit ve metabolitleri epitel diferansiyasyonunu sağlar ve glikoprotein sentezinde oligosakkarit taşıyıcısı olarak rol alırlar. Retinol , hücrede steroid hormon benzeri etki gösterir ve cinsel organların gelişmesinde rol oynar. A Vitamini’nin kemiklerin büyüme ve gelişmesinde rolü vardır. Vitamin A yetersizliğinde önemli bozukluklar olmaktadır. A vitamininin çocuk ölümlerini azalttığı gözlenmiştir. Kızamık olan çocuklarda A vitamininin hastalığın şiddetinde azalmaya neden olduğu gözlenmiştir. A vitamini desteği ile ishallerin ciddiyetinde belirgin azalma olduğu bulunmuştur. A vitamini , mesane tümörlerinin önlenmesinde ve çeşitli bronşiyal displazilerin de tedavisinde önemli rol oynar.

 

A VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?
Kandaki Retinol miktarı 20 mcg/dl altına düştüğünde depoların yetersiz olduğu, 10 mcg/dl altına düştüğünde depoların boşaldığı kabul edilir. Belirtiler, genellikle kornea ve konjonktivada; gözde, kuruma ve ülserasyon, solunum sistemi enfeksiyonlarında artış, deride keratinizasyon, kuruma şeklinde ortaya çıkmaktadır. En erken eksiklik belirtisi , gece körlüğüdür ( karanlığa adapte olmakda güçlük ), kseroftalmi (korneanın lipid dejenerasyonu; kornea, mukoza ve gözyaşı bezleri epitel bozukluğu ;eksik bir beslenme ile 3-3,5 ay sonra ortaya çıkar) başlıca körlük nedenidir. Gece körlüğü eksik diyetle 7 ay sonra görülür. Deride ter bezlerinin bozulmasına bağlı kuruluk ve kabalaşma ve kıl foliküllerinde keratoz ; solunum yolları enfeksiyonlarının artması , böbrek epiteli bozukluğu sonucu böbrek taşı oluşumunun artması, bütün salgı bezleri ve yollarında atrofiler ve üretim yolları atrofisi sonucu kısırlık, vajina mukozası keratinleşmesi gelişir. Diş ve kemik üzerine de, A vitamininin etkisi vardır. Eksikliğinde, dişte ameloblast ve odontoblastların güçsüz gelişmelerinin sonucu olarak dentinin yoksulluğu ya da anormal oluşumu meydana gelir. Yine A vitamini eksikliğinde, kemik büyümesinin duraklaması ya da anormal oluşumları sık görülür. Safra yolları, Pankreas Hastalıkları, “sprue” ve Ülseratif Kolit, A vitamini eksikliğinin birinci ve en çok görülen nedeni olmaktadır. Gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde A vitamini yetersizliği hastalıkları önemli bir sağlık sorunudur. A Vitamininin genel metabolizmadaki başlıca fonksiyonlarından biri hücreler arası maddelerin ve kollajenin sentezini ve zarlarının (hücre zarlarının, mitokondri, lizozom gibi hücre parçacıklarının zarlarının) dokusal bütünlüğünü ve normal geçirgenliğini korumaktır. Epitel dokunun çalışmasındaki işlevinden dolayı; A vitamini yetersizliklerinde bir çok organda fonksiyon yetersizlikleri ortaya çıkmaktadır. A vitamininin suda eriyen formu ; tedavide daha önem taşır. 13 .cis retinoik asit (İsotretinoin) kistik akne tedavisinde uygulanmaktadır. Bir çok vitamin ve vitamin olmayan maddenin noksanlığında görülen büyüme bozukluğu (iskelet büyümesi durması) da A vitamini için bir belirtidir. Önce kemik büyümesi durur. Bu durma, eğer uzun ve büyükse, kafa ve omurgayı da ilgilendirir. İçindeki beyini ve bulbusu da zararlandırabilir. Daha sonra yumuşak doku katılır, ön sırada bağ dokusu (kollajen yapısı ve mukopolisakkarid oluşumu) bozulur.

 

A VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ?
A vitamini ( Retinol ) güvenlidir, çünkü yağda çözünen vitaminlerdendir ve karaciğerde depo edilir. Dikkatli kullanılmaz ve uzun süre çok yüksek doz alınırsa toksik olabilir. Çok uzun süreli, çok yüksek dozlarda A vitamininin alınması toksik olabilir.Günlük dozun; 8000-10000 İÜ yi geçmemesi tavsiye edilir . Karaciğer hastasıysanız günde 10.000 İÜ üzerinde A vitamini almamanız gereklidir . Çocuklar , bir aydan uzun süre ile günlük 18.000 İÜ’den fazla A vitamini almamalıdır. Besinlerle alınan Beta Karotenin toksik etkisi yoktur. Kısa sürede alınan (bir kaç gün) 100.000 İÜ/gün veya daha yüksek dozdaki A vitamininin toksik etkisi vardır. Uzun zamanda (birkaç ay) 25.000 – 50.000 İÜ/gün alındığında toksik etkisi vardır. Günde 50.000 İÜ veya daha fazla A vitamini alınmasıyla ortaya çıkan ve 6 ay veya daha uzun sürede gelişen belirtiler; sinirlilik, iştah kaybı ve cilt döküntüleri , deri kaşıntıları, kas ve kemik ağrıları, vücut kıllarında değişiklik, saç kaybı,karaciğer ve dalak büyümesi, bulanık görme, bulantı ,kusma, başağrısı , diyare, anemi , gut artriti , sarılık, kadınlarda menstrüasyon bozuklukları gibi belirtiler vitaminin kesilmesiyle düzelir. Hamile kadınlarda günlük 25.000 – 50.000 İÜ gibi yüksek dozlarla bebekte konjenital malformasyonlar oluşur. A vitamini ile zehirlenme olabilirken , Beta Karoten ile bu çok nadirdir. Çünkü ; Beta Karoteni vücudun A vitaminine çevirmesi gereklidir. Pek çok uzman ; A Vitamini yerine, Beta Karoten alımını daha güvenli ve etkili olarak görmektedir. Beta Karotenden zehirlenme olmaz. Fenitoin ( etkinin azalması ) , Oral Antikoagülanlar, Nitratlar ( A vitamininin yüksek dozlarında etki artar.)

A Vitamini İçin Miktarlar

Yiyecek

Miktar

Retinol Equivalant

Karaciğer (Dana)

6 gr

9124

Balıkyağı

1 kaşık

4080

Yumurta sarısı

1 büyük

97

Peynir

2 gr

86

Süt

1 Fincan

76

Kaymak (Krema)

1 Kaşık

63

Beta Karoten İçin Miktarlar

Yiyecek

Miktar

Retinol Equivalant

Patates

1 orta boy

2487

Havuç

1 orta boy

2025

Brokoli

1 fincan

136

Kayısı

1 tane

92

Yetişkin Erkeklerde Vitamin A ihtiyacı 1000 Retinol Equivalant

Yetişkin Kadınlarda Vitamin A ihtiyacı 800 Retinol Equivalant

B1 vitamini (Tiamin)

1926 yılında sentezle elde edilen ilk vitamindir. C vitamininden sonra , bozulmaya karşı en hassas olan kimyasal yapıya sahiptir. B1 vitamini suda kolay çözülür. Asit ortama dayanıklıdır. Isıya dayanıklıdır. Ancak, Alkali ortamda ısıya duyarlıdır. Alkali konup yumuşatılarak pişirilen etlerde ve Sodyum Bikarbonat koyularak pişirilen pastalarda önemli ölçüde B1 vitamini kaybı olur. B1 vitamini kükürt atomu içeren bir amindir. B1 vitamini (= Tiamin), bir metil (CH2) köprüsü ile bağlanmış bir aminometil-pirimidin ve bir metilhidroksietil tiyazol halkalarından oluşur. Tiamin’in metabolizmada etkinlik gösteren şekli Tiamin Pirofosfat’tır. Tiamin Pirofosfat, Tiaminin tiyazol halkasındaki alkol grubuna iki mol fosforik asit bağlanması ile meydana gelir. Tiamin Pirofosfat’a; ko-karboksilaz da denir. Yapay olarak hazırlanan vitamin; Tiamin hidroklorid şeklindedir.

 

B1 VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ?
Bitkisel besinlerde çok yaygın olarak yer alsa da miktar olarak fazla değildir. Tohumlarda toplu halde yer almakla beraber , yaprak,kök,dal ve meyvelerinde de bulunur.B1 vitamini en çok bitki tohumlarında bulunur.Ancak bu buğday , pirinç , arpa gibi tohumlar terbiye edilip kabuklarından ayrılırsa B1 vitamin içeriklerini büyük ölçüde kaybederler. B1 vitamini en çok mayada bulunur.Bakla, nohut , fasulye gibi baklagillerde bol olarak bulunur. Ispanak, Patates , Bezelye, Soya Fasulyesi , Yerfıstığı , Portakal; B1 vitamin içeriği olarak zengindir. Hayvansal besinler de de B1 vitamini yeterince vardır. Yumurta Sarısı , Balık , Karaciğer, Kümes hayvanlarının etinde bol olarak vardır. Önerilen Tüketim Standardı ; 0.2 – 1.5 mg günlük doz önerilir. ( önerilir = eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz ) Gebeler için özellikle kullanılması gerekir. ( Gebelik ve Lohusalık dönemleri için önerilen günlük doz 3 mg’dır.) Besinlerle alınan tiamin, incebarsaklardan emilir. Dokularda pirofosfat şekline dönüşür. Kandaki tiaminin çoğu pirofosfat şeklinde kırmızı kan hücrelerinin içindedir. Plazmada 1 pg/100 ml ve kan hücrelerinde 6-12 mcg/100 ml düzeylerinde tiamin ve Tiamin Pirofosfat bulunur. En yoğun olarak karaciğer, kalp ve böbreklerde yer alır. İskelet kasları ve beyinde daha az miktarda bulunur. Günlük gereksinmeyi karşılayacak kadar alındığı zaman bunun %10′u idrarla atılır.

 

B1 VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?
Tiamin, "moral vitamini" olarak da bilinir. Çünkü ; sinir sisteminde yararlı etkilere sahiptir. Tiamin düzeyi düşük olan kişilerde karıncalanma ve uyuşma problemleri daha çok gözlenir. Kalp hastası olan kişilerin kalp kaslarında tiamin normal seviyesinden daha düşük olarak bulunmuştur. Tiamin , kan dolaşımının düzenlenmesinde , hidroklorik asit üretimiyle sindirimin kolaylaştırılmasına, kan yapımına ve karbonhidratların metabolize edilmesine yardım eder. Tiamin , vücut enerji düzeyini ve öğrenme yeteneğini artırır. Barsaklar, mide ve kalpte normal kas tonusunun korunabilmesini sağlar. İştah ve büyüme-gelişmeye uyarıcı etkiye sahiptir. Karbonhidratlar, yağ ve alkolden enerji sağlanması zihinsel uyanıklığı sağlar. Gebelik sırasında, bebeğin büyümesini sağlar. Sindirimi kolaylaştırır. Kaza gibi travmalar sonrası, ameliyatlarda, alkoliklerde , yaşlılarda ve hamile kişilerde ve sigara kullananlarda tiamin’in ek olarak kullanılması şarttır. Ayrıca tiamin, tedavi amaçlı olarak; yüksek karbonhidratla beslenenler ve fizik ve zihinsel gerginliklerde kullanılır.

 

B1 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?
Tiamin’in idrardaki miktarının 27 mcg/g kreatininin altına düşmesi yetersizlik olarak kabul edilmektedir. Tiamin yetersizliğinde, tiamin yardımcı enziminin rol aldığı kimyasal tepkimeler çalışamayacağı için biyokimyasal ve klinik değişiklikler görülür. Biyokimyasal değişikliklerin başında kanda pirüvik asidin artması, idrardaki tiamin ve metabolizma ürünlerinin azalması, enzimlerinin aktivitelerindeki değişmeler gelir. Tiamin yetersizliğindeki sindirim sistemi belirtileri; hazımsızlık, şiddetli kabızlık, mide hareketlerinde bozukluk, hidroklorik asit sekresyonunda azalma şeklindedir. Periferik sinir sistemi tutulumu, periferik nörit olarak bilinir. Belirtileri ise ; artmış ağrı, his kaybı, sızı veya yanma hissidir. Eklemlerde şişlikler ve ağrılar yüzünden refleks hareketinin durmasıyla denge kaybolur. İleri derecede alkol alan bireylerde merkezi sinir sistemi tutulur.Kalp ve damar sistemi belirtileri; yeterli enerji salınamamasına bağlı kalpten pompalanan kan miktarı artar, kılcal damarlar genişler ve kılcal damar – toplardamar arasında kan akımı hızlanır. Bütün bunlara karbonhidrat metabolizmasının yetersizliği de eklendiğinden, solunum yetmezliği, çarpıntı hissi, artmış kalp atım hızı ve atım bozukluğu ile seyreden kalp yetmezliği gelişir. Kalp büyür, yeterli şekilde kanı pompalayamaz hale gelir . Batı ülkelerine ciddi eksiklik durumları çok nadirdir. Düşük Tiamin düzeyi Beriberi hastalığına yol açar. Beriberi hastalığının belirtileri , kas güçsüzlüğü , bulantı, iştah kaybı ve su kaybı şeklindedir. Beriberi Hastalığı iki tipe ayrılmıştır ; ödemle birlikte ve ani olarak görülen tipe yaş ve ödemsiz, müzmin şekline kuru beriberi denir. Tiamin gereksinimi metabolik hız ile ilişkili olduğundan yetersiz gıda alımı ve hipermetabolik durumlar hastalık belirtilerini ortaya çıkarır. Alkoliklerde tiamin emilimi azalır, gereksinme artar ve karaciğerde tiamin pirofosfat şekline dönüşümü azaldığından beriberi hastalığı görülebilir. Hafif eksikliklerde konsantrasyon güçlükleri, depresyon , hafıza kaybı gibi zihinsel problemler oluşur. Aynı zamanda kilo kaybı olur. Tiamin eksikliğinin en erken belirtisi , mide bulantısıdır .

B1 VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ?
Tiamin zehirlenme korkusu olmaksızın büyük dozlarda ağızdan emniyetle verilebilir. İntravenöz yolla verildiğinde, ancak çok yüksek dozlara çıkıldığında anafilaktik şoka ait reaksiyonlar görülür.

 

B2 vitamini (Riboflavin)

Sarı portakal renginde kristal halde bir maddedir. Eriyik içinde yeşilimsi sarı floresans gösterir. Hidrojen eklenerek indirgenmiş şekli renksiz, hidrojen ayrıldığında turuncu sarı renk gösterir. B2 vitamini suda kolay çözülür. Işık, karşısında dayanıksızdır.Asit ortama dayanıklıdır. Isıya dayanıklıdır. Ancak, Alkali ortamda ısıya duyarlıdır. Riboflavin, 5 değerli bir alkol olan ribitol’ün heterosiklik dimetil izoalloksazin; dimetil benzen + pterin halkasiyle oluşturduğu bir bileşiktir. Riboflavin, doku solunumunda elektron transfer zincirinde koenzim olarak görev yapar. Genel olarak ‘dehidrogenaz"lar olarak adlandırılan bu enzimler substrattan veya başka bir taşıyıcıdan hidrojeni alarak sitokrom sistemine taşırlar. Bunlara genellikle "sarı enzimler" de denir. Buna göre riboflavin; protein, karbonhidrat, yağ ve nükleik asitlerin metabolizması için gerekli bir yardımcı enzimdir.

B2 VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ?
Hem bitkisel hem de hayvansal besinlerde çok yaygın olarak yer alsa da miktar olarak fazla değildir. En yüksek oranda maya ve karaciğerde bulunur.B2 Vitamini ; süt ve süt ürünleri ; yoğurt, peynir, yumurta, balık, et, ıspanak , karnıbahar, Brüksel lahanası , baklagiller – bezelye,fasulye,mercimek – , avokado, yerfıstığı, şeker pekmezi , mantarda bol bulunur. Hayvansal besinlerde de B2 vitamini vardır. Yumurta beyazı , Karaciğer , böbrek , yürek , balıkta vardır. Önerilen Tüketim Standardı ; 0.5 mg/1000 kalori ( erişkinler için ortalama 3 mg ) günlük doz önerilir. ( önerilir = eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz ) Büyüme, gebelik, lohusalık, hipertiroidizm gibi vücut metabolizmasının hızlanması riboflavin ihtiyacını artırmaktadır. Diyetle alınan proteinin kalitesi de önemlidir. Kalitesiz proteinli bir diyette karaciğerde riboflavin tutulamaz. Böyle diyetlerde riboflavine ihtiyaç artar. Yiyeceklerle alınan riboflavin, riboflavin fosfat ve dinükleotidler ince barsaklardan emilir. Alkol, emilimini azaltır. Plazmadaki normal düzeyi 2,5 – 4,0 mcg/100 ml’dir. Kırmızı kan hücrelerindeki riboflavin yoğunluğu 15,- 30 mcg/100 ml’dir. Diğer dokularda proteinlere bağlı olarak bulunur. En yoğun bulunduğu organ karaciğer ve böbreklerdir. Dokuların riboflavin biriktirme yetenekleri sınırlıdır. İdrarla riboflavin atılımı alınan miktarla orantılıdır. İdrarla atılan riboflavinin yarısı serbest, kalanı nükleotid şeklindedir. Dışkıda bulunan riboflavinin çoğunluğu barsaklarda yapılan vitamindir. Günde ortalama dışkıdaki riboflavin miktarının 500-700 mikrogram kadar olduğu bulunmuştur.

 

B2 VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?
B2 vitamini; temel olarak bir kimyasal maddeden diğerine enerji taşıyan reaksiyonlarda görev alır. Yiyeceklerdeki protein ve yağlardan enerji sağlanmasına yardım eder. Derinin sağlıklı olması ve dokularının tamiri için gereklidir. B2 Vitamini , kırmızı kan hücrelerinin oluşumu ve vücudun savunma sisteminin önemli bir parçası olan antikorların üretilebilmesi için gereklidir. Karbonhidrat, protein , yağ metabolizması , demir ve B6 vitamininin emilebilmesi için gerekli olan bir vitamindir. B2 vitamini; Triptofan’dan Nikotinik Asit oluşması için gereklidir. A vitamini ile birlikte B2 vitamini vücudun iç yüzeylerinin ve sindirim sistemi organlarının yüzeylerinin sağlıklı olabilmesi için şarttır. B2 vitamini oksijen kullanımını kolaylaştırarak deri, saç ve tırnakların sağlıklı olmasını sağlar. Ağız ve dilde ağrının giderilmesini sağlar. Kepek oluşumunu önler. Göz için katarakt tedavisinde kullanılır.

B2 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?
İdrardaki riboflavin miktarının; 50 mcg/24 saat, kırmızı kan hücrelerindeki miktarının 8 mcg/100 ml düzeyine düşmesi, yetersizliğine bağlı klinik belirtilerin başlangıcı sayılmaktadır. Riboflavinsiz diyet alan bir kişide lezyonlar üç ay içinde gelişmektedir. Riboflavin yetersizliğine bağlı dudaklarda "çeliozis’, angular stomatit, papilla atrofisi, göz damarlarında genişleme (kırmızı göz), yanma, görme zorluğu, sinir sistemi bozuklukları oluşur. B2 vitamini yetersizliğinde; antikor oluşumunda azalma olur. Riboflavin eksikliği yüksek riboflavin içeren süt, karaciğer, et, yumurta ve yeşil yapraklı sebzeler gibi besin kaynaklarıyla tedavi edilebilir. Günde 10-15 mg riboflavin verilerek deri lezyonlarının iyileştiği görülünceye kadar tedavi devam eder. Riboflavinin damar yolu ile verilmesine ancak sindirim sisteminin ciddi hastalıklarında gerek olabilir. Riboflavin sulu çözeltilerde sınırlı çözünürlüğe sahiptir, büyük oranda yıkılır.Riboflavin methemoglobinemi, piruvat kinaz eksikliği gibi defektlerin de olduğu, yenidoğanın metabolizma hastalıklarında yüksek dozlarda kullanılır.İnsanda seboreik dermatit (deri iltihabı), keratokonjonktivit, atrofik dil iltihabı ve daha özel olmak üzere ağız köşesi çatlağı (ragadlar ,çeliozis) görülür, bunlardan başka tipik olmayan vajinitler de olabilir.

B2 VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ?
Riboflavin, zehirlenme korkusu olmaksızın 200 mg/gün gibi yüksek dozda ağızdan emniyetle verilebilir. Sindirim sistemi B2 vitaminini ancak, belirli bir dozda sindirebilir. Bugüne kadar, riboflavinle zehirlenme vakası bildirilmemiştir.

 

B3 vitamini (Niasin, Nikotinik Asit, Nikotinamid, PP* Vitamini)

* PP= Pellegra Preventive
B3 Vitamini beyaz, iğne biçiminde kristaller halindedir. Aminli bir bileşiği olan nikotinamid de aynı vitamin etkiye sahiptir. B3 vitamini suda kolay çözülür. Işığa, oksidasyona karşı dayanıklıdır. Nötral asit ve alkali çözeltilerde kaynatılınca vitamin özelliğini kaybetmez. Isıya dayanıklıdır. Kimyasal adı piridin 3-karboksilik asit, kimyasal yapısı nikotinik asittir. Niasin ve niasinamid, karboksilli bir piridin halkası ve bunun karboksil grubunun amidleşmesinden ibarettir. Niasinin metabolizmada etkinlik gösterebilmesi için adenin nükleotidle birleşmesi gerekir. Bunlara nikotinamidli dehidrogenazlar denilmektedir. Biyokimyasal reaksiyonlar sırasında iki önemli dehidrogenaz sınıfı enzimin yapısına koenzim olarak girer. Bu iki enzimden birincisi "Nikotinamid-Adenin-Dinükleotid" (NAD), ikincisi ise "Nikotinamid Adenin Dinükleotid Fosfat" (NADP) diye sınıflandırılmaktadır.

B3 VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ?
B3 Vitamini, insan vücudunda serbest bulunmaz. İnsan vücudunda ve barsaklarda triptofan, kinürenin ve 3-hidroksiantronulik asid üzerinden niasin ve niasinamid haline çevirilir. Niasin ve niasinamid, vücutta birbirine dönüşür.Bağlı şekilde insan dokularında ve özellikle bitkilerde bir hayli yaygındır. Diğer B vitaminleri gibi tahıl kabuklarında da boldur. En yüksek oranda biramayasında bulunur. Buğday, bulgur, pirinç, nohut, fasulye, mercimek, karnabahar, havuç, yerfıstığı,ceviz ve fındık; bazı yeşil sebzeler; kahve, çavdar, patates,domates ve mısır nişastasında B3 vitamini bol bulunur. Hayvani besinlerde de B3 vitamini vardır. Sığır ciğeri , böbrek , kalp , peynir, yumurta, kümes hayvanları, balık, sütte vardır. Önerilen Tüketim Standardı ; 6.6 mg/1000 kalori ( erişkinler için ortalama 35 mg ) günlük doz önerilir. ( önerilir = eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz ) Nikotinik asit ve nikotinamid ince barsaklardan kana emilir. Kandaki nikotinik asid miktarı 0.6 mg/100 ml’dir. Alyuvarlarda ortalama 1.3 mg/100 ml’dir. Dokuların niasin depolama kapasitesi çok azdır. Karaciğer, böbrek ve kas dokularındaki miktarları diğer dokulara göre daha çoktur. Normal olarak yetişkinlerin idrarında N-metil-nikotinamid miktarı 2,4 – 6,4 mg /24 saat arasında değişmektedir.Diyetteki triptofan vücutta niasine dönüştüğü için günlük niasin gereksinimi diyetteki triptofan miktarına bağlıdır. 60 mg triptofandan 1 mg B3 vitamini elde edilir. Niasin gereksinimi metabolizmanın hızlandığı durumlarda ve gebelikte artmaktadır. Diyetle iyi kalitede protein alındığında niasin gereksinmesi azalır. Niasin ve niasinin ön maddesi olan triptofan hayvansal yiyeceklerde daha çok bulunur. Bunun yanısıra niasin gereksinimi niasin eş değeri olarak düşünülmektedir. Sütteki niasin miktarı az olmasına karşın triptofan çok olduğu için niasin değeri; sadece içeriğindeki niasin değil, ek olarak triptofandan elde edilecek niasin değeriyle toplanıp bulunur. Hem pirinç, hem mısırda yakın miktarlarda niasin bulunmasına rağmen pellagra yalnız mısır ve mısır unu ile beslenen halk kitlelerinde çok sık görülür; sebebi, mısırda triptofan çok azdır, bundan dolayı tek taraflı beslenen kişilerin vücut ve barsaklarında niasin ve niasinamid oluşumu olamaz, ayrıca yalnız mısırla beslenenlere zaten fazla niyasinamid de gereklidir.

 

B3 VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?
B3 vitamini metabolizmanın sağlıklı sürdürülebilmesi için gereklidir. Vücutta 200den fazla kimyasal reaksiyonda görev alır. Midede asit üretimi için gerekli olmasının yanısıra karbonhidrat,yağ ve proteinlerin sindirilmesine yardım eder. Niasin kan dolaşımına yardımcı olur. Cilt sağlığı ve sinir sisteminin işlevlerinin yapılabilmesine yardımcı olur. Beyinde yüksek fonksiyonlarda ve kavrama yeteneğinin sağlanmasında görev alır. Alternatif Tıp Doktorları Niasini ; şizofreni, otizm, anksiyete, depresyon, hipglisemi, şeker hastalığı , eklem romatizması için tedavi amaçlı kullanmaktadır. Ayrıca B3 vitamini İnsülin sentezinde ve seks hormonları olarak gruplandırılan Östrojen, Testosteron ve Progesteron hormonlarının sentezinde gereklidir. Yapılan çalışmalarda yüksek dozda verilen niasinin kolesterolü düşürücü etkisi olduğu gösterilmiştir. Kolesterol ve trigliserid düşürülmesi ve alkolizmin tedavisinde kullanılmaktadır. Ayrıca damarlara etkisi nedeniyle arteriyosklerozda, migren başaağrılarında ve bazı nörolojik hastalıklarda da tedavi aracı olarak kullanılır.

B3 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?
Diyet, niasin ve triptofan açısından yetersiz olduğu zaman Pellegra Hastalığı görülür. Pellegra; deri, sindirim sistemi veya merkezi sinir sistemi semptomları ile karakterize edilmektedir. Derinin güneş gören yerlerinde simetrik lezyonlar oluşur. Bu lezyonlar daha sonra siyah renge dönüşür. Döküntü oluşur ve skar dokusu gelişir. Mukokutanöz membranlarda yaralar, dilde kabarma, bulantı ve kusma görülür.İshal gelişir. Pellegra ; 3 D hastalığı ( dermatit , diyare, demans ) olarak da bilinir. Santral sinir sistemi semptomları olarak baş ağrısı, uykusuzluk, depresyon, baş dönmesi, hatırlama güçlüğü ortaya çıkar. Pellegra hastalığında; hastaya nikotinik asit verildiği zaman 24 saat içinde hızla düzelme olur. Triptofanın niasine dönüşümünün bozulmasında dermatit, ışık duyarlılığı ve psikiyatrik değişikliklerle tanımlanan Hartnup Hastalığı oluşmaktadır.

 

B3 VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ?
Niasin eksikliğinde; nikotinamid hemen hemen hiç toksisite olmaksızın kullanılır. Lipid bozukluğunun tedavisinde 3 gram veya daha fazla nikotinik asid kullanıldığında en sık görülen yan etki ; damar genişlemesine bağlı yüzde kızarmadır. Bir tablet aspirin eklemek bunu tedavi eder. Nikotinik asidin diğer yan etkileri derinin renginde artma, kuruma ve karınağrısıdır. Hepatotoksisite, hiperüremi ve glikoz intoleransı görülebilir. Nikotinik asid verilmesi kesildiğinde biyokimyasal ve histolojik bulgular normale döner. Yüksek doz hatta bazen 75 mg ve üzerindeki dozlarda da B3 Vitamini ile allerjik reaksiyonlar gelişebilir. Niasin Flaşı olarak bilinen yüz, göğüs ve kollarda kaşıntı, karıncalanma ve yanma hissi ve kızarıklığa neden olabilir. Bu durum , zararsızdır ve 20-60 dakika içinde geçer. Çok yüksek doz niasin alınmışsa hızlı bir şekilde birkaç bardak su içilmesi reaksiyon gelişimini önler. Niasinin güvenli kullanım düzeyi kişiden kişiye farklılıklar gösterir. Gebelerde yüksek doz B3 vitamini kullanılmamalıdır. Saf B3 vitamini ayrıca mide ülseri , gut , glokom , karaciğer hastaları için sağlık problemlerine yol açabilir. Bazı hastalıklarda günlük 200- 1000 mg dozlarda tedavi amaçlı kullanılabilmektedir. 1000 mg/gün ve üzeri doz niasin alınmamalıdır. Bu dozda niasin doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Genellikle günlük 150 mg’a kadar güvenli kullanılabilir. Bazı yayınlarda 450 mg / gün doza kadar niasin güvenli kabul edilmektedir.

 

B5 vitamini (Pantotenik Asit)

İlk olarak 1939 yılında pirinç kabuğunda bulunmuştur. Pantotenik asit, suda çözünen bir vitamindir. Bu nedenle vücutta bir deposu yoktur ve her gün vücuda alınması gereken vitaminlerdendir. B5 vitamini suda kolay çözülür. Pantotenik asid, bir pantoik asid (= 2,4-dioksi-3,3′ dimetilbütirik asid) ile Beta.alaninin amino grubu arasında bir peptid bağı oluşumu ile kurulmuştur. Pantotenik asidin insan ve hayvan vücudundaki en büyük rolü, acil-taşınması olan Koenzim A’ nın bileşimine girmesidir. Koenzim A’ da pantotenik asidden başka, adenilik asid ve sistamini (=beta.merkaptoetilamin) de kapsar. Pantotenik asid, karboksil grubu ile sistaminin amino grubu arasındaki peptid bağı oluşumu ile pantotein maddesi oluşur. Bunun da adenilik asid ve fosfatlarla bağlanması Koenzim A’yı yapar. Bu 3′-fosfoadenozin-5′difosfopantotein’dir. Bundan başka pantotenik asid, acil yüklenici protein olarak bilinen bileşiğin prostetik grubuna da girmektedir. Bu da, yağ asidi biyosentezinde rol oynar. Koenzim A’nın metabolizmada önemli fonksiyonları vardır: Asetil-KoA, Acil-KoA, başta valin, lösin olmak üzere aminoasidlerin KoA ları gibi aktif bileşikleri oluşturur. Bu yoldan, karbonhidrat, yağ ve protein yıkılım ve yapım metabolizmasının işlemesini sağladığı gibi, sitrik asid siklüsü sonucu birçok madde oluşmasına ve hem grubu sentezine, kolesterol ve steroid sentezine katılır. Ayrıca, pantotenik asidin, böbrek üstü hormonlarının asetil KoA dan ve kolesterolden oluşumları üzerine etkilidir.

B5 VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ?
B5 Vitamini = Pantotenik Asit ; Yunanca Pantos=heryer kelimesinden ismini almıştır. B5 vitamini insan vücudunun tüm dokularında ve tüm bitkilerde bulunur. B5 vitamini en çok biramayası, taze sebzeler , pirinç , hububatlarda, çavdar unu ve buğdayda bulunmaktadır. Hayvansal besinlerde de B5 vitamini vardır. Et, organ etlerinde ( karaciğer, kalp , beyin , böbrek gibi ) , balık , yumurta beyazı ve sütte B5 vitamini boldur. Önerilen Tüketim Standardı ; ortalama 6 mg günlük doz önerilir. ( Eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz. )

 

B5 VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?
Pantotenik asidin insan vücudundaki en büyük rolü, Koenzim A nın bileşimine girmesidir. Pantotenik Asit ; protein , yağ ve karbonhidrat metabolizmasında görev alır. Besinsel bu etkisinin yanısıra ; deri , saç ve epitel dokuların sağlıklı olması ve sağlıklı kalması için gereklidir. B5 vitamini antistres vitamini olarak da bilinir. Çünkü ; böbreküstü bezlerinde steroid ve kortizon üretiminde önemli görevleri vardır. B5 Vitamini , stresin vücuda olan etkilerini önlemek için görev yapar. Hayati organlarda yoğunlaşarak vücuda stresli ortamlarda yardımcı olur. Bazı uzmanlar B5 vitamininin, depresyon tedavisinde yararı olduğunu düşünmektedir.

B5 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?
Tüm besin maddelerinde bulunduğu için pantotenik asit eksikliği çok nadirdir. Diğer B vitamin eksikliklerinde olduğunun aksine; eksiklik belirtilerinin ne olduğu tam olarak tespit edilmiş değildir. Yorgunluk, halsizlik, başağrısı en belirgin bulgulardandır.

B5 VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ?
Pantotenik asit kullanımı güvenlidir. Kolay tolere edilir. Güvenlik sınırı tanımlanmamıştır. 10 gr gibi çok yüksek dozlarında sindirim sistemi bozuklukları , ishal , su dengesizliği gözlenir. Günlük önerilen dozu 6 mg dır. Ancak 500 mg/gün doza dek emniyetle kullanılabilmektedir

 

B6 vitamini ( Piridoksin, Adermin )

Metil ( CH3 ) , Hidroksimetil ( CH2OH ) , Hidroksi ( OH ) gruplarını içeren piridin halkasına (Piridoksin) değişik takılar gelerek üç tip B6 Vitamini oluşur. B6 Vitamini etkisi gösteren üç ayrı kimyasal yapı : Piridoksin, bunun aldehid türevi Piridoksal ve Aminli bileşimi olan Piridoksamin; hepsi aynı şekilde B6 Vitamini etkisine sahiptir. Piridoksin/Piridoksal ; 2-Metil-3-Hidroksi-4,5- dihidroksimetilpirimidin’dir.B6 Vitamini, suda çözünen bir vitamindir. Bu nedenle vücutta bir deposu yoktur ve her gün vücuda alınması gereken vitaminlerdendir. B6 vitamini suda ve alkolde kolay çözülür. B6 Vitamini Ultraviyole ışınına çok hassastır.Kristal formda asit ve alkalilere çok dayanıklıdır. B6 Vitamini, incebarsaklardan ve % 70 kadarı emilir. Fosforile formunun emilimi yavaştır. Biyokimyasal olarak en etkili formu ; Piridoksal Fosfat’tır. Piridoksal Fosfat; arginin,tirozin ve diğer bazı aminoasitlerin dekarboksilasyonunda görev yapan enzimlerde prostetik grubu oluşturur. Aynı zamanda Serin ve Treonin aminoasitlerinin deaminasyonunda enzim görevi görür. Piridoksal Fosfat’ın vücutta görev aldığı en önemli iki dekarboksilasyon reaksiyonu; Merkezi Sinir Sistemi ile ilgili olan Glutamik Asit’in GamaAminoButirikAsit’e(GABA) ve DOPA’nın Dopamin’e dönüşmesi reaksiyonlarıdır. B6 Vitamini; hemoglobin yapısında yer alan Hem Sentezi için de gerekli bir maddedir. Piridoksal Fosfat ; hücrelerde aminoasitlerin aktif taşınmasında görev yapar.

B6 VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ?
B6 Vitamini ; fiziksel ve zihinsel olarak gerekli bir vitamindir. En önemli besin öğesi olmasıyla birlikte pek çok gıda maddesinde bulunması nedeniyle kolayca elde edilebilir. B6 vitamini en çok biramayası, bezelye , ceviz , yerfıstığı , ayçekirdeği , havuç , buğday ve bulgur da yüksek olarak hububatlarda bulunmaktadır. Daha az miktarlarda da olsa ; fasulye, karnabahar, muz , üzümde de vardır. Hayvani besinlerde de B6 vitamini vardır. Tavuk,sığır ve dana etleri, karaciğer , böbrek , balık ( alabalık,sombalığı ), yumurta sarısında B6 vitamini boldur. Önerilen Tüketim Standardı ; ortalama 2.0 mg günlük doz önerilir. Bu, bebeklerde 0.3 – 0.6 mg ve büyüme çağındaki çocuklarda 1.0 mg olarak önerilmektedir. ( önerilir = eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz )

 

B6 VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?
Aminoasid metabolizmasında, protein metabolizmasında etkilidir. Serum Glutamik Oksalasetat ( SGOT ) ve Serum Glutamik Pirüvat ( SGPT ) enzimlerinin aktivitesinde etkilidir. Ayrıca Homosistin ve Triptofan metabolizmasında etkilidir. Aminoasidlerin sindirim sisteminden emilimlerinde rol oynar. Hem senteziyle ilgilidir : Porfirin yapımında önemli olan süksinilglisin’in, delta aminolevülenik aside dekarboksile olmasını katalizleyen bir koenzimdir. Eksikliğinin insanlarda hipokrom mikrositer anemiye neden olması bundandır. Bunlardan başka, linoleik asidin araşidonik aside çevrilmesinde bir koenzim gibi etki eder. Ayrıca, hücre zarlarından sadece aminoasidlerin ve bazı metal iyonların, birbiriyle şelat kompleksleri oluşturan şekilde geçmelerini sağlar. Bağışıklık sistemi , böbrek ve kalp fonksiyonları için yardımcıdır. Büyüme ve hücre çoğalmasında rol oynayan nükleik asitler için gereklidir. Sinir Sistemini korur ve fonksiyonlarının düzenli olabilmesini sağlar. Piridoksin, Premenstrüel Sendrom olarak bilinen adet (aybaşı veya mens) öncesi gerginliklerinde , mens (adet) dönemlerinde gözlenen sivilce artışı, ruhsal gerginlikler ve migren tipi başağrılarında tedavi amacıyla kullanılması nedeniyle oldukça popülerdir. Diyabet ( Şeker Hastalığı ) ve Kalp Hastalıklarında tedavi amacı ile kullanılmaktadır. Ayrıca ellerde sinir sıkışması ile gelişen Karpal Tünel Sendromu’nun tedavisinde de kullanılır. Artrit ( eklem iltihabı ), eklem problemleri , Astma , Hiperaktivite Bozukluğu , Psikiyatrik Bozukluklarda B6 vitamini tedavide önemli görevler alır. Gebelik Toksemisi ( zehirlenmesi) , bazı tür idrar kesesi kanserleri ve Kalsiyum oksalat tipi böbrek taşlarında koruyucu olarak kullanılır. Bazı tip Anemilerde kullanılabilir. Ayrıca Tüberküloz tedavisinde kullanılan İzoniazid adlı ilaç, idrarla piridoksal fosfat kaybına yol açtığı için bu hastalarda tedaviye eklenir.

 

B6 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?
B6 vitamini eksikliğinde cilt lezyonları olmasının yanısıra, ağız, burun ve göz çevresinde döküntüler, dil kızarıklığı, şişme ve yanması meydana gelir. B6 Vitamini eksikliği arttıkça sinir sistemi ile ilgili belirtiler de olmaya başlar : sinir iltihapları gelişir. Konvülsiyonlara ( havale ) eğilim meydana gelir.B6 Vitamini eksikliği kansızlığa da neden olur. Bu anemi hipokrom mikrositer olarak tanımlanan tipte bir anemidir. İdrarla aminoasitler kaybedilmeye başlar : Homosistinüri ve Sistationüri gelişir. Böbrek taşları oluşur . SGOT ve SGPT enzim aktivitesi azalır.

B6 VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ?
Günlük 500 mg doz ile uzun süreli kullanımlarında veya 2 gr ve üzeri Piridoksin alındığı durumlarda sinirsel bozukluklara yol açarak toksisite belirtileri gözlenebilir. Piridoksine Bağımlılık Sendromu da tanımlanmıştır. Günde 200 mg’ı geçmeyen dozlarda güvenle kullanılabileceği bildirilmektedir.

 

 

B12 vitamini ( Siyanokobalamin )

Tabii B12 Vitamini Siyanokobalamin 1948 yılında izole edilmiştir. B12 vitamini yapısında iki halka gösterir. Birincisi, büyük ve porfirini andıran merkezsel bir halkadır. Bunun porfirinden farkı, indirgenmiş dört pirolünden ikisi birbirine köprüsüz bağlıdır. Bu halkaya Korrin halka sistemi denir, halkanın merkezinde de bir kobalt vardır. Kobalt, bağlarla halkanın pirol azotlarına, bir siyan’a (-CN) ve ikinci halkanın azotlu bazına (5,6-dimetilbenzimidazol) bağlıdır. İkinci halka da, azotlu bazı kobalta bağlı bir nükleotid’in (dimetilbenzimidazol-riboz-fosfat’ın) fosfatını esterleştiren bir aminopropanol’ün, D.pirol halkasının propiyonik asid takısıyla bağlanması sonucu kapanır. Siyanokobalamin; doğal B12 vitaminidir. Siyanokobalamin’den başka onun değişik şekilleri olan kobalamin’ler (kobamidler) de tarif edilmiştir. Bunlarda, ya -CN ya da nükleotid’in bazında bir değişiklik olur. B12a, B12b, B12d deki gibi -CN yerine, -OH gelirse, hidroksikobalamin, B12d ‘deki gibi nitrit gelirse, bir nitrokobalamin ya da metil grubu gelmişse metilkobalamin oluşur. Dokularda da en sık -CN yerine 5. dezoksiadenozin gelmiş bir kobamid-koenzim bileşiminde bulunurlar. Bütün B12 vitaminleri, peptid ve proteinlere sıkı bağlanma etkisi gösterirler. B12 Vitamini, suda çözünen bir vitamindir. Bu nedenle vücutta tam bir deposu yoktur ( karaciğerde vb çok az depolanır ) ve her gün vücuda alınması gereken vitaminlerdendir. B12 vitamini suda kolay çözülür. B12 Vitamini , gıdalarda pişirme sonucu %10 ile %30 arasında kaybolur.B12 vitamininin insan vücudundaki esas kaynağı kalınbarsaklarda yer alan bakterilerdir. Tüm sindirim sistemi kanalında mikroorganizmalar yer alsa da asıl sentez yeri kalınbarsaklardır. Vücutta B12 vitamini emilimi için aktif ve pasif olmak üzere farklı mekanizmalar çalışmaktadır. İncebarsaklara aşırı miktarda B12 vitamini geldiği zaman herhangi bir emilime uğramaksızın direkt olarak jejunum ve ileum bölgelerinden pasif emilim olur. Aktif emilim için midede yer alan İntrensek Faktör gereklidir. Gıdalarda bulunan fizyolojik dozlardaki B12 vitamini bu yolla emilebilir. B12 vitamini, midedeki kimyasal ortamın etkisi ile bağlı olduğu proteinlerinden ayrılarak midede iki ayrı bölgede yer alan Parietal Hücrelerde bulunan İntrensek Faktör ile birleşir. Birleşme sonrası oluşan yapı incebarsaklara ilerler ve İleum bölgesine geldiğinde buradaki alıcılara bağlanır. Buradaki alıcılara bağlanma için iki şart gereklidir; birincisi bu bölgede kalsiyum iyonları olmalıdır ve ikincisi de bu bölgenin pH değeri 6.0 olmalıdır. B12 vitamininin gıdalarla alımından sonra kana geçmesi 12 saat kadar sürmektedir. Sindirim sistemi salgı hücrelerinde B12 vitamini için Transport Proteinleri ( Transkobalaminler ) gereklidir. Transkobalaminler üç tiptir. Transkobalamin I ve III , beyaz kan hücreleri tarafından oluşturulur ve B12 vitaminine ikinci tipten daha güçlü bağlanırlar. Ancak Transkobalamin I/III eksikliği olduğunda B12 vitamini eksikliği olmaz. Transkobalamin II , karaciğer tarafından oluşturulur. Transkobalamin II’ nin özelliği bağladığı B12 vitaminini dokulara daha çabuk taşımasıdır. Fakat , Transkobalamin II eksikliği; B12 vitamin eksikliğine yol açar.

 

B12 VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ?
B12 Vitamini ; büyüme ve sinir sistemi fonksiyonlarındaki görevleri yanında vücutta oksijen taşıyan ve alyuvarlarda yer alan hemoglobin için şart olan bir maddedir. B12 Vitamini , insan vücudunda başlıca karaciğerde 1500 mg civarında depolanabilmektedir. Safra ile salgılanır, safrada yer alan B12 vitamini barsaklardan emilerek barsak-karaciğer arasında taşınır. Emilmeyen B12 vitamini daha çok gayta ile olmak üzere idrar ile de atılır. B12 vitamini en çok hayvansal kaynaklı gıdalarda, organ etlerinde ( karaciğer, böbrek, kalp, beyin ) yüksek oranlarda yer alır. Süt ve peynir de B12 vitamininden zengindir. Balık ve yumurta da bol B12 vitamini içerir. Bitkisel besinlerde de B12 vitamini vardır. Biramayası, soya , deniz yosunları, bazı taze yeşil bitkiler de B12 vitamini içerir. Önerilen Tüketim Standardı ; ortalama 6.0 mcg günlük doz önerilir. ( önerilir = eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz )

B12 VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?
B12 vitamini başlıca iki kimyasal reaksiyon için koenzim görevi görür . Birincisi ; Metilmalonil Koenzim A’nın Süksinil Koenzim A’ya dönüşümüdür. Bu reaksiyon sinir sisteminde myelinizasyon için önemlidir. Bu reaksiyon nedeniyle B12 vitamini eksikliğinde idrarla Metilmalonik Asit atılımı artmaktadır.( Pernisiyöz Anemi’de, Metilmalonilasidüri’de ) İkincisi ; Homosistein’in Metionin’e dönüşümü reaksiyonudur. Bu reaksiyon Folat metabolizmasında yer alır ve B12 eksikliğinde DNA sentezi bu nedenle gerçekleştirilemez. Yağ ve Karbonhidrat metabolizmasında görev yaparak sindirim sistemine yardımcı olur. Kanda oksijen taşınmasını sağlayan Hemoglobin oluşumu için gereklidir. Bu görevi nedeniyle kansızlık ( makrositer anemi ) oluşumunu önler. Sinir Sistemi fonksiyonlarının sağlıklı olabilmesi için B12 vitamini şarttır. Bellek ve öğrenme fonksiyonları için özel bir öneme sahiptir. Myelinizasyon için gereklidir. Paranoya gibi bazı ruhsal hastalıkların tedavisinde de B12 kullanılmaktadır.

 

B12 VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?
B12 vitamini eksikliğinde ilk gözlenen belirtiler sinirlilik, yorgunluk ve unutkanlıklardır. B12 vitamin eksikliği daha çok vejetaryenlerde ( hayvansal gıda almamaları nedeniyle ) , mide ameliyatı olanlarda ( midenin kısmen veya tamamen alınmasında emilimin yapılamaması nedeniyle) , alkoliklerde, sigara tiryakilerinde, mide ülseri olanlara ve gebelerde gözlenebilmektedir. B12 Vitamini eksikliği kansızlığa da neden olur. Bu anemi makrositer olarak tanımlanan tipte bir anemidir. Anemi gelişimi B12 vitamininin diyetsel alımının azlığından çok , B12′yi vücutta taşıması gereken proteinlerin eksikliği veya fonksiyon bozukluğu nedeniyle gelişmektedir. ( yaşlılarda sindirim bozuklukları gibi durumlar …) Nedeni ne olursa olsun B12 vitamin eksikliği başlıca üç belirtiyle sonuçlanır ; Makrositer Anemi , Glossit ( Dil iltihabı ) ve Nöropati ( uyuşmalar vb. ) Bu belirtiler vücuttaki tüm depolarının boşalmasından sonraki 2 – 5 yıl gibi uzun bir dönemde ortaya çıkmaktadır.

B12 VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ?
B12 Vitamini güvenle kullanılabilecek bir maddedir. 500 mg dozlara dek herhangi bir toksisite oluşturmayabilir. Tek doz olarak 100 mg alındığında herhangi bir ters etki gözlenmemiştir.

 

 

C vitamini ( Askorbik Asit )

1742 yılında İngiliz Donanma Doktoru James Lind ; dişetleri şişliği, kanaması , ciltte kanamalar ve yaralar ile seyreden Skorbüt hastalığını limon suyu kullanarak tedavi etmişti. 1928 yılında Albert Szent tarafından sentez edilmiştir. Askorbik Asit, monosakkarit türevidir. C Vitamini’nin asiditesi 3. karbonunda yer alan enol hidrojenine bağlıdır. Oksitlenmesinin ilk ürünü Dehidro L. Askorbik Asit olmaktadır. İnsanlardaki değişimi de bu aşamada kalmaktadır. Canlılarda C vitamini oksitlenmiş ve indirgenmiş olarak iki şekiliyle bulunmaktadır. Bu tepkime iki yönlüdür ve her ikisi de C vitamini aktivitesi gösterir. (Dehidro Askorbik Asit tekrar oksitlendiği zaman vitamin aktivitesini kaybeder. ) Bitki ve hayvanlar C vitamini sentez edebildikleri halde insan L.Gulonoksidaz enzimine sahip olmadığı için C Vitamini sentezi yapılamaz. C Vitamini, suda çözünen bir vitamindir. Bu nedenle vücutta depolanmaz ve her gün vücuda alınması gereken vitaminlerdendir. C Vitamini suda kolay çözülür. C Vitamini beyaz kristal toz halindedir. Besin maddelerinde yer alan Askorbik Asit hava ile teması sonucu okside olur ve vitamin etkisini kaybeder. Çiğ besin maddelerinde Askorbik Asidi okside edecek enzim yer alır ve bu enzim besin maddesi sağlamken aktivite göstermemektedir. Kesme veya soyma gibi durumlarda enzim aktifleşerek Askorbik Asidi okside eder. Bu enzimin aktivitesi bakır iyonu varlığında artmaktadır. C Vitamini ince bağırsaklarda emilmektedir. 100 mg’a kadar dozlarda emilimi % 95 lere dek olabilmekteyken miktar arttıkça emilim de azalmaktadır. ( 1 gram C Vitamini alındığında emilim % 70′ lere kadar düşer. ) Bu nedenle besin maddeleri ile alınan C Vitamini , saf alınan C Vitamini’nden daha iyi emilir. Emilimle birlikte kanda hızla gözlenir. Fazla C Vitamini idrar ile oksalat şeklinde atılır. C Vitamini oksidoredüksiyon reaksiyonları ile indirgenmiş formu olan Dehidroaskorbik Asit olarak görev yapar.

C VİTAMİNİ NELERDE BULUNUR ?
C Vitamini ; vücudun savunma sisteminin güçlenmesini , nezle ve gripde oluşan belirtilerin hafiflemesini ve besinlerle vücuda alınan demirin emiliminin artmasını sağlayabilen bir maddedir. C Vitamini , insan vücudunda depolanmamaktadır. ( Karaciğerde minimal depolandığı iddia edilmektedir.) C vitamini en çok taze meyve ve sebzelerde yer alır. Kırmızı Biber, Portakal, Greyfurt, Üzüm, Kavun, Kivi, Mandalina, Mango, Ahududu, Çilek, Armut, Karpuz, Kuşburnu, Maydanoz, Domates bol C vitamini içerir. Yeşil sebzeler, avokado, karnabahar, lahana, patates, bezelyede de C Vitamini vardır. Hayvansal besinlerde C vitamini yer almaz. Miktar olarak ; her 100 gram için > Kırmızı Biberde 190 mg, Karnabaharda 115 mg, Çilekte 60 mg, Portakalda 50 mg ve Greyfurtta 40 mg C Vitamini vardır. Hava ile temasta 3 saat içinde bu değerler % 50 kadar kaybolabilmektedir. Önerilen Tüketim Standardı ; ortalama 60 mg günlük doz önerilir. ( önerilir = eksiklik gelişimini önleyecek günlük asgari doz )

 

C VİTAMİNİ NE İŞE YARAR ?
C Vitamini bağ dokusunda kollagen yapımı için (hidroksiprolin sentezinde koenzim olarak görev yapar.) ve kemik gelişimi için gereklidir. Dişlerin sağlıklı gelişmesini sağlar. Kollajen , aynı zamanda kalp fonksiyonları için gereklidir. Cilt sağlığını korur. Antioksidan olarak bilinen üç maddeden birisidir. ( E Vitamini, Beta.Karoten ve C Vitamini ) Serbest radikaller olarak bilinen zararlı maddeleri etkisiz hale getirir. Kanser yapıcı maddelerin oluşumunu önler. C Vitamini, kanda kolesterolün normal düzeylerde bulunmasını temin eder. Vücutta yağ asit düzeylerini düşürür. Nezle ve Gripte ortaya çıkan belirtilerin önüne geçer. Enflamasyon hallerinde oluşan hücre savunma mekanizmalarını düzenler. Vücudun savunma sisteminin fonksiyon görmesine yardımcı olur. Savunma sisteminde ; interferon oluşumu, kompleman aktivitesinin sağlanması ve antikor yapımını gerçekleştirir. Kılcaldamarların duvarlarının sağlıklı olması ve kıl köklerinin sağlıklı kalabilmesi için gereklidir. Vücutta steroid sentezinde görevlidir. Diğer bazı vitamin ve minerallerin kullanılabilmelerini ( E vitamini, A vitamini, B2 Vitamini, B5 Vitamini, Folik Asit, Demir, Kalsiyum vb) sağlar. Adrenal bez ve kadınlarda yumurtalıklarda ( overler ) C Vitamini yüksek oranlarda bulunur. C Vitamini ile ilgili gerekli bilgiler hala tam olarak tespit edilmemiştir. C Vitamini ile pek çok çalışma devam etmektedir. Yapılan çalışmalarda Katarakt’ın tekrarlamasını % 76 gibi oranlarda azalttığı gösterilmiştir. Düşük C Vitamini alımının kalp hastalıklarını ve kalp krizlerini 2.5 kat arttırdığı belirlenmiştir. 400 mg C Vitamini alımının tüm ölüm oranlarında % 65 kadar azalmayı sağladığı tespit edilmiştir. Kolesterol ve diyetle alınan yağlar nedeniyle damarların zarar görmesini önlediği belirlenmiştir. Bir hamburgerde yer alan trigliseridlerin vücuda alındığında 4 saat için vücutta % 60 oranda yüksek kaldığı saptanmış ve bunun düşürülmesinin 1000 mg C vitamini ve 800 mg E Vitamini ile mümkün olduğu ileri sürülmüştür. C Vitamininin , Aspirinin mideye yaptığı zararı azaltabildiği, kalp krizi sonrası kalp damarlanmasını kolaylaştırdığı belirlenmiştir. Dokuların radyasyondan gördükleri zararı azalttığı gösterilmiştir. C Vitamininin grip ve nezlede kullanımı için yapılan çalışmaların bir bölümü hiç bir faydası olmadığını göstermekle birlikte bazı çalışmalarda 1000 mg/gün dozda grip ve nezle belirtilerini hafifletebildiği tespit edilmiştir. Bu etkisi hala tartışmalıdır.C Vitamini ile göz hastalıklarının önlenebildiği iddia edilmektedir. Vücutta, C Vitamini seviyeleri ne kadar yüksekse kan basıncının o kadar düşük olduğu belirlenmiştir. Felç veya İnmeyi önleyici etkisi yapılan çalışmalarda anlamlı olarak bulunmamıştır.

C VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNDE NE OLUR ?
C Vitamini , insan vücuduna dört gün boyunca alınmadığı zaman eksiklik belirtileri başlayabilmektedir. Sırası ile ilk önce bacaklarda olarak cilt ve kıl değişiklikleri olur. Aşırı sinirlilik ve iştah kaybı gözlenir. Tedrici olarak eksiklik devam ederse 4 ay gibi bir sürede Skorbüt’ün tüm belirtileri ortaya çıkar. Hızlı kemik büyümesi döneminde C Vitamini eksikliği kemiğin periost ve korteks bölümlerinde ayrılmalara yol açar. Periostaltı kanamaları oluşur. Kemik büyümesinin yavaş olduğu yaşlarda ise ; epifiz ve diyafiz bölümleri arasında kaynama gerçekleşmez ve kemiklerde kırıklar oluşur. Kılcal damarların duvarlarında zayıflama gözlenir. Kıl foliküllerinde kanamalar oluşur. Büyüme duraklar, enfeksiyonlara karşı vücut direnci azalır ve sık mikrobik hastalıklar gelişmeye başlar. Dişetleri şişer ve kanamalar olur. Dişler kaybedilebilir.

C VİTAMİNİ AŞIRI DOZUNDA NELER OLUR ?
C Vitamini güvenle kullanılabilen bir maddedir. Günde 2 gram gibi yüksek dozlarda alınırsa karın ağrısı ve ishale yol açabilmektedir. Uzun süre ile yüksek dozlarda kullanılması böbrek taşlarının oluşumuna neden olabilir. Böbrek Hastalarının, C Vitamini kullanmaması gereklidir. Akyuvarların mikrop öldürücü etkisini azaltabilir ayrıca demir mineralinin vücutta aşırı miktarlarda birikmesine neden olabilir.

 

 

D vitamini

Kalsiyumun güçlü kemikler için temel öneme sahip olduğunu biliyorsunuz. Ancak kemiklerinize ulaşan kalsiyumun miktarını artırmak için D vitaminine ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Bu yüzyılın başında D vitamini noksanlığının raşitizme yol açtığı keşfedildi ve bu vitaminin, beslenmenin temel öğelerinden biri olduğu anlaşıldı. Çocukluk çağında görülen raşitizmde kemik gelişimi bozuluyor ve kemiklerde biçim bozuklukları ortaya çıkıyordu. Bugün D vitamini desteği sayesinde, çocuklarda D vitamini noksanlığı neredeyse tümüyle ortadan kaldırıldı ama yetişkinlerin de D vitamini alımına dikkat etmesi gerekiyor. Vücudumuz güneş ışınları ve besinlerden D vitamini üretir. Cildimiz ultraviyole ışınlarına maruz kaldığında, cildimizdeki kimyasal bir madde, D vitamininin inaktif formuna dönüşür. Bazı besinlerde de D vitamini bulunur. Tereyağ, yumurta ve yağlı balıklar doğal D vitamini kaynaklarıdır. D vitamini katkılı süt, margarin ve bazı kahvaltılık tahıllarda D vitamini bulunur. İnaktif D vitamini, kan yoluyla karaciğere getirilir ve burada vücudun kullanabileceği aktif forma dönüşür. D vitamininin aktif formu, ince barsaklardan kalsiyumun emilmesine yardımcı olur, kalsiyumun kemiklerde ve dişlerde tutulmasını sağlar. D vitamini ve kalsiyumun uzun süreli eksikliği osteoporoza neden olur. Osteoporozda kemikler dayanıksız ve kırılgan bir durum alır. Daha seyrek olarak, yetişkinlerde D vitamini eksikliği sonucunda kemiklerde yumuşama ve biçim bozukluğu ile kendini belli eden osteomalazi ortaya çıkar.

D vitamini sentezi ile etkileşen faktörler
Vücudumuz, D vitaminini güneş ışınları yardımıyla sentezlediğinden haftada üç defa 10-15 dakika süreyle kolların, ellerin, yüzün doğrudan güneş ışığına maruz bırakılması, D vitamini sentezini uyarır. Ancak sağlık sorunları nedeniyle kapalı mekanlarda bulunan veya yeterli güneş görmeyen bölgelerde yaşayanlarda D vitamini eksikliği görülebilir. Kış aylarında güneşin yetersiz olması ve kalın giysiler de D vitamini yapımının azalmasına neden olur. Yapılan bir çalışma 66 ile 99 yaşları arasındaki kişilerin kış aylarında D vitamini depolarının azaldığını ortaya koymuşur. Yaşla birlikte vücudun UV ışınlarından D vitamini sentezleme yeteneği azalır. Böbrek veya karaciğer hastalığı nedeniyle inaktif D vitaminin aktif forma dönüştürülme yeteneği azalır. Şipru gibi yağ emilini azaltan barsak hastalıkları D vitamini emilimini de azaltırlar. Aritmi ve epilepside kullanılan fenitoin de D vitamini noksanlığına yol açabilir.

 

Yeterli D vitamini almak için ne yapmalı?
Biraz güneşe çıkın–Yaz aylarında haftada üç defa 10-15 dakika güneşlenin. Böylece kış aylarında harcayacağınız D vitaminini karaciğerinizde depolamış olursunuz. Cildin düzenli olarak kısa sürelerle güneş ışınlarına maruz kalması, cilt kanseri riskini artırmamaktadır. Daha sık güneşe çıkıyorsanız koruyucu filtreleri olan güneş yağları kullanın.Genel olarak ne kadar koyu tenli iseniz yeterli D vitamini sentezi açık tenlilere göre daha fazla güneşte kalmanız gerekir. Süt için–Genç yetişkinler için günde iki bardak süt içilmesi, günlük D vitamini ihtiyacını karşılamak için yeterlidir. Bu miktar yaşlılar için yeterli olmayabilir. Menopoz sonrasındaki kadınlar ve 55 yaşın üzerindek erkeklerde osteoporozu önlemek için ilave kalsiyum ve D vitaminine gerek vardır. Kalsiyum ile birlikte D vitamini alan kadınlarda kemik kırıkları riski azalmakadır. Bu nedenle bazı doktorlar orta yaşlılara günde 400 IU (uluslararası birim) D vitamini tavsiye etmektedir. Özellikle az güneşe çıkanların D vitamini desteğine ihtiyacı vardır. Birçok multivitamin ve mineral desteği tabletinde 400 IU D vitamini vardır. Kalsiyum tableti alıyorsanız içinde D vitamini de bulunmasına dikkat edin. İçinde 200-400 IU D vitamini bulunanları tercih edin. D vitamini ve A vitamini kombinasyonları iyi bir seçim değildir çünkü bunlarda kalsiyum yoktur. Doktorunuz tarafından verilmemişse günde 400 IU’dan fazla D vitamini almayın. D vitamini vücutta depolandığından dolayı fazla miktarda (günde 2,000 IU) D vitamini toksik etkilere neden olabilir. D vitamini zehirlenmesinin belirtileri bulantı, kilo kaybı, sinirlilik, karaciğer, böbrekler ve yumuşak dokularda kalsiyum birikimdir.

 

 

E vitamini

E vitamini, yapılan çalışmalarda tıp dünyasının dikkatlerini üzerine toplamaya devam ediyor. E vitamini (C vitamini ve beta karoten gibi) "serbest radikalleri" yani bir elektronu eksik olan oksijen moleküllerini tutarak hücrelere zarar vermesini önleyen "antioksidan" özelliğe sahip bir madde. Antioksidanlar bir elektronlarını serbest radikallere vererek bunları zararsız duruma getiriyorlar. Antioksidanlar ortamda bulunmadığında ise serbest radikaller canlı hücrelerden elektron çalarak hücrelere zarar veriyorlar. Böylece sonu kansere kadar varabilen hücresel değişimler meydana geliyor. Son çalışmalara göre, bir antioksidan olan E vitamininin bazı potansiyel faydaları şunlar:
E vitamini desteğinin kalp hastalığından koruyucu etkisi var.
E vitamini alınması bazı kanser türlerine yakalanma riskini azaltıyor.
E vitamini Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatıyor.
E vitamininden zengin beslenmenin Parkinson hastalığından koruyucu etkisi olabilir.
E vitamini alınması yaşlı kişilerde bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
Uzmanlar E vitaminine ilişkin umut verici haberleri değerlendirirken E vitamininin yararları için daha güçlü kanıtlar sağlayacak olan randomize, kontrollu çalışmaların sürdüğünü belirtiyorlar.

E vitamini almanın riskleri var mıdır?
Kanın pıhtılaşmasını azaltan antikoagülan ilaçları alan kişilerin E vitamini alması önerilmiyor çünkü bu ilaçlarla birlikte alınan E vitamini pıhtılaşma zamanını uzatabiliyor.

En uygun E vitamin dozu nedir?
E vitaminiyle ilgili çalışmalarda 50 IU (uluslararası ünite) ile 1,200 IU arasındaki dozlar kullanılmıştır. Kalp üzerinde yararlı etki için günlük E vitamini dozunun en az 100 IU olması gerekir. Kalp hastaları için önerilen doz genellikle günde 400 IU dozudur.

E vitamini alınması tavsiye edilir mi? E vitamini doktorların en çok tavsiye ettikleri vitaminlerdendir. Bazı uzmanlar özellikle kalp hastalarına E vitamini vermektedir.Tek başına diyetle yeterli E vitamini almak güçtür. Ama unutmamalı ki hiç birvitamin sağlıklı beslenme ve düzenli bedensel aktivitenin yerini tutamaz.

 

 

MİNERALLER

Çinko

Bir çok besinde fazlasıyla bulunan çinko minerali bağışıklık sisteminde anahtar rolü oynar, zinde yapar, verimli yapar. Akyuvarların, antikorların oluşmasında payı vardır. Bağışıklık sisteminin bu askerleri bizi hastalığa neden olan virüslerden koruduğu gibi zehirli maddeleri de zehirsiz hale getirmede yardımcı olur.
Bağışıklık sisteminin düzenli çalışabilmesi için vücutta bol miktarda çinko bulunması gerekiyor. Yaraların iyileşmesi, görme duyusunun güçlenmesi diyabet hastalığı, böbrek hastaları, çinko eksikliği tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Çinko eksikliği sizi enfeksiyon hastalıklarına karşı savunmasız bırakır. Ayrıca tat ve koku duyularını da zayıflatır. Kırmızı et, karaciğer yumurta, deniz ürünleri, fasulye, bezelye ve fındık bol miktarda çinko içerir.
Hastalığın kol gezdiği kış aylarında soğuk algınlığı ve gribe karşı çok etkilidir. Çünkü bakterilere ve virüslere karşı savaş açar ve sonuçta bu hastalıklara karşı çok zayıf olan kişilerde bu tehlikeyi azaltır. Akneye karşı da çok etkili bir mineraldir, A vitamininin kimyasal bileşimini harekete geçirir ve mikrop öldürücü etkisi akne sivilcelerinin kaybolmasını sağlar. Fakat çinkonun yararları bununla bitmiyor. Hücre yenilenmesinde payı olduğu için cildi de güzelleştirir. El tırnaklarını sertleştirir ve saçı kuvvetlendirir, nörodermitisi ve uçukları hafifletir. Adet görme ağrılarını hafifletmesini, kısırlığa karşı etkili olmasını da diğer özellikleri arasında sayabiliriz. Ve amalgam gibi ağır metalleri de vücuttan atar.
Aşağıdaki Besinlerde ( 100 Gramında ) -İstiridye 7 mg, -Peynir 2-4 mg, -Sığır eti 5 mg, -Sütsüz çikolata 2 mg, -Kuru fasulye 3 mg, -Yumurta 1.5 mg, -Mısır 2.5 mg, -Brüksel lahanası 1 mg, -Karides 2.3 mg, -Brokoli 1 mg, Çinko bulunur.

 

 

Demir

Hemoglobinin yapısında yer alan demir, oksijenin dokulara taşınması ve hücre solunumu için çok önemlidir. Eksikliğinde kansızlık ortaya çıkar. Sağlıklı bir yapıya sahip olmak, her daim enerjik olmak için kullanmanız gereken en önemli mineral demirdir.
Vvücutta demir azlığı şu belirtilerle kendisini gösterir. Nefes darlığı, anemi, soğuğa karşı duyarlılık, üşüme, çarpıntı, saç kırılması ve dökülmesi, çiğneme güçlüğü, sindirim bozuklukları, baş dönmesi, yorgunluk, kemik zayıflığı, tırnak bozuklukları, iştahsızlık, sinirlilik, ağız içi enflamasyonu, şişmanlık, solgun bir yüz, zihin fonksiyonlarının zayıflaması…
Vücuttaki demir miktarını azaltan en önemli etkenler ise fosfor tüketimi fazla olan bir beslenme biçimi, fazla alkol alma, sindirim bozukluğu, uzun süreli hastalıklar, ülser, fazla miktarda çay ve kahve tüketimidir. Ayrıca ağır egzersizler ve çok terlemek de demir eksikliğine yol açıyor. Demir, kanın vücuda oksijen taşımasını sağlayan hemoglobinin oluşmasına yardım eder. Adet kanamaları ve hamilelik vücuttaki demir miktarını azaltır. Vejetaryenler, diyet uygulayanlar ve yaşlılar,demir eksikliği tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Demir eksikliği anemi (kansızlık) yaratır. Karaciğer kırmızı et, balık türleri, kuru fasulye, kurutulmuş meyve, yumurta sarısı ve yeşil yapraklı sebzeler, demir içeren besinlerden bazılarıdır. En çok da kadınların demir tüketmesi gerekiyor, çünkü reglin yanı sıra hamilelik ve emzirme dönemlerinde kadınların vücutlarındaki demir oranı hızla azalıyor. Çünkü anne, çocuğun demir ihtiyacını, kendi vücudundaki demirle karşılıyor. Ayrıca kadınlar erkeklere göre vücutlarında daha az demir depolayabiliyorlar, bu nedenle de mutlaka takviye demire ihtiyaç duyuyorlar.Uzmanlar günlük besinler dışında hergün ilave demir alınması konusunda hemfikirler.

 

 

İyot

Tiroid hormonunun yapımı için gereklidir. Tiroid hormonu hücre metabolizması ve dolayısıyla fiziksel ve zihinsel gelişme, sinir ve kas dokusu işlevleri, dolaşımda rol oynar. Yeterli miktarda alınmazsa guatr yani tiroid bezinde büyüme meydana gelir.
Bebek ve Çocuklarda; Büyüme ve Zeka geriliği, Cücelik görülür. Gebelerde; Düşük ve ölü doğum görülür. Guatr her yaşta görülebilir. İyot yetersizliğine bağlı hastalık sorunları İyotlu tuz kullanmakla önlenir. İyotlu tuz kullanımı , Guatrı tedavi edemez, fakat guatr oluşmasını, ilerlemesini ve zeka geriliğini önler.

Kalsiyum

Kalsiyum (Kemiklerin temel minerali); Kemik ve diş sağlığı için önemlidir. Kanın pıhtılaşmasında rol alır. Eksikliğinde kemik yapı bozuklukları ve sinir dokularında aşırı duyarlılık görülür. Bakır Merkezi sinir sisteminin düzenli işlemesinde ve demir metabolizmasında rol alır. Eksikliğinde kansızlık görülür. Yaşlı bir insanla 10 yaşındaki çocuk arasıdaki ortak nokta nedir? Bu ortak nokta, ikinizin de aynı miktarda kalsiyuma ihtiyacı olmasıdır. Kalsiyumun kemikler için önemi, yaygın inanışın tersine, yalnızca çocukluk ve gençlik çağıyla sınırlı değildir. Çünkü yetişkin yaşlarda az kalsiyum alınması ile osteoporoz arasında bağlantı vardır. Osteoporoz, yani kemiklerin kalsiyum eksikliğine bağlı olarak dayanıksızlaşması, ileri yaşlarda kemiklerin kolayca kırılmasına yol açan önemli ve yaygın bir sağlık sorunudur. Konuyu araştıran bilim adamlarına göre sağlıklı kemikler için tavsiye edilen kalsiyum miktarında yaşla birlikte azalma olmuyor.

 

Ne kadar kalsiyum gerekir?
Büyüme dönemindeki çocuklar, ergenler, gebeler ve emziren kadınlar kalsiyuma en çok ihtiyacı olanlardır. Kemik kitlesi otuzlu yaşlarda maksimum miktarına erişir. Bu yaşta kemik yapımı ile kemik yıkımı denge durumundadır. Her ne kadar ergenlik döneminde günde 1,200 miligram olan günlük kalsiyum gereksinimin 25 yaşından sonra 800 miligrama indiği kabul edilse de kalsiyumla ilgili son araştırmalar, yetişkin insanların daha fazla kalsiyum alması gerektiğini göstermektedir. Araştırmacılar, özellikle genç yaşlarda bol kalsiyum alınmasının, ileri yaşlarda osteoporoz riskini azalttığını belirtiyorlar.
• Kalsiyum emiliminde azalma : Yaşla birlikte kalsiyum emilimi azalır. Eğer 65 yaşın üzerindeyseniz D vitamini yapımı da azalmıştır. D vitamini, kalsiyumun kemiklere ulaşması için gerekli bir vitamindir.
• Kadınlar için önemli : Kadınlarda östrojen düzeylerinin düşmesi, kemik yıkımını hızlandırır çünkü östrojen kemiklerdeki kalsiyumun azalmasını önleyen bir hormondur. Menopozda östorjen düzeyleri düşünce kemik yıkımı artar. Menopozun ilk 6-8 yılında östrojen verilmesi (hormon replasman tedavisi) kemik erimesini yavaşlatır. Menopozda östrojen kullanmayan kadınların daha fazla kalsiyum alması gerekir. Menopozdan 10 yıl sonra ise östrojenin etkisi azalır, kalsiyumun etkisi artar. Bu dönemde 1,500 mg kalsiyum alınmasının kemik erimesini azalttığı düşünülmektedir.

 

Daha fazla kalsiyum alma yolları
• Doğru besinleri seçin : Süt ürünleri en zengin kalsiyum kaynaklarıdır. Kalorileri kısıtlamak için az yağlı süt ve az yağlı peynirleri seçebilirsiniz. Süt içmiyor ve süt ürünlerini sevmiyorsanız yeşil yapraklı sebzeler ve kalsiyum takviyeli hazır besinleri seçin ya da kalsiyum desteği sağlayan tabletler kullanın.
• Kalsiyum desteği : Beslenmeyle yeterli miktarda kalsiyum almak mümkündür ama günlük besinleriniz arasında süt ve süt ürünleri fazla yer tutmuyorsa kalsiyum desteği almanız gerekir.

 

Kalsiyum desteği alırken dikkat etmeniz gerekenler
• Küçük dozlarda alın : Her bir doz 600 mg”ı aşmasın. Küçük dozlar daha iyi emilir.
• Yemekle birlikte alın : Bazı besinler kalsiyum emilimiyle etkileşse de kalsiyumu yemekle almak en elverişli yoldur. Çünkü yemek yenilirken asit üretiminin uyarılması, kalsiyum emilimini artıran bir faktördür.
• D vitamini ile birlikte alın : Bir multivitamin almıyorsanız kalsiyumun yanı sıra 200-400 IU D vitamini içeren bir kalsiyum desteği seçin. Yeterli kalsiyum alınması, kemik yıkımının yavaşlamasını sağlayarak osteoporoz riskini azaltacaktır. Kalsiyum ve D vitamini desteğinin yanı sıra düzenli ağırlık kaldırma egzersizleri yapılması kemikleri güçlendirecektir. Kadınlarda egzersiz ve yeterli kalsiyum alımı ile kombine edilen östrojen tedavisi, kemik erimesi ve kırıklara karşı en iyi savunmadır.

 

 

Magnezyum

Magnezyum hayati önem taşıyan 11 mineralden birisi, belki de en önemlisidir. Vücudun kendisi bu minerali üretmediği için magnezyumun besinler yoluyla alınması gerekir. Magnezyum özellikle strese ve migrene karşı iyidir ve kalbi korur. Astım ve alerjik nezleyi hafifletir. Ayrıca cildi düzgünleştirir, saçı güzelleştirir, tırnakları kuvvetlendirir. 300 enzimi çalıştırır ve bununla metabolizmayı etkilemiş olur. Normal kemik yapımı, sinir ve kas işlevleri için gereklidir. Fazla terleyen, müshil veya idrar söktürücü ilaç alan kişilerde vücuttan daha fazla magnezyum gider. Stres, gebelik ve emzirme gibi durumlarda ise vücudun magnezyuma olan ihtiyacı daha da artar. Ve vücut bu minerali yeteri kadar almadığı takdirde kemiklerde depo edilmiş olan magnezyuma el atar. Rezervi bittiği zaman da alarm verir. Mide barsak bölgesindeki, idrar yollarında, baldırlardaki kramplar, kalp ritmindeki bozukluklar, boyunda ve omuzlarda kasılmalar veya sinirlilik, ellerde uyuşukluk ve karıncalanma, migren, dikkat azlığı, gürültüye karşı hassasiyet magnezyum eksikliğinin işaretleridir. Depresyon, deliryum, merkezi sinir sistemi uyarılmasında artış ve kasılmalar olabilir.
Aşağıdaki Besinlerde ( 100 Gramında ) -Kakao (toz) 590 mg, -Ispanak 56 mg, -Yağlı peynir 53 mg, -Dil balığı 49 mg, -Muz 36 mg, Magnezyum bulunur.

Manganez

Kıkırdak dokusu, steroid sentezi, ve glukoz kullanımı için gereklidir. Eksikliğinde anormal kemik ve kıkırdak oluşumu, glukoz toleransında bozulma ve büyümede gecikme oluşabilir.

 

 

Potasyum

Sodyum ile birlikte vücudun sıvı-elektrolit dengesinin korunmasını sağlar. Yazın terle birlikte potasyum kaybı fazla olur Potasyum eksikliğinde yorgunluk, kabızlık, bacak krampları, kas zayıflığı, sinir duyarlılığı, kalp atışında düzensizliği görülür. Zengin potasyum içeren muz, patates, kayısı, kara ekmek gibi gıdalar aynı zamanda kalori yönünden de zengin oldukları için kilo aldırabilirler. Kalori almadan kaybettiğiniz potasyumu yerine koymak için, Limon aromalı potasyum efervesan tablet alınarak potasyum eksikliği giderilebilir.

 

 

VİTAMİNLER
Suda eriyen vitaminler B grubu vitaminleri ile C vitaminidir.
Suda çözünen vitaminler vücutta depolanmazlar. Bu yüzden bu vitaminleri hergün yediğimiz yiyeceklerle almamız gerekir. Suda çözünen vitaminler pişirme sırasında kolaylıkla zarar görebilirler.


Suda Çözünen Vitaminler (B1, B2, B3, B5, B6, B8, B9, B12 ve C)

B vitamini
Suda eriyebilen ve 15′ e yakın değişik maddeden oluşan bir vitamin gurubudur.

B1 vitamini
·  Vücudun proteinleri kullanabilmesini, karbonhidratlardan enerji üretimini sağlar. Beyin fonksiyonları ve sindirim sistemi için gereklidir.
·  Buğday, baklagiller (bamya, fasülye…), ıspanak, brüksel lahanası, pancar, badem, ceviz, fındık, yulaf, mısır gibi sebzelerde ve karaciğer, böbrek gibi bir çok besinde bol miktarda bulunur.
·  B1 vitamini yetersizliğinde depresyon, huzursuzluk, kas güçsüzlüğü, konsantrasyon güçlüğü, bellek zayıflığı, çabuk kızma, ayaklarda karıncalanma, çarpıntı, kabızlık görülür. Günlük Gereksinim : 1,5 mg.


B2 vitamini
·  Vücuttaki asit oranını düzenler. Karbonhidrat, protein ve yağlardan enerji üretimi için gereklidir. Cilt sağlığı, saç, tırnak ve gözler için önemlidir.
·  Hayvansal besinlerde, süt ve süt ürünlerinde, buğday başağında, yeşil sebzelerde, havuçta, enginarda, fındıkta, yerfıstığında ve mercimek gibi bitkisel besinlerde bol miktarda bulunur.
·  B2 vitamini eksikliğinde protein oluşması azalır ve deride yaralar, sinirsel bozukluklar ve göz bozuklukları (Gözlerde yanma ve bulanıklık, parlak ışıklara karşı hassasiyet, katarakt) ortaya çıkar.
Günlük Gereksinim : Yetişkinlerde 1.7 mg.


B3 vitamini
·  Enerji üretimi, beyin fonksiyonları ve cilt sağlığı için gereklidir. Kan şekerini dengeler ve kolesterol seviyesini düşürür. Sindirim sistemi üzerinde de etkileri vardır.
·  Hayvansal besinlerin yanısıra baklagillerde, ekmekte, mantarda, fıstıkta, fındıkta, cevizde, bademde, limonda, kabakda, domateste, patateste, hurmada, incirde, portakal gibi bitkisel besinlerde bol miktarda bulunur.
·  B3 vitamini eksikliğinde; enerji azlığı, ishal, uyku sorunları, baş ağrısı, bellek zayıflığı, gerginlik; deri, sinir sistemi ve sindirim sistemi rahatsızlıkları, ortaya çıkar.
Günlük Gereksinim : Yetişkinlerde en fazla 1.000 mg.


B5 vitamini
·  Enerji üretimi için gerekli, beyin ve sinirler için önemlidir. Strese karşı hormonların yapımında görevli alır. Cilt ve saç sağlığında etkisi vardır.
·  Doğada çok yaygındır. Yumurtada, karaciğerde, böbrekde, kalpte, sütte, balda, kabakta, tahıllarda, baklagillerde, sebzelerde, havuçta, domateste, fıstıkta, cevizde, mantarda, portakalda ve taze meyvelerde bolca bulunur.
·  B5 vitamini, bol bulunduğu için, eksikliği çok enderdir. Bu durumda kan şekeri düşüklüğü, kansızlık, kanda alyuvarların az olması, deri iltihabı, mide-bağırsak rahatsızlıkları, konsantrasyon zayıflığı, kas krampları, hareketlerde uyumsuzluk, asteni, uyku bozuklukları, çabuk yorulma, enerji azlığı, gerginlik ve iştahsızlık ortaya çıkar.
Günlük Gereksinim : 10-1000 mg.


B6 vitamini
·  Beyin fonksiyonları, protein sindirimi ve hormonların üretimi için gereklidir. Cinsel hormonları dengeler. Deprosyana ve Alerjik reaksiyonları karşı etkilidir.
·  Hayvansal ve bitkisel besinlerde düşük miktarda bulunur. Baklagillerde, karaciğerde, ıspanakda, pancar, badem, ceviz, fındıkta bulunur.
·  B6 vitamini eksikliği son derece nadirdir. Eksikliğinde deri ve sindirim sistemi rahatsızlıkları ortaya çıkar. Kas güçsüzlüğü ve kaslarda hassasiyet, konsantrasyon güçlüğü, çabuk kızma, bellek zayıflığı, ayaklarda karıncalanma, çarpıntı, kabızlık, mide ağrıları görülür.
Günlük Gereksinim : 2 mg.


B8 vitamini (biyotin ya da H vitamini)
·  Karaciğerde, yumurta sarısında, pirinç kabuğunda ve yeşilliklerde bulunur.
·  Eksikliği çok ender görülür. Eksikliği halinde, deri iltihabı, iştahsızlık, zayıflama, depresyon ve kas ağrıları ortaya çıkar.


B9 vitamini (folik asit)
·  Yeşil sebzelerde, kabakta, patateste, havuçta, sütte, yumurtada, peynirde ve karaciğerde bol miktarda mevcuttur.
·  İleri ülkelerde eksiklik sendromuna rastlanmaz. B9 vitamini eksikliğinde, megaloblastik anemi denen bir kansızlık biçimi gelişir. Emilim bozukluğunda ise kansızlığa, diz iltihabı, ağıziçi iltihabı ve ishal eşlik eder.


 

B12 vitamini
·  Protein kullanımı, dna sentezi, enerji üretimi ve sinirler için gereklidir. Kanda oksijenin taşınmasına yardımcı olur, sigara dumanı ve diğer zehirlerle savaşta rol oynar.
·  Karaciğerde, böbrekde, tavşan ve koyun etinde, hindide, yağlı balıklarda, sütte, yumurta akında, peynirde bol miktarda bulunur. Bitkilerde ise son derece az bulunur.
·  B12 vitamini eksiklği, kansızlığa neden olur. Ayrıca; iştahsızlık, ishal, hafif sarılık, saç sağlığının bozulması, cilt sorunları, ağzın sıcak vaya soğuğa aşırı duyarlılığı, gerginlik, enerji azlığı, kabızlık, kaslarda hassasiyet ve zihinsel bozukluklar ortaya çıkabilir.
Günlük Gereksinim : 1-10 mg.


C vitamini (askorbik asit)
·  Vücutta kemiklerin, cildin, eklemlerin güçlenmesini sağlar. Kanser ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Hastalıklara karşı direnci artırır. Enerji üretiminde ve strese karşı hormanların yapımında görevlidir.
·  Tümü dışardan alınmak zorundadır. Başta turunçgiller olmak üzere, yeşil yapraklı taze sebzelerde, maydanozda, kabakta, soğanda ve domateste bol miktarda bulunur.
·  C vitamini eksikliğinde sık hastalanma, enerji azlığı, kıl diplerinde kanamalı döküntüler, vücudun kolay morarması, burun kanaması, yaraların geç iyileşmesi, dişeti kanamaları görülür.


P vitamini
·  Doğada bolca bulunur. Bir çok P vitamini bazı kanamalı hastalıkların tedavisinde C vitaminiyle arttırıcı etki gösterir. Ayrıca direncin artmasında ve kılcal damar geçirgenliğinin azalmasında önemli rol oynar.

posted in BESLENME | 0 Comments

28th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

VİTAMİNLER MİNERALLER
SUNUŞ
Vitaminler ve mineraller vücudumuzda gerçekleşen tüm işlemlerde anahtar rol oynayan ortak fonksiyon gösterdik­leri diğer besin öğelerinin yerine de çalışarak organizmada birçok işin aksamadan yerine getirilmesini sağlayan besin öğeleridir. Vitaminler düzenleyici olarak çalışan, koenzim veya bir enzimin ortağı olarak görev yapan kompleks kimyasal maddelerdir. Mineraller, kemik, diş ve tırnak gibi dokularda hücrelerin önemli bir kısmını oluşturan, enzim­lerle birlikte çalışan ve organizmada gerçekleşen enzimatik reaksiyonları hızlandıran besin öğeleridir.
Karbonhidratlar, proteinler ve yağlarla karşılaştırıldığında organizmanın vitamin ve mineral gereksinimi çok az miktarlardadır. Bu nedenle mikro besin öğeleri olarak adlandırılan vitamin ve mineraller doğrudan birer enerji kaynağı olmamakla birlikte enerji sağlayan birçok meka­nizmada düzenleyici olarak görev yapan öğelerdir.
Bu kitapçıkta, vitamin ve minerallerin çeşitliliği, sağlık üzerine etkileri, günlük önerilen miktarları ve besin kaynak­ları konusunda genel bilgiler verilmiştir.
Bu kitabın vitaminler ve mineraller hakkında tüm birey­lerin bilinçlendirilmesine katkı sağlayacağını ümit eder, sağlıklı günler dilerim. Uzm. Dr. Turan BUZGAN
Genel Müdür

 

İÇİNDEKİLER
VİTAMİNLER
A VİTAMİNİ
Vücut Çalışmasındaki Görevleri  
A Vitamini Yetersizliği ve Fazla Miktarda Tüketimi  
A vitamini yetersizliğinin en önemli belirtileri; 
Günlük A Vitamini Gereksinmesi  
A vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler  
D VİTAMİNİ
Vücut Çalışmasındaki Görevleri  
D Vitamini Yetersizliğinde; 
D Vitamininin Fazla alınması;  
Günlük D Vitamini Gereksinmesi  
D Vitaminin En Çok Bulunduğu Besinler  

E VİTAMİNİ
Vücut Çalışmasındaki Görevleri  
Yetersizlik ve Fazlalıkları  
Günlük E Vitamini Gereksinmesi  
E Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler  

VİTAMİN K
Vücut Çalışmasındaki Görevleri  
Yetersizlik ve Fazlalıkları  
Günlük K Vitamini Gereksinmesi  
K Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler

TİAMİN (B1 VİTAMİNİ)
Vücut Çalışmasındaki Görevleri  
Yetersizlik ve Fazlalıkları  
Günlük B1 Vitamini Gereksinmesi  
B1 Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler  

RİBOFLAVİN (B2 VİTAMİNİ)
Vücut Çalışmasındaki Görevleri  
Yetersizlik ve Fazlalıkları  
Günlük Riboflavin Gereksinmesi  
Riboflavinin En Çok Bulunduğu Besinler  

NİASİN (NİKOTİNİK ASİT, VİTAMİN PP)
Vücut Çalışmasındaki Görevleri  
Yetersizlik ve Fazlalıkları  
Günlük Niasin Gereksinmesi  
Niasinin En Çok Bulunduğu Besinler 

FOLİK ASİT
Vücut Çalışmasındaki Görevleri 
Yetersizlik ve Fazlalıkları 
Günlük Folik Asit Gereksinmesi 
Folik Asitin En Çok Bulunduğu Besinler 

VİTAMİN B6 (PİRİDOKSİN)
Vücut Çalışmasındaki Görevleri 
Yetersizlik ve Fazlalıkları 
Günlük B6 Vitamini Gereksinmesi 
B6 Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler 

VİTAMİN B12
Vücut Çalışmasındaki Görevleri 
Yetersizlik ve Fazlalıkları 
Günlük B12 Vitamini Gereksinmesi 
B12 Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler 

PANTOTENİK ASİT
Vücut Çalışmasındaki Görevleri 
Yetersizlik ve Fazlalıkları 
Günlük Pantotenik Asit Gereksinmesi 
Pantotenik Asitin En Çok Bulunduğu Besinler 

BİOTİN
Vücut Çalışmasındaki Görevleri 
Yetersizlik ve Fazlalıkları 
Günlük Biotin Gereksinmesi 
Biotinin En Çok Bulunduğu Besinler 

C VİTAMİNİ (ASKORBİK ASİT)
Vücut Çalışmasındaki Görevleri 
Yetersizlik ve Fazlalıkları 
Günlük C vitamini Gereksinmesi 
C Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler; 

 

MİNERALLER

KALSİYUM
Vücut Çalışmasındaki Görevleri 
Kalsiyumun Yetersizliğinde; 
Günlük Kalsiyum İhtiyacı 
Kalsiyumun En Çok Bulunduğu Besinler 

FOSFOR
Vücutta Dağılımı ve Görevleri 
Fosforun En Çok Bulunduğu Besinler 
Günlük Fosfor İhtiyacı : 

SODYUM, KLOR ve POTASYUM
Vücutta Dağılımı ve Görevleri 
En Çok Bulunduğu Besinler 
Günlük Sodyum, Potasyum ve Klor Gereksinmesi : .

MAGNEZYUM
Vücutta Çalışmasındaki Görevleri 
Magnezyumun En Çok Bulunduğu Besinler: 
Günlük Magnezyum Gereksinmesi 

DEMİR
Vücutta Dağılımı ve Görevleri 
Demirin En Çok Bulunduğu Besinler 
Demir Yetersiz Alındığında; 
Günlük Demir Gereksinmesi 

İYOT
Vücutta Dağılımı ve Görevleri 
İyot yetersizliğinde; 
İyotun En Çok Bulunduğu Besinler 
Günlük İyot Gereksinmesi 

ÇİNKO
Vücutta Dağılımı ve Görevleri 
Çinko Yetersizliğinde ; 
Çinkonun En Çok Bulunduğu Besinler 
Günlük Çinko Gereksinmesi 

FLOR
Vücutta Dağılımı ve Görevleri 
Florun En Çok Bulunduğu Besinler 
Günlük Flor Gereksinmesi 

VİTAMİNLER
Vitaminler vücutta bir oranda sentezlenmeyen, yaşam için gerekli, çok küçük miktarlarıyla hücre metabolizmasında önemli tepkimeleri uyaran organik bileşiklerdir. Vitamin­lerin çoğu vücut tarafından yapılamadığı için besinlerimizle alınması gerekmektedir. Bu besinlerin bir kısmı çiğ olarak, bir kısmı da belirli pişirme süreçlerinden geçerek soframıza gelir. Bu hazırlama ve pişirme süreçleri esnasında oluşabi-lecek vitamin kayıpları insan sağlığını yakından ilgilendir­mektedir. Vitamin gruplarını etkileyen ısı, ışık, asit ve alkali ortamlar vardır. O nedenle her besin grubunun vitamin kayıplarına neden olmadan tüketilmesi yaşamın sağlıklı sürdürülmesi açısından gereklidir.
Vitaminler insan sağlığının korunması için elzemdir. Ge­nel özellikleri açısından yağda ve suda eriyen vitaminler olarak iki grup altında toplanır.

  1. Yağda eriyen vitaminler: A,D,E,K
  2. Suda eriyen vitaminler: C ve B grubu

 

A VİTAMİNİ

A vitamini; görme, büyüme, üreme, embriyo gelişmesi, kan yapımı, bağışıklık sistemi ve doku hücresi farklılaşmasında gerekli bir vitamindir.A vitamini yağda erir, ısıya dayanıklıdır, emilimi için safra asitlerine ihtiyaç vardır.

 

Vücut Çalışmasındaki Görevleri
•   Vücudun hastalıklara karşı bağışıklık sisteminin oluşu­munda yardımcıdır.
1

  1. Kemik dokusunun ve üreme sisteminin gelişiminde yardımcıdır.
  2. Gözlerinizin karanlıkta normal olarak görmesine ve alacakaranlığa alışmasına yardım eder.
  3. Epitel (barsak,deri vb) doku yapımı, gelişimi ve korun­masında görev alır. A vitamini yetersizliğinde böbrekler­de, sindirim organlarında bozukluklar görülebilir. Ağız, mide, ince barsaklar, solunum ve üreme sistemi ile idrar yollarındaki deri ve dokuların sağlıklı bir şekilde devamlı­lığını sağlayarak, enfeksiyonlara karşı korur.
  4. Karotenoid formları bir antioksidan olarak çalışırlar ve çeşitli kanser türleri ile yaşlanmaya bağlı hastalıklara karşı koruyucu etki gösterebilirler

 

A Vitamini Yetersizliği ve Fazla Miktarda Tüketimi
A vitamini vücutta depo edilen bir vitamindir. Bu neden­le yetersizlik belirtileri, uzun süre A vitamini alınmadığında görülür. Yetersiz ve dengesiz beslenenlerde ve büyümenin hızlı olduğu çocukluk, gebe ve emziklilik dönemlerinde sorun ortaya çıkar.

 

A vitamini yetersizliğinin en önemli belirtileri;

  1. Epitel dokuların (derinin kuru ve pütürlü bir durumda olması, gözdeki epitel dokunun bozulması, kuruması ve koruyucu tabakanın kaybı) bozulması.
  2. Bağışıklık sisteminin bozulması nedeniyle enfeksiyon hastalıklarına yakalanma sıklığının artması.
  3. Vitamin A yetersizliği sindirim organlarında da kendini göstermekte mide yaraları oluşabilmektedir.
  4. A vitamini yetersizliğinde çocuklarda normal büyüme ve gelişme sağlanamamaktadır. Özellikle çocuklarda sık gö­rülen enfeksiyon hastalıkları, vücut direncinin düşük ol­ması büyümede gerilik konunun önemini ortaya çıkar­maktadır.

A vitamininden yeterli beslenen bir birey günlük ihtiya­cın 10 katı kadar A vitamini alırsa vücutta zehirlenme etkisi görülür. Zehirlenmenin ilk belirtileri baş ağrısı, baş dönme­si, kusma şeklindedir. Fazla alınmasında karaciğerde büyüme, eklemlerde ağrı, baş ağrısı, kuru ve pul pul dökülen deri, kusma ve iştah kaybı, uzun kemiklerde kalınlaşma, saç dökülmesi, deride sararma ve kafa içi basıncın artması, sinir sisteminde hasar ve doğumsal bozukluklar da gözlenebilir.

 

Günlük A Vitamini Gereksinmesi
Besinlerde A vitamini retinol ve A vitamini ön maddesi karoten olarak bulunur.
Günlük ihtiyaçlar Retinol eşdeğeri (RE) olarak şöyledir:
0-12 aylık bebeklerde 375mcg , 1-3 yaş grubu çocukta 400mcg, 7-10 yaş grubu çocukta 700mcg, 11-14 yaş grubu çocukta 800mcg, 15-18 yaş grubu çocukta 1000 mcg retinoldür. İhtiyaç yetişkin erkek için 1000 mcg, kadın için 800 mcg ‘dır.

 

A vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler
Organizmanız A vitaminini iki yolla sağlar. Retinol for­mundaki A vitaminini hayvansal kaynaklı karaciğer, balık yağı, süt, tereyağı, yumurta gibi besinlerden alırsınız. Bitkisel kaynaklardan ise beta karoten gibi karotenoidleri alır ve bunları organizmanızda A vitaminine dönüştürebilirsiniz. Karotenoidlerin ( A vitamini ön maddesi) kaynakları kırmızı ve sarı portakal ile birçok koyu yeşil yapraklı sebzelerdir. En çok sarı turuncu (havuç , kış kabağı vb.) koyu yeşil yapraklı sebzeler ile sarı ve turuncu meyvelerde (kayısı, şeftali vb.) bulunur.

 

D VİTAMİNİ
D vitamini; yağda eriyen bir vitamindir. Emilimi için yağ ve safraya ihtiyaç vardır. Balık yağı ve güneş ışığında bulunan D vitamini eksikliğinde raşitizm görülür. Raşitizmde kemik ve dişlerde bozukluk ve eğrilik görülür. Dişler geç çıkar. Kafa kemikleri yumuşar ve eğrilir. Eklemlerde şişkinlik görülür.

 

Vücut Çalışmasındaki Görevleri
En önemli işlevi kalsiyum metabolizmasını denetlemek ve düzenlemektir. Kemikler kalsiyum deposudur. Kalsiyu­mun kemiklere taşınmasına ve yerleşmesine yardımcı olur. Aynı zamanda fosfor metabolizmasına da yardımcı olmaktadır.

 

D Vitamini Yetersizliğinde;
Güneş ışığını doğrudan alamayan bireylerde, az güneş alan ülkelerde, hızlı büyüyen çocuklarda D vitamini eksikliği görülür. D vitamini yetersizliğinin yaygın olarak görülme nedeni doğal yiyeceklerde yeterince bulunmamasına bağlıdır. Eksikliğinde çocukluk çağı raşitizmi (rikets) görü­lür. Bu hastalıktan korunma için güneş ışınlarından yarar­lanmak gerekir. Pencere camları ve kapalı giysiler güneş ışınlarını engeller. Güneş ışınları dik gelmeli, hergün15-30 dakika süre ile güneşlenme düzenli olarak yapılmalıdır. Derinin ince ya da kalın olması, rengi önemlidir. Açık tenliler güneş ışığından daha zor D vitamini oluştururlar.
Osteomalasia erişkin dönemde görülen bir kemik hastalığıdır. Kemikler yumuşak, kalsiyum ve fosfor oranı düşüktür. Sık doğum yapan, yetersiz ve dengesiz beslenen, güneşten yararlanamayan kadınlarda görülen bir hastalık-tır.
Vitamin D suda erimediği için fazlası idrarla atılamaz ve bu nedenle ihtiyaçtan fazlası ve gelişigüzel alınması sakıncalıdır.

 

D Vitamininin Fazla alınması;
Fazla alınması eklemlerde ve yumuşak dokularda anormal kireç­lenmeye neden olur. Yine çocuklarda fazla ve gelişigüzel kullanıldığında büyümede duraksama, kusma, böbreklerde taş oluşumu gözlenir.

 

Günlük D Vitamini Gereksinmesi
Gebe ve emziklilerin,  güneşten doğrudan yararlanamayan kişilerin D vitamini almaları veya güneş ışınlarından düzenli yararlanmaları gerekmektedir. Çocuklara doğumdan 15-20 gün sonra ek D vitamini 400 IU ( 10 mcg) verilmelidir. 400 IU vitamin D 1 çay kaşığı balık yağı ile de sağlanabilir. Çocuk, genç ve yetişkin bireylerin günlük ihtiyacı 10 mcg’dır.

 

D Vitaminin En Çok Bulunduğu Besinler
Balık yağı, balık, karaciğer, yumurta sarısı, tereyağı, zenginleştirilmiş besinler (örneğin margarin) ve güneş ışınlarıdır.

 

 

E VİTAMİNİ

Günlük yiyeceklerde yeterli mik­tarlarda bulunduğundan insanlarda yetersizlik belirtilerine sıklıkla rastlanmamaktadır. Çok önemli bir vitamin olan vitamin E yağda erir, güneş ışınlarına ve alkali ortama duyarlıdır. Oksijen ve demir ile hemen okside olur, emilimi için safra asitlerine ihtiyaç vardır. Diyette bitkisel sıvı yağ miktarı arttığında vitamin E’ye ihtiyaç artar.

 

Vücut Çalışmasındaki Görevleri
Yağların emiliminde bir bozukluk oluştuğunda E vitamini emilimi de azalır.

  1. Hücre zarının koruyucusudur (antioksidan) .
  2. Damar içerisinde akışkanlığı sağlar, damar tıkanıklığı­nı önler. (ateroskleroz)
  3. Erken doğmuş bebeklerde demirin kullanılmasına yar­dımcı olarak anemi (kansızlık) oluşumunu engeller.

 

Yetersizlik ve Fazlalıkları
Günlük besinler içinde yeterli miktarda bulunduğundan yetersizlik belirtilerine insanlarda sıklıkla rastlanmamaktadır. Deney hayvanlarında E vitamini eksikliği kısırlığa, kalp ve diğer kaslarda yorgunluğa, karaciğer hastalıklarına, kırmızı kan hücrelerinin kolayca parçalanmasına neden olmaktadır. Aşırı alındığında zararlı etkisi görülmemiştir.

 

Günlük E Vitamini Gereksinmesi
Günlük ihtiyaç yetişkin erkeklerde 10 mg, kadınlarda 8 mg ve çocuklarda 3-10 mg arasında değişmektedir.

 

E Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler
Bitkisel yağlar, tahıl taneleri, yağlı tohumlar, soya, yeşil yapraklı sebzeler, baklagillerdir.

 

 

VİTAMİN K

Kanın pıhtılaşma etmeni ola­rak tanımlanan vitamin K günlük yiyeceklerimizde yeteri kadar bulunduğu ve kalın bağırsakta bakterilerce yapıldığı için yeter-sizliğinde oluşan bir hastalık tanımlanmamıştır. Yağda eriyen bir vitamin olup emilimi için safra asitlerine ve yağa ihtiyaç vardır.

 

Vücut Çalışmasındaki Görevleri
Vitamin K karaciğerde kanın pıhtılaşmasını sağlayan maddenin sentezi için gereklidir. Eksikliğinde kanın pıhtılaşması engellendiği için kanama durmayabilir. Kemik gelişimi için de önemlidir.

 

Yetersizlik ve Fazlalıkları
Karaciğer ve sindirim sistemi bozukluklarında özellikle safra akımının engellendiği durumlarda K vitamini kullanılması yetersizleşir. Uzun süren antibiyotik tedavileri de bağırsakta harabiyet yapacağından vitamin K etkinliğini azaltarak yetersizlik yapabilir. Fazlalık belirtisi olarak suda çözünen türevleri yeni doğan sarılığı (hiperbiluribinemi) yapar.

 

Günlük K Vitamini Gereksinmesi
Günlük ihtiyaç yetişkin erkekler için 80 mcg, kadınlar için 65 mcg, bebekler için 5-10 mcg, çocuklar için 15-20 mcg’ dir.

 

K Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler
En zengin kaynakları, ıspanak ve benzeri yeşil yapraklı sebzeler, karaciğer, kuru baklagiller ve balıklardır.

 

 

TİAMİN (B1 VİTAMİNİ)
Vücut Çalışmasındaki Görevleri

En önemli görevi enerji metabolizmasındadır. Değişik besinlerle vücuda alınan besin öğelerinin vücutta enerjiye çevrilmesi, yine en önemli enerji kaynaklarından olan karbonhid­ratlardan enerji yapımında B1 vitamininin önemli bir işlevi vardır.

 

Yetersizlik ve Fazlalıkları
Yorgunluk ve isteksizlik, iştah azalması, kusma ve sindirim sisteminde bozukluklar, kalp yetmezliği, huzursuzluk sıklıkla görülen yetersizlik belirtileridir.
Beriberi denilen ve sinir sistemi bozukluğu şeklinde tanımlanan, eklemlerde şişlik ve ağrı, denge bozukluklarına neden olan hastalıklar en önemli yetersizlik belirtisidir.
Fazlalık belirtileri hakkında bir bilgi yoktur.

 

Günlük B1 Vitamini Gereksinmesi
B1 vitamini enerji metabolizması için gerekli olduğun­dan fazla karbonhidrat tüketen kişilerde ihtiyaç daha fazladır. B1 vitamini vücutta depo edilen bir vitamin değil­dir. O nedenle günlük beslenme içinde alınması gereklidir. Pratik olarak her 1000 kalori için kişinin 0.4 mg B1 vitami­ni alması uygundur.

 

B1 Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler
Karaciğer ve diğer organ etleri, et, süt, kuru baklagiller, tahıllar (buğday, mısır, pirinç), ceviz, fındık, yumurtadır.

 

 

RİBOFLAVİN (B2 VİTAMİNİ)

Işığa duyarlı olması nede­niyle riboflavin bulunan yiye­cekler ışıkta bekletilmemeli, suda eriyen bir vitamin olduğu içinde sebzelerin pişirilme suyu ve yoğurdun suyu dökülmemelidir.

Vücut Çalışmasındaki Görev­leri
Karbonhidrat, protein ve yağların metabolizmasında görev alan riboflavin bir düzenleyicidir.

 

Yetersizlik ve Fazlalıkları
Besinlerle alınması gerekli bir vitamindir. Yetersizliğinde

  1. Deride yaralar (dermatit), dudaklarda (keylozis, angular lezyon) ve göz çevresinde kesik şeklinde yaralar oluşur.
  2. Sinir sisteminde bozukluk, anemi (kansızlık) görülebilir.
  3. Gözde yanma ve kızarıklık, ishal oluşabilir.

 

Günlük Riboflavin Gereksinmesi
Büyümenin hızlı olduğu çocukluk döneminde ihtiyaç fazladır. Vücutta depo edilmediği için günlük olarak alınması gerekmektedir. İhtiyacın üzerinde alındığı zamanda idrarla atımı fazladır. Riboflavin ihtiyacı her 1000 kalori için 0.6 mg’ dır.

 

Riboflavinin En Çok Bulunduğu Besinler
Karaciğer, et, süt ve ürünleri, yumurta, peynir, balık, yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllardır.

 

NİASİN (NİKOTİNİK ASİT, VİTAMİN PP)

Niasin ;su ve alkolde çözü­nen asit, alkali, ışık ve ısıya dayanıklı bir vitamindir.

Vücut Çalışmasındaki Görevleri
B grubu vitaminlerinden biri olarak karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasında görevlidir.

Yetersizlik ve Fazlalıkları
Diyette yeterince niasin a­lınmaması sonucu sinir sistemi, sindirim sistemi ve güneş gören deride simetrik yaralarla kendini gösteren pellegra hastalığı oluşur. Pellegra hastalığı daha çok tek yönlü beslenen; özellikle de sadece mısır tüketen toplumlarda görülür. Hastada iştahsızlık, halsizlik belirtileri yaygın olup, kol ve bacakların güneş gören yerlerinde yaralar oluşur. Depresyon yani ruhsal bozukluk hastalarda yaygındır.

 

Günlük Niasin Gereksinmesi
Besinlerle alınan iyi kalite protein vücut için gerekli niasin gereksinimini karşılar. Özellikle de bir amino asit olan triptofan vücutta niasine dönüştüğü için alınan miktar niasin eş değeri olarak saptanmalıdır. Günlük niasin ihtiyacı her 1000 kalori için 6.6 mg’dır.

Niasinin En Çok Bulunduğu Besinler
Et, balık, kümes hayvanları, karaciğer, maya, tahıllar, kuru baklagiller ve yeşil yapraklı sebzelerdir.

 

FOLİK ASİT
Vücut Çalışmasındaki Görevleri

Amino asit ve kan hücreleri­nin yapımı için gereklidir. Folik asitin vücutta deposu yoktur ve bağırsaktaki mikroorganizmalar tarafından da sentez edilir. Vücutta görev yapabilmesi için C vitaminine ihtiyaç vardır.

Yetersizlik ve Fazlalıkları
Yetersizliğinde kan yapımında azalma olmaktadır. Özel­likle gebe kadınlarda ve çocuklarda yetersizlik belirtileri yaygındır. Yetersizlik nedeni; yetersiz beslenme (özellikle yetersiz sebze ve meyve tüketimi), emilim bozukluğu ve vücuttan aşırı kayıp olmasıdır. Alkoliklerde de ve gebelikte folik asit yetersizliği görülebilir.

 

Günlük Folik Asit Gereksinmesi
Günlük ihtiyaç yetişkin erkek ve kadında 400 mcg ‘dır. Gebe kadınlara günlük 600 emziklilere 500 mcg önerilmek­tedir.

 

Folik Asitin En Çok Bulunduğu Besinler
Karaciğer, diğer organ etleri, yeşil yapraklı sebzeler, maya, kuru baklagiller ve tahıllardır. Besinlerin hazırlanma-sı, işlenmesi ve depolanması aşamaları folik asit kaybına neden olur. Bu nedenle sebzelerin pişirilmesi ve saklanması ilkelerine dikkat edilmelidir.

 

 

VİTAMİN B6 (PİRİDOKSİN)

Vitamin B6 suda kolayca çözünür, ışığa ve alkali ortama duyarlıdır.

 

Vücut Çalışmasındaki Görevleri
Protein, yağ ve karbonhidrat metabo-lizmasında yardımcıdır. B6 vitamini aynı zamanda bağışıklık sistemi için gereklidir.

 

Yetersizlik ve Fazlalıkları
B6 vitamini yetersizliğinde en önemli bulgu sinir siste­minde, kan hücrelerinde görülür. Deride yaralar oluşur. Sinir sistemi bozukluğuna bağlı olarak bayılma nöbetleri (konvulsiyon) görülür. Dudak kenarları ve dilde yaralar, huzursuzluk ve hipokromik anemi denilen kansızlık, çocukluk çağında sık görülen B6 vitamini eksikliklerinden biridir. Büyüme geriliği, sindirim sistemi bozukluğu ve böbrekte taş oluşumu da B6 eksikliğinde görülen hastalıklardan bazılarıdır. Fazlalık belirtileri bilinmemektedir.

 

Günlük B6 Vitamini Gereksinmesi
Çocukluk çağında anne sütü ile beslenmeyip hazır ma­malarla beslenen çocuklarda ihtiyaç fazladır. Aynı şekilde iyi kalite proteinli besinlerle beslenenlerde ihtiyaç azalabilir. Günlük ihtiyaç 1.5-2 mg ‘dır.

 

B6 Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler
Et, karaciğer, böbrek, tahıllar ve kuru baklagillerdir.

 

 

VİTAMİN B12

VİTAMİN B12;Suda ve alkolde çözünen bir vitamindir. Yüksek ısıda ısıtıldığında kayba uğrar. Karaciğer, kalp ve böbrek dokularında B12 önemli oranda bulunmaktadır.

 

Vücut Çalışmasındaki Görevleri
Bağışıklık sisteminde, protein metabolizmasında, sinir sisteminde ve kemik iliğinde kan hücrelerinin yapımında görevlidir.

 

Yetersizlik ve Fazlalıkları
B12 yetersizliğinde sinir siste­minde bozukluklarla pernisiyöz anemi oluşur. Kol ve bacaklarda uyuşma , duyu azalması, ruhsal bunalım ve kasılmalar en belirgin eksiklik belirtisidir. Özellikle sadece bitkisel kaynaklı besin tüketenlerde, besinlerin saklanması ve pişirilmesindeki aksaklıklarda vitamin kaybı çok olmaktadır. Bu vitamin sadece hayvansal kaynaklı besinlerde bulunmaktadır.

 

Günlük B12 Vitamini Gereksinmesi
İnsanlar vitamin B12 ihtiyacını hayvan dokularından sağlarlar. Günlük ihtiyaç 2 mcg ‘dır. Gebelik ve emziklilikte ihtiyaç 2.6 mcg’dır.

 

B12 Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler
Et ,süt, peynir, yumurta ve balıktır. B12 vitamini bitkisel besinlerde bulunmaz.

 

 

PANTOTENİK ASİT

Vücut Çalışmasındaki Görevleri
Karbonhidrat, protein ve yağ metabolizması için gerekli B grubu vitaminlerden biridir. Sinir sisteminin, bazı hormonların çalışmasında ve yağların sentezinde etkindir. Pantotenik asit suda erir, besinlerin pişme suyuna geçer, asit ve alkalilere karşı duyarlıdır.

 

Yetersizlik ve Fazlalıkları
Pantotenik asit yetersizliğinde insanlarda kusma, karın ağrıları ,kasılma nöbetleri, yorgunluk gibi belirtiler saptan-mıştır. Laboratuvar hayvanlarında yapılan deneylerde büyüme geriliği ,kısırlık, sinir sistemi bozukluğu, saç renginde değişme, deride yaralar, ince barsak ülserleri, saç dökülmesi şeklinde bulgular vardır. Fazlalık belirtileri bilinmemektedir.

 

Günlük Pantotenik Asit Gereksinmesi
Bu vitamin tüm besinlerde bulunduğu için yetersizlik belirtileri sık görülmemektedir. Günlük ihtiyaç 4-7 mg kadardır.

 

Pantotenik Asitin En Çok Bulunduğu Besinler
Tüm hayvansal ve bitkisel besinleri tüketmekle yeteri kadar pantotenik asit alımı sağlanır.

 

 

BİOTİN
Biotin bazı hayvanlar için büyüme etmeni olarak yu­murta akında bulunmuştur. Kayıplara dayanıklı bir vitamin­dir; ancak suda çözünür.

 

Vücut Çalışmasındaki Görevleri
Biotin, vücudumuzda ince barsak bakterileri tarafından sentezlenir. Karbonhidrat metabolizmasında görev alır ve enerji oluşumuna katkı verir.

 

Yetersizlik ve Fazlalıkları
Günlük tükettiğimiz besinlerde biotin yeterli miktarda bulunduğundan eksiklik belirtileri görülmemektedir. Halk arasında besleyici olur düşüncesi ile yumurta çiğ olarak tüketilmektedir. Çiğ yumurta akında avidin adlı bir protein vardır ve bu protein biotinin vücutta kullanılmasını engeller. Çiğ yumurta yiyenlerde saç dökülmesi, deri yaraları oldukça sık görülen durumlardır. O nedenle yumurtanın pişirilerek tüketilmesi vücut için daha yararlıdır. Yetersiz tüketiminde deri yaraları, iştahsızlık, kas ağrıları, solukluk gibi belirtiler ortaya çıkar. Fazlalık belirtileri bilinmemekte­dir.

 

Günlük Biotin Gereksinmesi
Biotin, vücutta barsak bakterileri tarafından üretilmekte ve günlük besinlerle vücuda yeteri kadar alınmaktadır. Yetişkinler için önerilen tüketim miktarı günlük 20-30 mcg ‘dır.

 

Biotinin En Çok Bulunduğu Besinler
Tüm yiyeceklerde yeteri kadar bulunur. En çok bulun­duğu besinler karaciğer yumurta sarısı, soya unu, etler ve mayadır.

 

 

C VİTAMİNİ (ASKORBİK ASİT)

Vitamin C; hava ile temasla kolay okside olur, suda erir, ekşi tattadır, ışıkla temasta rengi koyulaşır, ısıya dayanıksız bir vitamindir.

 

Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  1. Vitamin C, bağ dokularını bir arada tutan,
  2. Zehirlenmeler ve ateşli hastalıklarda vücudu koruyan ve bağışıklık sistemini güçlendiren bir vitamindir.
  3. Vücudumuzda kan yapımı için gerekli olan demir ve folik asidin kana geçmesini kolaylaştırır ve kullanımını arttırır. Böylelikle kansızlığı önler.
  4. Damar çeperlerini güçlendirerek kanamaya ve gözde katarakt oluşumuna engel olur.
  5. Meme kanseri ve güneş ışınlarının oluşturduğu deri kanserlerinin gelişimini yavaşlatır. Antioksidan bir vita­mindir.

 

Yetersizlik ve Fazlalıkları
Vitamin C yetersizliğinde; diş etlerinde kanama, dişler-de anormallikler, yorgunluk, isteksizlik ve eklem ağrıları görülebilir. Aşırı yetersizliği skorbüt hastalığına neden olur. Diş etlerinde kanama, eklemlerde şişlik ve ağrılarla belirti veren skorbüt hastalığını tedavi eden vitamin olarak bilinmektedir.. Ateşli hastalıklara dirençsizlik, sık hasta olma, bağışıklık sisteminin zayıflığı da yetersiz alıma bağlanabilir. Fazla alındığı takdirde idrarla atılır. İhtiyaçtan çok fazla alımlarda böbreklerde taş oluşumuna, ishale, allerjik deri belirtilerine neden olabilir.

 

Günlük C vitamini Gereksinmesi
Günlük vitamin ihtiyacı ortalama 75-90 mg’dır. Çocuk­luk çağında yani hızlı büyüme döneminde, gebelikte ve emziklilikte, ateşli hastalık döneminde ihtiyaç artar. Vücu­dumuzda oluşan değişik yara ve yanıkların tedavisinde ihtiyacı 5-10 misli artırmak gerekmektedir. C vitamininin deposu olmadığı için günde 3 öğün şeklinde besinlerle birlikte alınmalıdır. Böylece demir yetersizliği anemisinin önlenmesi de mümkün olur.

 

C Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler;
Limon,portakal, mandalina gibi turunçgiller, çilek, bö-ğürtlen, kuşburnu, domates, lahana, patates ile ıspanak, marul, yeşil biber asma yaprağı gibi yeşil yapraklı sebzeler zengin kaynaklarıdır. Bu besinleri taze olarak tüketmek, bekletmemek kayıpları önlemek açısından önemlidir.

 

 

MİNERALLER
Mineraller doğada yaygın olarak görülen inorganik maddelerdir. Vücudun büyümesi ve gelişmesi, yaşamın sürdürülmesi ve sağlığın korunması için minerallere ihtiyaç vardır.
Mineraller vücudumuzda yapıyı oluşturan ve birçok işle-vi düzenleyen elzem besin öğeleri grubudur. Vücudunuzun %4  gibi  çok  küçük  bir  kısmını oluşturmalarına  rağmen vücut  yapısının   oluşmasında   yardımcıdırlar.   Kemik,   diş, kas, kan ve diğer dokularda da mineraller bulunur.
Mineraller inorganik maddelerdir ve ısı veya besin işle­mede kullanılan diğer elle yapılan işlemler sırasında kayba uğramazlar.
Günlük gereksinmemiz 250 mg’ın üzerinde olan mine­raller makro minerallerdir ve Sodyum, potasyum ve klor elektrolitleri ile kalsiyum, magnezyum ve fosfor bu grupta­dırlar. Krom, bakır, flor, iyot, demir, manganez, molibden, selenyum ve çinko gereksinimi günlük 20 mg’ın altındadır ve bunlara eser elementler denir. Bunlardan günlük alım düzeyleri belirlenenler sadece demir, çinko, iyot ve selen­yumdur.

 

 

KALSİYUM Vücut Çalışmasındaki Görevleri

  1. Kemiklerin ve dişlerin yapımı.
  2. Kasların kasılması.
  3. Sinirlerin çalışması.
  4. Normal   kan   basıncının   sağlan­ması.
  5. Kanın pıhtılaşması.
  6. Hücrelerin   bir   arada   tutulması için gereklidir.

Vücuttaki kalsiyumun %99’u kemiklerde ve dişlerde , geri kalan %1’i ise vücut sıvılarında ve hücrelerde bulun­maktadır.

Kalsiyumun Yetersizliğinde;
Kalsiyum ve D vitamininin yetersizliğinde; çocuklarda raşitizm, yetişkin kadınlarda osteomalasia ve yaşlılarda osteoporoz görülür. Raşitizm ve osteo-malasia kemiklerin gelişememesi, yumuşaması ve eğrilmesidir. Osteoporoz ise kemiklerin kırılabilir duruma gelmesidir. Kalsiyum emilimini; D vitamini, sütte bulunan laktoz, C vitamini, organik asitler, bazı amino asitler kolaylaştırır. Mayalandırılmamış undan yapılan ekmeğin tüketimi, antasitli ilaçların uzun süre ve fazla miktarda kullanılması ise emilimi engeller.

 

Günlük Kalsiyum İhtiyacı
Yetişkin bireyler için günlük ihtiyaç 1000 mg’dır. Çocuk­larda 800 mg, adölasan çağında 1300 mg ve gebe ve emzikli kadınlarda 1300 mg’dır.

 

Kalsiyumun En Çok Bulunduğu Besinler
Süt ve süt ürünleri ( yoğurt, peynir, dondurma vb.) en iyi kalsiyum kaynağıdır. Süt ve ürünlerinde bulunan kalsi­yumun emilimi fazladır. Yumurta sarısı, tahıllar, kuru baklagil ve yağlı tohumlar da iyi kalsiyum kaynaklarıdır. Yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllarda bulunan kalsiyumun emilimi ise düşüktür. Yeşil yapraklı sebzelerde bulunan okzalatlar (okzalik asit) ve tahıllarda bulunan fitatlar (fitik asit) kalsiyumla birleşerek ince barsaklardan emilimi engeller. Diyetin posa miktarının fazla olması da kalsiyum emilimini olumsuz yönde etkiler.

 

 

FOSFOR
Vücutta Dağılımı ve Görevleri

Fosfor; kalsiyumla birlikte ke­miklerin ve dişlerin oluşumunda, besin öğelerinin metabolizmasında görev alan enzimlerin yapısında bulunur ve hücre çalışması için gereklidir. Ayrıca fosfor vücut sıvılarının asit ortama dönüşümünü engeller, hücre içi ve dışı sıvıların dengede tutulmasını sağlar.
Vücuttaki fosforun %90’ı kemik­lerde ve dişlerde, geri kalan %10’u ise vücut sıvılarında ve hücrelerde bulunur.

 

Fosforun En Çok Bulunduğu Besinler
Protein yönünden zengin besinlerin fosfor içeriği de yüksektir. Süt ve türevleri, et ve türevleri, tavuk, balık, yumurta, tahıllar, kuru baklagiller ve yağlı tohumlar önemli fosfor kaynağı besinlerdir.

 

Günlük Fosfor İhtiyacı :
Fosfor ihtiyacı da kalsiyum ihtiyacı kadardır. Kalsiyu­mun fosfora oranı diyette bire bir olmalıdır. Fosfor ihtiyacı 1-10 yaş arası çocuklar için 800 mg, 11-24 yaş için 1200 mg ve 24 yaş üzeri bireylerde 800 mg’dır.

 

 

SODYUM, KLOR ve POTASYUM
Vücutta Dağılımı ve Görevleri

Vücut mineral içeriğinin %2’sini sodyum, %5’ini potasyum ve %3’ünü ise klor oluşturur. Sodyum, klor ve potasyum tüm vücut sıvılarında ve dokularda bulunur. Bu elementlerin vücuttaki en önemli görevleri vücut su dengesini, asit-baz dengesini ve kas çalışmasını sağlamaktır.
Sodyum, klor ve potasyum ince barsaklardan emilir, idrar, dışkı ve terle atılır. İshal, kusma, aşırı idrar yapma, aşırı terleme ile vücuttan bu mineraller kayba uğrar.

 

En Çok Bulunduğu Besinler
Sodyum ve klorun temel kaynağı tuzdur. Ayrıca her be­sin belirli oranlarda sodyum içermektedir. Meyvelerde sodyum oranı çok düşüktür. Diyetle süt, et, tahılların, taze sebze ve meyvelerin yeterli düzeyde tüketimi ile potasyum ihtiyacı karşılanır. Salamura edilmiş ve bazı işlenmiş besinlerde tuz miktarı yüksek oranda bulunur.

 

Günlük Sodyum, Potasyum ve Klor Gereksinmesi :
Normal bir diyetle sodyum, klor ve potasyum ihtiyacı karşılanır. Kişilerde kan basıncı yükseldiğinde (hipertansiyon) sodyum (tuz) kısıtlaması gerekir. Günde 2-3 gram sodyum, 2-4 gram potasyum yetişkinler için yeterlidir. Günlük tuz tüketimi 6 gramı geçmemelidir. Bu miktarda tuz 2.4 gram sodyum sağlar ve normal koşullarda yetersizliği söz konusu değildir. Günlük klor ihtiyacı en az 750 mg dır.

 

 

MAGNEZYUM
Vücutta Çalışmasındaki Görevleri
İnsan vücudunda bulunan ortalama 20-28 gram mag­nezyumun %60’ı kemiklerde, %27’si kaslarda, %13’ü ise diğer dokularda ve vücut sıvılarında yer almaktadır.

Magnezyumunun vücutta enerji metabolizmasının, kas ve sinir sisteminin düzenli çalışması, kemik ve dişlerin oluşumu, kan basıncının düzenlenmesi gibi görevleri vardır.

 

Magnezyumun En Çok Bulunduğu Besinler:
Kuru baklagiller, yağlı tohumlar, rafine edilmemiş tahıl taneleri ve koyu yeşil yapraklı sebzeler önemli magnezyum kaynağıdır.

 

Günlük Magnezyum Gereksinmesi
Günlük alınması gereken miktar yetişkin erkek ve ka-dınlarda ise 320-400 mg‘dır. İhtiyaç 1-3 yaş grubu çocuk­larda 80 mg, 4-6 yaşta 120 mg ve 7-10 yaşta ise 170 mg ‘dır.

 

 

DEMİR

Vücutta Dağılımı ve Görevleri
Yetişkin bir insan vücudunda ortala­ma 3-5 gram demir bulunur. Demirin çoğunluğu kanda ve kırmızı kan hücre­lerinde hemoglobinde bulunur.
Hemoglobinin yapısında bulunan demirin vücutta görevi oksijen taşımaktır. Akciğerlerden   oksijeni hücrelere, hücrelerden de  karbondioksiti akciğerlere taşır.

 

Demirin En Çok Bulunduğu Besinler
Et ve et türevleri, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler ve tahıllar demir kaynağıdır. Pekmez ve kuru meyveler de iyi bir demir kaynağıdır. Diyette C vitamininin ve etin bulun-ması, bitkisel kaynaklı demirin emilimini arttırır. Bu nedenle her öğünde C vitamininden zengin besinlere yer verilmelidir. Tahıllarda demir emilimi engelleyen fitatların etkisinin ortadan kaldırılması amacıyla ekmek mayalandırılarak yapılmalıdır. Yemek esnasında çay içilmesi de demirin emilimini azalttığından, çay öğün aralarında ve açık olarak içilmelidir.

 

Demir Yetersiz Alındığında;
Demir yetersizliğinde kansızlık görülür. Barsak parazit­leri besinlerle alınan demire ortak olur ve kansızlığa neden olur. Anemik olan kişilerde kanda hemoglobin düzeyi düşer ve kırmızı kan hücrelerinin sayısı azalır. Diyetle demiri yetersiz tüketen okul çocuklarının sık hastalandıkları ve okula devam edemedikleri, öğrenme, algılama ve dikkatle­rinin azaldığı ve okul başarılarının düştüğü bilinmektedir.

 

Günlük Demir Gereksinmesi
Diyetin hayvansal veya bitkisel kaynaklı besinlere dayalı olması ihtiyaçta farklılık gösterir. Ülkemizde diyetin tahılla-ra dayalı olması nedeniyle yetişkin erkeklerde günde 10 mg, kadınlarda 15-18 mg, gebe kadınlarda ise 27-30 mg demir tüketimi önerilmektedir.

 

 

İYOT
Vücutta Dağılımı ve Görevleri

Yetişkin bir bireyin vücudunda 15-20 mg iyot bulunur. Bunun %70’i tiroit bezinde, geri kalanı ise dokularda ve kandadır. Tiroit bezinin çalışması için iyot gerekir. İyot, tiroit bezinde tiroit hormonla­rının yapımında görev alır.

 

İyot yetersizliğinde;
İyodun yetersiz alınması iyot yetersizliği hastalıklarına neden olur. Ülkemizde bazı bölgelerde (Karadeniz ve Akdeniz’in iç kesimleri ile Doğu ve İç Anadolu bölgesinde) toprakta ve suda iyot yetersizliği olduğu için bu bölgelerde yetişen besinlerle beslenen kişilerde basit guatr hastalığı görülür. Guatr boynun ön tarafında bulunan tiroit bezinin büyümesidir. İyot eksikliği olan bölgelerde yaşayan kadınlarda; düşük, ölü doğum, düşük doğum ağırlığı, üreme sorunları görülür. İyot yetersizliği olan gebe kadınların doğurdukları çocuklarda kretenizm görülebilir. Çocuk yapısal bozukluklarla doğar, büyüme ve gelişmesi geri kalır, sağırlık ve dilsizlik, şaşılık görülür zihinsel yetenekleri gelişemez ve geri zekalı olurlar. İyot yetersizliği hastalıkları önemli bir halk sağlığı sorunudur ve çözüm yolu ise iyotlu tuzun kullanılmasıdır. İyotlu tuz guatrı tedavi etmez, oluşmasını ve daha fazla büyümesini önler.

 

İyotun En Çok Bulunduğu Besinler
Deniz ürünleri, özellikle balık iyot kaynağıdır. İyodu ye­terli toprakta yetişen besinler ve su yeterli iyodu sağlar. İyot yetersizliği hastalıklarının görüldüğü ülkelerde tuza, suya, ekmeğe iyot eklenmektedir. İyotlu tuz koyu renkli naylon torbalarda ve kapalı kaplarda saklanmalıdır.

 

Günlük İyot Gereksinmesi
Yetişkin bir bireyin ve gençlerin günlük iyot ihtiyacı 150 mcg çocuklarda 90 mcg’dır. İhtiyaç gebelik döneminde 220 mcg, emziklilikte ise 290 mcg’dır.

 

 

ÇİNKO
Vücutta Dağılımı ve Görevleri
Çinko vücudumuzda en fazla karaciğer, pankreas,  böbrekler, kemik, kaslarda ve diğer dokularda bulunur.

  1. Çinko vücutta önemli metabolik görevleri olan enzimle­rin yapısında yer alır.
  2. Büyüme ve cinsiyet organlarının gelişmesinde,
  3. Hücresel bağışıklığın oluşumunda etkindir.

 

Çinko Yetersizliğinde;
Yetersizliğinde; fiziksel olarak büyümede gerilik (cüce­lik), cinsiyet organlarının gelişmesinde gecikme, hastalıkla­ra dirençsizlik, yaraların iyileşmesinde gecikme, tat ve koku algılamada bozukluklar gibi belirtiler görülür.

 

Çinkonun En Çok Bulunduğu Besinler
Et, karaciğer, yumurta ve deniz ürünleri çinkonun en iyi kaynağıdır. Süt ve ürünleri, kuru baklagiller, yağlı tohumlar ve tahıllar yeterince çinko içerirler. Aşırı saflaştırılmış unlarda çinko miktarı azalır. Ayrıca tahılların kepek kısmın­da bulunan fitatlar da çinkonun vücutta kullanımını engel­ler. Çinko yetersizliği daha çok kepekli tahıl ürünleri ile beslenen toplumların sorunudur.

 

Günlük Çinko Gereksinmesi
Yetişkin erkeklerde günlük 15 mg, kadınlarda 12 mg, 1-10 yaş arası çocuklarda 10 mg çinko alımı önerilmektedir. Gebelik ve emziklilikte 15 mg’dır.

 

 

FLOR

Vücutta Dağılımı ve Görevleri
Flor; vücutta çoğunlukla dişlerin ve kemiklerin yapısında bulunur. Florun en önemli görevi diş çürüklerinin önlenmesi­dir. Yeterli flor alımı osteoporozu önlerken aşırı flor alımı ise osteoporoza neden olur.

 

Florun En Çok Bulunduğu Besinler
Besinlerin flor içeriği yetiştikleri toprağın flor içeriğine bağlıdır. Deniz ürünleri ve çayda flor bulunur. Florun esas kaynağı sudur. İçme sularındaki flor miktarı litrede 0.7 -1.2 mg arasında olduğunda, toplumda diş çürüklerinin görülme sıklığı azalır. Sularda flor miktarı litrede 0.7 mg’ın altına düşerse diş çürükleri sık görülür, bu oran 2 mg üstüne çıktığında dişlerin yüzeyinde sarımsı kahverengi lekeler görülür, bu belirtiye florozis denir. Ülkemizde Isparta, Burdur yöresinde florozis sorununa rastlanmaktadır.

 

Günlük Flor Gereksinmesi
Günlük önerilen güvenilir alım düzeyi 1.5-4.0 mg ‘dır.
(Vitaminler Mineraller ve Sağlığımız, Yrd. Doç. Dr. Gülhan SAMUR)
http://www.saglik.gov.tr/tshgm/dosyagoster.aspx?dil=1&belgeanah=11742&dosyaisim=vitaminlermineraller

posted in BESLENME | 0 Comments

27th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

Migren- Alzheimer ve Havuç

Latince Adı: Daucus carota L.
İngilizce: Carrot
Almanca: Karotte
Özellikleri:

Mide ve yemek borusunda yanma

unutkanlığa ve erken bunamaya karşı

Alzheimer’e karşı önleyici, durdurucu ve tedavi edici

Algılamayı güçlendirmek

deri ve akciğer kanserini önleyici

kalp krizini önleyici

hareketli sperm sayısını artırıcı

sperm oluşum yollarını ve sperm kanallarını açıyor

iktidarsızlığa hem çözüm getiriyor hem de iktidarsızlığı önleyici

migrene karşı

kronik baş ağrısına karşı.

 

Tavşanları hepimiz tanırız. Hareketli ve çok sevimli hayvanlardır. Tavşanlar çok hızlı çoğalan hayvanlardır. Bu hayvanların çok hızlı çoğalmalarının arkasındaki etken kendisiyle özdeşleşen bitkidir ve bu da havuçtur. Havuç, seks hormonlarını aktive eden bir sebzedir. Onun kürünü aşağıda belirttiğim şekilde uygularsanız, cinsel gücünüzdeki artışı kısa zamanda fark edersiniz. İşte, havucun tavşanla özdeşleşmesinin arkasında yatan en önemli sebep budur. Tavşanın havucu severek tükettiğini hemen herkes bilir. Ancak, havucun cinsel arzuyu tetikleyen özelliğinin olabileceğini düşünmek kimsenin aklına gelmezdi. Son birkaç yıldan bu yana yapılan araştırmalar havucun hem düşünme gücünü artırdığını hem de iktidarsızlığa karşı mükemmel bir önleyici güç olduğunu ortaya koymaya başlamıştır. Havuç, cinsel dürtüyü de artırma özelliğine sahiptir. Kısaca şunu söyleyebilirim, tavşanların hızlı üremelerinde etken olan lokomotif güç, havuçtur!

 

Havucun içerdiği falcarinol etkin maddesinin iki önemli etkisi vardır. Birincisi, tümör oluşumuna engel olabilmesidir. Tıp dili ile söylemek gerekirse, falcarinol maddesi anti-neoplastik özelliği olan etkin bir maddedir. Bu bakımdan havuç kansere karşı önleyicidir. İkincisi ise, bu etkin maddenin tümörün büyümesini yavaşlatabilme gücünün olmasıdır. Diğer bir ifade tarzıyla antitümör etki göstermektedir. Değerli okuyucu, havucun bu özelliğinden istifade edebilmeniz için onun kürünü yapmak gerekir. Yemeklerinizde veya salatanızda tercihli olarak kullanacağınız havuç bir beslenme şeklidir. Eğer, onun tedavi veya önleyici gücünden faydalanmak istiyorsanız, mutlaka kürünü uygulamanız gerekir. Aşağıda, havuç kürlerinin hangi durumlarda ve nasıl uygulanması gerektiğini açıklamış bulunuyorum. Hangi kürün en uygun olduğuna okuyucunun kendisi karar verebilir. Havuç, özellikle deri ve akciğer kanserine karşı mükemmel bir önleyicidir. Prostat, pankreas veya meme kanserine karşı bu önleyici gücü yoktur. Bir bitkinin kansere karşı önleyici gücünden bahsediliyor ise, mutlaka hangi kanser türüne karşı etkili olduğu sorulmalı ve öğrenilmelidir. Aksi, taktirde falanca bitki kanseri önlüyormuş veya tedavi ediyormuş demek kesinlikle yanlıştır. Örneğin, rahim ağzı kanserini (cervix cancer) önleyebilen en güçlü bitki enginardır.

 

Meme kanserini önleyebilen ve eğer başlangıç aşamasında ise durdurabilen ve de tedavi gücü olan arslanpençesidir. Her bitkinin yaratılış nedeni ve sebebi vardır. Bu sebebin arkasında yatan neden genel değil özeldir.

Havucun neye yaradığını kime sorsanız sorun, hemen gözlere iyi geldiği cevabını alırsınız. Benim yapmış olduğum araştırmalara göre, gözlerimiz için havuçtan çok daha faydalı olan sebze domatestir. Şüphesizki, havuçta gözler için faydalı bir kaç tane önemli etkin madde bulunmaktadır. Örneğin, beta-cryptoxanthin, A-vitaminini aktive etmekte etkilidir. Ancak, taze sıkılmış domates suyu (TSDS) ile taze sıkılmış havuç suyu mukayese (TSHS) edildiği zaman, TSDS gözler için çok daha etkili ve faydalıdır.

 

Havuç, bol miktarda A vitamini içerdiğinden dolayı gözler için faydalıdır. Ancak, burada bilmemiz gereken nokta A vitamininin yağda çözünen bir vitamin olmasıdır. Havuç suyunu doğrudan içtiğimiz taktirde içerdiği A vitamininden tam anlamıyla istifade edemeyiz. İçerdiği A vitaminini büyük bir oranda vücudumuza kazandırmak istiyorsak, bu taktirde bir bardak havuç suyunun içerisine iki-üç damla sıvı yağ damlatmamız gerekir. Damlatılan bu sıvı yağ havucun içerdiği A vitamininin çok daha büyük oranda vücudumuz tarafından emilmesini sağlıyacaktır. Çünkü, A vitamini yağda çözünen bir vitamindir. Avrupa’nın bazı şehirlerinde taze meyve suyu satan dükkanlarda havuç suyu sipariş ettiğiniz zaman, “bir kaç damla sıvı yağ damlatalım mı?” diye sorarlar.

 

Havuçta bulunan alpha-phellandrene, cinnamic acid maddeleri güçlü bir laxative özelliğe sahip olduğundan, bağırsak sisteminin sağlıklı çalışmasında ve dışkının kolay ve bol olarak dışarı atılmasında oldukça etkilidir. Taze sıkılmış havuç suyu bununla da kalmayıp, bağırsaklarda oluşan ve bağırsak kanserine yol açabilen nitrozamini, nötralize edebilen, zararsız hale dönüştüren (antinitrosaminic) etkin maddelere sahiptir.

 

Değerli okuyucu, yeri gelmişken belirtmekte fayda görüyorum; A ve E-vitamini hücre içerisinde denge halinde bulunurlar. Bazı insanlar hekimlerine danışmadan iki veya üç günde bir E-vitamini tableti alırlar. Birincisi, fazla alınan E-vitamini yorgunluk yapmaktadır. İkincisi ise, yukarıda belirttiğim gibi A- ve E-vitaminleri hücre içerisinde karşılıklı olarak denge halinde bulunduklarından, çok fazla E-vitamininin alınması demek, A-vitamininin hücre içerisinden dışarı atılması demektir. Aynı şekilde çok fazla A-vitamininin kullanılması demek hücre içindeki E-vitamininin belirli oranda dışarı atılmasına neden olur. Bu da, hücre içindeki A- ve E-vitamin dengesinin bozulması anlamına gelir. Hekiminize danışmadan A- ve E-vitamin tüketimini alışkanlık haline getirmeyiniz veya uzun vadeli olarak kullanmayınız. Genel olarak yağda çözünen tüm vitaminlerin (A, D, E ve K) hekime danışılmadan alınması doğru değildir.

 

 

Tablo: Havuçta bulunan bazı etkin maddeler

alpha-bergamotene

2 000 ppm

arachic asit

270-936 ppm

isopimpinellin

lupeol

phytofluene

sakuranetin

alpha-carotene

17-25 ppm

asarone

400 ppm

alpha-humulene

12 ppm

ascorbic asit

91-775 ppm

lycopene

myristicin

daucosterol

gama delactose

osthole

neurosporene

alpha-pinene

48 ppm

bergamotene

200-700 ppm

methoxy-mellein

caryophyllenne

5-methoxy-psoralen

beta-carotene

27-673 ppm

cis-gamma bisabolene

cyanidin dglycoside

alpha-tocopherol

4-36 ppm

beta-caryophyllene

55-170 ppm

 

Havuç suyunun önemli bir özelliği yemek borusu ve mide yanmasına karşı olan gücüdür. Mide yanması çekenler için bir bardak havuç suyu bulunmaz bir nimettir. Eğer, mevsiminden dolayı veya herhangi bir nedenle havuç bulunamıyorsa, sadece ve sadece iki yudum olarak içilecek olan soğuk sütün, yemek borusu ve mide yanmasına karşı nasıl etkili olduğunu içtikten 3-4 dakika sonra hissedeceklerdir. Yemek borusu ve mide yanmasında bir yudum SÜT mucizedir. Aradan bir kaç dakika veya saat geçtikten sonra yanma eğer tekrar başlıyorsa, bu taktirde tekrar sadece iki yudum süt içiniz. Yanma başladığında her defasında iki yudum süt kullanarak, mide yanması zaman aralıklarının giderek açıldığını ve bu konudaki yanma şikayetinizin ortadan tamamen kalktığını hayretle gözleyebilirsiniz. Süt bu konuda gerçek bir mucize yaratır. Ve sizi tedavide edecektir. Bu uygulama bir hafta veya on gün sürebilir. İki-üç gün içerisinde yanma şikâyetlerinin tamamen ortadan kalktığını belirtenler de vardır. Yıllardır mide yanması çekipte iki yudum sütle tüm şikâyetlerini ortadan kaldırmış çok sayıda insan tanıyorum. Daha çabuk veya daha hızlı etki eder ve mide yanmamdan kurtulurum düşüncesiyle, kesinlikle iki yudumdan fazla almayınız. Kullanacağınız sütün, soğuk veya oda sıcaklığında olmasına da dikkat ediniz. Sıcak sütü yudumlamanın bu durumlarda faydası çok daha azdır. Mide yanması veya yemek borusu yanması başlamasın diye önleyici olarak sadece iki yudum süt içebilirsiniz. Piyasada satılan kapalı pastörize sütler bunun için çok uygundur.

 

 

Havuç kürü, insan vücudunda bulunan OGG1 (8-OxoGuanine DNA Glycosylase) enzimini aktive etme özelliğine sahiptir. OGG1 enziminin aktivitesinin düşüklüğü, akciğer kanserinin oluşumunda oldukça etkilidir. Akciğer kanserine yakalanmış hastalarda OGG1 enziminin aktivitesinin düşük olduğu gözlenmiştir. Yapılan klinik deneyler OGG1 enziminin aktivitesinin düşük olması durumunda, akciğer kanserine yakalanma riskinin on misli artış gösterdiğini ortaya koymuştur. Taze sıkılmış havuç suyu kürü, OGG1 enziminin aktivitesini yükselterek, bu kanser türüne karşı güçlü bir önleyici özellik göstermektedir. Bu özellik aynı zamanda keçiboynuzu (harnup) küründe de bulunmaktadır.

 

Allah’ın yarattığı her nimetin, bir hikmeti vardır. Bu alemde sebepsiz hiç bir şey yaratılmamışdır. Yaratılmış her şeyin bir görevi vardır. Daha doğrusu bir karşıt görevi veya karşıt vazifesi vardır. Çoğu zaman tükettiğimiz bir bitki biz hiç farkında olmadan bize şifa veya zarar verebilir. Farkında olmadığımız, sırrını bilmediğimiz o kadar şey varki… Gerçek alemde etkin maddelerin karşıt görevlerini araştırmak, ortaya koymak şüphesiz ki gerçeğin ta kendisidir. Ancak, hakikat aleminde bu durum tamamen farklıdır. Örneğin, fizik veya kimya biliminin kuralları ve yasaları doğrudan gerçek alem için geçerlidir. Hakikatte tüm bu bilimsel gerçekler insanoğlunun bilmediği ve tamamen farklı bir şekilde ceryan etmekte ve oluşmaktadır. Bu alem, insanlık var olduğu müddetçe sonsuz bir araştırma kaynağıdır.

 

Konuya burada böyle girmemin arkasında yatan neden, havuç ile Alzheimer hastalığını nasıl ilişkilendirdiğimdir. Ben, genelde incelemek istediğim bitkinin önce kökleri ile işe başlarım. Her bitkinin kökleri kendine özgü bir yapıya sahiptir. Köklerin içerdiği bazı maddeler, o bitkinin yapraklarının, saplarının ve hatta çiçeklerinin içerdiği etkin maddeleri bulmamızda anahtar vazifesi görür. Havuçun köklerinde acethylcolin maddesi bulunmaktadır. Acethylcolin beyin hücrelerinde (nöron) bulunan bir maddedir. Bu maddeye neurotransmitter da denilmektedir. Acethylcolin seviyesinin, Alzheimer hastalarında düşük olduğu bir çok klinik deneyler ile ortaya konmuş ve bu konuda yüzlerce makale yayınlanmıştır. Havuç, sinir sistemi ile ilgili olarak doğrudan etkili bir çok değişik etkin madde içermektedir. Özellikle seksüel hormonlar doğrudan sinir sisteminin kontrolünde olan hormonlardır. Taze sıkılmış havuç suyu (TSHS) içerdiği bazı etkin maddeler bakımından aynı zamanda mükemmel bir sexüel hormon grubu uyarıcısı, aktifleyicisi ve de dengeleyicisidir. Bu nedenle, geçici cinsel isteksizliğe veya yaşlılığa bağlı giderek azalan iktidarsızlığa karşı mükemmel bir önleyici ve de takviye edicidir. TSHS kürünü uygulayanlar zamanla cinsel güçlerin deki ve sperm sayısının ve prostat sıvısındaki hacimli artışını rahatlıkla gözleyebilmektedirler.

 

İleri yaşlarda algılama gücü giderek zayıflar. TSHS kürü aynı zamanda algılama gücünü mükemmel bir şekilde artırır. TSHS kürünü uygulayanlar aynı zamanda da algılama güçlerinin artığını hissedebileceklerdir. Alzheimer hastalığına karşı taze sıkılmış havuç suyu kürünün önleyici etkisi çok çok yüksektir. TSHS, Alzheimer hastalığına karşı çok yönlü olarak etkisini gösterir. Önleyici gücünün arkasında yatan etkenlerden bir tanesi frataxin proteininin artışını sağlamasıdır. Frataxin insan vücudunun ürettiği antioksidan özellikli bir proteindir. Frataxin, hücreye zarar veren, hücre ölümüne neden olan serbest radikalleri zararsız hale getiren bir proteindir. İnsan vücudunda frataxin proteininin azalması, hücre ölümünün artması anlamına gelirki, bu da yaşlanmayı (aging) hızlandıran bir durumdur. TSHS kürü, antioksidan özellikli frataxin proteininin artışını sağlayarak, serbest radikallerin hücre ölümlerine sebep olmasını engeller. Değerli okuyucu, son yıllarda antioksidanlar üzerine çok şey yazılmaya başlandı. Antioksidanları taze sebze ve meyve tüketerek vücuda almak en doğrusudur. Ayrıca, insan vücudunun kendisinin ürettiği tabii antioksidan özellikli proteinleri (frataxin gibi) artırıcı kürleri uygulamak da çok çok önemlidir.

 

Burada hatırlatmayı uygun bulduğum önemli bir nokta şudur; vücudun normal ihtiyacı olan karbonhidrat (genel anlamda şeker) miktarının üzerine çıkılması durumunda, alınan her fazla karbonhidrat, serbest radikal üretimini artırır. Serbest radikal üretimi ne kadar fazla ise, hücrelerimizin de o kadar fazla zarar görme ihtimali yükselir. Bu nedenle, çikolata, baklava, ekmek kadayıfı gibi çok fazla şekerli besinlerin tüketiminde ölçülü olmak gerekir. Damağa verdiği lezzetin etkisiyle kolaylıkla ölçünün dışına çıkılmaktadır.

 

Alzheimer hastalığının bir çok evreleri ve aşamaları olmasına rağmen (bu evreleri ancak uzman hekim belirleyebilir) genelde erken dönem, orta dönem ve ileri dönem olmak üzre üç evrede tanımlanmaktadır. TSHS kürünün, tedavi gücü ise bu hastalığın evrelerine göre değişiklikler göstermektedir. Başlangıç aşamasındaki bir Alzheimer hastasının TSHS kürü ile tamamen sağlığına kavuşması mümkündür. Alzheimer hastalığı ileri yaşlardaki bir çok insanın korkulu rüyasıdır. Eğer, Alzheimer hastalığına yakalanmaktan korkuyorsanız, zaman zaman (TSHS) kürünü uygulayınız. Havuç suyu kürünü uygulamaya başladıktan bir kaç hafta sonra yavaş yavaş hatırlama yeteneğinizin arttığını, daha hızlı düşünmeye başladığınızı ve düşünce gücünüzün belirgin bir şekilde arttığını, diğer bir anlamda düşünme ve hatırlama yeteneğinizdeki yavaşlığın ortadan kalktığını hissedebileceksiniz. Taze hazırlanmış havuç suyu kürünü uygulayarak, Erken Dönem Alzheimer hastalığını yenmiş bir çok insan tanıyorum. Alzheimer hastalığına karşı tedavi edici gücü öylesine etkilidir ki, ailesinde Alzheimer’e yakalanmış olupta, taze hazırlanmış havuç suyu kürü ile bu insanların mucizevi bir şekilde tekrar yaşam kalitelerine döndüklerini anlatanların mutluluklarını unutamam.

 

Bazı insanlar, “hocam, havuç suyu kürü nasıl oluyor da bu kadar etkili olabiliyor? Akıl erdirmek mümkün değil. Bu iş bu kadar basit mi?” diye soruyorlar. Değerli okuyucu, belki basit gibi geliyor, ancak hiçde öyle değil. Çünkü, binlerce bitkinin içerisinden hangisinin, hangi hastalığa iyi gelebileceğini ortaya koymak kolay değil. Önemli diğer bir nokta da onun nasıl kullanılacağı ve hazırlanacağıdır. Kolay olan, havuç suyunun mutfağınızda hazırlanması ve kürünün uygulanmasıdır. Uzun yılların çalışmaları, tecrübeleri, araştırmaları neticesinde ortaya konan bu sonuçların arkasındaki itici gücün kaynağında, insana bir an önce yardım edebilmek inancı ve heyecanı yatmaktadır.

 

Taze sıkılmış havuç suyunda, Alzheimer hastalığını önleyici güce sahip etkin maddelerin sayısı en az 17 tanedir. Bunlar arasında alpha-terpinene, gama-terpinen, tryptophan, thyamin, carotol, daucic asit, daucine, choline, camphor, borneol ve terpinen-4-ol etkin maddeleri bulunmaktadır. Camphor etkin maddesi havuçta çok çok az bulunmasına rağmen, beraberinde glutamate türevi içermesi camphor’un etki gücünü artırarak beyinde plaque (plak) oluşumuna engel olabilmektedir. Bunlardan terpinen-4-ol ve borneol etkin maddeleri acetylcholinesterase-inhibitörü görevi yaparak, acethylcholinin beyin hücrelerinde (nöron) azalmasına (yıkımına, yok edilmesine) engel olur. Yapılan klinik deneylerde, Alzheimer hastalarında acethylcholin seviyesi düşük olarak gözlenmektedir. methyl-pentosans ve lupeol maddesinin tüm bu etkin maddeler ile birarada bulunması, taze sıkılmış havuç suyu kürünü Alzheimer hastalığının önlenmesinde, durdurulmasında ve de tedavi edilmesinde tartışmasız kılmaktadır. Havuç suyunun içerdiği etkin maddelerin tamamını bir bütün olarak düşünmek gerekir. Birini veya bir kaçını bir arada saf halde tedavide uygulama yöntemi olarak düşünmek kesinlikle yanlıştır. Burada bu durumu bir örnek ile açıklamak istiyorum. Aşağıdaki tabloda havucun en az 19 tane sedative (sedatif, dinlendirici, rahatlatıcı) etki gösteren, kimyası da birbirlerinden tamamen farklı etkin maddeler içerdiğini göreceksiniz. Lavanta’da ise sedative etki gösteren 14 tane farklı etkin madde bulunmaktadır. Bu demek değildir ki, havuç, lavantaya göre çok daha sedative etkili olacaktır. Bu durum bitkinin içerdiği farklı etkin maddenin sayıca fazla olması ile izah edilemez. Gerçekten de, lavantada sedatif etkili etkin maddeler sayıca, havuca göre çok daha az olmasına rağmen, lavanta havuca göre çok daha sedatiftir. Yani, lavanta daha dinlendirici, daha rahatlatıcıdır. Havuçta rahatlatıcı ve dinlendirici etkin madde sayısı daha çok olmasına rağmen, TSHS içildiği zaman herhangi bir rahatlama veya dinlenme hissetmek mümkün olmaktadır. Bu durum ancak ve tamamen o bitkinin kimyasına bağlıdır ve yine kimya yoluyla açıklanabilir.

 

Son yıllarda fareler üzerinde yapılan klinik deneyler, A-vitamininin beyin hücre ölümünü engellediği gerçeğini de ortaya koymuştur. Genel olarak, fareler üzerinde yapılan başarılı bir klinik deneyin aynı şekilde insanlar için de başarılı olacağı diye bir kural yoktur. Fareler üzerinde başarılı olan bir çok klinik deney, insanda aynı başarıyı göstermemekte ve hatta bazı komplikasyonlar da gösterebilmektedir. Ancak, Alzheimer hastalığına karşı etkili olan sadece, TSHS da bulunan A-vitamininin olmadığının bilinmesi gerekir. A-vitamini zengin olarak domates, portakal, marul, erik, kayısı ve maydanozda da bulunmaktadır. Buna rağmen Alzheimer hastalığına karşı hiç bir sebze veya meyve kürü, A-vitamini bakımından ne kadar zengin olursa olsun, taze sıkılmış havuç suyu ile kıyaslanamaz. Çünkü, TSHS da, A-vitamininin dışında, onlarca farklı etkin madde Alzheimer hastalığına karşı etkilidir. Zaten, A-vitamini tek başına Alzheimer’e karşı çözüm getirmiş olsa idi, bu vitamin takviyesi ile tedaviye gidilebilirdi. Kaldıki, daha bu hastalığın nedenleri ve sebepleri henüz kesin olarak bilinmemektedir.

 

Alzheimer Hastalığı

Alzheimer Hastalığının ilk defa tanımlanması, Alman hekim Alois Alzheimer tarafından 1900’ lü yılların başlarında yapılmıştır. Üzerinden tam bir yüzyıl geçmiş olmasına rağmen henüz bu hastalığın kesin tedavisinin ve de kesin olarak nedeninin veya nedenlerinin ne olduğu bilinmemektedir. Her ne kadar bu konuda kesin neden bilinmiyor ise de, bilim adamları farklı bir kaç teori ortaya atmışlardır.
Hemen hemen gelişmiş tüm ülkelerde bu konu üzerinde araştırmalar yıllardan beri büyük bir hızla devam etmektedir. Bu konudaki temel bulgu, hastalığın yavaş yavaş hafıza kaybına neden olmasıdır. Beyin hücrelerine nöron adı verilmektedir. Bu hücrelerinin ölümü sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Bazı bilim adamları bunun sebebini genetik yatkınlığa bağlamaktadırlar. Beyin hücrelerinin ölümü geri dönüşümsüzdür (irreversible). Alzheimer hastalığında, duygu, davranış, düşünce, konuşma ve yeteneklerde de değişik derecelerde etkilenmeler gözlenmektedir. Çünkü, hücre ölümlerinin en belirgin olduğu beyin bölgeleri, konuşma ve hafıza merkezlerinin bulunduğu temporal bölgedir. Alzheimer kısa zamanda gelişen bir hastalık değildir. Başlangıcı yaklaşık en az 15-18 yıl öncesine dayanır. Bu hastalığın belirtileri ortaya çıktığında, bilinmelidirki en az onbeş yıl önce bu hastalık oluşmaya başlamış demektir. Sinsi bir şekilde ilerleyen bir hastalıktır. Semptomlarını (belirtileri) göstermeye başladığında Alzheimer en az on yıl önce gelişmeye başlamış demektir. Bu konuda yapılan araştırmaların başka bir hedefi de Alzheimer’in erken teşhisini (başlangıç aşamasını) yapabilmek için hangi parametrelerin ölçüleceğidir. Ne yazıkki günümüzde henüz Alzheimer hastalığının başlangıcını veya gelişmeye başladığını ortaya koyabilecek ölçme veya belirleme yöntemi yoktur.
Bu kitabı hazırlamaya başladığım Haziran 2005 tarihinde, Amerika’da Washington DC de çok sayıda ünlü bilim adamının katılımıyla 18-21 Haziran 2005 tarihlerinde gerçekleşen uluslararası katılımlı “Bunama ve Korunma Yolları” adlı kongre yapıldı. Bu kongrede ortak görüş olarak Alzheimer Hastalığının genetik yapıyada bağlı olduğunu savundular. Ayrıca, genç yaşlarda tedavi edilmeden uzun dönemli olarak geçirilen enfeksiyonların Alzheimer Hastalığına yakalanma riskini en az dört misli artırdığını belirttiler. Uzun vadeli enfeksiyonlara örnek olarak, dişlere bağlı tedavi edilmeyen iltihabi durumlarda gösterilmiştir. Ayrıca, eğitimli ve mesleğinde uzun dönem aktif olarak çalışanlarda, çok okuyanlarda Alzheimer Hastalığına yakalanma riskinin önemli ölçüde azaldığını da belirtmişlerdir.

 

Teşhis için en önemli kriter, bellek değişiklikleridir. İleri yaşlardaki her bellek değişikliği bunama (demens) olarak da yorumlanmamalıdır. Ancak, yaşantıyı etkileyen ciddi unutkanlıklarda yaşlılığın bir gereği olarak değerlendirilmemelidir. Hemen belirtmekte fayda görüyorum, her unutkanlık da Alzheimer değildir. Ayrıca, yine belirtmekte fayda gördüğüm bir nokta da şudur, Alzheimer belirtileri ile normal yaşlılığın verdiği belirtiler büyük benzerlikler göstermektedir. Bu nedenle bu ayırımı ancak bir hekim yapabilir.

 

Alzheimer ve taze sıkılmış havuç suyu (TSHS)

Yukarıda da belirttiğim gibi, tedavi amaçlı kullanılacak olan ilaçların (maddelerin) insanlar için etkili ve güvenli olduğunu kanıtlamak şarttır. Bu nedenle araştırmalar hem çok uzun bir zaman almakta hem de çok büyük maliyetler getirmektedir. Değerli okuyucu, benim çalışmalarımda gözlediğim, Taze Sıkılmış Havuç Suyu Kürünün (TSHSK) Alzheimer hastalığını önlemedeki gücü bulunmaz bir imkandır. Çünkü, TSHSK nün her şeyden önce insanlar için güvenli olması, bu kürü tartışmasız kılmaktadır. Taze Sıkılmış Havuç Suyu Kürü’nün herhangi bir yan tesiri de söz konusu değildir. Alzheimer hastalığına karşı TSHSK, şu sıralar en etkili önleyici, en etkili durdurucu ve de tedavi edici imkânı sağlayabilmektedir. Alzheimer hastaları bu kürü uygularken sonuçlarını bir iki haftadan önce alamazlar. Ancak, ikinci haftadan sonra Alzheimer hasta yakınları, TSHSK’nün olumlu sonuçlarını ve dikkate değer ölçüde olumlu gözlemlerini yapabilmektedirler. Diğer tüm kürlerde olduğu gibi, bu kürün de her Alzheimer hastasında yüzde yüz etkili olacağı söz konusu değildir. Bu durum, modern tıbbın imkânlarında da (örneğin ilaçlar) böyledir. Bir ilacın veya uygulanan kürün başarılı olabilmesi, o insanın genetik yapısına, bağışıklık sistemine, başka rahatsızlıklarının olup olmadığına, sürekli bir rahatsızlığının olup olmadığına (örneğin şeker hastalığı gibi), yaşına, hamile olup olmadığına ve bunun gibi bir çok faktörlere bağlıdır. Alzheimer hastalığı ile ilgili olarak bir noktayı önemle vurgulamak istiyorum. Bu hastalık, genel olarak bir kaç ayda ani olarak ortaya çıkan bir hastalık değildir. Başlangıcı, en erken on ile yirmi yıl öncesinden yavaş yavaş ve sinsi bir şekilde gelişmeye başlamaktadır. Yeterli düzeye gelmeden bu hastalığı erken teşhis etmek mümkün olmamaktadır. Bulguların doğrultusunda teşhis konulduğunda, hastalık yerleşmiş ve kendisini bariz şekilde belli etmeye başlamıştır. Bu nedenle önleyici veya durdurucu olarak TSHSK’nün orta yaşlardan itibaren kullanılmasını tavsiye ederim. Günümüzün modern tıbbı bu hastalık için: “Son yıllarda hastalığın seyrini değiştiren bazı tedavi seçenekleri ortaya çıkmış olmasına rağmen, iyileştirilebilir ya da düzeltilebilir bir hastalık değildir. Ancak hastalığın ilerleme hızını yavaşlatmak, hastalık seyri sırasında ortaya çıkan bazı rahatsız edici bulguları düzeltmek, ortadan kaldırmak mümkündür.” ifadesini kullanmaktadır.
Bugün için Alzheimer hastalığını doğrudan tedavi edebilecek bir ilaç henüz geliştirilememiştir. Ancak, Alzheimer hastalığının neden olduğu bazı şikâyetlerin tedavisi mümkün olmaktadır. Ayrıca, Alzheimer hastalığının başladığını tayin edebilecek herhangi bir analiz yöntemi de henüz geliştirilememiştir. Taze sıkılmış havuç suyu kürünün, Alzheimer hastalığını tedavi gücü yaklaşık %30 oranındadır. Bu oranın çok daha yukarılara çekilmesi mümkündür. Bu da ikinci bir bitkinin promotor veya medyatör olarak kullanılması ile mümkün olabilecektir. Tıpkı bu kitapta okuduğunuz kereviz-ıspanak, ısırgan-ebegümeci ya da maydanoz-tereotu ikili karışım kürleri gibi. Havuç suyunun etkisini daha da artırabilecek ilave ikinci bitki üzerindeki araştırma çalışmalarım devam etmektir. TSHSK nün yaklaşık %30 oranındaki tedavi gücü, Alzheimer hastalığının başlangıç evresinde olanlar için geçerlidir. Alzheimer hastalığının son evresinde olanlar için tedaviden ziyade, hastalığın ilerlemesini belirgin bir şekilde durdurduğunu gözlemek mümkün olmaktadır. Burada tekrar hatırlatmayı uygun buluyorum, bir hastalığı önlemek onu tedavi etmekten çok daha kolaydır.

 

Sigara veya Alkol tüketenlerin dikkatine

Değerli okuyucu, Avusturalya ve Yeni Zellanda üzerinde Ozon Tabakasının inceldiği son yıllarda yapılan ölçümler ile ortaya konmuştur. Ozon Tabakasının incelmesi demek güneş ışığında bulunan UV- ve daha kısa dalga boylu ışığın bu bölgelere (Avusturalya ve Yeni Zelanda) daha yoğun bir şekilde giriş yaptığı ve bu yörede yaşayan tüm canlıları olumsuz etkilediği bir gerçektir. Ozon Tabakasının incelmeye başlamasından sonra, bu ülkelerde yaşayan insanlarda deri ve cilt kanserlerinde büyük artış gözlenmiştir. Beta-karotenin deri ve cilt kanserini önlediği bilinmektedir. Bu nedenle bir grup Avusturalyalı bilim adamı, beta-karotenin bu gücünü ortaya koymak için klinik deney başlatmışlardır. Yapılan bu klinik deneylerin sonucunu, 21 Mayıs 2003 tarihinde, Journal of the National Cancer Institute dergisinde açıkladılar. Bu araştırmanın sonuçları oldukça şaşırtıcıdır. Alkol veya sigara içenler beta-karoten aldıkları taktirde bağırsak adenomlarında, bağırsak kanserinin ön basamak oluşumlarında enaz iki misli artış gözlenmiştir. Alkol ve sigara kullanmayanlarda ise, tam aksine %44 azalma gözlenmiştir.

 

Bu nedenle sigara veya alkol tüketenlerin zengin beta-karoten içeren besinlerde ölçülü olmaları önerilmiştir. Havuç, zengin bir bata-karoten kaynağıdır. Eğer, sigara veya alkol tüketiyorsanız havuç kürü uygulamayınız. Şayet, sigara veya alkol tüketmiyorsanız, bu taktirde uygulayacağınız havuç kürü veya zengin beta-karoten kaynaklı besinler tüketmeniz, aynı zamanda bağırsak kanserine karşı %44 daha az yakalanma riskine sahipsiniz anlamına gelmektedir. Kısaca, beta-karoten içerikli besinler, sigara veya alkol kullananlarda bağırsak kanserine yakalanma riskini iki kat artırırken, sigara veya alkol tüketmeyenlerde ise, bağırsak kanserine yakalanma riskinide %44 oranında önleyebilmektedir. Değerli okuyucu, eğer sigara veya alkol tüketiyorsanız havuç kürünü uygulamayınız.

 

Tablo: taze sıkılmış havuç suyunda bulunan etkin maddelerin özellikleri

özellik (en)

özellik (tr)

Adet etkin madde

antialzheimeran

alzheimere karşı

17

antiatherosclerotic

damarsertliğine karşı etkin

13

antiinflammatory

enflamasyona karşı etkin

24

antioxidant

antioksidan

21

antitriglyceride

triglyseride karşı

5

vasodilator

damar genişletici

19

hypocholestrolemic

kolestrol düşürücü

12

spermygenic

sperm artırıcı

4

estrogenic

östrojen artırıcı

8

antidermatitis

deri enflamasyonuna karşı

10

fungicide

mantar yok edici

17

antiacne

akneye karşı

16

sunscreen

uv-ışığa karşı filitre

7

sedative

rahatlatıcı, dinlendirici

19

antiulcer

ülsere karşı

8

antinitrosaminic

nitrosamin oluşumuna karşı

8

antimutagenic

mutasyona karşı

14

 

Havuç kürünü uygulayanlar, sigara tiryakisi iseler, havuç suyu kürünü uygularken bol bol balgam sökmeye başlarlar. Bu anlamda havuç suyu kürü aynı zamanda sigara içenler için iyi bir balgam söktürücüdür. Ancak, sigara ve alkol tüketenlerin havuç kürünü uygulamadan önce mutlaka, “Sigara veya Alkol tüketenlerin dikkatine” başlığı ile yazdığım yukarıdaki açıklamayı okumalarını öneririm.
Kalp krizi geçirme riski altında olanlara taze sıkılmış havuç suyu kürünü ihmâl etmemelerini tavsiye ederim. Kalp krizinin oluşmasında birinci sırayı alan en önemli risk faktörleri; damar sertliği, yüksek kolestrol ve yüksek triglyserid’dir. TSHS damarsertliğine karşı (antiatherosclerotic) en az onüç tane etkin madde içermektedir. Ayrıca, gerek kolestrol düşürücü (hypocholestrolemic) olarak, gerekse de triglyseridlere karşı (antitriglyceride) etkin rol oynayan bir çok etkin madde içermektedir. TSHS da bulunan heraclenin maddesi kanın pıhtılaşmasına karşı (antikoagulant) etkin rol oynadığından, kanın damarlarda daha rahat akmasına yardımcı olmakta ve bu sayede kalbin yükünü hafifletebilmektedir. Her akşam yatağa gitmeden önce bir bardak taze sıkılmış havuç suyunu içmek benim yıllardır uyguladığım alışkanlıklarımdandır.

 

Satın aldığınız havuçların taze ve olgunlaşmış olmasına mutlaka özen gösteriniz. Kolay bükülebilen veya tazeliğini kaybetmiş olan havuçları satın almayınız. Kolayca eğilebilmesi havucun tazeliğini yitirmiş olduğu anlamına gelir. Tam olgunlaşmadan (genç) toplanmış olan küçük havuçlarda şeker oranı yüksektir (yaklaşık %6). Havuç olgunlaştıkça içerdiği şeker oranıda azalır. Havucun rengi ne kadar güçlü ise, içerdiği beta-karoten maddesi de o kadar fazladır. A-vitamini (retinol) ihtiyacımızı genel olarak hayvansal besinlerden alırız. Bitkilerde moleküler yapıları birbirlerinden farklı çok çeşitli karotenler vardır. Karotenler, A-vitamininin ön basamaklarıdır. Bunlardan molekül yapıları uygun olanlar, insan vücudunda kısmen A-vitaminine dönüştürülürler. Bu dönüşüm için molekül yapısı en uygun olan karoten, beta karotendir.

 

Unutkanlığa karşı havucun gücü bulunmaz bir nimettir. Ancak, bu amaç için yemeklerde veya salatada bolca havuç kullanmak, örneğin redelenmiş şekilde çözüm değildir. Bu şekilde havucun sadece besin değerlerinden istifade etmiş olunur. Unutkanlığa karşı havuçun aşağıda belirtildiği kullanma şekline mutlaka uyulması gerekir. Aksi taktirde sonuç almak mümkün değildir. Bu kitapta belirtilen tüm kullanma şekillerine mutlaka uyulması gerekir. Salatada kullanılan havucun hiç mi faydası yok, diye sorarsanız, tabiki var, ancak, istenilen düzeyde ve güçte değildir. Bu durum diğer bütün sebzeler ve bitkiler için de geçerlidir. Değerli okuyucu, taze sıkılmış havuç suyu kürünün tüketim zamanı da oldukça önemlidir. Örneğin, sabah aç karna veya öğle yemeğinden sonra içilmesi tamamen farklıdır. Özellikle unutkanlığa ve Alzheimer hastalığına karşı kullanılırken akşam yemeklerinden en az iki sonra içilmesinin arkasında yatan nedenlerden bir tanesi, beyinde üretilen bazı hormonların durumundan dolayıdır.

 

Uyarı: Akşam yemeğinden iki saat sonra uygulanacak TSHS kürünün özel durumları vardır. Eğer, o akşam bir gerilim filmi seyrediyorsanız, işiniz gereği geç saatlere kadar çalışmak durumunda iseniz veya henüz uykunuz gelmemiş ise havuç suyunu akşam yemeğinden iki saat sonra içeceğim diye kendinizi programlamayınız. TSHS kürünün uygulanmasında en önemli nokta uykunuzun gelmiş olmasıdır. Uygulamadaki en kolay yol ve en doğrusu yatağa giderken içmektir. Çünkü, yatağa gitmeye karar verdiğinizde uykunuz gelmiş ve de beyindeki bazı hormonların da seviyeleri değişmeye başlamış demektir.

 

Menopoz dönemindeki bayanların östrojen hormonu dengelenmesinde TSHS kürünün olumlu etkisi dikkate değer ölçüde etkilidir. Bu konuda en az dokuz tane etkin madde içermekte olup,TSHS nun içerdiği apigenin, beta-sitosterol, coumarin ve özellikle de diosgenin maddesi doğrudan östrojenik etki yapmaktadır.

 

Derimizi ve cildimizi, hem korumak hem de direncini artırmak için TSHS kürü, tabiat ananın insana sunduğu mükemmel bir imkândır. Güneş ışığında bulunan UV- ışığına karşı (sunscreen) deriyi güçlendiren ve koruyan bir çok etkin madde içermektedir. Chlorogenic acid ve alpha-amyrin bunlara sadece iki örnektir. Spesifik olarak deri enflamasyonuna karşı (antidermatitis) öylesine güçlü etkin maddeler içerir ki, deriyi enflamasyonlara karşı adeta zırh gibi korur. TSHS bununla da kalmayıp derideki mantarlara karşı da (fungicide) çok sayıda etkin madde içermektedir. Ciltleri hasas olanlar veya derileri basit bir kaşımayla kolay tahriş olanlar TSHS kürünü uygulamakla bu şikâyetlerinden nasıl kurtulduklarını hayretle gözleyebilirler. Ciltlerinde akne şikâyeti olanlar için de TSHS kürü mükemmel bir yardımcıdır. Hekiminizin derideki mantara karşı verdiği ilacı kullanırken beraberinde TSHS kürünü uygulamak mükemmel bir takviye oluşturacaktır. Mantar ilacı kullanıyorsanız, taze üzümden ve ceviz tükeminden kesin olarak uzak durunuz. Yaz aylarında bol güneş altında kalanların TSHS kürünü uygulamalarında çok büyük faydalar vardır.

 

Migren ağrıları, kronik baş ağrıları ve sık sık baş ağrısı şikâyeti çekenlere taze sıkılmış havuç suyu kürü (TSHSK) bulunmaz bir nimettir. Baş ağrılarından şikâyeti olanların başlangıçta hem sabah kahvaltısından sonra hem de akşam yemeğinden iki saat sonra birer bardak içmeleri en doğrusudur. Baş ağrısına karşı olan başlangıç kürü 20 gün uygulanır ve daha sonra sadece akşam yemeklerinden iki saat sonra bir bardak olmak üzre iki ay boyunca devam edilir. Daha sonra zaman zaman içilerek (haftada 3-4) devam edilir. Bir kaç hafta sonra baş ağrılarından şikayet edenlerin giderek bu şikâyetlerinin nasıl azaldığını hayretle gözleyebileceklerdir.

 

Taze sıkılmış havuç suyu (TSHS) kürünün yukarıda belirttiğim özelliklerini öğrendikten sonra, onu mutfağınızdan eksik etmeyeceğinize inanıyorum. TSHS etkisini en erken on-onbeş gün geçtikten sonra göstermektedir. Çünkü, içerdiği bazı etkin maddelerin vücutta belirli bir seviyeye kadar depolanmaları gerekmektedir. Ancak, bundan sonra etkili olmaya başlamaktadır. Bu durum sadece TSHS’ na özgü bir durum değildir. Kitabımda önerdiğim diğer bazı kürler içinde bu durum aynen böyledir. Yani, uygulanan kürün etkili olabilmesi için öncelikle istenilen düzeyde vücutta depolanmaları gerekmektedir.

 

Dikkat: Migren ağrıları, şeker ve de çikolata!

Migren şikâyeti olan kişilerin çikolatadan mutlaka ve kesin olarak uzak durmaları gerekir. Çikolata migreni tetikleyen (start veren) bir besindir. Eğer, zaman zaman (dönem dönem) migren ağrıları yaşıyorsanız ve şeker tüketimi açlığı baş göstermeye başlıyor ise, anlayınız ki migren ağrılarınızın başlayacağı evreye (döneme) giriyorsunuz veya bu dönemin içerisindesiniz. Kısaca, şeker tüketimi veya şeker açlığının başlaması migren ağrılarının kısa bir zaman sonra başlayacağına işaret eder. Bu konuyu burada belirtmemin nedeni de, küçük şeker havuçlarının, taze sıkılmış suyunun bu amaçla (migrene ve Alzheimer’e karşı) kullanılmaması gerektiğindendir. Çünkü, küçük havuçlar (yaklaşık parmak uzunluğunda olanlar) yüksek oranda şeker içerirler. Bu nedenle, tüketilmemeleri gerekir. Gerek migren ve gerekse de Alzheimer’e karşı kullanılacak olan havuçların mümkün olduğu kadar en irileri, gevrek ve taze olanları seçilmelidir. Çünkü, genelde iri havuçlarda şeker oranı düşüktür. Eğer, migren hastası iseniz, şeker oranı düşük olan havuç türünü seçtiğinizden mutlaka emin olunuz.

 

Şeker oranının düşük olduğundan emin değilseniz, migren şikâyetine karşı havuç kürünü uygulamayınız. Alzheimer hastaları için böyle bir durum söz konusu değildir. Ancak, Alzheimer hastalarının da mutlaka iri, taze ve gevrek olan havuçları kullanmaları gereklidir. Çünkü, Alzheimer’e karşı etkili olan etkin maddeler hem miktar olarak hem de çeşit olarak iri havuçta çok daha fazladır.

 

Taze sıkılmış havuç suyu kürü, toksin özellikli bir çok ağır metale karşı antidot gücü oluşturabilmektedir. Beslen- memiz esnasında besinler üzerinden eser miktarda da olsa her defasında toksin (zehir) özelliği olan metalleri de vücudumuza almaktayız. Bu ağır metaller gerek yağ dokusunda gerekse de öncelikle akciğer, karaciğer ve böbreklerde depolanmaktadırlar. Bu birikimler zaman içerisinde belli bir seviyeye geldikten sonra zararlı olmaya başlamaktadırlar. İşte, TSHS da, zehirli ağır metallere karşı andidot (panzehir) vazifesi gören en az sekiz tane aktif etken madde bulunmaktadır.

 

Havucun kalp krizini önleme gücü

Değerli okuyucu, seksenli yılların sonlarına doğru taze sıkılmış havuç suyunun kalp krizini önleme gücünün olduğunu fark ettim. O yıllarda serbest radikaller üzerine pek fazla şey yazılmıyordu. Ancak, bilinen bir gerçek vardı ki, bu da serbest radikallerin neden olduğu oksidasyonun hücreye zarar verdiğidir. Eğer, hücre zarar görüyor ise, ve bunlar dokuyu oluşturan hücreler olduğuna göre, zamanla dokunun önemli bir kısmıda zarar görecektir. Zarar görmüş bir hücre çalışmasına devam edebilir ancak, görevini tam yerine getiremez. Görevini tam olarak yerine getiremeyen hücreler topluluğu aynı şekilde görevini tam olarak yapamayan dokuyu meydana getiriyor demektir. Unutmayınızki, dokular topluluğu da organları oluşturmaktadır. İşte, oksidasyonun zarar verdiği hücrelerin sayısının giderek artması, dokunun zarar görmeye başlaması anlamına gelmektedir. Sonuçta, dokulardan oluşan organ tahrip olmaya başlamış demektir. Belli bir noktadan sonra organın önemli bir kısmı görevini yerine getiremiye ceğinden dolayı hastalık ani olarak kendisini gösterir. Ani olarak ortaya çıkan kalp krizi de böyle bir durumdur. Kalp krizi geçirmekte olan bir kimse, bu krize çok daha önceden hazırlanmaya başlamıştır. Kalp krizine neden olan sebep bardağı taşıran son damladır. Halbuki, bardak çok önceden dolmaya başlamış, taşmak için son damlayı beklemektedir.

 

Son yıllarda hücreye zarar veren serbest radikaller üzerine çok şey yazılıp çizilmeye başlandı. Hücreye zarar veren serbest radikallerin oksitleyici gücünü ortadan kaldırmak veya oksitleyici gücüne engel olmak amacıyla karşı güç kullanmak gerekir. Bu karşı gücün adına antioksidan denilmektedir. Antioksidanlar, serbest radikallerin zarar veren oksitleyici gücünü nötralize derek ortadan kaldırmaktadır. Antioksidanlar sayesinde, hücrelerin zarar görmesi ve bu sayede de dokunun zarar görmesi engellenmektedir. Dokunun olumsuz etkilenmemesi demek organın olumsuz etkilenmemesi anlamına gelir. Sağlıklı beslenmenin temel taşlarından bir tanesi de yeterli düzeyde antioksidan içeren besinlerin tüketilmesidir. Çok sayıda değişik antioksidanlar vardır. Bunlar ağırlıklı olarak taze sebze ve taze meyvelerde bulunmaktadır. Bunlara birkaç örnek vermek gerekirse, domateste ve üzümde bulunan lycopen, brokolide bulunan sulforafen, havuçta bulunan beta-karoten ve E-vitamini, antioksidanlara birer örnektir. Son yıllarda çok sayıda değişik antioksidan tabletleri sunulmaya başlanmıştır. Bunların ne dereceye kadar etkili olup olmadığını kitabımın değişik bölümlerinde açıklamaya çalıştım. Bir noktayı tekrar vurgulamakta fayda görüyorum, hiçbir bitkisel etkin madde, buna antioksidanlar da dahil, tek başına yeterli ölçüde etkili değildir. Etkili olabilmesi için, o etkin maddenin beraberinde bulunan yardımcı, fonksiyonel, segonder ve medyatör maddelerin de alınması gerekir. Bu da ancak, ilgili sebzenin veya meyvenin tamamını tüketmekle mümkündür. Unutmayınız, günümüzde halen bitkilerin içerdiği etkin maddelerin ancak, %1’ ni tanıyoruz. Bu %1’ in de etki mekanizması üzerine bildiklerimiz maalesef %1’ i geçmemektedir.

 

Değerli okuyucu, antioksidanlar sadece dışardan besinler üzerinden alınmaz, vücudumuz da çok sayıda değişik antioksidan üretmektedir. Vücudumuzun kendi ürettiği antioksidanların oluşumunu artırmak amacıyla bağışıklık sistemimizi de güçlendirmemiz gerekmektedir. Kitabımda bazı bitkisel kürler önerdim. Bu kürler yeri geldikçe açıklanmıştır. Bir konuyu daha vurgulamak istiyorum, serbest radikallerin zararlı olduğundan bahsettik. Peki, vücudumuzun zararlı dediğimiz bu serbest radikallere ihtiyacı var mıdır? Evet, vücudumuzun ürettiği serbest radikallere gerçekten ihtiyacımız vardır. Nasıl mı? Vücudumuza aldığımız zararlı bir bakteriyi düşününüz. Bu bakterinin öldürülmesi için hücremiz serbest radikal üretir. Serbest radikal bu zararlı bakteriyi hücre içerisinde parçalar, parçalarını bir keseciğin içerisine depolar ve hücrenin dışına atar. Eğer, hücrelerimiz zararlı dediğimiz bu serbest radikalleri üretmeseydi, bu taktirde hücremiz içindeki savaşı bakteri kazanacak ve bakteri hızla çoğalacak ve sonunda hastalanacaktık. Peki, nasıl oluyorda serbest radikallerin bize zarar verdiğinden bahsediyoruz? Bize zarar veren serbest radikallerin kaynağı, içtiğimiz sigara, alkol, soluduğumuz kirli hava, besinler üzerinden vücudumuza aldığımız herbizitler (zirai ilaçlar) veya radyasyondan (ışın) kaynaklanmaktadır. Örneğin röntgen fliminiz çekilmeden önce çevrenizdeki insanlar dışarı çıkarılır. Çünkü, röntgen ışınları soluduğumuz havayı iyonize ederek serbest radikallerin oluşmasına neden olur. Aynı şekilde, kanser tedavisinde kullanılan ışın röntgen ışınlarıdır. Tomografi çekimi esnasında refakatçinin dışarda beklemesi gerekir. Çünkü, burada da havayı iyonize ederek serbest radikallerin oluşumuna neden olan ışın kullanılmaktadır. Yaz aylarında şiddetli güneş ışığına maruz kalmak, derimiz üzerinde serbest radikallerin oluşmasına ve hatta deri kanserine sebebiyet verebilmektedir. Vücuda alınan alkol hücrelerimizde yok edilirken, serbest radikaller ve hücre zehiri oluşmaktadır.

 

Değerli okuyucu, vücudumuzun ürettiği serbest radikallere mutlaka ihtiyacımız vardır. Vücudumuzun kendi ürettiği serbest radikaller bağışıklık sistemimiz için gereklidir. Eğer, dengeli ve sağlıklı besleniyorsak, takviye veya destekleyici olarak serbest radikalleri yok eden antioksidan tabletlerini almamıza gerek yoktur. Çünkü, ekstra alınan antioksidanlar, vücudumuzun ihtiyacı olan serbest radikalleri nötralize edeceğinden (yok edeceğinden) fayda yerine zarar verecektir. Hekiminize danışmadan bu türden tabletleri kullanmayınız. Güçlü bir antioksidan olan beta karotenin saf halde verilmesinin olumsuz sonuçları klinik deneyler ile açıklanmaya başladı bile. Özellikle sigara içenlerin saf haldeki beta-karoteni almamaları gerekir. Bunun sebepleri size hekiminiz tarafından daha detaylı açıklanacaktır. Bu noktada size bir açıklık getirmesi bakımından ayrı bir başlıkla belirtmeyi uygun buldum.

 

 

Hiçbir şey sebepsiz yaratılmamıştır. Her bitkinin ve varolan her şeyin yaradılış sebebi vardır. Yaradılış sebebi olduğuna göre, mutlaka bir vazifesi ve görevi de var demektir. Bir bitkinin, görevinin veya ne işe yaradığının araştırılması, ortaya konulması ve insanlığın hizmetine sunulması bilim adamlarının vazifesidir. Kutsal kitabımızda bakınız Allah ne buyuruyor; “Biz, hiç bir dert yoktur ki, onun çaresini de vermemiş olalım”. Bu alem sınırsız araştırma kaynaklarıyla dolu.

 

“Bitkisel Sağlık Rehberi” ni hazırlamaya başladığım sıralarda, Amerika’da beslenme üzerine bilimsel makalelerin yayınlandığı “The American Journal of Clinical Nutrition Vol. 82 No. 4, S. 879-886” dergisinin Kasım 2005 sayısında, 1168 yaşlı kişi üzerinde beta-karotenin kalp krizini önleme etkisinin araştırma sonuçlarını açıklamışlardı. Saf halde verilen beta-karotenin antioksidan özelliğinden dolayı genel sağlık durumlarını olumlu etkilediğini ve kalp krizine bağlı ölüm oranlarının düştüğünü açıkladılar. Benim bu konudaki görüşüm şudur, 1168 kişi üzerinde yapılan bu araştırmada kişilere saf halde beta-karoten verilmiştir. Beta-karotenin zengin olarak bulunduğu sebze havuçtur. Havuç kürünün kalp krizini önlemedeki gücü sadece beta-karotenin antioksidan özelliğinden kaynaklan- mamaktadır. Beta-karotenin dışında taze sıkılmış havuç suyunun içerdiği daha bir çok etkin madde kalp krizini önlemede etkili olmaktadır. Kısaca, taze sıkılmış havuç suyu kürü, saf halde alınan beta-karotenden çok daha güçlü kalp krizini önleme gücüne sahiptir.

 

Kür 1: Unutkanlığa ve Alzheimer’e karşı havuç kürü

Üç ay boyunca hergün, akşam yemeğinden iki saat sonra taze sıkılmış bir bardak havuç suyu içilecektir. Üç ay tamamlandıktan sonra haftada en fazla 2-3 defa yine akşam yemeklerinden iki saat sonra bir bardak havuç suyu içmeyi alışkanlık haline getirmek gerekir. Havuç suyunu içtikten sonra üzerine başka bir şey tüketmemeye özen gösterilmelidir Her gün akşam taze olarak hazırlanması ve fazla bekletilmeden tüketilmesi gerekir. Bir kaç günlük hazırlayıp, buzdolabında saklamayınız. Hergün taze hazırlayınız.
Bu uygulama aynı zamanda akciğer- ve deri kanserine ve de kalp krizine karşı da bir önleyicidir. Kür 1 ile havucun yukarıda bahsedilen diğer bütün özelliklerinden istifade ediyorsunuz demektir. Piyasada satılan hazır havuç suları bu amaç için kullanıldığı taktirde başarı oranı hemen hemen %70 oranında azalabilmektedir. Bu nedenle havuç suyunu mutfağınızda kendiniz taze olarak hazırlarsanız çok daha çabuk ve başarılı sonuç alırsınız.

 

Not: Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Öncelikle bilmeniz gereken nokta kullanacağınız bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, bu kitaptaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Bu kitabın içindeki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur. (Prof. Dr. İbrahim Adnan SARAÇOĞLU)

http://www.saracoglu.at/bolum.php?name=kur&kid=12&sirano=15

posted in BESLENME | 0 Comments

27th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

Şeker-Romatizma ve Isırgan

Latince adı: Urtica dioica

İngilizce: Nettle

Almanca: Brennessel

 

Özellikleri: Akciğer kanseri şeker hastaları kuyruk sokumu iltihabı saçlara parlaklık ve canlılık saçlardaki kepeğe karşı romatizma arthiritis romatizmal ağrı ve şikâyetlerine karşı alerjiye karşı direnç inflamasyonu azaltır

 

Isırgan, bugüne kadar tanıdığım bitkiler arasında en karmaşık olanıdır. Bu bitkiyi araştırırken, daha dikkatli ve sabırlı olmam gerektiğini anladım. Isırgan, birbirlerinden tamamen farklı yüzlerce bitkiye uyguladığım sistematiğime ve araştırma metodolojime kesinlikle uymuyordu. Hem kimyası hem de biyokimyası değişkenlik gösteren bir bitkidir. Bugüne kadar incelediğim ve araştırdığım hiçbir bitkiye benzemiyordu. Bir kısım etkin maddeleri, metabolitlere doğrudan etki ederken, bazı etkin maddeleri de hormonal denge üzerinden etki ediyordu. Beni, kendisini tanımamda çaresiz bırakmıştı. Yıllar içerisinde geliştirmiş olduğum sistematiğe ve sistematiğimin kurallarına adeta karşı çıkıyordu. Isırganla inatlaştığımın farkına vardım. Bana adeta, “beni tanımak için ya sistematiğini ve kurduğun sistematiğinin kurallarını değiştir ya da beni istisna kabul et” der gibiydi. Yaklaşık otuzbeş yıldır sistemli olarak geliştirdiğim ve kurduğum araştırma kurallarını ve prensiplerini değiştiremezdim. Yıkmaya veya değiştirmeye de hiç niyetim yoktu…

 

Isırgan, doğal ortamında çevre şartlarına aşırı derecede bağlı olan bir bitkidir. Yetiştiği toprağın mineral ve tuz dengesinden en çok etkilenen bitki ısırgandır. Onun iri, sağlıklı ve geniş yapraklı yapısına bakarak, “işte bu en etkili olanıdır” diye düşünüp, sakın aldanmayınız. Cılız görüpte toplamak istemediğiniz bir ısırgan, tedavi amaçlı olarak bazen daha güçlü ve etkili olabilir. Bazende cılız deyip toplamamakla doğru karar vermiş olabilirsiniz. Bunu yazmakla sizi ikilem içerisinde bıraktığımın farkındayım. Peki, tedavi gücü en etkili olanı nasıl ayırt edeceğiz?

 

Yukarıda da belirttiğim gibi ısırgan benim için en karmaşık bitki olmuştur. Araştırmalarımda beni çok fazla yormuştur. Çünkü, içerdiği etkin maddelerin bütünlüğü yetiştiği toprağın kimyasal yapısına ve asitlik derecesine (pH) çok bağlıdır. Topladığınız yerden birkaç yüz metre ilerdeki ısırgan aynı özelliğe sahip olmayabilir. Bunun nedeni, toprağın kimyasal yapısı, nem oranı ve tuz dengesi aynı alanda farklılık gösterebilir.

 

Şimdi size başka bir örnek vermek istiyorum, duvar dibinde yetişen ısırgan ile hemen birkaç metre ilerisinde ve açıkta yetişen ısırgan arasında toprağın kimyasal yapısı ve elektrolit dengesi aynı olmasına rağmen, etkin maddelerin bütünlüğü açısından önemli farklılıklar vardır. Peki, birbirlerine sadece birkaç metre uzakta olan bu iki ısırganın etkin maddeler bütünlüğü bakımından farklılıkları nereden kaynaklanıyor? Bunun sebebi, duvar dibinde yetişenin gün içerisinde güneşi daha az görmesi ve yine duvar dibinde yetişenin toprağının daha nemli olmasıdır. Duvardan sadece birkaç metre uzakta olan ısırgan ise, gün boyu güneşi daha fazla görür ve toprağı da güneşi daha fazla gördüğü için daha az nemlidir. Bu farklılıklar ısırganın etkin madde bütünlüğünü kolayca etkileyebilmektedir. Tanıdığım en karmaşık bitki derken bu özelliğini vurgulamaya çalıştım. İşte, ısırganın bu özelliğinin olması ona ayrı bir gizemlilik kazandırmaktadır. Kısaca, ısırganın etkin madde bütünlüğü hem çevre şartlarından, hem toprağının kimyasından ve neminden, hem de güneşten büyük oranda etkilenmektedir. Bu özelliği, tanıdığım başka bitkiler aynı boyutlarda göstermiyorlar.

 

Uğrunda mücadele verdiğim, savunmasını yaptığım sistematiğimden ve bu sistematiğimin kurallarından asla vazgeçmeyeceğim ve bu konuda taviz vermeyeceğim konusunda kesin kararlıydım. Ancak, onu bir istisna olarak tanımak ve kabul etmek de istemiyordum. Onun bu özelliği beni adeta yol ayrımına getirmişti. Uzun yıllar emek vererek geliştirdiğim bilimsel kurallarıma uymuyordu. Çoğu bitkide yaptığım gibi, ara vererek çalışıyordum. Çünkü, hep aynı bir bitki üzerinde çalışmak, insanı kolayca kısır döngünün içerisine itebiliyordu. En doğru olan kısa aralıklarla değişik bitkiler üzerine çalışmaktır. Bu sayede hem monotonluk hem de kısır döngü riskini yaşamaktan uzaksınız demektir. Isırgana her defasında döndüğümde, hep aynı çözümsüzlükle karşı karşıya kalıyordum. Zamanla ona ön yargılı davrandığımın farkına varmıştım. Onu iyi tanımadığıma karar vermiştim. Üzerinde daha çok çalışmam gerektiğine inandım. Eğer onu iyi tanımış olsaydım, geliştirmiş olduğum sistematiğimin onu istisna kabul etmesine gerek kalmayacaktı.

 

Isırgan türleri

Isırgan, yöreden yöreye farklı türler gösterir. Avrupa, Amerika, Asya veya Avusturalya’da hep farklı türleri vardır. Çevresinde yetişen bitki florasına bağlı olarak çok fazla yatay geçişten etkilenmektedir. Ülkeden ülkeye değişen o kadar fazla türü vardır ki, saymakla bitmez. İşte size birkaç örnek,

Urtica angustifolia (Çin, Japonya, Kore)

Urtica ardens (Çin)

Urtica atrichocaulis (Himalaya, Çin’in güney-batısı)

Urtica atrovirens (Batı Akdeniz Bölgesi)

Urtica cannabina (Asya ve Sibirya)

Urtica chamaedryoides (Kuzey Amerika)

Urtica dioica L. (Avrupa, Kuzey Karadeniz)

Urtica dubia (Kanada)

Urtica ferox (Avusturalya, Yeni Zellanda)

Urtica fissa (Çin)

Urtica galeopsifolia (Orta Avrupa, Çorum, Sivas, Yozgat)

Urtica gracilenta (Orta Amerika)

Urtica hyperborea (Karadeniz’in yüksek yaylaları, Pakistan)

Urtica incisa (Avusturalya)

Urtica kioviensis (İngiltere, Fransa, Hollanda)

Urtica laetivirens (Moğolistan, Japonya)

Urtica mairei (Himalaya)

Urtica membranace(İngiltere, Azor Adaları)

Urtica morifolia (Kanarya Adaları)

Urtica parviflora (Hindistan)

Urtica pilulifera (İtalya, Sicilya, Fransa’nın güneyi)

Urtica platyphylla (Çin, Japonya)

Urtica pubescens (İran, Rusya)

Urtica rupestris (Sicilya)

Urtica sondenii (İskandinav Ülkeleri, Rusya)

Urtica taiwaniana (Tayvan, Endenozya)

Urtica thunbergiana (Japonya, Tayvan)

Urtica triangularis

Urtica urens (Ege, Orta Avrupa)

 

Daha onlarca türü vardır. Safranbolu evlerinin arka bahçelerinde yetişen ısırgan bu bölgenin endemik bitkisidir. Özellikle, Safranbolu evlerinin arka bahçelerinde yatişen diyorum çünkü, Safranbolu evlerinin arka bahçelerinin kendine özgü bir alt yapısı vardır. Bu alt yapının toprağa kazandırdığı özellik sayesinde burada yetişen ısırgan, yıllar içerisinde evrimini tamamlayarak Safranbolu’nun endemik bitkisi olmaya hak kazanmıştır. Bu alt yapı özelliği bozulduğu taktirde, Safranbolu’ya özgü (has) endemik ısırgan da kayıp olmaya mahkumdur.

 

Değerli okuyucu, araştırma, doğru soru sorabilme sanatıdır. Araştırdığınız konu ve konuya ilişkin sorunun cevabı her hangi bir kitapta yazılı değildir. Araştırdığınız konuyla ilgili kafanızda binlerce soru veya sorular zinciri vardır. Bu sorulardan bir tanesi doğrudur. Eğer, doğru soruyu sorabiliyorsanız, alacağınız cevap da doğrudur ve sizi doğru sonuca götürür. Eğer, yanlış soru soruyorsanız, yanlış cevap alırsınız. Doğru soruyu bulup sorana kadar, bazen günler, bazen aylar bazen de yıllar geçer. Bazen de o doğru soruyu bir türlü soramazsınız çünkü aklınıza gelmez.

 

Nihayet, 2005 yılının Eylül ayında ısırganla ilgili olarak doğru soruyu sorabilmiştim. Isırganın içerdiği etkin maddeler kompozisyonu, çevre şartlarına (iklime, havanın nemine, güneşin şiddetine, güneşi alış süresine) ve de toprağın kimyasına, mikrobiyolojik florasına, asitlik derecesine, elektrolit dengesine ve toprağın nemliliğine sıkı sıkıya bağlıdır. Öyle ise, ısırganın etkin maddeler dengesini bu kadar çok etkileyen faktör varken, onun tedavi gücünden nasıl emin olabilirim? İşte, bu soru yanlış. Doğru olan soru, mademki ısırganın etkin maddeler dengesini bu kadar çok etkileyen faktör var, bu faktörlerden (parametrelerden) hangisini veya hangilerini kontrol ederek veya kontrol altında tutarak, içerdiği etkin maddeleri en etkili olan şekliyle koruyabilirim? Isırganı amaca uygun olarak yetiştirmek bizim elimizdedir. Onu yönetebiliriz. Doğru soruyu bulduktan sonra sistematiğimi değiştirmeme ve ısırganı da bir istisna olarak tanımama gerek kalmamıştı.

 

Isırganın, saçlara verdiği canlılık, parlaklık ve kepeğe karşı koruyucu etkisi bilinen en genel özelliğidir. Isırganın tarihçesinde kanser tedavisinde kullanıldığı bilinmektedir. Bunun dışında kabızlığa, astıma, gut (gout) hastalığına, romatizmal şikayetlere, bel soğukluğuna ve tüberküloza karşı kullanıldığı tarihçesi içinde bir çok yerde belirtilmiştir. Son yıllarda ısırganın tohumlarının da özellikle Avrupa’da iyi huylu prostat büyümesine (Prostate Hyperplazy) karşı tablet olarak kullanılmasına başlanmıştır. Tüm bunların yanında hemen hemen bir çok bitkide bulunan idrar söktürücü (diüretik) özellik ısırganda da bulunmaktadır. Vücuttan su atılmasında oldukça etkilidir. Su atılması esnasında elektrolit de atılmaktadır. Kısaca, vücudun tuz dengesini de etkilemektedir. Tuz dengesi denilince potasyum, sodyum, kalsiyum gibi iyonlar akla gelmelidir. Özellikle, potasyum kalp için çok önemlidir. Potasyum dengesizliği kalp ritim bozukluğuna (aritmi, ekstrasistol) neden olabilmektedir. Bu yüzden ısırgan çayını sık sık tüketenlere, ısırgana karşı ölçülü olmalarını öneririm. Çünkü, ısırgan çayını tüketen bir çok insana soru sorduğumda, aldıkları ısırgan miktarının, demleme sürelerinin ve de kullandıkları ısırganın doğru seçilmiş olmadığını gördüm.

 

Değerli okuyucu, kullanacağınız her bitkisel kürün, bitki miktarları, demleme süreleri, içim zamanları farklıdır. Bunlar doğru uygulanmadığı taktirde başarılı bir sonuç yerine olumsuz sonuçlar alınabilir. Bitkisel kürlerini öylesine yanlış uygulayan insanlar gördüm ve tanıdım ki, daha etkili olur düşüncesiyle yarım saat veya bir saat kaynatıyorlar. Böylece daha etkili olacağını zannediyorlar. Tam aksine, bu şekilde bitkinin tüm şifa veren gücünü ortadan kaldırıyorlar.

 

Benim, ısırgan üzerinde yaptığım çalışmalarımda üzerinde durduğum nokta, ısırganın akciğer kanserine karşı olan etkisini daha da artıracak olan ikinci bir promotor veya stimule özelliği olan bitkiyi aramaktı. Aşağıdaki tablodan da görüleceği gibi ısırganın kanseri önleyici, tümörü yok edici ve de vücudumuzdaki kanserojen maddeleri uzaklaştırma gücü var. Bu gücü, tek bir etkin maddeden kaynaklanmamakdadır. Isırganda kansere karşı savaşan en az onbeş tane birbirinden farklı etkin madde bulunmaktadır. Ancak, bu gücü çoğu zaman yeterli olmamaktadır. Bunun nedeni, ısırganın içerdiği etkin maddelerin vücudumuz tarafından yeterli düzeyde absorbe (emilmek) edilememesidir.

 

Akciğer kanserinin tedavisinde, tek başına ısırganın başarılı olma gücü çok çok azdır. Isırganın tek başına akciğer kanserini tedavi etmekteki gücü bir milyonda bir civarındadır diyebilirim. Yani, bir milyon akciğer kanseri hastasından bir tanesini tedavi edebilir. Bu da çok az bir orandır. Birbirinden çok farklı özellikte etkin madde içeren ısırganın akciğer kanserine karşı hem önleyici hem de tedavi edici gücünü arttıran bitki ebegümecidir. Isırgan-Ebegümeci karışımı bazı akciğer kanseri hastalarında tedavi başarı oranını %3 – 5’e kadar yükseltebilmektedir. Yani %3-%5 oranında akciğer kanserini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu noktada çok sık karşılaştığım sorulardan bir tanesi de neden bazı akciğer kanseri hastalarında tedavi gücü var ama bazılarında yok? Bunun en önemli nedeni genetik yapıda gizlidir. Çünkü, hücre içerisinde bulunan genler, o hücrenin metabolizmasını kontrol etmektedir.

 

Unutmayınızki, hiçbir insanın genetik yapısı bir başka insanın genetik yapısına benzemez. Bir insanın bir başka insana tıpa tıp (%100) benzemesi mümkün değildir. Bu kişiler aynı yumurta ikizi dahi olsa birbirleri ile aynı genetik yapıya sahip değillerdir. Her insan orjinal olarak yaratılmış olup, özdeşi yoktur. İşte, genetik yapının farklı olması demek, hastalığın seyrinin de farklı olması demektir.

 

Hemen belirtmekte fayda görüyorum; tek başına ebegümeci bitkisinin de akciğer kanseri üzerinde önleyici, durdurucu veya tedavi edici bir etkisi yoktur. Ebegümeci, ısırganla karıştırıldığı zaman ısırganın kansere karşı etkin olan maddelerinin vücudumuz tarafından emilmesini arttırıcı ve bu etkin maddelere medyatör ve işlevlerini arttırıcı rol oynamaktadır. Isırganın ülkemizde ve dünyada çok değişik çeşitleri vardır. Mühim olan doğru ısırgan türünü bulmaktır. Isırganın küründen amaca uygun olarak faydalanabilmek için ısırganın çiçek açmadan önce toplanması gerekir. Isırgan toplandıktan sonra köklerinden iple bağlanarak asılıp (yaprakları aşağıya doğru) havadar ve gölge bir ortamda kurutulması gerekir.

 

Değerli okuyucu, yeri gelmişken vurgulamak istediğim bir nokta da şudur, ısırganla ilgili bu yazının ilk paragrafında ısırganın çok kolaylıkla etkin madde spektrumunun toprağın pH’ına (asitlik derecesi) ve elektrolit dengesine ve güneşe bağlı olarak değiştiğini belirtmiştim. Her nekadar ısırgan doğru zamanda toplansa bile, etkin madde bütünlüğünün toprağa ve güneşe olan bağımlılığı önemli bir noktadır. Isırgan kesinlikle hassas bir bitki değildir. O sadece, etkin madde bakımından çok değişken bir bitkidir. Onun bu değişkenliği toprağa, güneşe, yağış debisine, vb. sıkı sıkıya bağlıdır. Isırgan demek istiyorki, “benim yetiştiğim toprağın özelliğini ve üzerime düşen güneş ışığını öyle kontrol ediniz ki, siz insanlara en iyi şekilde, amacınıza uygun olarak hizmet vereyim”. Doğru toprakta, doğru yağış alanında ve doğru güneş ışığında yetişmiş olanları öylesine tedavi ve önleyici gücüne sahiptir ki, adeta mucize yaratırlar.

 

 

Tablo: Isırganın yapraklarında ve saplarında bulunan temel etkin maddeler

formic acid

flavonoids

histamine,

sterols

serotonin

tannins

choline

acetophenone

friedelins

linolenic acid

carotenoids

agglutinins

 

 

Lycopen maddesinin etki farklılığı

Karpuz, domates, soğan ve ısırganda bol miktarda bulunan lycopen, prostat, rahim, idrar kesesi ve meme kanserlerine karşı önleyici, koruyucu ve tedavi edici güce sahip bir maddedir. Ancak, lycopenin bu kanser türlerini önleyici gücü tedavi gücünden çok daha fazladır. Değerli okuyucu bir hastalığı önlemek onu tedavi etmekten çok daha kolaydır.

 

Yeri gelmişken bir noktaya açıklık getirmek istiyorum, son birkaç yıldan beri lycopen moda bir kelime haline geldi. Lycopen maddesi öyle sanıldığı gibi tek başına ve doğrudan etkili bir etkin madde değildir.

 

Isırganda, domateste ve soğanda bulunan lycopen hep aynı lycopendir. Peki, farklı olan nedir? Farklı olan nokta, lycopenin soğanda, domateste veya ısırganda bulunmasındaki etki farklılığındadır. Lycopenin etki mekanizmasını farklı kılan bulunduğu bitkiye bağlıdır. Soğanda bulunan lycopen aynı lycopendir ancak, soğanda bulunan medyatör ve fonksiyonel maddeler domateste yoktur, bu çok önemli bir fark ve ayrıcalıktır. Aynı şekilde domateste bulunan medaytör ve fonksiyonel maddeler de soğanda yoktur. Bu nedenle soğanda bulunan lycopenin etkisi ve endikasyonları farklıdır. Ve yine domateste bulunan lycopenin etkisi ve endikasyonları da farklıdır.

 

Domateste bulunan lycopen maddesinin endikasyonları (etki ettiği hastalıklar) kendisinde bulunan medyatör ve fonksiyonel maddelerden dolayı farklıdır. Şöyle de açıklayabiliriz, domates kürünü uyguladığımız zaman, domateste bulunan medyatör ve fonksiyonel maddeler lycopeni spesifik olarak farklı bir organa yönlendirirken, soğanda bulunan medyatör ve fonksiyonel maddeler domatestekinden farklı olduğu için, lycopeni spesifik olarak farklı organlara yönlendirir.

 

Buna bir örnek vermek gerekirse, domates kürü uygulandığında lycopen gözlere, kalbe ve idrar torbasına yönelik etkisini gösterir. Soğan kürü uygulandığında ise, prostata ve karaciğer metabolizmasına yönelir ve orada ağırlıklı olarak etkisini gösterir. Buradan çok önemli bir sonuç çıkmaktadır. Saf halde lycopen etkin maddesini tablet olarak aldığımızda lycopen nereye yönelecektir ve hangi endikasyonu gösterecektir? Lycopen saf halde olduğu ve medyatör ve de fonksiyonel etkin maddeleri yanında bulunmadığı için yönlendirilemeyecek ve de istenilen endikasyonuda (etkiyi, etkili tedaviyi) göstermekte zorlanacaktır. Bu zorlanma insan vücudunda yan tesir olarak çeşitli reaksiyonların ortaya çıkmasına veya da hemen hemen hiçbir etki gösteremeden vücuttan dışarı atılmasına neden olacaktır.

 

Unutmayınız, alınan her etkin maddenin vücutta belli bir kalış süresi vardır. Eğer, bir etkin maddeyi yardımcı etkin maddeleri (medyatör, fonksiyonel, ikincil yardımcı maddeler) ile beraber vücudumuza alırsak kısa sürede hem doğrudan gideceği dokuyu veya organı bulur hem de kısa sürede etkisini gösterir. Tablet formunda olan bitkisel kökenli tabletler, saflaştırılarak elde edildiklerinden ve de katkı maddeleri de içerdiklerinden, yardımcı ve fonksiyonel yardımcı etkin maddeleri içermemektedirler. Çünkü, tablet haline getirlirken çok sayıda yardımcı ve fonksiyonel madde uzaklaştırılmaktadır. Bir bitkiyi doğal olarak kullanmakla onun tabletini kullanmak arasında mukayese dahi edilemeyecek kadar büyük farklar vardır. Memleketimiz hemen hemen her ürünün doğal olarak yetiştiği mükemmel bir ülkedir. Hedef, hep doğal ürünü kullanmak olmalıdır. Böyle zengin bir ülkede yaşıyor olmak gurur verici ve bundan dolayı da Allah’a şükrediyorum.

 

Bu noktada önemle belirtmek istediğim bir sonuç daha ortaya çıkmaktadır. Bitkilerin ana etkin maddelerini (lycopen, quercetin, beta-karoten, agglutinin gibi) saf halde örneğin, tablet olarak tüketmeyi tercih etmeyiniz. Daha ziyade o bitkiyi bir bütün olarak düşününüz. Ana etkin maddelerinin etkilerini gösterebilmesi için de mutlaka yardımcı maddelerini de vücudumuza almak zorundayız. Bunun yoluda o bitkinin doğru hazırlanacak ve doğru tüketilecek kürü ile mümkündür. Bu size iki önemli avantaj sağlayacaktır. Birincisi, başarılı bir kür uygulamış olacaksınız, ikincisi ise, paranız cebinizde kalacaktır. Doğru bitkiyi aktarlardan birkaç YTL’ ye satın alabilirsiniz.

 

Dikkat!: Menopoz dönemindeki bayanlar

Menopoz dönemine girmekte veya girmiş olan bayanların ısırgan tüketiminden ve ısırgan küründen uzak durmaları gerekir. Isırgan, östrojen hormonunun üretimini baskılama (inhibe etme) gücüne sahiptir. Başka bir ifade tarzıyla, ısırganın östrojen hormon üretimini yavaşlatma gücü vardır. Menopoz dönemine girmekte olan veya girmiş olan bayanlarda östrojen hormon üretimi zaten yavaşlamaktadır. Bu durumda birde ısırgan tüketimi veya kürü uygulandığı taktirde, östrojen üretimi daha da fazla inhibe edileceğinden, yani, daha da az üretileceğinden, menopoz dönemindeki bayanların şikâyetlerini artırıcı etkisi olacak demektir.

 

Kısaca, ısırgan tüketimi veya ısırgan kürünün uygulanması menopoz dönemindeki bayanlar için kontra endikedir (ters etkili, zıt etkili) . Östrojen dengesi ile kalsiyum dengesi adeta iki kardeş gibidir. Menepoz döneminde üretimi azalmaya başlayan östrojen hormonu, kemiklerden kalsiyumun atılmasına neden olur.

 

Erkeklerde iyi huylu prostat büyümesi ve ısırgan kürü

Bayanlarda nasıl menopoz dönemi varsa erkeklerde de androgen dönem vardır. Erkeklerin androgen dönemi gerek psikolojik olarak gerekse de genel sağlıkları açısından, kadınların menopoz dönemlerine göre oldukça rahat geçmektedir. Yaklaşık kırk yaşından sonra erkeklerin %40’ ında iyi huylu prostat büyümesi gelişmektedir. Altmış yaşına gelmiş erkeklerin yaklaşık %60’ ında iyi huylu prostat büyümesi gözlenmektedir. Kadınlarda görülen menopozun temel nedeni östrojen hormonudur. Erkeklerde görülen androgen dönemin temel sebebi de yine hormonal olup testosteron hormonudur. Erkekler kadınların aksine androgen dönemlerinde ve iyi huylu prostat büyümesine karşı (benigne prostate hyperplazy), ısırgan kürünü hem bir önleyici hem de yardımcı tedavi olarak uygulayabilirler. Çünkü, erkeklerin ileri yaşlarında ortaya çıkan testosteron hormonunun dihydrotestosterona dönüşümünü baskılamaktadır (inhibe etmektedir). Erkeklerin yaşı ilerledikçe, testosteronun dihydrotestosteron’a dönüşümü artmaktadır. Bu artış, prostat hücrelerinde büyümeye neden olmaktadır. Isırgan kürü, iyi huylu prostat büyümesini (bph), dihydrotestosteron üretimini frenleyebilmektedir (inhibe ederek). Bu sayede ısırgan kürü bph hastaları için iyi bir destekleyici ve iyi bir önleyicidir.

 

Tablo: Isırganda bulunan bazı etkin maddelerin özellikleri

hypotensive

tansiyon düşürücü

immunostimulant

bağışıklık sistemini güclendirici

spermigenic

sperm artırıcı

vulnerary

yara iyileştirici

antiobesity

şişmanlamaya karşı

laxative

müshil

antimigrene

migrene karşı

antibacterial

bakterilere karşı

antiseptic

antiseptik

analgesic

ağrı kesici

cancer preventive

kanser önleyici

antitumor

tümöre karşı

hypoglycemic

şeker düşürücü

antiacne

sivilcelere karşı

antiasthmatic

astıma karşı

antifatigue

yorgunluğa karşı

antihepatotoxic

karaciğer arındırıcı

antihypercholesterolemic

kolestrol düşürücü

anticancer

kansere karşı

hypoglycemic

kan şekerini düşürücü

antioxsidant

antioksidan

antiprostatic

prostat rahatsızlıklarına karşı

hepatoprotective

karaciğeri koruyucu

antieczemic

egzamaya karşı

antianemic

kansızlığa karşı

vasodilator

damar genişletici

antidepressant

depresyona karşı

diuretic

idrar söktürücü

antiviral

virüslere karşı

antiinflammatory

enfeksiyonlara karşı

antiaging

yaşlanmaya karşı

 

Yukarıdaki tabloda belirtilmiş olan özellikler aynı anda çok az bitkide bulunur. Her insanın yılda bir veya iki defa yapacağı ısırganotu kürü. vücudunu ve bazı organlarını arındırmış ve aynı zamanda da bir çok rahatsızlığa karşı da kendisini korumuş olur. Yılda bir veya iki defa yapılacak onbeş günlük kürlerin nasıl uygulanacağı aşağıda belirtilmiştir. Isırgan, Allah’ın insanlara sunduğu sonsuz nimetlerinden biridir.

 

Isırganın, pankreas bezini uyarıcı etkisi olduğu genel olarak bilinen bir özelliğidir. Bu özelliğinden dolayı kan şekerini düşürücü ve dengeleyici etkisi de vardır. Pankreası uyarması demek, insulin hormonunun daha çok salgılanması anlamına gelir. Insulin hormonu, pankreas tarafından yeterli düzeyde salgılana biliyor ise, kan şekeri de yeterli düzeyde (normal sınırları içerisinde) kontrol altında tutulabiliyor demektir. Bazı şeker hastaları, ısırganın kan şekerlerini düşürmekte veya dengelemekte hiçbir etkisinin olmadığını söylemişlerdir. Böylesi bir durum beni, ısırganı tekrar tekrar başa dönerek araştırmaya yöneltmiştir. Bu ayrıcalığın nedenini bulmam gerekiyordu. Neden bazı şeker hastalarında etkili ol muyordu? Bu ayrıcalık niye? Her zaman söylerim, hastalık yoktur hasta vardır. Hiçbir insanın metabolizması, bir başka insanın metabolizması ile aynı değildir. Detaya inildiği zaman her insanın metabolizması farklılıklar gösterir. Yani, farklı çalışır. Bu nedenle ısırganın her şeker hastasında aynı oranda kan şekerini düşüremeyeceği sonucu da doğaldır. Kısaca, her şeker hastası için ısırgan etkili olmayabilir. Bu durum modern tıbbın tedavi yöntemlerinde de aynıdır.

 

Bir hastaya uygulanan tedavi bir başka hastada hiç cevap vermeyebilir. Tıpkı, interferon tedavisinin her hepatit hastasında etkili olmadığı gibi. Günümüzde interferon tedavisinin başarı oranı ancak %25 civarındadır. Öyle ise, ısırgan da her şeker hastasında etkili olmayabilir. Yani, bazı şeker hastalarında etkili olabilir bazılarında ise etkili olmayabilir. Tam bu noktada ısırganın bazı şeker hastalarında, metabolizma farklılıklarından dolayı etkili olamayacağı kararını vererek, araştırma-larımı sonlandıracaktım ki, ısırganın çevre şartlarına ne denli bağlı olduğunu son bir defa değerlendirdikten sonra karar vermem gerektiği sonucuna vardım. Çünkü, ısırganın tedavideki gizemliliği (sırları) toprağına, iklim şartlarına ve doğrudan aldığı güneş ışığı miktarına sıkı sıkya bağlıydı.

 

Isırgandan fayda görmemiş şeker hastaları ile görüşmemin hiçbir anlamı yoktu. Çünkü, bu hastalar ısırganı aktarlardan satın alıyorlardı. Aktarlar da toplayıcılardan alıyorlar. Aktar, satın aldığı ısırganın hangi yöreden ve hangi mevsimde toplandığını nereden bilebilir ki? Isırganın kaynağını araştırarak harekete geçmek yolu kapanmıştı. Bu şartlar altında tek bir yol kalıyordu, ısırganı tekrar kendim araştırmam ve incelemem gerekiyordu. Önce, mevsime bağlı ısırganı araştırmakla işe başladım. Hayatımda hiç bu kadar şanslı olduğum olmamıştım. Daha ilk kararımda, beni doğru sonuca ulaştıracak soruyu sorabilmiştim.

 

Her zaman bu kadar şanslı olmayabiliyorum. Sonbahardan kışa geçiş dönemindeki ayda toplanan ısırgan etkin maddeler bakımından çok ayrıcalıklı idi. Şeker hastaları için bu aylarda toplanan ısırgan en doğru olanıydı. Bu çalışmamda neden bazı şeker hastalarının ısırgandan faydalanamadıklarını ortaya koyabilmiştim. Şimdi, bunun bilimsel nedenlerini aşağıda “şeker hastaları ve ısırgan” başlığıyla açıklamak istiyorum.

 

Değerli okuyucu, ısırgan öylesine bir nimettir ki, onu amaca uygun olarak yetiştirmek bizim elimizdedir. Isırganın, çevre koşullarına aşırı derecede bağlı olarak etkin madde spektrumunu değiştirmesi, bir dez avantaj değil aksine çok büyük ve önemli bir avantajdır. Çünkü, çevre koşullarını kontrol ederek ve dilediğimiz şekilde ona hükmederek etkin madde spektrumunun denetlenmesi imkanını bizlere sunuyor. Isırgan üzerine çalışan ve çalışacak olan genç araştırma-cılara yollarının açık olmasını diliyorum.

 

Şeker hastaları ve ısırgan

Sonbahar mevsiminin sonlarına ve kış aylarının ilk dönemlerine doğru yetişen ısırganın ayrıcalığı vardır. Özellikle bu bir aylık dönemde toplanan ısırganın (Urtica dioica) rhizome’larında, yapraklarında ve yaprak saplarında isolectin adı verilen kompleks bir karışım (grup) oluşmaktadır. Heterojen yapılı bu grup, glycoprotein özelliği taşımaktadır ve kimyasal yapıları birbirlerinden tamamen farklıdır. Kimyasal yapılarındaki bu farklılıklar aminoasit dizilişlerinden kaynaklanmaktadır. Kimyasal yapıları çok farklı olmasına rağmen, hepsinin biyokimyasal olarak etkisi aynıdır. Bu ortak tarafları da farklı şeker moleküllerini tanımaları ve tanıdıkları bu şeker moleküllerini de kendilerine bağlamalarıdır. Şeker hastalarının kanında yükselmesi istenmeyen şekerin adı glukoz’dur (kan şekeri). İşte, söz konusu aylarda toplanan ısırganın kürü doğru uygulandığında kan şekerini bağlayarak, kandaki şekerin düşürülmesinde etkin rol oynayabilmektedir. Değerli okuyucu, bu çalışmamda ısırganın kan şekerinin düşürülmesinde iki farklı etkisinin olduğunu gördüm. Bunlar sırasıyla,

 

1. Isırgan, pankreası uyararak daha fazla insulin hormonu salgılatıyor

2. Isırgan, kandaki şekeri (glukoz) kendisine bağlıyor.

 

Kısaca, ısırganın aynı anda iki farklı etkisi olmaktadır. Bir taraftan pankreası uyararak kan şekerinin kontrolünü destekliyor. Diğer taraftanda kanda bulunan glukozu kendisine bağlayarak, glukozun düşüşünü sağlıyor. Bazı şeker hasta-larının pankreası az çalışmaktadır. Yeterli oranda insulin hormonu salgılaya-mamaktadır. Bu tip şeker hastalarının pankreasını uyararak kan şekerlerinin düşmesine yardımcı olmaktadır.

 

Dikkat: Hypoglysemi hastalarının (kan şekeri düşük olanlar veya ani kan şekeri düşüşü yaşayanlar) hekimlerine danışmadan kesinlikle ısırgan kürünü uygula-mamalarını, ısırgan çorbası veya salatasını tüketmemelerini öneririm.

 

Radyoterapi veya kemoterapi almış hastalar dikkat:

Radyoterapi (RT) ve/veya kemoterapi (KT) alan hastalarda panzitopeni çok sık görülen bir tablodur. Panzitopeni, kandaki alyuvarların (eritrozit) azalması, akyuvarların (lökosit) azalması ve kansızlığın (anemi) gelişmesidir. Panzitopeniye düşen hastanın bağışıklık sistemi zayıflamış demektir. RT ve KT alan hastaların çoğunda trombozit (platelet) seviyesi de düşmektedir. Isırgan bu hastalarda trombozit seviyesinin daha da düşmesine neden olduğundan, kullanılmaması gerekir. Unutmayınız, trombozit seviyesinin düşüklüğü, iç kanama veya dış kanama riskiyle doğru orantılıdır. Peki, hiç mi ısırgan kullanılmamalıdır? Kan tahliline bakılarak hareket edilmesi gerekir. Eğer, trombozit (PLT) seviyesi normal değerinin altında seyrediyor ise, kullanılmamalıdır.

 

Isırganın, daladığını (deride kaşıntıya ve yanma duygusuna sebep olduğunu) hemen herkes bilir. Isırgan bitkisinin üzerindeki tüylerde alerjiye ve yanmaya neden olan bileşikler (kimyasallar) formik asit, histamin, seretonin, acethylcolin, 5- hydroxy tryptamine ve diğer bazı iritant’lardır (tahriş ediciler). Dalama özelliği pişirildikten veya kurutulduktan sonra kaybolur. Isırgan otunun genç (taze) olanları hem besleyici hem de yemeği yapıldığında daha lezzetlidir.

 

Kuyruk sokumunda kıl dönmesi (kist dermoid sakral)

Kuyruk sokumunda zaman zaman beliren çıbanlara, halk arasında kıl dönmesi denmektedir. Tıp dilinde kist dermoid sakral olarak adlandırılır. Kuyruk sokumunda bulunan kıl kökleri oturma veya giydiğiniz kıyafetin sürtmesi gibi etkenler ile içe doğru döner ve kıl deri altına doğru büyümeye başlar. Deri altında zamanla oluşan kıl yumağı bu bölgede kistik bir yapı oluşturur. İşte bu bölgenin iltihaplanması cerahatli bir çıbanın ortaya çıkmasına neden olur. Kendiliğinden ya da yardımla patladığı zaman içindeki cerahat boşalır, ancak kistik yapı ve kıl yumağı içeride kaldığı için olay tekrar tekrar ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda ısırgan lapası mükemmel bir yardımcıdır. (Bakınız: Kür 3) Kıl dönmesine karşı şikayeti olan Çankırı’lı bir hasta, kitabımdaki ısırgan kürünü uyguladıktan sonra bakınız ne anlatıyor, “ hocam, yıllardır kuyruk sokumumdaki kıl dönmesine bağlı iltihaplan-madan ve ağrıdan çektiğimi bir Allah, bir de ben bilirim. Ne zamanki, kitabınızı okudum ve oradaki ısırgan lapasını uyguladım ve şifa buldum. Her uygulayışımda topak topak siyah kıl yumakları çıktı. O kadar çok çıktı ki, hayret ettim. Size minnettarım, yıllardır çektiğim bu dertten kurtuldum.”

 

Değerli okuyucu, ısırgan lapası kürünü kullanıp başarılı sonuç almış o kadar çok insan var ki, küçük bir kıl dönmesi, insanın tüm yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Ne rahat oturabilirler, ne de sızıları diner. Bazen öylesine rahatsız edicidir ki, insanı çalışamaz hale getirebilir. Şüphesiz ki, bir çözümü de ameliyattır. Hekiminize bu konuda danışınız. Bazen ameliyat da çözüm olamamaktadır, çünkü, tekrar nüks etme ihtimali de vardır.

 

Isırgan aynı zamanda zirai ilaç olarak da kullanılabilir. Taze ısırganın yapraklarını ve saplarını 24 saat suyun içerisinde bekletirseniz, içerdiği formik asit suya geçer. Bu suyu maytlara (mite) ve yaprak bitlerine (aphids) karşı başarı ile kullanabilirsiniz. Formik asit, zirai ilaç sektöründe organik pestizid olarak bilinmekte ve kullanılmaktadır.

 

Romatizma ağrılarının olduğu bölgeye uygulayacağınız ısırgan lâpası ağrı kesici ve tedavi edici özelliğe sahiptir. Onun bu gücünden istifade edebilmek için haftada iki-üç defa uygulanması gerekir. Kürün uygulama şekli Kür 4 de verilmiştir. Bu kürü uygularken taze ısırganı kullanmak daha etkilidir. Eğer, kurutulmuş ısırgan kullanılacaksa, aktarlardan satın alırken en azından o yılın ürünü olmasına dikkat ediniz. Kurutulmuş ısırganın, kök kısımlarını içermediğine ve çiçek açmış olmamasına dikkat ediniz. Eğer satın alacağınız ısırgan aynı zamanda çiçeklerini de içeriyor ise, o ısırganı satın almayınız. Çünkü, ısırganın bu uygulamada çiçek açmadan önce toplanmış olması gerekir. Romatizmaya ve arthiritis’e karşı ısırganın tedavi edici gücü olduğu çok sayıda yapılan klinik deneyler ile kanıtlanmıştır. Ancak, onun hazırlama ve uygulama şekline uyulması başarı oranını artırmaktadır. Özellikle de yetiştiği çevre şartları ve toprağının kimyasal yapısı da dikkate alınmalıdır.

 

Isırganın toplama zamanı da çok önemlidir. Tedavi amaçlı kullanılacak olan ısırganın çiçek açmadan önce toplanması gerekir. Bazı hastalıklarda ısırganın sadece çiçeklerinin kullanılması veya da çiçek açtıktan sonra toplanmış olma şartı da vardır. Isırgan zengin beta-karoten, C- ve E-vitamini kaynağıdır.

 

Kür 1: Akciğer kanserini önleyici ve tedavi edici

Yarım litre kaynamakta olan suyun içerisine bir tutam ebegümeci (yaklaşık 4-5 gram) ve bir tutam da ısırgan (yaklaşık 4-5 gram) atınız. Hafif ateşte ağzı kapalı olarak 4 dakika haşlayınız. Ilıdıktan sonra mutlaka süzerek bitkileri ayırınız. Aç karına sabah ve akşam bir çay bardağı içiniz. Aç karna içtikten en az yirmi dakika sonra yemek yemeye başlanabilir. Önleyici kür olarak haftada 3-4 gün uygulanır ve bir ay devam edilir. Yılda en az iki defa uygulanır. Kanserli hastalarda ise üç ay boyunca hergün hiç ara vermeden günde bir su bardağı içilerek devam edilir.

Üç ay tamamlandıktan sonra 15 gün ara verilir ve tekrar 3 ay boyunca bir gün atlayarak bir su bardağı içilir. Daha sonraki günlerde zaman zaman uygulanır.

Dikkat:

Her iki bitkinin de aynı şartlarda kullanılması gerekir. Ya her ikisi de kurutulmuş veya her ikisi de taze olarak kullanılmak zorundadır. Birini taze olarak, diğerini kurutulmuş olarak kesinlikle kullanmayınız. Kullanma aşağıdaki şekilde olmalıdır:

 

Birinci hafta bir gün arayla, sabah ve akşam aç karna

İkinci hafta iki gün arayla, sabah ve akşam aç karna

Üçüncü hafta üç gün arayla, sabah ve akşam aç karna

Dördüncü hafta dört gün arayla, sabah ve akşam aç karna

Beşinci haftadan itibaren haftada bir defa sabah ve akşam aç karna birer çay bardağı içilecek.

 

Kür 2: Saçlara canlılık ve parlaklık vermek ve kepeği önlemek

Bu amaçla ısırgan otunu kuru veya taze olarak kullanabilirsiniz. Bir tutam ısırgan otunu (yaklaşık 4-5 gram) 750 ml kaynamakta olan suda dört dakika hafif ateşte haşlayınız. Soğuduktan sonra süzünüz. Eğer saçlarınız temiz ise ısırgan otu suyu ile yıkayınız. Yarım saat etki ettiriniz. Daha sonra sadece su ile yıkayıp kurulayınız. Eğer saçınız kirli ise önce şampuan veya sabunla yıkayınız. Daha sonra hazırladığınız ısırgan otu suyunu saçlarınıza yarım saat etki ettiriniz ve sadece suyla yıkayıp kurulayınız. Bu uygulama ile saçlarınıza, canlılık, parlaklık kazandırmış olursunuz. Aynı zamanda kepeklenmeyi de önlemiş olursunuz.

 

Kür 3: Kuyruk sokumu iltihablanmasına karşı

Kurutulmuş ısırganı çok az suda beş dakika haşlayıp lapasını yapınız. Ilıdıktan sonra on–onbeş dakika üzerinde bekletiniz. Lapayı ince tülbente sararak da yaranın üzerine on-onbeş dakika koyabilirsiniz. Bu işlemi yara kapanana kadar haftada iki-üç defa tekrar edebilirsiniz.

 

Kür 4: Romatizma ağrılarına karşı

Çok az suda beş dakika haşlayarak lapası yapılır. Hazırlanmış olan bu ısırgan lâpası çok sıcak olmamak şartıyla tülbente sarılarak romatizma ağrısının olduğu bölgenin üzerine konularak onbeş dakika etki ettirilir. Haftada iki-üç defa uygulanır. (Prof. Dr. İbrahim Adnan SARAÇOĞLU)

http://www.saracoglu.at/bolum.php?name=kur&kid=43&sirano=18

posted in BESLENME | 0 Comments

27th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

Nefes Darlığı ve Keçiboynuzu

Latince: Ceratonia siliqua L.
İngilizce: Carob, St.John’s Bread, Locust bean
Almanca: Johannisbrot
Özellikleri:

nefes darlığı

alerjik nefes darlığı

soğuk alerjisi

iktidarsızlık

akciğer ödemini yok edici

balgam söktürücü

akciğer kanserini önleyici

hareketli sperm sayısını artırıcı

astıma karşı

ishale karşı

kabızlığa karşı

 

İngilizcesi her ne kadar “carob” ise de, genelde “St.Johns Bread” olarak bilinir. Almanca’sı da “johannisbrot” dur. Her iki lisanda da “Yakup Peygamberin Ekmeği” anlamına gelir. Yakup peygamberin çölde ekmek yerine tükettiği bir meyvedir. Yaklaşık 5000 yıldan beri bilinen bir meyvedir. Birkaç yüzyıl öncesine kadar yapılan tatlılarda ağırlıklı olarak harnup kullanılırdı veya şeker yerine yenilirdi. Günümüzdeki beyaz şeker üretiminin başlaması ile bu kültür ve sağlıklı beslenme yapısı yok olmuştur. 1930 yıllarında İspanya’daki savaş esnasında çocukların sağlıklı beslenebilmelerini koruyabilmelerinde keçiboynuzu tüketiminin önemi çok büyük olmuştur. İkinci Dünya Savaşında Alman’ların işgalinde olan Yunanistan adalarında yaşamakta olan halk, açlık tehlikesini keçiboynuzu sayesinde aşmışlardır. Harnup ağacı ilk 15 yıl hiç meyve vermeyen bir ağaçtır. Yetişkin bir ağaç 1000 kiloya kadar meyve verebilmektedir.

 

Keçiboynuzunun içerdiği çekirdeklerin her biri 0,2 gram gelir. Bu çekirdeklerin ebatlarına bakılmaksızın her biri aynı ağırlıktadır. Yani, tek bir harnup çekirdeği 0,2 gram ağırlığındadır. Bu 0.2 gram ağırlık neden bu kadar mühim diye soracak olursanız, cevabı eski çağlara kadar dayanır. Antikçağda ve daha öncesinde altın ve kıymetli taşları hassas olarak tartabilmek için keçiboynuzunun çekirdekleri kullanılmıştır. Günümüzde de 0,2 gramın karşılığı 1 Karat olarak kullanılmaktadır. Kıymetli taş veya metal satanların kullandıkları 1 Karat buradan gelmektedir. Karat kelimesi keçiboynuzunun (harnup) latince adı olan “Ceratonia” dan türetilmiştir. Beş tane keçiboynuzu çekirdeği 1 gram ağırlığındadır.

 

Yıllar içerisinde insanlar harnupun beslenmedeki önemini unuttular. Çeşit çeşit hazır besinler tüm süper -marketlerde insanın hizmetine sunulurken, tabii (doğal) beslenme gelenekleri ve alışkanlıkları da yavaş yavaş ortadan kalkmıştır. Son bir kaç yıldan beri tekrar eskiye dönüş yolları aranmaya başlandı. Avrupa’da “reformhaus” veya “bioladen” adı altındaki marketlerde zirai ilaç ve sunni gübre kullanılmadan yetiştirilen meyve ve sebzeler ayrıcalıklı olarak satılıyor. Hem de nerede ise gösterişli sebze ve meyvelerin iki katı fiyatına. Bizde de durum pek farklı değil.

 

Aynı şekilde, kepeğini içeren pirinç, normal pirinç fiyatının hemen hemen ikibuçuk misli fiyatla satılıyor. Halk pazarlarına giden insanlarımız satın alacakları sebzenin yayla sebzesi olup olmadığını sorup öyle alıyor. Onların “yayla”dan kastettikleri, hormonsuz sebze. Yoksa, aradıkları sebzenin gerçekte yüksek yaylalarda yetişmiş olması değildir. Örneğin, yayla domatesi, hormonsuz domates olarak algılanıyor. Gerçekten de hormonsuz olarak yetiştirilen domatesin tadı, içerdiği proteinlerin ve etkin maddelerin oranlarıda farklı. Biz tekrar harnup’a dönelim. Akdeniz bölgesinin sahil şeridindeki memleketlerden İtalya, İspanya, Kıbrıs ve Türkiye’de bol miktarda yetişmektedir. Keçiboynuzunun ortalama %35’i düşük moleküler yapılı karbonhidratlardan oluşur. Yine yaklaşık %40’ı yüksek moleküler yapılı nışasta içermektedir. Yağ oranı ise oldukça düşük olup ancak %1’dir.

 

Kakaonun yerine kullanılabilen en mükemmel çözümü getirmiştir. Kakaoda bulunan kafenoid’leri içermez. Örneğin, keçiboynuzunda theobromin yoktur. Kakaoda yüksek miktarda bulunan yağ, harnupta sadece %1’dir. Kakaoda bulunan birkaç tane etkin madde migreni tetikleme özelliğine sahiptir. Migren şikâyeti olanlar genelde çikolataya karşı açlık duymaya başladıklarında migren ağrılarının başlama devresine girmişler demektir. Unutmayınız ki, çikolatanın temel maddesi kakaodur. Kakao’ya karşı alerjisi olanlara ideal bir alternatif çözüm getirmektedir. Eğer, kakao’ya karşı alerjiniz var ise, keçiboynuzunu rahatlıkla tercih edebilirsiniz. Unutmayınız ki, kakao vücudumuzda alerjiye neden olan antikor üretimine sebep olmaktadır. Bu nedenle alerjiye yatkınlığı olanların veya alerjik reaksiyonları olanların kakao tüketiminde ölçülü olmalarını tavsiye ederim. Kakaolu kek veya pastaları tüketirken de ölçülü olmak gerekir. Özellikle okul çağındaki çocukların severek tükettikleri kakaolu süt ve ürünlerinde dikkatli olunuz. Eğer, çocuğunuzda alerjik şikâyetler var ise ve alerjiye bağlı diğer rahatsızlıklar söz konusu ise (örneğin astım gibi) kakolu besinlere karşı ölçülü olmakta büyük faydalar vardır. Kakaoya karşı alerjisi olan (alerji tipi-IgE) çocuklar için keçiboynuzu mükemmel bir alternatiftir. Keçiboynuzunun kakao karşısındaki diğer avantajı da oksalik asit içermemesidir.

 

Çocukların ve yetişkinlerin ishallerinin durdurulmasında keçiboynuzu ideal bir destekleyicidir. Keçiboynuzunun içeriğindeki lignin ve pectin miktarları öylesine ilginç bir dengeyle kuruludur ki, mesleği gereği veya çalışma ortamlarından dolayı ağır-metal ya da radyoaktif madde alımına maruz kalanlara veya ağır sanayi bölgesinde yaşayanlara keçiboynuzu tüketimine önem vermelerini tavsiye ederim. Çünkü, vücuttan ağır-metallerin atılmasında oldukça etkilidir. Değerli okuyucu, teknolojinin ilerlemesi insana değişik kolaylıklar sağlamaktadır. Çeşitli hazır besinler günlük hayatımızda, iş yerimizde, mutfağımızda, çocuklarımızın okul kantinlerinde, hatta benzin istasyonlarının marketlerinde bile dikkat çekici durumda bize sunulmaktadır. Teknolojinin sunduğu bu tür kolaylıklar, insanın sağlıklı beslenmesine karşı hazırlanmış tuzaklardır. Televizyonun karşısında bir kaç tane yavaş yavaş tüketeceğiniz keçiboynuzunun keyfini çıkarın. Birkaç zaman sonra vücudunuzda olumlu etkilerini hissetmeye başlayabilirsiniz. Eğer, şeker hastası iseniz, hiç çekinmeden günde birkaç tane çiğ olarak keçiboynuzu tüketebilirsiniz. Kan şekeriniz yükselmiyecektir. Çiğ olarak tüketilen harnubun, kan şekerini yükseltemeyeceğini bulduğumda hiç şaşırmadım diyebilirim. Çünkü, bu özelliğinin, içerebileceği bazı etkin maddelerde saklı olduğu şüphesini uzun zamandan beri taşıyordum.

 

Harnup’un, sağlıklı ve dengeli beslenmede çok önemli bir yeri vardır. Çok düşük oranda yağ içermektedir. Düşük kalorilidir. Yenildiği zaman insanı uzun zaman tok tutar. Eskiden beri bilinen olumlu yönleri vardır. İshale karşı mükemmel takviyedir. Kabızlık şikâyeti olanların da tüketmesi gereken bir meyvedir. Belirli bir dönem keçiboynuzu tüketenler, sindirim sistemlerinin nasıl harekete geçtiğini ve kabızlık problemlerinin de yavaş yavaş ve düzenli bir şekilde nasıl ortadan kalktığını hayretle görebileceklerdir. Kısaca, hem ishal hem de kabızlık şikâyetlerine karşı kullanılır. Dengeli ve sağlıklı beslenmenin bilincinde olan bir çok bilim adamı tanıyorum ve bu kişiler çikolata, kek veya kremalı pasta yerine harnup’u tercih etmektedirler.

 

Keçiboynuzu, Anadolu’da harnup olarak da bilinir. Batı Akdeniz bölgesinde kısaca “boynuz” da denilmektedir. Keçiboynuzunun en özelliği nefes darlığına karşı oldukça etkili olmasıdır. Keçiboynuzunun nefes darlığına karşı etkili olan etkin maddesi hemen hemen başka hiçbir bitkide bulunmamaktadır. Bu etkin madde aynı zamanda bazı alerjik astım rahatsızlıklarında öylesine etkilidirki, kullanmaya başladıktan hemen sonra sonuç almak mümkün olabilmektedir. Ayrıca alerjinin neden olduğu nefes darlığı problemlerinde büyük bir başarıyla uygulanabilir. Alerjik nefes darlığı çeken bir çok insan tanıdım, bu insanlar yılın belli mevsimlerinde kortizon tedavisinden başka çare bulamıyorlardı. Öksürük krizlerinin nedenli şiddetli olduğunu anlatıyorlardı. Keçiboynuzunu önerdiğim bu insanların çoğu daha hemen ertesi gün rahatlamaya başladıklarını söylediler. Çocuklarda, keçiboynuzu (harnup) kürünü uygularken dikkat edeceğiniz en önemli nokta, günde bir defa ve sadece sabah kahvaltısı arasında tüketilmesidir. Öğle veya akşam uygulanmaması gerekir. Guatr rahatsızlığından dolayı nefes darlığı çekenler de bu kürden olumlu sonuçlar aldıklarını belirtmişlerdir. Harnupta bulunan bazı etkin maddeler aşağıdaki tabloda belirtilmiştir.

 

 

Tablo: Keçiboynuzunda bulunan bazı etkin maddeler

alpha-aminopimelic acid

concanavalin

beta-D- glucolgallin

myo-inositol

beta-D-…galloylglucose

pentosane

capronic acid

primverose

catechin-tannin

tannin

ceratose

tocopherol

chiro-inositol

xylose

 

Keçiboynuzunun içerdiği gallik asit insan sağlığı üzerinde öylesine çok yönlü özellikleri olan bir maddedir ki, bu özelliklerinden bazıları aşağıdaki tabloda belirtilmiştir. Aşağıdaki tablodan da görüldüğü gibi gallik asit çok yönlü bir maddedir. Bu maddenin belirtilen bu özelliklerini artıran ve takviye eden keçiboynuzunda bulunan promotor maddelerdir. Akciğer ödemine karşı keçiboynuzunun desteği bulunmaz bir imkandır. Akciğerlerde oluşan ödeme karşı spesifik olarak etkilidir. Balgam söktürücü ve astıma karşı olan tedavi edici gücü çok fazladır.

 

Sigara içenler keçiboynuzu kürüne başladıktan bir kaç gün sonra nasıl balgam çıkardıklarını hayretle gözleyebileceklerdir. Keçiboynuzunun, insanlığın korkulu rüyası olan akciğer kanserini önlediğini gördüğüm zaman, heyacanımdan günlerce uyku uyumadığımın farkına bile varmamıştım. Keçiboynuzunun bu koruyucu ve önleyici özelliği tabiat ananın insanlara olan bir lütfudur. ödemli akciğer kanseri hastalarda, ödemin uzaklaştırılmasında keçiboynuzunun olumlu etkisi hiçte yabana atılmayacak kadar önemlidir.

 

Tablo: Gallik asitin etkin özellikleri

analgesic

ağrı kesici

antiallergenic

alerjiye karşı

antiasthmatic

astıma karşı

antibacterial

bakteri yok edici

antibronchitic

bronşite karşı

anticancer

kansere karşı

antihepatotoxic

karaciğeri toksinden arındırıcı

antioksidant

serbest radikalleri yok edici

immunostimulant

bağışıklık sistemini stimüle eder

antiviral

mikroplara karşı etkili

antiseptic

antiseptik

cancer-preventive

kansere karşı koruyucu

antinitrosaminic

nitrozamin yok edici

bronchodilator

bronş genişletici

antipolio

çocuk felcine karşı

 

Keçiboynuzu, akciğer kanserini önleyen mükemmel bir meyvedir. Ancak, akciğer kanserine yakalanmış olanlar için tedavi etme gücü çok zayıftır. Burada da belirtmekte tekrar fayda görüyorum; Bir bitkinin hastalığı önleyici özelliği ile o hastalığı tedavi etme özellikleri birbirlerinden farklı şeylerdir. Keçiboynuzu kürü insan vücudunda bulunan OGG1 (8-OxoGuanine DNA Glycosylase) enzimini aktive etme özelliğine sahiptir. OGG1 enzimi, akciğer kanserinin oluşumunda oldukça etkilidir. Akciğer kanserine yakalanmış hastalarda OGG1 enziminin aktivitesinin düşük olduğu gözlenmiştir. Yapılan klinik deneyler OGG1 enziminin aktivitesinin düşük olması durumunda, akciğer kanserine yakalanma riskinin on misli artış gösterdiğini ortaya koymuştur. Keçiboynuzu (harnup) kürü OGG1 enziminin aktivitesini yükselterek, bu kanser türüne karşı güçlü bir önleyici özellik göstermektedir. Bu özellik aynı zamanda taze sıkılmış havuç küründe de bulunmaktadır. Sigara içenlerin zaman zaman keçiboynuzu kürünü uygulamalarında, akciğer kanserine karşı önleyici gücünden dolayı büyük faydalar sağlamış olacaklardır. OGG1 enziminin diğer bir özelliğide DNA’ yı tamir etme özelliğinin olmasıdır.

 

Keçiboynuzu aynı zamanda hareketli sperm sayısını arttıran özelliğede sahiptir. Aktif sperm sayısı az olan ve az sperm sayısından dolayı çocuğu olmama riski yüksek baba adaylarının kullanmasında çok büyük fayda vardır. Kısaca, sperm sayısı az olanlar için ideal bir bitkisel çözümdür. Bugüne kadar hareketli (aktif) sperm sayısının azlığından dolayı baba olamayan onlarca insan tanıdım, hemen hemen hepsi de keçiboynuzu kürünü uyguladıktan 4-5 ay sonra baba olacaklarının heyecanı ile beni aramışlardır. İsviçreli çok yakın bir aile dostum aynı sorunla karşı karşıya idi. Kendisi uzun yıllar bu konuda çok değişik tedaviler görmüş ve sonuç hep başarısızlıkla neticelenmişti. Kendisine keçiboynuzu kürünü önerdiğim zaman bana tereddütle bakarak “şaka yapıyorsun herhalde” demişti. Ne de olsa 13 yılın verdiği başarısızlık ve ümitsizlikte vardı. Ama bu konuda çok ciddi araştırma sonuçlarımın olduğunu söyledim. Bunun üzerine derhal uygulamaya karar verdi. Türkiye’den keçiboynuzu getirttim ve kullanmaya başladı. Kullanmaya başladıktan 5 ay sonra baba olabileceğini öğrendiğinde mutluluğunu ilk benimle paylaştı. Bir kaç ay sonra bana keçiboynuzunun içerdiği ilgili etkin maddenin ne olduğunu sordu ve bunu hemen ilaç sanayine kazandırabileceğimi ve ticari olarak da iyi para kazanabileceğimi söylemişti. Ben de bitkiler üzerine yaptığım tüm çalışma ve araştırmalarımı insanlığın hizmetine karşılıksız olarak sunduğumu ve herhangi bir beklentimin olmadığını söyledim. Meslektaşım üç çocuk sahibi olmanın mutluluğunu yaşıyor.

 

Keçiboynuzu ve sperm hareketliliği

Erkeklerdeki sperm sayısının 40 milyon/ml veya yukarısı normal değerdir. Bu sayı azaldıkça kadının hamile kalabilme olasılığı da azalır. Mühim olan sadece sperm sayısı değildir. Sperm sayısı normal düzeyde (40 milyon/ml ve yukarısı) olsa bile, eğer hareketli sperm sayısı az ise bu taktirde kadının hamile kalma riski de azalır. Spermlerin hareketliliği de önemlidir. Toplam sperm sayısı 7-8 milyon/ml civarında olupta baba olan bir çok insan tanıyorum. Bu nasıl oluyor? Uygulanan keçiboynuzu kürü, düşük seviyede olan 7-8 milyon/ml içerisindeki hem hareketli sperm sayısını yükseltiyor hem de hareketli spermleri daha hareketli duruma getiriyor. Bir taraftan az sayıdaki hareketli sperm sayısını yükseltmekte diğer taraftan da mevcut hareketli spermlere daha fazla hareketlilik kazandırmaktadır. Normal sperm sayısı oldukça düşük olmasına rağmen, spermlerin belli bir yüzdesinin hareket hızı yükseldiğinden yumurtaya ulaşma oranı yükselmektedir. Bu sayede sperm sayısı normal sayının altında olmasına rağmen hamilelik başlayabilmektedir.

 

Keçiboynuzu ve sperm acrosome aktivitesi

Hamileliğin oluşabilmesi için sperm sayının normal düzeyde olması gerektiğini belirtmiştim. Bazı durumlarda toplam sperm sayısı normal seviyesinde olduğu halde ve hareketli sperm sayısı da normalken, buna rağmen hamilelik çok zor gerçekleşebilmektedir. Bunun sebebi nedir? Spermlerin baş kısmında bir kesecik bulunmaktadır. Bu keseciğe acrosome denir. Bu keseciğin içerisinde çok sayıda değişik enzimler bulunmaktadır. Sperm, yumurtaya temas ettiği anda, acrosome içerisindeki enzimler yumurtanın membranını (zarını) parçalarlar (çözerler, eritirler) sperm yumurtanın içerisine girer ve döllenme başlar. İşte, yumurta zarı ile temas eden sperm-acrosomunun içerdiği enzimler yeterli aktiviteye sahip değiller ise, yumurtanın membranını (zarını) parçalayamazlar (eritemezler, çözemezler). Ve yumurtanın döllenmesi mümkün olmaz. Görülüyorki, hareketli sperm yumurtaya ulaşmasına rağmen döllenme mümkün olmayabilmektedir. İşte, keçiboynuzu kürü hem hareketli sperm sayısını artırmakta, hem hareketli spermleri daha hareketli kılmakta ve hem de spermin baş kısmında bulunan acrosome içeriğindeki enzimlerin aktivitesini yükselterek, yumurta zarının parçalanmasına imkân sağlamaktadırlar. Çoğu zaman toplam sperm sayısı normal seviyenin altında olmasına rağmen (7-8 milyon/ml) keçiboynuzu kürü ile döllenme gerçekleşebilmektedir. Bunun sebebi, harnupun spermlere, sayıca az olmalarına rağmen hareketlilik kazandırarak yumurtaya ulaşmasını sağlamak ve acrozom içerisindeki enzimlerin aktivitesini arttırarak da yumartanın membranını kolayca parçalayabilme imkânlarını sağlamasıdır.

 

İktidarsızlığa karşı adeta mucize çözüm keçiboynuzudur. Keçiboynuzu kürünün etkisini viagra ile mukayese etmek mümkün değildir. Keçiboynuzu kürü, iktidarsızlık için viagranın bir gecelik getirdiği çözüme karşı bir defalık veya bir gecelik çözüm getirmemektedir. Aksine, iktidarsızlığı tedavi ederek uzun bir zaman dilimi içerisinde kalıcı çözüm getirmektedir. Dönem dönem uygulanacak kür ile de iktidarsızlığı ortadan kaldırabilmektedir. İktidarsızlık çeken erkeklerin hiç çekinmeden kullanabilecekleri bir kürdür. Herhangi bir yan tesiri olmayan bu uygulama, iktidarsızlık şikayetleri olan erkekler için ideal bir yardımcıdır. Keçiboynuzu kürü uzun zaman kalıcı çözüm getirebilmektedir. Viagranın belirtilen yan tesirlerinin hiç biri keçiboynuzu küründe yoktur.

 

Keçiboynuzu kürü uygulanırken, iktidarsızlığa karşı etken olan etkin maddelerinin önce vücutta depolanmaları gerekir. Bu etkin maddeler, vücutta ancak belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra, hücre içindeki transformasyon mekanizmasını harekete geçirerek (uyararak) etkisini göstermeye başlarlar. Hücre içinde etkinliğini (aktifliğini) kaybetmiş olan bazı enzimleri aktive ederek şikayetlerin ortadan kalkmasına neden olurlar. Etkin maddelerin, vücudumuzda depolandıktan sonra etkilerini göstermeye başlamaları hemen hemen bütün bitkisel kürler için geçerlidir. Genel olarak, bitkisel kürlerin sonuca ulaşması (etki edebilmesi) zaman almaktadır. Bunun nedeni, kürün uygulanması esnasında etkin maddelerin önce vücudumuzda depolanması gerekir ancak, bu depolanma süresi zaman almaktadır. Bu nedenle bitkisel kürleri uygularken sabırlı olmak gerekir. Bu kürü uygulamak isteyen şeker hastalarının önce hekimlerine danışmaları gerekir. Çünkü, keçiboynuzu fazla miktarda şeker içermektedir. Yaklaşık 85.000 ppm fruktoz, 95.000 ppm glukoz 215.000 ppm sakaroz içerir. Diğer bir ifadeyle eğer, 100 gram keçiboynuzu tüketilir ise, yaklaşık 8.5 g fruktoz, 9.5 g glukoz ve 21.5 g sakaroz’u vücudumuza almış oluruz. Bu kürü uzun müddet uygulayanların göz ardı etmemeleri gereken bir nokta da, bir miktar kilo aldırmasıdır. Değerli okuyucu, aşağıdaki uygulama şekillerinden herhangi birine göre keçiboynuzu kürünü uygulamaya karar verirseniz ya da keçiboynuzunu çiğneyerek tüketirseniz kan şekerinizin yükselmeyeceğini biliniz. Şeker hastalarının bir çoğu keçiboynuzunun kan şekerlerini yükselteceğini düşünürler, halbuki bu yanlış bir düşüncedir. Kan şekerini yükselten keçiboynuzunun pekmezidir. Bu nedenle şeker hastalarının keçiboynuzu pekmezini tüketirken dikkatli olmaları ve hekimlerine danışmaları gerekir. Tekrar belirtmekte fayda görüyorum, aşağıda belirtmiş olduğum uygulama şekillerine göre, haşlanmış keçiboynuzu suyu, şeker hastalarının kan şekerini yükseltmemektedir.

 

Çok sık karşılaştığım bir soru da şudur, “Keçiboynuzu fruktoz, glukoz ve sakaroz gibi şeker çeşitlerini bol miktarda içerdiği halde, çiğ olarak tüketildiğinde veya haşlama suyu içildiğinde nasıl oluyorda kan şekerini yükselt miyor? ” Bu sorunun cevabı, keçiboynuzunun aynı zamanda şeker dengeleyici etkin maddelere sahip olmasında yatmaktadır. Keçiboynuzu pekmezi hazırlanırken, şeker dengeleyici etkin maddeler büyük bir oranda yok olduğundan, pekmezi kan şekerini yükseltmektedir. Bir çok kimse, pekmezinde de aynı şifa gücü vardır diyerek, keçiboynuzu kürlerini pekmezi ile yapmaktadırlar. Bu düşünce doğru değildir. Keçiboynuzu pekmezi belirtmiş olduğum rahatsızlıklara karşı en fazla %20 oranında etkilidir. Yeri gelmişken önemli bir noktayı açıklamakta fayda görüyorum; Keçiboynuzunu suda haşlarken kesinlikle on dakikadan fazla haşlamayınız. On dakikanın üzerindeki haşlama süresinde kan şekerini yükseltme riski başlamaktadır. Aşağıda vermiş olduğum uygulama şekillerinde haşlama süreleri, uygulanacak olan küre göre üç ile sekiz dakika arasında değişmektedir. Dikkat edilecek olursa, keçiboynuzu ile ilgili olarak belirtmiş olduğum hiçbir kürde sekiz dakikanın üzerinde haşlama süresi yoktur.

 

İyi huylu prostat büyümesi (benigne prostate hyperplazy) şikâyeti olanların zaman zaman keçiboynuzunu çiğ olarak tüketmeleri çok faydalıdır. Çünkü keçiboynuzu, iyi huylu prostat büyümesine neden olduğu bilinen 5-alpha-reductase enziminin aktivitesini düşüren (inhibe eden) beş tane etkin maddeye sahiptir. Bu etkin maddelerden en önemli iki tanesi palmitic acid ve stearic acid’dir. 5-alpha-reductase enziminin aktivitesi ne kadar yüksek ise iyi huylu prostat büyümesi (benigne prostate hyperplazy) o kadar hızlı gelişir. Prostatın büyümesi bir takım şikâyetleri de beraberinde getirmektedir. İyi huylu prostat büyümesinin neden olduğu şikâyetlerin başında idrar yapma zorluğu, idrar kesesini tam boşaltamama, sık sık idrara çıkma isteği, geceleri birden fazla idrara kalkma ve idrar yaparken çatallanma veya fıskıye şekli gelir.

 

Kitapta belirtilen tüm uygulamaları size önerildiği şekilde hazırlayınız ve uygulayınız. Uygulama sürelerine ve miktarlarına uyunuz. Tabiat ana bir denge, nizam ve kural üzerine kuruludur ve belirli kurallara göre çalışmaktadır. İnsanda tabiat ananın bir parçası olduğuna göre, insan vücudu da aynı şekilde belirli dengeler çerçevesin de çalışmaktadır. Örneğin, demir. Demir, insan vücudu için hayati önem taşıyan bir maddedir. Demirin eksikliği de, fazlalığı da insan vücudu için zararlıdır. Bazı insanlar vitaminlerin çok faydalı olduklarına inandıklarından dolayı vitamin haplarını fazla fazla kullanırlar. Çünkü, fazlasının insan vücuduna zarar vermediğini zannederler. Unutmayınızki, vitaminlerin eksikliği sağlığımız açısından hayati önem taşırken, fazlasıda vücudumuza zarar verir. Aynı şekilde size önerilen bitkileri de belirtildikleri şekilde kullanmak gerekir. Daha çabuk sağlığıma kavuşurum düşüncesiyle fazla kullanmak yanlıştır. Doğru olan, hastalığın ve şikayetlerin durumuna göre önerilen kürü dönem dönem tekrar etmektir.

 

Değerli okuyucu, keçiboynuzunun değirmende öğütülerek un haline getirilmiş ve hazır paketlenmiş şeklini bulmak mümkündür. Keçiboynuzunun pekmezi de satılmaktadır. Her ikisi de kitabımda bahsettiğim kürler için uygun değildir. Çünkü, öğütülme (un haline getirme) esnasında havayla temas eden bir çok etkin madde oksitlenerek veya havanın oksijeni ile reaksiyona girerek tedavi edici özelliğini kaybetmektedir. Keçiboynuzu pekmezinin de aynı derecede etkili olabilmesi için üretimi esnasında uygulanması gerekli bazı kurallar vardır. Bu kurallar yerine getirildiği ve önlemler alındığı taktirde keçiboynuzu pekmezi de aynı amaçla kullanılabilir hale getirilebilir. Ancak, piyasada mevcut hiç bir marka henüz amaca uygun üretim yapamamaktadır. Örneğin, taze sıkılmış meyve sularının vakit geçirmeden içilmesi gerektiği gibi. Taze sıkılmış meyve suyunun içerisindeki C-vitamini de havayla temas ederek (oksitlenenerek) vitamin özelliğini yavaş yavaş yitirir. Keçiboynuzundan pekmezi yapılırken de uzun müddet kaynatıldığı için, içerdiği bir çok etkin madde özelliğini kaybetmekte veya şifa veren gücü önemli ölçüde zayıflamaktadır. Bu nedenle, kitabımda bahsettiğim keçiboynuzu kürlerinden başarılı sonuç alabilmek için onun tabii halini kullanmak gerekir.

 

Aktarlarda bu amaçla tabii (doğal) haldeki keçiboynuzunu bulmak mümkündür. Hem daha ucuz hem de çok daha etkilidir. Aktarlardan keçiboynuzunu alırken dikkat etmeniz gereken nokta, kırılmamış, ezilmemiş ve parçalanmamış olmalarıdır. Kısaca, satın alacağınız keçiboynuzlarının tüm halde olmasına özen gösteriniz. Kür amaçlı kullanılacak keçiboynuzunun pekmezi veya çiğ olarak tüketilmesi uygun değildir. Ancak, şikayetiniz kabızlık veya ishal ise bu durumda çiğ olarak tüketilmesi gerekir. Söz kabızlıktan açılmışken, ayva çiğ olarak tüketildiği taktirde kabızlığı tetikleyen bir meyvedir. Eğer, pazardan aldığınız ayva çok sert ise, onu kabızlığa karşı kullanabilirsiniz. Yarım litre kaynamakta olan suyun içerisine orta büyüklükteki ayvayı kabuklarını soymadan ortadan en az dörde bölerek atınız. Kaynayan suyun içerisine atmadan çekirdeklerini mutlaka çıkartınız ve hafif ateşte sadece dört dakika haşlayınız. Ilımaya bırakınız. Ilık olarak suyunu içiniz. Arzu edilirse pişmiş ayva parçalarını da tüketebilirsiniz. Hem çiğnemesi kolay hem de bağırsak florasını düzenleyici ve sindirime yardımcıdır. Bu amaçla halk arasında “ekmek ayvası” olarak bilinen cinsini kullanmayınız. Bu özellik sert ayvada vardır.

 

Akciğer kanseri ve keçiboynuzu

Değerli okuyucu, akciğer kanseri hastalarında radyoterapiye bağlı fibroz doku oluşabilmektedir. Fibroztik dokunun oluşması neticesinde ödem oluşabilmekte ve bu durum hastanın yaşam kalitesini oldukça zorlaştırmaktadır. Fibroz doku oluşumu aynı zamanda öksürüğü de tetikleyerek hastanın şiddetli öksürük krizleri yaşamasına neden olabilmektedir. Ayrıca, fibroz dokunun oluştuğu bölgede sekresyon (vücut sıvısının salgılanması) artışı olduğundan öksürükle beraber sarı renkli sekret sıvı da dışarı atılmaktadır. Genel olarak, akciğerde oluşan ödemi uzaklaştırmada keçiboynuzu kürü mükemmel bir yardımcıdır. Keçiboynuzu kürü akciğere yönelik olarak ödemi uzaklaştırmakda spesifiktir. Adeta, akciğer ödemini uzaklaştırmak için yaratılmıştır. Diğer organ ve dokulardaki ödemi uzaklaştırmada bu kadar etkin değildir. Bunun için 4 nolu kür uygulanmalıdır. Bazı hastalar, ödem uzaklaştırmada keçiboynuzu kürü uygulanırken öksürük nöbetlerinin artış gösterip göstermediğini sormaktadırlar. Keçiboynuzu kürü sekresyonu inhibe ettiğinden (salgılamayı yavaşlattığından) aksine, hasta daha az öksürük tetiklemesi yaşar ve sekresyonun azaldığını da öksürük esnasında daha az miktarda sarı renkli sekret atıldığını gözleyerek anlar.

 

Keçiboynuzu ile Zayıflama ve de Sağlıklı Beslenme

Öğünlerden bir saat önce çiğ olarak tüketeceğiniz 2-3 tane keçiboynuzunun sizi nasıl uzun müddet tok tuttuğunu hayretle gözleyebilirsiniz. Olgun keçiboynuzunu çiğ olarak tüketmek gerekir ve de uzun uzun ağızda çiğnenmesine özen gösterilmelidir. Nasıl oluyor da keçiboynuzu tokluk duygusu veriyor? Sindirimin ağızda başladığını ve iyi çiğnemenin sindirimi ne kadar kolaylaştırdığnı biliyoruz. İyi çiğneme, fiziksel olarak midenin vazifesine büyük oranda katkıda bulunur. Kısaca, besinleri dişlerimiz yardımıyla ezerek parçalarız. Ancak, bu işin bir de kimyasal olarak parçalanması vardır. Kimyasal sindirim, ağız salyasında başlar, midede devam eder ve bağırsaklarda son bulur. Besinler, yağ (lipid), şeker (karbonhidrat) ve protein içerirler. Besinlerin içerdiği yağ, şeker ve proteinler vücudumuz tarafından emilemezler. Emilebilmeleri için mutlaka, önceden vücudumuz tarafından üretilen enzimler yardımıyla kimyasal olarak parçalanarak emilebilir hale dönüştürülmeleri gerekir. Sindirim sistemimizde, en az yirmibeş tane birbirinden farklı kimyasal parçalayıcı enzimler bulunmaktadır. Ağız salyasında, midede ve bağırsaklarda, besinlerin içerdiği şekeri, yağı ve proteinleri kimyasal olarak parçalayan ve emilebilir hale getiren yani, vücudumuz tarafından kullanılabilir şekere, yağa ve proteine dönüştüren enzimler bulunur. Bu enzimler üç ana grupta toplanır:

 

Proteinleri parçalayan enzimlere

PROTEAZ

Yağları parçalayan enzimlere

LİPAZ

Şekeri parçalayan enzimlere

AMYLAZ

 

Yemekten bir saat önce çiğneyerek tüketilen 2-3 adet keçiboynuzu, lipaz ve amylaz enzimlerini frenleme (inhibe etme) özelliğine sahiptir. Kısaca, bu enzimlerin aktivitesini düşürür. Bu sayede, besinlerin içerdiği yağ ve şeker çok daha az oranda parçalanırlar. Parçalanmayan yağ ve şeker vücudumuz tarafından kullanılamıyacağı (emileme-yeceği) için dışkıyla kullanılamadan dışarı atılır. Unutmayınız, besinlerin içerdiği yağ, şeker ve proteinlerin bir çoğu vücudumuz tarafından kullanılamaz. Kullanılamadıkları için de bunlardan enerji almamız mümkün değildir. Kullanılabilmeleri için, vücudumuzda bulunan lipaz, amylaz ve proteaz enzimleri tarafından, vucudumuzun kullanabileceği (emibileceği) yağ, şeker ve proteine dönüştürülmesi gerekir.

 

Zayıflamak isteyenler şekere karşı ölçülü olmak zorundadırlar. Eğer, şeker veya tatlı tüketimine karşı iştahınız varsa, hiç çekinmeden altı-yedi tane keçiboynuzu tüketebilirsiniz. Keçiboynuzu tüketimi tatlıya karşı olan iştahınızı giderirken, size kilo da aldırmayacaktır. Bu arada ne kolestrolünüz ne de kan şekeriniz yükselmeyecektir. Şeker hastaları çekinmeden keçiboynuzu tüketebilirler. Olgunlaşmış keçiboynuzu (kahverengi-siyah) çiğ olarak tüketilmelidir. Çiğ olarak tüketilen keçiboynuzu kan şekerini yükseltmez. Şeker hastaları da çekinmeden günde 5-6 adet keçiboynuzunu çiğ olarak tüketebilirler. Bu kural keçiboynuzunun pekmezi için kesinlikle geçerli değildir.

 

Kür 1: Genel nefes darlığı, alerjik nefes darlığı ve soğuk alerjisi durumunda

Orta büyüklükteki keçiboynuzundan 6-7 tanesini önce soğuk su altında yıkayınız. Daha sonra bunları küçük küçük (3-4 cm uzunluğunda) kırarak, kaynamakta olan yarım litreye yakın suyun içine atınız. Hafif ateşte 7-8 dakika kaynatınız. Soğuduktan sonra süzerek suyunu cam şişeye doldurunuz. Buzdolabında en fazla üç gün beklete- bilirsiniz.

 

Hergün sabah kahvaltısı arasında ve akşam yemeğinden önce bir çay bardağı içilir. Yaklaşık yarım litre olarak hazırladığınız keçiboynuzu suyu üç gün buzdolabında bozulmadan korunabilir. Her üç günde bir, taze olarak hazırlamanız gerekecektir. Hiç ara vermeden 20 gün uygulayınız. Yirmi gün tamamlandıktan sonra aynı şekilde hiç ara vermeden 15 gün devam ediniz. Onbeş günlük kürü uygularken bir çay bardağı içerisine bir küçük çay kaşığı bal ilave edip karıştırınız, sabah kahvaltınız arasında ve akşam yemeğinden önce birer çay bardağı içiniz. Keçiboynuzu kürünü uygularken sabah kahvaltınızda ayrıca bal tüketmeyiniz.

 

Dikkat: 5 ile 12 yaş arasındaki çocuklarda nefes darlığı veya alerjiye bağlı nefes darlığı söz konusu ise, bu taktirde uygulama 1’ e göre sadece bir çay bardağı sabah kahvaltısı arasında içilecektir. Akşam yemeklerinde içilmeyecektir.

 

Dikkat: Bu kürü uygularken kahvaltıda ayrıca bal tüketmeyiniz. Daha güçlü olur diye bir çay kaşığından daha fazla bal ilave etmeyiniz.

 

Kür 2: Akciğer kanserini önleyici olarak

Kür 1 den en önemli farkı ve dikkat edilmesi gereken nokta kaynama süresidir. Soğuk su altında 6-7 adet keçiboynuzunu yıkadıktan sonra 600-650 ml (yarım litreden biraz fazla) kaynamakta olan suyun içine kırarak atınız. 3-4 dakika hafif ateşte ağzı kapalı olarak kaynadıktan sonra 20 dakika soğumaya bırakınız. Yirmi dakika sonra harnup parçalarını temiz bir kaşık ile kabın içerisinden çıkartınız. Soğuduktan sonra temiz bir kaba suyunu alınız. Her ay 4 gün, sabah ve akşam birer çay bardağı içilir.

 

Kür 3: Hareketli sperm sayısını ve kalitesini artırıcı ve de erkeklerdeki iktidarsızlığa karşı

Kaynamakta olan yaklaşık yarım litre suya 6–7 adet keçiboynuzunu küçük küçük kırarak atınız. Ağzı kapalı olarak hafif ateşte 3 dakika kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocağın altını kapatınız ve 20 dakika dinlendiriniz. Dinlenme süresi tamamlandıktan sonra kaşıkla keçiboynuzu parçalarını çıkartınız. Soğuduktan sonra yarısını sabah aç karna, diğer yarısınıda akşam yatağa giderken içiniz. Bu uygulamaya bir hafta boyunca hergün devam ediniz. Birinci haftadan sonra 3 ay boyunca hergün akşam yatağa giderken bir su bardağı içiniz. Daha sonraki aylarda zaman zaman uygulayınız.

 

Kür 4: Akciğer ödemine karşı

Kaynamakta olan yaklaşık yarım litre suya 6–7 adet keçiboynuzunu küçük küçük kırarak atınız. Ağzı kapalı olarak hafif ateşte 6 dakika kaynatınız. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ocağın altını kapatınız ve 15 dakika dinlendiriniz. Dinlenme süresi tamamlandıktan sonra kaşıkla keçiboynuzu parçalarını çıkartınız. Soğuduktan sonra üçte birini sabah aç karna, üçte birini öğlen aç karına, son kalan üçte birini de akşam yatağa giderken içiniz. Bu uygulamaya bir hafta boyunca hergün devam ediniz. İkinci haftadan itibaren haftada dört gün ödem tamamen bitene kadar kür uygulamaya devam edilir.

 

Not: Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Bilmeniz gereken nokta kullanacağınız bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, bu kitaptaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Bu kitabın içindeki bilgilerin kesinlikle teşhis amacı yoktur. (Prof. Dr. İbrahim Adnan SARAÇOĞLU)

http://www.saracoglu.at/bolum.php?name=kur&kid=18&sirano=22

posted in BESLENME | 0 Comments

27th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

İdrar yolları enfeksiyonları ve Keçiboynuzu

Sık sık idrar yolları enfeksiyonuna yakalanıyor, idrar yaparken yanma şikayetleriniz oluyor ve hekiminiz kronik idrar yolları teşhisi koymuş ise, mükemmel destekleyici bitkisel kür ile kronik idrar yolları enfeksiyonu şikayetinizi yenebilirsiniz. Bu bitkinin kullanım süresi yaklaşık 1.5 aydır. Bir kürlük miktar 1.5 ay kullanılır ve yaklaşık 75 g dır.

 

Karnabahar, özellikle kronikleşmiş idrar yolları enfeksiyonlarında bilinen en etkili sebzedir. Sık sık idrar yolları enfeksiyonu çeken bayanların sayısı erkeklere göre çok daha fazladır. Almanya’da medikal forumlarda karnabahar kürünü önerdiğimde, kronik idrar yolları enfeksiyonlarını yıllardır çeken bayanlardan aldığım Email’ler beni çok mutlu etmiştir. İlk belirttikleri şey antibiyotik tedavilerinin artık kendilerine yardımcı olamadığı ve tekrar tekrar idrar yolları enfeksiyonlarına yakalandıkları idi. Kronik idrar yolları enfeksiyonlarına karşı destekleyici karnabahar kürünün nasıl kullanıla cağına dair uygulama şekli aşağıda verilmiştir. Kronik idrar yolları enfeksiyonuna karşı karnabahar kürü uygulanırken, bir miktar C-vitamini takviyesi yapmakta fayda vardır. Çünkü, alınan ilave C-vitamini idrarı asidik yapacağından idrar yolları enfeksiyonuna neden olan bakterilerin yok edilmelerinde yardımcı ve destekleyici rol oynayacaktır. İdrarın asidik olması demek, idrar yollarındaki bakterilerin çoğalmala rının (üremelerinin) önemli bir oranda yavaşlatılması, durdurulması veya engellen mesi anlamına gelir. C-vitamini, idrarı asidik yapıyormuş diyerek, aşırı miktarda kullanmayınız. Zaman zaman uygulanacak olan karnabahar kürü, özellikle kronik idrar yolları enfeksiyonu şikâyeti olanlar için mükemmel bir önleyici çözüm getirebilmektedir.

 

Kür 1: Kronik idrar yolları enfeksiyonlarına karşı

250 – 300 gram karnabahar yaklaşık 750 gram kaynamakta olan suya ilave edilir. Ağzı kapalı olarak 5-6 dakika hafif ateşte haşlanır. Haşlanmış karnabaharın suyunun yarısı sabah, diğer yarısı da akşam (aç veya tok farketmez) içilir. Hergün taze olarak hazırlanır. Yedi gün müddetle devam edilir ve üç gün ara verilir. Üç gün aradan sonra tekrar yedi gün uygulanır ve tekrar üç gün ara verilir. Son olarak tekrar yedi gün uygulanır ve kür tamamlanmış olur. Karnabahar kürü toplam yirmibir günlük kürdür (üç günlük aralar hariç).

Burada dikkat edilmesi gereken nokta karnabaharın taze olmasıdır. Pişmiş olan karnabaharı da öğle veya akşam yemeklerinizde salata olarak tüketebilirsiniz.

 

Kür 2: Mide ülserine karşı tedavi edici kür

Hafta 3 defa bir porsiyon çok az suda az haşlanmış karnabahar yemeyi rahatsızlık ortadan kalkana kadar alışkanlık haline getirmek gerekir. Tencerede kalan suyunu da tüketiniz. Bu kür uygulanırken çok az miktarda (porsiyon başına en fazla bir tatlı kaşığı) sıvı yağ kullanabilirsiniz.

 

Not: Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Öncelikle bilmeniz gereken nokta, kullanacağınız bitkiye karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, bu kitaptaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Bu kitabın içindeki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur. (Prof. Dr. İbrahim Adnan SARAÇOĞLU)

http://www.saracoglu.at/bolum.php?name=kur&kid=19&sirano=23

posted in BESLENME | 0 Comments

27th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

Toksinler ve Beyaz Lahana

Lahana, brokoliden sonra üzerinde en çok araştırma ve çalışma yaptığım sebzeler arasındadır. İnsan vücudunun değişik organlarında ve yağ dokusunda ve de hücre zarında (membran) biriken toksinleri (zehirli kimyasallar) en iyi atan beyaz lahana kürüdür. Toksinleri, yani zehirli maddeleri en çok depolama kapasitesine sahip üç organımız sırasıyla karaciğer, böbrek ve akciğerlerdir. Genel olarak toksinler yağda çözünen ve suda çözünmeyen zehirli ve protein yapılı maddelerdir. Toksinler yağda çözünme özelliği gösterdiklerinden, vücudumuzun yağ dokusunda depolanırlar. Eğer suda çözünme özellikleri olsa idi, böbrek üzerinden idrar yoluyla veya terleme yoluyla vücudumuzda depolanmadan atılmaları çok kolay olabilecekti. İşte beyaz lahanadaki bazı etkin maddeler vücudumuzdaki biyotransformasyon mekanizmasını aktive ederek (uyararak) toksinlere (zehirli maddelere) suda çözünme özelliğini kazandırmaktadırlar. Suda çözünme özelliği kazanan toksinler, terleme yoluyla veya böbreklerimiz üzerinden idrar yoluyla veya safra kesesi yoluyla da bağırsak sistemi- miz üzerinden dışkıyla dışarı atılırlar. Biyotransformasyon ne demektir? Biyotransfor masyon, yağda çözünen yabancı maddelere suda çözünme özelliğini kazandırmak demektir.

 

Beyaz lahana en iyi toksin atıcıdır (detoxification = detoksifikasyon). Toksin atıcı olması bir başka ifade tarzıyla, vücudu arındırmak anlamına gelir. Yeri gelmişken hemen belirtmekte fayda görüyorum, toksin atmak ile antioksidan özellikler birbirlerinden tamamen farklı şeylerdir. Vücuda alınan zehirli kimyasalların (toksin) veya birikmiş zehirli kimyasalların uzaklaştırılmasında beyaz lahana kürü ideal bir toksin atıcıdır. Bu toksinlerin kaynağı nedir şeklinde bir soru sorulduğu zaman cevabı oldukça basittir. Tükettiğimiz sebze ve meyveler zirai ilaç içermektedir. Tükettiğimiz et veya süt gibi maddeler ağır metaller içermektedir. Soluduğumuz hava, araçların egsoz gazlarında bulunan zehirli gazları içermektedir. Yaşadığımız çevrede bulunan fabrika bacalarından solunum yoluyla aldığımız toksinlerdir. Tüm bu zehirli maddeler zamanla vücudumuzda birikmekte ve organlarımıza zarar verebilmektedir. İşte, beyaz lahana kürü bu zehirli maddelerin vücudumuzdan atılmalarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, beyaz lahana toksin atıcıdır veya arındırıcıdır diyoruz. Vücudumuzda oluşan biyokimyasal reaksiyonlar esnasında serbest radikal adı verilen çok hızlı reaksiyona girerek özellikle hücre zarına veya hücre içindeki DNA ya zarar veren (mutasyon) maddeler oluşmaktadır. İşte, hücreye zarar verebilen bu serbest radikallerin, zararsız hale getirilmesinde etkin rol oynayan maddelere antioksidan madde veya kısaca antioksidan denir.

Yeri gelmişken hemen hatırlatmakta fayda görüyorum, taze beyaz üzüm bilinen tüm meyveler ve sebzeler içerisinde hiç biri ile mukayese edilemiyecek kadar güçlü antioksidan özelliklidir. Unutmayınız, her sebze ve her meyvede bir kaç değişik antioksidan madde bulunmaktadır. Ancak, taze beyaz üzüm ile bu konuda hiç bir meyve veya sebze boy ölçüşemez. Eğer, taze beyaz üzümün bu antioksidan gücünden istifade etmek istiyorsanız, mevsiminde ve günde bir salkımdan (200-250 gram) fazlasını tüketmemek şartıyla maksimum antioksidan gücünden faydalana bilirsiniz.

 

 

Antioksidanlar üzerine bir çok spekülasyonlar yapılmaktadır. Eczanelerin vitrinleri bu tür ithal tabletler ile dolu… Unutmayınızki, vücudumuzun kendisi de çok güçlü doğal antioksidanlar üretmektedir. Vücudumuzun kendi ürettiği en güçlü antioksidanlardan bir tanesi frataxin’dir. Hekiminize danışmadan antioksidan tabletlerini kullanmayınız.

 

Kür 1: Toksin atıcı ve kolon kanserini önleyici

Beyaz lahananın toksin atıcı ve kolon kanserini önleyici özelliğinden istifade edebilmek için, kaynamakta olan yarım litre suda 6-7 adet beyaz lahana yaprağı parçalamadan (tüm olarak), on dakika ağzı kapalı olarak hafif ateşte haşlanır, sabah ve akşam olmak üzere aç veya tok karına birer su bardağı içilir. Bu işleme toplam beş gün devam edilir. Beş gün uyguladıktan sonra üç gün ara verilir ve tekrar beş gün uygulanır. Böylece toplam on günlük kür tamamlanmış olur. Kısaca: 5×2U+3A

5 gün uygulama + 3 gün ara + 5 gün uygulama = Toplam 10 günlük kür

 

 

Toksin atıcı ve kolon kanserini önleyici bu on günlük kürü, bir yıl boyunca üç veya dört defa yapmak en doğrusudur. Bu kürü uygulamaya başladığınızın ikinci veya üçüncü gününden sonra vücudunuzun terlediğini ve özellikle de yüz kısmınızda yağlı yağlı terlediğinizi görürsünüz. Aynı zamanda dışkıda da belirgin şekilde yağ oranının artığı gözlenebilmektedir. Bu da yağla beraber toksinlerin atıldığını gösterir. Bu kürü uyguladığınız dönemlerde daha sık banyo veya duş yapmanız sizi hem daha çok rahatlatacak hem de deri gözenekleri açıldığından daha rahat toksinli-yağ atmanıza yardımcı olmuş olacaktır. Unutmayınız ki, toksin atan vücut kendini yeniler.

 

Not: Kesinlikle on günlük kür için ihtiyacınız olan miktarı tek bir defada hazırlamayınız. Hergün taze olarak hazırlamanız şarttır. (Prof. Dr. İbrahim Adnan SARAÇOĞLU)

http://www.saracoglu.at/bolum.php?name=kur&kid=49&sirano=26

posted in BESLENME | 0 Comments


Din