-
7th Ocak 2009

Kul Hakkı mı, Şirk mi? Bireysel ve Evrensel Kul Hakkı

ŞİRK, BİR KUL HAKKI DEĞİL MİDİR?

BİREYSEL KUL HAKKI İLE EVRENSEL KUL HAKKINI AYIRT ETMEK GEREKMEZ Mİ?

BİREYSEL KUL HAKKI AFFEDİLMEYECEKSE NE AFFEDİLECEK?

 

KUL HAKKI VE ŞİRK

4Nisa/48,116-“ Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.”

 

7-Hz. Peygamber buyurdular ki: “Bana Cebrâil gelerek “Ümmetinden kim Allah’a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete gire(bili)r” müjdesini verdi” dedi. Ben (hayretle) “zina” ve hırsızlık yapsa da mı?” diye sordum. “Hırsızlık da etse, zina da yapsa” cevabını verdi. Ben tekrar: “Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!” dedim. “Evet, dedi, hırsızlık da etse, zina da yapsa!” Hz. Peygamber dördüncü keresinde ilâve etti: “Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir“. Buhârî, Tevhid 33; Müslim, İman 153, (94); Tirmizî, İman 18, (2646).

 

 

KUL HAKKI İNSAN HAKKIDIR

İnsan hakları en fazla hangi ülkelerde çiğnenmektedir acaba?

Dini duyarlılığı olanlar, insan hakları konusunda ne ölçüde duyarlıdırlar acaba?

Yaşama, kendini geliştirme, kaynaklardan yararlanma, beslenme, eğitim, güvenlik, adalet, sağlık, seyahat etme, sosyal hayata katılma gibi haklardan Müslümanlar ne ölçüde yararlanmaktadırlar?

Doğruları savunan insanlara haksızlık edenler acaba kul hakkını çiğnemiş olmazlar mı?

Çevrelerinde yaşanan olumsuzluklara ve yanlışlara göz yumanların hatası acaba kul hakkına girmez mi?

Din adına insanlara bilerek veya bilmeyerek yalan-yanlış şeyler öğretenlerin bu yaptıkları kul hakkına girmez mi?

Eğitici ve öğreticilere kulak vermeyenler, onlara kulak tıkayanlar, onların söz söyletmeyenler bu yaptıklarıyla kul hakkının kapsamına girmezler mi?

Din adına kadına zulmedenler, acaba kadınları kuldan saymazlar mı?

 

 

İslam’a göre hayatta yapılabilecek en büyük günah, en büyük suç nedir diye sorsanız birçok kişi size “kul hakkı” diye cevap verir. Peki, kul hakkı nedir, kul nedir?

Kul denilen şey özünde insandır. Bedeni vardır, canı vardır, malı vardır, kişiliği vardır, aklı ve duyguları vardır, inancı vardır, yakın dostları vardır… Bunlara verilen zararlar da kulun hakkına verilen zararlar olarak kabul edilir. Bu tanıma göre bir insanı yaralamak, öldürmek, onun malını gasp etmek, parasını çalmak, cinsel istismara maruz bırakmak kul hakkı olduğu gibi, bir insana ters ters bakarak moralini bozmak, onu azarlamak, 50 gr eksik tartarak mal satmak, arabayla yoldan geçerken üzerine su sıçratmak da kul hakkı sınırları içine girer. Kısaca insana verilecek en küçük rahatsızlıktan onun ölümüne neden olmaya kadar her türlü kusur, kabahat ve suç bu kapsama girmektedir. Görüldüğü üzere kul hakkının çok geniş bir kapsamı vardır. Kul hakkına girmeyen kusur, kabahat ve suç neredeyse yok gibidir. Peki, tüm bunların telafisi var mıdır veya tövbesi nasıldır diye sorarsanız önünüze tek bir seçenek sunarlar: Hakkını yediğiniz kişiden gidip helallik isteyerek ve onun da sizin helalliğinizi kabul etmesiyle. Bunun dışında ne yaparsanız yapın hiçbir işe yaramaz, hayattaki en büyük günahı işlemiş olarak yaşayıp gidersiniz.

Bu iddialara sondan başlayarak cevap verecek olursak, yaygın inanca göre kul hakkıyla ilgili bir suç işlediğinizde bağışlanmanız için tek bir seçenek vardır. O da ilgili kulu yani ilgili insanı bulup ondan helallik istemek ve onun da bu helalliği kabul etmesidir. Dikkat ederseniz burada bağışlanma bir insanın tekeline bırakılmıştır. Bir insan hakkından feragat edebilir, “tamam benim için sorun değil, üzülme” diyebilir. Örneğin birinin evini soyan bir soyguncu, ev sahibi tarafından affedilebilir. Ancak kamu davasından kurtulamaz. Çünkü kamuyu (diğer tüm insanları) etkileyen bir suç işlemiştir. Birini yaralayan suçlu da yaralı kişi tarafından affedilse bile hakkında kamu davası açılır. İslam’da da suçlu, hak sahibi tarafından affedilse bile Allah’ın onu affedip etmediğini bilemeyiz.

Hak sahibinin suçluyu affetmesiyle, suçlunun Allah katında da mutlak olarak bağışlandığını iddia etmek Allah’ın hak(kamu hakkı) ve yetkisine müdahaledir. “Allah’ın affetme yetkisi, hak sahibinin affıyla sınırlıdır” anlamına gelebilecek bir anlayış, Allah’ın yetkilerini de sınırlandırır. “Benim bağışlamadığım birini Allah’ın da bağışlama hak ve yetkisi yoktur, ben bağışlamazsam Allah da bağışlamaz” sözü Allah’ın yetkisine müdahaledir, çok büyük bir cürettir. Böyle bir iddiada olan insan, adeta bir ilah gibidir; bir insanın Allah katında bağışlanmasını sağlayacak veya sağlamayacak; bir insanı cennete veya cehenneme gönderecek. Ne kadar büyük bir yetki ve ne kadar büyük bir hak!… Oysa mutlak anlamda bağışlama ve günahları affetme yetkisi sadece ve sadece Allah’a ait değil midir?

Birkaç örnek çerçevesinde düşünecek olursak konu daha iyi anlaşılır; farz edin ki birisi başka birinin evini yaktı, sonra bu kişi, evi yanan kişiyle helalleşti, evi yakan kundakçının kundaklama suçundan doğan günahı affedilmiş midir? Ya da aynı kişi, birine attığı iftira sonucu, onun eşinden boşanmasına neden oldu, daha sonra boşanan taraflar bu kişiyi affettiler. Boşanmadan doğan sorumluluktan bu kişinin kurtulduğunu söyleyebilir miyiz? Ya da bir kişi bir kadına tecavüz etti, daha sonra kadın tecavüzcüyü affetti, bu af, yapılan hatayı bütünüyle ortadan kaldırabilir mi? Elbette ki hayır. Ya da bir insana küçük bir haksızlık yapıldı; örneğin yanında sigara içildi ve o da dumandan rahatsız oldu; adamın gıcıklığı tuttu, bu hatayı affetmedi, yalvarma yakarmaya rağmen affetmedi. Şimdi ne olacak, mahşerde onun peşine mi düşülecek? Diyelim ki bu insan iyi bir insandı, ama bir kere yaptı böyle bir hatayı. Sırf o küçük hatadan dolayı, muhatabı affetmedi diye cennete giremeyecek mi? Ya da kul hakkı en büyük günah ise, hakkını helal etmediği zaman en büyük günahı işlemiş olarak yaşayıp en büyük günahı işlemiş olarak mı ölecek?

Görüldüğü gibi bu tezin sonucunda Allah bir çeşit edilgenleşmekte, insana dünyada da ahirette de ilahi bir nitelik olan mutlak bağışlama yetkisi verilmektedir. Bu teze göre Allah mahşerde sadece insanların ibadetle ilgili olaylarını yargılayacak, geri kalan kulların kişisel hiç bir sorununa karışamayacaktır. Bu nasıl ilahi yargılama ki Allah yalnızca namaz, oruç, zekat gibi birkaç konuda hüküm verecek diğer konularda ise insanları sadece ödeştirmeye çalışacaktır? Hani Allah, “maliki yevmu’d-din” idi? O, büyük duruşma gününde tek söz sahibi idi? (1Fatiha/4) Bu iddiaya göre herkes az çok din gününün sahibi olmuyor mu?

Başka bir örnek; diyelim ki siz kurşunlanarak yaralandınız. Bilindiği üzere iki mahkeme vardır; birincisi dünyada resmi kurum olan mahkemenin yaptığı yargılama, ikincisi ise ahirette Allah’ın yaptığı ilahi yargılama. Siz suçluyu ilahi yargılama için affettiniz, dünyadaki mahkeme için de şikâyetçi olmadınız. Şimdi yargı organları sırf siz şikâyetçi olmadınız diye suçluyu görmezlikten mi gelecek? Asla. Suçlu hakkında kamu davası açıp yargılayacak ve cezalandıracaktır. İnsanların yargı organlarına tanıdığı hak ve yetkiyi ilahi yargılama konusunda Allah’a vermemeleri bir paradoksu ortaya koymaz mı?

Kur’an’da, “can, mal, namus, inanç, akıl, kişilik, vs” gibi kişinin bireysel hakları güvence altına alınmıştır. Buna göre hiç kimse bir başkasına asla adaletsizlik yapmamalıdır, haksızlık etmemelidir, zarar vermemelidir, zorbalık etmemelidir. Eğer yaparsa hak sahibine hakkını ödemelidir. Bu ödeşme bile onu Allah katında onu sorumluluktan kurtarmayabilir. Öyle ya, eğer bu sorumluluk yoksa, mağduru ikna edebileceğine inanan herkes istediği suçu işleyebilir. Evet, mağduru ikna etseniz de Allah katındaki sorumluluktan kurtulamayabiliriz. Tövbe, bağışlanma ve yardımlaşma bunun için vardır. İlahi yargılama bunun için vardır. Dünyada insanlar haksızlıklara engel olmak için Allah’ın izin verdiği ölçüde mücadele edeceklerdir, haklarını arayacaklardır. Ancak ilahi bağışlama ise yalnızca Allah’ın tekelinde olacaktır.

“Bana kul hakkı ile gelmede nasıl gelirsen gel” sözünün sağlam bir dayanağı olmadığı gibi bu söz, insan için baştan bir kaybediştir. Bu sözle istisnasız bütün insanlar cehenneme gidecek demektir. Böyle bir durumda yetki, Allah’ın elinde değil, hak sahibinin elindedir. Hak sahibi ise dilerse affeder, dilerse affetmez. Peygamberleri düşünün, insana karşı küçük bir hata yaptılarsa, küçük bir hak yedilerse ve muhataplarından da helallik almadılarsa ne olacak? Olamaz mı? Musa, kazara da olsa bir insanın ölümüne neden olmamış mıydı? Bir insanın canından büyük bir kayıp olabilir mi? Bu durumda klasik kul hakkı teorisine göre Musa peygamber nasıl cennete gidebilir? Böyle iken kul hakkının da en büyük günah olduğunu savunmaya devam ederler. Bu bir çelişki değil midir? Adam öldüğü için Musa peygamberin ondan helallik alması mümkün değildir, ya adam mahşerde de helallik vermezse ne olacak?

Eğer helallik alma gibi bir tövbe şekli olsaydı, Kuran’da buna dair hükümler olurdu, değil mi? Bakın, Kuran’da kazara adam öldürmenin tövbe yolu nedir?

4Nisa/92: Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, özgürlüğü elinden alınmış bir mümini özgürlüğüne kavuşturması ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Eğer ölünün ailesi o diyeti bağışlamışlarsa(diyetten vazgeçmişlerse) başka. Eğer öldürülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise özgürlüğü elinden alınmış bir mümini özgürlüğüne kavuşturması gereklidir. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve özgürlüğü elinden alınmış bir mümini özgürlüğüne kavuşturması gereklidir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tövbesinin kabulü için iki ay peş peşe oruç tutması gereklidir. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.

Ayete göre, kişinin tövbesinin kabul edilebilmesi için öncelikle verdiği zararı telafi etmeye uğraşması gerekir; özgürlüğü elinden alınmış bir mümini özgürlüğüne kavuşturmasının yanı sıra ölen kişi artık öldüğüne ve dünyada bulunmadığına göre yakınlarını teselli edebilecek bir diyet ödemesi gerekli görülmüştür. Allah’ın hakkı olarak ölen kişi yerine bir başkasını özgürlüğe kavuşturarak bir çeşit diriltilmesi ve kişi hakkı yerine onun çevresinin öfkesinin dindirilmesi, huzur ve barış ortamını sağlamaya yöneliktir. Eğer yakınları bu diyetten vazgeçerlerse, diyetin ödenmesi gerekmez. Eğer kişinin buna gücü yetmiyorsa, Allah’ın tövbesini kabul edebilmesi için aralıksız 2 ay oruç tutması gereklidir. Dikkat edilirse burada bağışlanma öldürülen kişinin kendisine veya ailesine endekslenmemiştir. Ayette mahşerde helallik alma gibi bir şart da konmamıştır. Kişi hatasını telafi etmeye çalışır ancak bağışlanmayı Allah’tan ister. Amaç Allah’ın bağışlamasıdır.

Kul hakkı perspektifinden bakan biri için kazara ölümüne neden olarak kul hakkı yiyen kişinin bağışlanması, ölmüş olan kişinin mahşerde helallik vermesine ve ailesinin helallik vermesine bağlıdır. Oysa Allah zararı telafiye uğraşmanın dışında bağışlanmayı o kişiden ve aileden bağımsız tutmuştur. Düşünün ki bir kişi yanlışlıkla başka bir kişiyi öldürdü. Bir diyet ödemeye de çevresiyle birlikte bile gücü yetmiyor. Ancak öldürülen kişinin ailesi mutlaka diyet istiyor ve diyet olmadıkça kesinlikle hakkını helal etmiyor. Kul hakkı teorisine göre, aile hakkını helal etmediğine göre kişinin bağışlanması imkânsızdır. Oysa Allah’a göre diyete gücü yetmeyen birinin iki ay oruç tutması gereklidir.

Kuranda affetmek “afv” kavramı ile bağışlama ise “mağfiret” kavramı ile ifade edilir. Bu iki kavram, özne olarak, hem Allah için hem insanlar için kullanılır. “Af” kavramı daha çok “cezasız bırakmak, ceza vermekten vazgeçmek” anlamına gelirken, “mağfiret” kavramı ise daha çok “suçlu veya kabahatli görmekten vazgeçip önceki değeri vermek” gibi bir çeşit “iade-i itibar” anlamına gelmektedir. Allah hem dünyada hem ahirette ceza verebilir veya hem dünya için hem ahiret için ceza vermekten vazgeçebilir. Ama insanın ceza vermesi veya bağışlaması sadece dünya içindir. Bir insan kendi hakkını gasp etmiş diğer bir insanı affedebilir yani hakkından vazgeçer, cezalandırmaz, üstüne gitmez. Ya da bağışlayabilir; önceki ilişkisini sürdürmeye devam eder, kalpten duygusal olarak da bir olumsuzluk hissetmez, önceki değerini verir.

 

 

Kur’an’da affetmek ve bağışlamak

42Şura/40: Bir kötülüğün cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim affeder ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez. (Affetmek: Kötülüğe denk olan kötülüğü yapmamak, cezasını vermemek)

2Bakara/109: Kitap Ehlinden çoğu, kendilerine hak apaçık belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi küfre döndürmek arzusunu duydular. Fakat Allah’ın emri gelinceye kadar onları affedin ve (onlara) ilişmeyin. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. (Affetmek: Umursamamak, savaş açmamak, ilişmemek)

5Maide/13: Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen hükümlerin önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever. (Affetmek: Kendi hallerine bırakmak, uğraşmamak, aldırış etmemek, ceza vermemek)

3Al-i İmran/135: Ve ‘çirkin bir hayâsızlık’ işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah’tan başka günahları(zenbler) bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir. (Mutlak bağışlama yetkisi, hem ahiret hem dünya için nihai bağışlama yetkisi yalnızca Allah’a aittir.)

45Casiye/14- İman edenlere söyle: Allah’ın (ceza) günlerinin geleceğini ummayanları bağışlasınlar. Çünkü Allah her toplumu, yaptığına göre cezalandıracaktır.

42Şura/37-(Bunlar,) Büyük günahlardan ve çirkin, utanmazlıklardan kaçınanlar ve gazaplandıkları zaman bağışlayanlar, (Çünkü gazaplanmak kendimiz kaynaklıdır.)

42Şura/42- Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere ‘tecavüz ve haksızlıkta bulunanların’ aleyhinedir. İşte bunlara acıklı bir azab vardır. 42Şura/43- Kim olup bitenlere karşı göğüs gerer(sabreder) ve bağışlarsa, şüphesiz bu, azme değer işlerdendir. (Bu işten vazgeçen, azaptan kurtulacak eylemlere gidenler, onların bağışlanması, eski kinin sürdürülmesinden öte onların da eşit statüde kabul edilmeleri.)

64Teğabün/14: Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoşgörülü davranır ve bağışlarsanız, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. (Affetmek: Kusurlarını dışa vurmamak, başa kakmamak Aile bireyleriyle olan ilişkilerde son durumda bağışlama öneriliyor. )

Helallik istemeyi ve bağışlamayı, özür dilemek ve affetmekle karıştırmamak gerekir. Helallik isteme ve hakkın helal edilmesiyle kişinin bağışlanması, dünyadaki ilişkilerin düzelmesinden çok ahirette bağışlanmanın şartı olarak görülür. Özür dilemek ve affetmek ise daha çok dünyayla ilgilidir. Özür, karşımızdakinin pişmanlığımıza şahit olmasını, onun sonucunda affetme ise sosyal ilişkilerimizin sekteye uğramamasını sağlar. Zaten tövbe sadece lafla olan bir iş değildir. Bir konudaki pişmanlığımızın en önemli göstergesi; o konuda verdiğimiz zararları ne ölçüde telafi ettiğimiz, ne ölçüde o zararı kaldırmaya uğraştığımızdır. Allah’ın affetme olasılığı da buna bağlıdır. Peki, özrün amacı nedir? Eğer biz sadece ve sadece Allah’tan bağışlanma dileyeceksek niye karşımızdaki insandan özür dileriz ki? Özür bir bağışlanma talebi değildir. Özür, karşımızdaki insanın hatamızdan pişman olduğumuza şahit olmasını sağlar ve ileriki günlerde onunla olan sosyal ilişkimizin daha önceden olduğu gibi sağlıklı gitmesine ve sekteye uğramamasına katkıda bulunur. Yoksa bizim Allah tarafından bağışlanıp bağışlanmamamız bir insanın kararına bağlı değildir. Ki o insanın nasıl biri olduğu da belli değildir.

İki insan düşünün: İkisi de aynı suçu işlemiş olsun. Birinin karşısındaki insan iyi niyetli, Allah’ı önemseyen, sevgi dolu biri olsun. Diğerinin karşısındaki de art niyetli, Allah’ı dikkate almayan, öfke dolu biri olsun. İkisi de karşısındaki insanlardan helallik istiyor. Birinci kişi hakkını helal ediyor ancak ikincisi helal etmiyor. Şimdi Allah birincinin tövbesini kabul edecek, diğerininkini etmeyecek mi? Allah böyle bir haksızlık yapar mı? Allah art niyetli, Allah’ı dikkate almayan bir insanı böyle bir kayırmacılıkla ödüllendirir mi? Dolayısıyla bu “helallik isteme” davası, Allah’ın ilkeleriyle ve adaletiyle uyuşmayan bir davadır.

Diğer bir konu ise “kul hakkı” kavramının kendisidir. Kul hakkının kapsamı nedir? Kulların öldükten sonrayı da değiştirecek derecede mutlak hakları var mıdır? Kulların sahip olduğu haklar gerçekte kimin hakkıdır? İnsan sahip olduklarının daha bilincine varmadan ona bunu lütfeden Allah idi. Hani şu meşhur özdeyiş vardır:

“Mal sahibi, mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi!”

 

 

KUL HAKKI nedir? İnsan hakkı ve insan hakları…

Örnekleyelim:

1. İnsanları kula kul etmek kul hakkıdır.

2. Haksız yere özgürlükleri kısıtlamak kul hakkıdır.

3. Haksız yere yargılamak kul hakkıdır.

4. Cana kıymak, insan yaralamak kul hakkıdır.

5. Haksızlık, baskı-şiddet, zulüm, kavga ve savaş kul hakkıdır.

6. Çalmak, hırsızlık yapmak, yetim hakkı yemek kul hakkıdır.

7. Kendini beğenmişlik, gösteriş yapmak, kıskançlık kul hakkıdır.

8. Masum insanların aleyhinde konuşmak veya iftira atmak kul hakkıdır.

9. İnsanların kişilik haklarına saldırmak; onlara saygısızlık etmek, onlarla alay etmek, onları küçümsemek, onlara hakaret etmek kul hakkıdır.

10. Sorumlu olduğu insanları gözetmemek ve onlara haklarını vermemek kul hakkıdır.

11. Irkçılık ve ayrımcılık kul hakkıdır.

12. Anlaşmalara, verilen söze ve dostluklara bağlı kalmamak kul hakkıdır.

13. Kötülüklere seyirci kalmak kul hakkıdır.

14. İnsanları rahatsız etmek ve onlara zarar vermek bir kul hakkıdır.

15. Dürüst olmamak kul hakkıdır.

16. Ölçüye ve tartıya özen göstermemek kul hakkıdır.

17. Cimrilik ve israf etmek kul hakkıdır.

18. Adaletli davranmamak kul hakkıdır.

19. Tahrik, taciz ve teşhir gibi her türlü cinsel istismar kul hakkıdır.

20. İnsanları üzmek kul hakkıdır.

21. Başkalarının malını sahiplerinden izinsiz kullanmak kul hakkıdır.

22. İnsanları kandırmak, aldatmak ve onlara yalan söylemek kul hakkıdır.

23. Sıra kuyruğunda birisinin sırasını gasp etmek kul hakkıdır.

24. Başkasının üzerine çamur sıçratmak kul hakkıdır.

25. Başkasının yanında sigara içmek kul hakkıdır.

26. Rahatsız edici biçimde yüksek sesle konuşmak veya müzik dinlemek kul hakkıdır.

27. Vergi kaçırmak, zamanında ödememek, başka kullara hizmeti geciktirdiği için kul hakkıdır.

28. Kamu malını kötüye kullanmak kul hakkıdır.

29. Kamu arazisine gecekondu yapmak kul hakkıdır.

30. İşe zamanında gitmemek, derslere zamanında girmemek kul hakkıdır.

31. Sokakları, havayı ve çevreyi kirletmek kul hakkıdır.

32. Kesin bilmediğimiz konuda konuşmak ve yazı yazmak kul hakkıdır.

33. Anne-babayı, yakınları ve insanları üzmek kul hakkıdır.

34. Sevimsiz lakaplar takmak kul hakkıdır.

35. Bir başkasına su-i zan beslemek kul hakkıdır.

36. Kamu malını kötüye kullanmak kul hakkıdır.

37. Bize ait olmayan arsaya gecekondu yapmak kul hakkıdır.

38. Gıybet ve dedikodu yapmak kul hakkıdır.

39. İnsanları eleştirmek kul hakkıdır.

40. Muhtaç insanlara yardım etmemek kul hakkıdır.

41. Komşuların sorunlarıyla ilgilenmemek kul hakkıdır.

42. İnsanlar arasında adaletle hükmetmemek kul hakkıdır.

43. Şahitliği doğru yapmamak kul hakkıdır.

44. Sözünde durmamak kul hakkıdır.

45. Emaneti gözetmemek kul hakkıdır.

46. Ödemeleri zamanında yapmamak kul hakkıdır.

47. Borcu zamanında ödememek kul hakkıdır.

Daha örneklere devam edelim mi? Bunları yapmayan veya yapıp da tek tek helallik alan kaç kişi vardır? Bu durumda Allah hiç kimseyi affetmeyecek, affedemez. KUL HAKKI yemeyen bir vatandaş tanıyan var mı? O zaman herkesin adresi belli, öyle değil mi?

Görüldüğü gibi “kul hakkı”nın kapsamı oldukça geniştir. Hemen her şey kul hakkına girmektedir. Yanınızdakini üzmekten tüm insanlara verilebilecek en büyük zarara kadar. Günahları affettirme yeri, dünyadır. Hiç kimse, Allah‘ın iradesinin önüne engel koyamaz. Kul hakkına girmeyenlere birkaç örnek:

1. Namaz kılmak

2. Oruç tutmak

3. Hacca gitmek

4. Dua etmek

Oysa geleneksel dini teoriye göre özellikle namaz, oruç gibi dinsel uygulamalar, dinin içinde yer almanın ön koşuludur. Bunları yerine getirenler büyük ölçüde cenneti hak etmektedirler.

Evet, kulun mutlak bir hakkı yoktur ancak sınırlı ve süreli hakları olabilir. Bu haklar bildiğimiz insan haklarıdır, önemlidir, hem de çok önemlidir. Barış, huzur ve mutluluk bunlara bağlıdır. Temel hakların dokunulmazlığı vardır, onları çiğnemek kabul edilemez. İnsanlar temel hakları korunduğu ölçüde özgürdür. Temel haklar kamu hakkıdır. Bundan dolayı muhatabı affetmekle suçlu sorumluluktan kurtulamaz.

İnsan kişisel hakkını isteyip arayabilir veya hakkından vazgeçebilir. Birisi sizin hakkınızı yediyse, gasp ettiyse, çiğnediyse, paranızı çaldı, sizi dolandırdıysa, bu hakkınızı istersiniz, adil yargılama gibi meşru zeminlerde yasal yollarla hakkınızı ararsınız. Hâlâ hakkınızı alamıyorsanız, gücünüzün ötesindeki durumlar için işi Allah’a havale edersiniz.

Gerçekte kula karşı işlenen bir suç da, doğaya karşı işlenen bir suç da, hayvanlara karşı işlenen bir suç da ve kişinin kendisine karşı işlediği bir suç da Allah’a karşı işlenmiş suçlardır. Bu suçların büyüklük dereceleri de Allah katında belirlidir. Herkese işlediği oranda günah yükü yüklenir ve kimseye bir zerre ağırlığınca bile haksızlık yapılmaz. Yüklenen günah yüklerinin miktarı da kesinlikle bir veya birkaç insanın inisiyatifine göre değişmez.

Bu konudaki büyük sorunlardan biri ise kul hakkının en büyük günah olduğu iddiasıdır. Gerçekten kul hakkı en büyük günah mıdır? Peki, hangi kul hakkı en büyük günahtır? Adam öldürmekten bir insanı üzecek basit hatalara kadar yukarıda örneklerini saydığımız farklı çeşitleri olan kul haklarının hepsi mi en büyük günahtır? Bu soruya kimsenin “evet” diyeceğini sanmıyorum. O zaman problem ne? Ya kul hakkı denilen şeyin ne olduğu bilinmiyor ya da İslam bilinmiyor. Doğrusu bu konuda her ikisi de bilinmiyor. Allah ayetlerde en üst perdeden çok açık bir biçimde, “Allah kendisine ortak(şirk) koşulmasını asla bağışlamaz, bundan alt seviyede olanları dilediğine bağışlar” derken en büyük günahın şirk olduğunu vurgulamıştır. Bundan sonra birileri kalkıp da, “En büyük günah, Allah’ın affetmeyeceği günah kul hakkıdır” diyebiliyorsa ya bu kişi hem İslam’ı hem de kul hakkının ne olduğunu bilmiyordur, ya da bir şeyler istismar etmek istiyordur.

 

4Nisa/48-Doğrusu Allah, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan alt seviyede olanları dilediğine bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa pek büyük bir günahı iftira atmıştır.

 

Kul hakkı derken, “İnsanlara verilecek zarar” biçiminde anlayacaksak bilmek gerekir ki en büyük kul hakkı ŞİRK’tir.

 

Evet, eğer kul hakkı diye bir şey varsa,

İŞLENEBİLECEK EN BÜYÜK KUL HAKKI ŞİRKTİR!!!!

Çünkü şirk;

1-Allah dışında birilerini putlaştırmaktır. (10Yunus/18) Allah’ın dışında birilerine veya bir şeylere olağanüstü güçler ve nitelikler yakıştırarak hem onlara kul olmak hem de diğer insanların onlara kul olmasına zemin hazırlamaktır. Belki Allah’a yaklaşmak için onları aracılar görerek, belki onlardan medet bekleyerek ama sonuçta onların önünde alçalarak ve diğer insanların da büyük umutlarla onların önünde alçalmasına yol açarak en büyük suç işlenmektedir.

2-Allah dışında birilerini din belirleyici olarak görmektir. (9Tevbe/31) Allah adına, din adına, peygamberler adına ortaya konan uydurmalara ve hurafelere inanmak ve bunları insanlara yaymaktır. İnsanlara bir hurafeyi din olarak göstermekten daha büyük bir suç, daha büyük bir zulüm ve daha büyük bir kul hakkı olabilir mi? Allah’ın bildirdiklerine aykırı konularda bir şeyleri helal veya haram ilan etmek (16Nahl/116) hem onlara uyan insanların yaşamını mahveder hem de Allah’ın dini lekelenmeye çalışılmış olur.

 

 

Kula kul olmak ve insanları kula kul olmaya çağırmak, hurafelere inanmak ve insanları hurafelere inanmaya çağırmak kadar büyük bir suç olabilir mi? Bundan daha büyük kul hakkı olabilir mi?

Bir insana yapılabilecek en büyük kötülük, o insanın doğru yapıyorum zannederken yanlış yapmasına, Allah’ın istediğini yapıyorum zannederken fark etmeden şeytanın istediğini yapmasına neden olmak, böylece o kişinin hem dünya hayatını hem ahiret hayatını mahvetmektir. Allah’ın din koyma hak ve yetkisini, koruyup kurtarma gücünü başkalarına da vererek insanları kula kul etmektir. İşte şirk budur. Şirk Allah hakkında, resuller hakkında uydurmalar türetmek, hurafeler yaymak ve bunları ilahi dinmiş gibi göstermektir. Bu uydurmalara inanan insanlar gerçekte Allah’ın dinine değil uydurulmuş bir dine inanmakta ve Allah’ın dinini değil o uydurma dini yaşamaktadırlar. Buradaki sorun sadece insana zarar vermek değildir. Şirk aynı zamanda Allah’a iftiradır, Allah resullerine iftiradır. İftira ise yapılabilecek en kötü şeydir. Allah’a iftira, bütün insanları kuşatıcı bir beladır. Kulların özgürlük alanlarını yapay “haramlar” ve “günahlar” ile daraltmaktır veya diğer insanların özgürlüğü aleyhine birilerini başıboşluğa sürüklemektir. Konu kul hakkı gibi öyle yalnızca mağdur kişileri hakkını elinden alan dar kapsamlı bir konu değildir. “En büyük günah kul hakkıdır” diyen insanlar da, kul hakkı derken şirki kastetmemektedirler. Tam çerçeveyi onlar da bilmemektirler. Çünkü olaya Kuran penceresinden değil gelenek penceresinden bakmaktadırlar.

Esasında “kul hakkı” konusundaki rivayetler insanları yanlış anlayışlara sürüklemiştir. Kur’an doğrultusunda olaya bakmayınca iş iyice birbirine girmiş yumağa dönmüştür.

 

Buna göre; iyilik yapanların iyilikleri(hasenat), kötülük yapanların kötülükleri(seyyiat) karşılıksız kalmaz. Bir iyilik yapan bunun karşılığında on iyilik alırken, bir kötülük yapan dengiyle karşılık görür.

6En’am/160-Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

28Kasas/84-Kim bir iyilik getirirse, ona bundan daha hayırlısı vardır. Kim de bir kötülük getirirse, bilsin ki, kötülük işleyenler ancak yapmakta olduklarının cezasına çarptırılırlar.

27Neml/89-Kim bir iyilikle gelirse, artık kendisine daha hayırlısı vardır ve onlar, o günün korkusuna karşı güvenlik içindedirler.

 

İnsanlık suçu olan şirki işlemeyen biri, Allah katında kendi hanesindeki iyilikler ve kötülüklerle değerlendirilir:

2Bakara/271-Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da kefaret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

4Nisa/31-Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, küçük günahlarınıza kefaret kılarız ve sizi güzel bir yere koyarız.

11Hud/114-Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.

 

Bu kişinin kötülükleri fazla çıksa bile Allah bu kişinin konumuna göre onu affedebilir:

25Furkan/70-Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

42Şura/25-O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri affeder ve yaptıklarınızı bilir.

 

İyilik-kötülük hesap ölçümlerinde kimseye haksızlık yapılmaz

21Enbiya/47-Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.

7A’raf/9-Oysa, tartıda yükü hafif çekenler; işte, mesajlarımıza inatla karşı çıkmaları yüzünden kendilerini bedbahtlığa sürükleyecek olanlar da bunlardır.

23Müminun/102-Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

23Müminun/103-Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedî kalacaklardır.

101Karia/6-İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse,

101Karia/7-Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacaktır.

101Karia/8-Ama kimin de tartıları hafif gelirse,

101Karia/9-Artık onun da anası (son durağı) “haviye”dir (uçurum).

 

Allah hiç kimseye en küçük haksızlık yapmaz!

4Nisa/40-Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir.

99Zilzal/7-Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir. 99Zilzal/8-Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.

 

İşte Allah’ın kitabı Kur’an bağışlanmaz günah veya suçun ne olduğunu açık biçimde ifade etmektedir: (4Nisa/48,116)
1)Allah şirki kesinlikle bağışlamaz.
2)Şirkten başkasını dilediğine bağışlar.
3)Allah ‘a şirk koşan, çok büyük günah iftira etmiştir.

 

Hadis kitapları da bunu teyit etmektedir. Allah Resulü adına rivayet edilen hadiste de 4Nisa/48 ayetinin nasıl anlaşıldığı ortaya konmuştur.

4670-”Resûlullah buyurdular ki:”Allah Teala diyor ki: “… Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.” [Buharî, Tevhid 15; 35; Müslim, Zikr 2, (26 75), Tevbe 1, (2675).]

4144-”Resûlullah buyurdular ki: “Allah Teâlâ diyor ki: “Ey âdemoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sâdır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey âdemoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey Adem oğlu! Bana arz dolusu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım.” [Tirmizî, Da'avât 106, (3534).]

 

 

Aşağıda rivayet edilen hadis, günümüzdeki yaygın “kul hakkı” anlayışı ciddi biçimde tırpanlamaktadır:

7-Hz. Peygamber buyurdular ki: “Bana Cebrâil gelerek “Ümmetinden kim Allah’a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer” müjdesini verdi” dedi. Ben (hayretle) “zina” ve hırsızlık yapsa da mı?” diye sordum. “Hırsızlık da etse, zina da yapsa ” cevabını verdi. Ben tekrar: “Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!” dedim. “Evet, dedi, hırsızlık da etse, zina da yapsa!” Hz. Peygamber dördüncü keresinde ilâve etti: “Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir“. Buhârî, Tevhid 33; Müslim, İman 153, (94); Tirmizî, İman 18, (2646).

8-Hz. Peygamber buyurdular ki: “İki şey vardır gerekli kılıcıdır!” Bir zat:- Ey Allah’ın Rasûlü! Gerekli kılan bu iki şeyden maksat nedir? diye sordu: Hz. Peygamber : “Kim Allah’a herhangi bir şeyi ortak kılmış olarak ölürse bu kimse ateşe girecektir. Kim de Allah’a hiçbir şeyi ortak kılmadan ölürse o da cennete girecektir” cevabını verdi” Müslim, İman 151, (93).

Birisinin malından veya hakkından bir pay alıyorsanız, onun bundan hoşnut(razı) olması gerekir. Bunun İslam’daki karşılığı “rıza”dır. Rıza yoksa kişinin hakkını araması doğal bir durumdur. ‘Helal’ İslami bir terim, ama ‘helalleşme’ sonradan çıkarılmış bir ifadedir. Kelimeler önemlidir. Kelimelerden önemlisi, manadır. Sağlıklı bir insan, doğru sözcükleri, doğru anlamda kullanır.

Helalleşmedeki helal sözcüğü, haramın karşıtı olan helal ile sözcüğü ile aynıdır. Ancak haram’ın karşıtı olarak kullanıldığında helal kesin bir durum belirttiği halde, helalleşme olayında bir kesinlik değil bir izafîlik, görecelilik söz konusudur. Helalleşmeden amaç, kişinin yapılan şeyden dolayı kendi hakkından vazgeçmesidir. Helalleşme ile haksızlık yapan kişi, mağdura veya mazluma yaptığı haksızlıktan doğan üzerindeki haktan kurtulmuş olur.

Kişinin hakkından vazgeçmesini, Kur’an’da anahtar bir ifade olan ‘helal kılmak’ anlamına gelebilecek ‘helalleşmek’ ile hakkının yenilmemesine izin vermemesini de ‘haram kılmak’ sözcüğü ile ifade etmek doğru bir kullanım değildir. Nitekim hakkı yenilenler, “Sana haram olsun, hakkımı helal etmiyorum, haram ediyorum” gibi ifadeleri kullanmaktadırlar. Hesap günü kişinin sevapları ve günahlarıyla yargılanması ve bir çeşit ödeşmenin yaşanması adil bir durumdur. Ancak bu hesaplaşma, kişinin tek ve mutlak söz sahibi olduğu, sonucu tek belirleyenin kendisi olduğunu iddia etmek, Allah’ın o gün tek söz sahibi (mâliki yavmu’d-dîn) olduğu gerçeğini gölgeler. Diğer taraftan Allah’ın şirk dışında kalan her şeyi bağışlama olasılığı vardır:

4671-”Resûlullah buyurdular ki:”Allah Teala demiştir ki: “Kim bir hayır işlerse ona sevabının on katı verilir veya arttırırım da. Kim bir günah işlerse bunun cezası, misli kadardır veya affederim. Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira yaklaşırım. Kim bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana hiçbir şeyi şirk koşmaksızın arz dolusu hata ile kavuşursa ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.” [Müslim, Zikr 22, (2687).]

101. “Resûlullah, “Müflis kimdir,” biliyor musunuz diye sormuş. Oradakiler: ‘Bizde müflis, parası pulu, yiyip içeceği olmayan kimsedir, ey Allah’ın Resulü!’ cevabım vermişler. Resûlul­lah: ‘Ümmetimden müflis olan kimse, kıyamet günü, (şirk işlemediği halde) nama­zıyla, zekâtıyla ve orucuyla gelir. Bunun yanında falanın ırzına sövmüş, filana zina iftirasında bulunmuş, falanın malını yemiş, filana haksızlık edip dövmüştür. Bunlar da getirilir ve oturur. Bundan sonra bütün iyilikleri(hasenat), kötülüklerine(seyyiat) kısas olarak alınır. Eğer hataları tükenmeden iyilikleri biterse, haksızlık ettiği kimse­lerin suçları alınıp, ona yüklenir ve sonra cehenneme fırlatılıp atı­lır’ demiştir.” Müslim, el-Birru ve’s-sıla, 59; Tirmizî 2418, Beyhakî 6/97, Felhu’l-bârî 4/105 5/102

 

Kul hakkı, büyük günahlardan daha alt seviyede bir günahtır; ama mutlaka karşılığı(bedeli) olan bir günahtır:

1930-”Resûlullah buyurdular ki: “Allahu Teâla nazarında, bir kulun Allah tarafından yasaklanan kebîrelerden (büyük günahlardan) sonra, beraberinde getirebileceği en büyük günahlardan biri, kişinin ödenecek karşılık bırakmadan üzerinde borç olduğu halde ölmesidir.” [Ebû Dâvud, Büyû 9, (3342).]

Elbette ki kim olursa olsun yaptıkları hesaptan düşülür. Ancak şehitlerle ilgili hüküm Kur’an’da açıktır. Hadislerde şehidin kul hakkı borcundan sorguya çekileceği ve kara deniz şehidinin sorgulanma açısından farklı değerlendirmesi problemlidir. 4Nisa/169-170 ayetine uygun düşmez:

4Nisa/169-170-Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar.

 

 

Günümüzdeki insana mutlak bağışlama veya cezalandırma yetkisi veren “kul hakkı” anlayışına sürükleyen bazı rivayetler şunlardır:

890-”Kim Kul hüvallâhu ahad suresini günde iki yüz sefer okursa, üzerindeki kul borcu hariç, elli yıllık günah (amel defterinden) silinir.” [Tirmizî, Sevabu'l-Kur'ân 10, (2900).]

5064-”Resulullah buyurdular ki: “Kıyamet günü hak sahiplerine haklarını mutlaka eda edeceksiniz. Öyle ki boynuzsuz koyun için, boynuzlu koyundan kısas alınacak, taşa (niye bir başka) taş üzerine yüklenip kaldığından; adamın adamı niye yaraladığından sorulacak.” (Ebu Hureyre) der ki: “Biz şunu da işitirdik: “Kıyamet günü, kişiyi tanımadığı birisi yakalar ve der ki: “Sen beni hata ve kötülük işlerken görüyordun, fakat ondan men etmiyordun!” [Müslim, Birr 6, (2582); Tirmizî, Kıyamet 2, (2422).]

5065-”Resulullah: “Ahirette kimin hesabı münakaşa edilirse, azaba maruz kalacak demektir!” buyurmuşlardı. Ben: “Nasıl olur? Allah Teala: “O vakit kimin kitabı sağ eline verilirse; kolay bir hesabla muhasebe edilecek ve ehline sevinçli olarak dönecek” (İnşikak 7-9) buyurmadı mı, (bu hesap münakaşası değil mi)?” dedim. “Hayır! buyurdular, bu (münakaşa değil) arzdır. Kıyamet günü hesaba çekilen herkes mutlaka helak olmuş demektir!” [Buharî, İlim 35, Tefsir, İnşikak 1; Rikak 49; Müslim, Cennet 80, (2876); Ebu Davud, Cenaiz 3, (3093); Tirmizî, Kıyamet 6, (2428).]

5066- Hureys İbnu Kabîsa, “Medine’ ye geldim ve: “Ey Allahım! Bana salih bir arkadaş nasip et!” diye dua ettim. Derken Ebu Hureyre’nin yanına oturdum. Kendisine: “Ben, Allah’a bana salih bir arkadaş nasip etmesi için dua ettim. Bana, Resulullah’tan işittiğim bir hadis söyle! Olur ki Allah Teala ondan faydalanmamı nasip eder!” dedim. Bunun üzerine dedi ki: “Ben, Resulullah’ın şöyle söylediğini işittim: “Kıyamet günü, kişi amelleri arasında önce namazın hesabını verecek. Bu hesap güzel olursa kurtuluşa erdi demektir. Bu hesap bozuk olursa, hüsrana düştü demektir. Eğer farzında eksiklik çıkarsa Rab Teala hazretleri: “Bakın, kulumun (defterinde yazılmış) nafilesi var mı?” buyurur. Böylece, farzın eksikleri nafile (namazları) ile tamamlanır. Sonra, bu tarzda olmak üzere diğer amelleri hesaptan geçirilir.” [Tirmizî, Salat 305, (413); Nesâî, Salat 9, (1232).]

5067-”Bana ulaştığına göre, (kıyamet günü), kulun ilk bakılacak ameli namazdır. Eğer namazı kabul edilirse, geri kalan amellerine bakılır. Eğer namazı kabul edilmezse diğer amellerinin hiçbirine bakılmaz.” [Muvatta, Kasru's-Salat 89, (1, 173).]

5068-”Resulullah buyurdular ki: “Kıyamet günü, insanlar arasında hükmedilecek ilk şey kandır.” [Buhârî, Diyat 1, Rikak 48; Müslim, Kasame 28, (1678); Tirmizî, Diyat 8, (1396); Nesâî, Tahrim 2, (7, 83).]

5078-”Ey Allah’ın Resulü dendi, biz cahiliye devrinde yaptıklarımızdan hesaba çekilecek miyiz?” Şu cevabı verdiler: “Müslüman olduktan sonra iyi olana, cahiliye devrinde yaptıklarından sorulmayacaktır. Kötü amel işleyene, hem İslam’daki ameli hem de önceki ameli sebebiyle hesap sorulacaktır.” [Buhârî, İstitabe 1; Müslim, İman 189, (120).]

 

 

İşte problemli hadisler:

“Karada şehit olanın kul hakkı ve emanet hariç bütün günahları affedilir. Denizde şehit olanın ise kul hakkı ve emanet de dâhil bü­tün günahları affedilir.” Hadis Ansiklopedisi, Hadîs No: 4906 (Ziyadan ve Ibni Şahin’in Tergîb’inden)

“Şehidin, yere dökülen ilk kanıyla birlikte, kul hakkı dışındaki bü­tün günahları bağışlanır.” Hadîs No: 2829 Taberânî’nin Kebîri ve Hâkim’in Müstedrek’inden.

1013-”Bir adam sordu:”- Ey Allah’ın Resûlü, Allah yolunda öldürüldüğüm takdirde, bütün hatalarım örtülecek mi?” Resûlullah:”- Evet, sen sabreder, mükâfat bekler, geri kaçmadan ileri atılır vaziyette olduğun halde öldürülürsen!”diye cevap verdi. Ve adama sordu:”- Nasıl sormuştun?” Adam sorusunu aynen yeniledi. Bunun üzerine Efendimiz sözlerini şöyle tamamladı:”- Evet, (kul) borcu hariç, bütün günahların affedilecek. Zira Cebrâil bu hususu bana haber verdi!” [Müslim, İmâret 117, (1885); Muvatta, Cihad 31, (2, 461); Nesâî, Cihâd 32, (2, 33).]

1014-:”- Resûlullah şöyle buyurdular:”Şehidin -borç hariç- bütün günahları affedilir.” [Müslim, İmâret 118 Tirmizî, Fezâil; 13.]

 

Umulur ki insanlar, bireysel kul hakkını evrensel kul hakkının önüne geçirmez, onu gölgelemez. Kişiye vereceği zararın büyüklüğüne göre kul hakkının kötülüğü tartışılmaz bir gerçektir. Kişiye yapılan haksızlık ve zulüm kesinlikle karşılıksız kalmaz. Allah bedeli neyse onu ödetir. Ancak Allah’ın iradesine kimse ipotek koyamaz. Onun vaadi gerçektir ki o tövbe edilmediği zaman kesinlikle affedilmeyecek günahı şirk olarak belirlemiştir. Diğerlerini kendi inisiyatifine bırakmıştır. O asla vaadinden caymaz. Ancak tüm insanları kuşatıcı zararlar, insanları kula kulluğa götüren zararlar (evrensel kul hakkı) tartışmasız daha büyüktür.

This entry was posted on Çarşamba, Ocak 7th, 2009 at 13:52 and is filed under *ÇOKTANRICILIK(Şirk). You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

There are currently 28 responses to “Kul Hakkı mı, Şirk mi? Bireysel ve Evrensel Kul Hakkı”

Why not let us know what you think by adding your own comment! Your opinion is as valid as anyone elses, so come on... let us know what you think.

  1. 1 On Nisan 20th, 2010, .-.-.-.-.-.- havva.-.-.-.-.- said:

    bu site benim işime yaradı

  2. 2 On Ağustos 14th, 2010, a____u said:

    Yazi güzel olmusta, ben tecrübelerim neticesinde hicbisey hakkinda kesin konusmayi sevmiyorum. Malesef bu yazinin icerisindede o “kesin” lik havasini tennefüs ettim, yani her zaman ama her zaman bi kapi aralik kalmali. Hz. Ebuekire bi ayet hakkinda yorum soruldugunda cevabi pek manidar ” beni mahserde allahtan kim koruyacak?”. BIcokari bunu anlamaybilir, “versin iste bi yorum, nasilsa Rasulle en cok vakit geciren ve Islami en cok anlayanlardan degilmi? Durum öyle degil iste, belirli cercevede ne kadar insan varsa o kadarda yorum vardir. Tabiki belirli kurallara dikkat etmek gerek, bu kurallari sadece kUran belirler, bunun haricinde sadece tavsiyedir ögüttür, kesin olan hersey beni daraltio.

  3. 3 On Ağustos 17th, 2010, admin said:

    İnanç kesinliktir, kuşku içermez. Hele kanıtlar bunu dile getiriyorsa kuşku affedilmez olur. Örnek,
    Nisa: 48- “Allah, şirki kesinlikle bağışlamaz Bunun dışında kalan şeyleri dilediği kimseye bağışlayabilir.”

    Allah’ın kesinlikle bağışlamayacağını bildirdiği tek gerçek şirktir. Diğerleri, Allah’ın iradesine kalmıştır.

  4. 4 On Ocak 16th, 2011, movsar said:

    Allah razı olsun amin…iyi ki bunları yazdınız..

  5. 5 On Aralık 13th, 2011, deniz said:

    yapılan hatalar kadar o hataların hangi niyetle yapıldığıda önemli bence.şirk kavramınıda iyice açmak gerekli.mesela Allaha inanmamak putlara tapmak büyük bir şirktir.ama ben putlara tapmıyorum o halde hiç şirke düşmüyorum demek yanlış.aslında çoğu kul hakkına giren şeyler bile şirk olabilir.çünkü Allahın dini kitaplarda açıkça bildirdiği günahları bile bile işlemek allahı saymamak kendi aklına,duygularına tapmaktır.buda şirktir.hiç farkına varmadan şirke düşebiliriz.kimse kusursuz değildir.günahlarımızı farketmeye çalışıp tövbe etmek,kendimizi terbiye etmemiz gerekiyor.yani kısa ve öz olarak ben şirke düşmedim o halde Allah beni affeder demek kendimizi kandırmaktır.farkındalık çok önemli.

  6. 6 On Aralık 19th, 2011, admin said:

    Gerçekten kurtuluş, kişinin doğru inanç, doğru davranış ve Allah’ın yardımına bağlı… Şirk, tövbe edilmediği takdirde affedilmeyeceği bildirilen tek günahtır. Diğer günahlar, Allah’a kalmıştır.

  7. 7 On Ocak 22nd, 2012, Mehmet Rıza SARAÇ said:

    Konu açık. Bir kimsenin işlediği suçtan ötürü göreceği cezaların kısımları vardır; dünyada varsa suçu işlediğine ödeyeceği, sadece kendi nefsine ödeteceği veya öte tarafta Rabbine ödeyeceği. Burda değindiğiniz kişinin bir kul hakkı için zarara uğrayan kula ödeyeceği hak ve bunun affedilme durumu var. Bu durumda bahsi geçen cezaların bir tanesi Rabbin rahmetiyle indirgenmiş olur diğerleri ayrı. Mesela biri diğerini öldürse, mağdurun ailesi de affetse, katil yinede öldürdüğü cana karşılık fidye ödemekle yükümlü, aslında affeden taraf böyle bir insanlık suçunun affedilmesinden doğacak toplumsal alışkanlık ve vurdumduymazlığıda düşünmek zorunda. İslam zaten zararın kendisine bizzat uğradığı için affetme yetkisini ona vermiş, ama ailesi affetse bile belki ölen kişi asla affetmeyecek. Burda bir sigara örneğini vermişsiniz, basite örnek olsun diye, halbu ki sigara zararsız bir duman zannedildiği zamanlarda bile mekruh görülmüş bir şey, bunca zararı ortaya çıkınca, işin içine kul hakkı, ve kişinin bizzat kendi nefsinin hakkı, israf, kendi ve başkasının hayatıyla kumar oynamak gibi yığınla problem girmekte ve sigara büyük günahlar sınıfına girmektedir. Böylesine zararlı bir maddenin müziğin bile çeşitli hallerde yasaklandığı dinimizde bırakın mübahı, mekruh olması bile imkansız. Birinin yüzüne sigara üflemiş biri, karşıdakinin kahvesine öldürüp öldürmeyeceği belli olmayacak oranda siyanür katmış bir insan gibidir. Kanserin patlayarak yolladığı günümüzde böyle bir işin failine ceza verecek kişinin ankarada göğüs hastalıkları hastanesinde ümitsizce ölümü bekleyen akciğer kanseri hastalarını görerek karar vermesi gerekir. Sözde akıldan bahsederken bile aklı bir kenara fırlatmamız ne kadar acı, halbu ki, Hz Cebrail’in getirdikleri arasından aklı seçmiş bir dedenin torunları olarak insanlığa yakışmıyor bu yanlışlarımız.

  8. 8 On Şubat 20th, 2012, hüseyin said:

    Şimdi insanlar bilerek veya bilmiyerek okadarçok kulhakkı yiyorki Geçmişte ve günümüzde yemiyen olduğunu sanmıyorum . Kimi bulacaksınız kimden helallık alacaksınız mümkün değil. kul hakkı yiyen kişi eyer Cehenneme gidecekse bence PEYGAMBERLER -EVLİYALAR (ALLAH DOSTLARI ) Dışında HEKEZİN VAYYYY….HALİNEEEEE……..Kİ::NE VAYYY……

  9. 9 On Mart 7th, 2012, özgür özkan said:

    İnsanların geliştirdiği ceza yargılama hukukunda, özdeyiş haline gelmiş bir söz söz vardır: “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” diye. Anlamı, kanunlarda suç olarak öngörülmemiş ve umuma bu yolla tebliğ olunmamış bir fiilden dolayı kimseye ceza verilmeyeceğidir.
    Kuran’da, sakınılması gereken büyük günahlar arasında kul hakkının özel bir türü olarak sadece, yetim hakkı yemekten bahsedilirken ve Kuran’ın bir çok ayetinde, affedilmeyecek günahlar arasında kul hakkı diye genel bir tabir kullanılmadığı halde, kul hakkı yiyen kişi Şehit bile olsa Allah’ın affetmeyeceğini, bu muhakemeye sanık ile mağdur arasına bırakacağını söylemek, Allah’a iftira atmaktır.
    Tabii ki Allah, zerre kadar iyiliğin de kötülüğün de karşılığını bizim dünyevi uzuvlarla ve mefhumlarla algılayamayacağımız usüllerle bize verecektir [Zilzal 7-8].
    Ancak büyük günahlara yeni tipler uydurmak ve idrak edemeyecek olduğumuz için Kuran’da detayının bize verilmediği İlâhi cezalandırma usülü hakkında senaryo üretmek dediğim gibi Allah’a iftira etmektir.
    Sevimli hocalar, Ramazan programlarında bir buçuk iki saat yayın akışını mecburen böyle dolduruyor olabilirler. Edebiyat ve felsefe sevgisini din içinde fazla yeşertmemek lâzımdır.
    Ayrıca bu makaleyi yazandan Allah razı olsun ki, kul hakkı yediği için affedilmeyeceğini düşünerek umutsuzluğa kapılmış kim bilir kaç kişiyi tevbe kapısına yaklaştırmış ve umutlandırmıştır.
    “Velâ yühîtûne bişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe” : “O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar, O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler.”

  10. 10 On Mart 8th, 2012, admin said:

    Özgür bey,
    Konuya yaklaşımınız ve güzel açıklamalarınızdan dolayı teşekkürler…

  11. 11 On Mart 25th, 2012, oktay said:

    konu ile ilgili vermiş olduğunuz detaylı bilgiler için teşekkürler. allah razı olsun.

  12. 12 On Nisan 11th, 2012, buse kaya said:

    ya bu yazılar benim işime çok yaradı allah sizi zengin etsin inşallah amin

  13. 13 On Nisan 23rd, 2012, çağrı said:

    bu yazıyı yazan kardeşim kendin mi yazdın bir yerden mi aldın kul hakkı hakkında tüm düşüncelerim değişti bu yazılanlar mantığıma uygun geldi

  14. 14 On Nisan 23rd, 2012, çağrı said:

    Allah razı olsun bu yazıyı yazandan cidden çok mantıklı ve hekesi tevbe kapısına yaklaştıran bir yazı

  15. 15 On Mayıs 23rd, 2012, hatice said:

    Allah razı olsun içim rahatladı.

    Şüphesiz ALLAH dilediğinde her günahı affeder,ALLAH’ın merhameti geniştir.

    ”Kul Hakkı”nı asla affetmeyecek diye biliyordum ve hep ümitsizlik içinde de olsa dua ediyordum şimdi bu yazılanlar doğrultusunda daha yürekten tevbe edeceğim.
    teşekkür ederim…

  16. 16 On Haziran 17th, 2012, aylin said:

    Ben erkek arkadaşım tarafından kandırıldım 4 ay oyaladı,duygularımı istismar etti sonra hiç bir şey olmamış gibi terketti akıttığım hiç bir göz yaşımı helal etmiyorum.Acaba gerçekten hakkım helal olmaz dimi??

  17. 17 On Haziran 19th, 2012, admin said:

    Kul hakkını çiğneyenler; örneğin, öldürenler, çalanlar, haksızlık yapanlar, bu yaptıklarının karşılığını bu dünyada veya öldükten sonra mutlaka görürler. Allah hiçbir şeyi karşılıksız bırakmaz. Ancak kötülük yapan kişinin affedilmesini, ancak zarara uğrayan kişinin affetmesine bağlamak, öldükten sonra insanların kurtuluşunu, yine insanların bağışlamasına bağlamak, onları ilahi yetkiye müdahil gibi görmek olur ki bu, bizi kabul edilemez bir sonuca götürür.
    Oysa Fatiha suresi, 4. ayetinde,
    Hesap Günü tek söz sahibi olan Allah’tır. (Maliki yevmi’d-Dîn)
    Saygılar

  18. 18 On Ekim 20th, 2012, münevver said:

    bir hafta sonra bosaniyorum esim benimde calisip fazlasiyla katkida bulundugum mallarimiza tehditle sahip olmak istiyor bana hicbirsey vermiyor ,siteniz sayesinde bunun kul hakki oldugunu gördüm tesekkür ederim

  19. 19 On Aralık 15th, 2012, Çağrı said:

    Bu yazıda birçok yanlış bulunmaktadır yukarıda
    yaptığım

    bu yazıyı yazan kardeşim kendin mi yazdın bir yerden mi aldın kul hakkı hakkında tüm düşüncelerim değişti bu yazılanlar mantığıma uygun geldi

    posted on Nisan 23rd, 2012 at 05:04

    14 On Nisan 23rd, 2012, çağrı said:

    Allah razı olsun bu yazıyı yazandan cidden çok mantıklı ve hekesi tevbe kapısına yaklaştıran bir yazı

    yorumlarımdan dolayı Allah’a tevbe ediyorum Allah affetsin inşallah

    İnsan nefsine göre yorum yapınca böyle oluyor
    şimdi hakka göre yorum yapıyorum bu yazıyı tasvip etmiyorum yukarıda belirttiğim yorumlar yanlıştır

  20. 20 On Aralık 18th, 2012, abdullah said:

    kul hakkını bu kadar yanlış anlatmayın Allah maliki yevmiddindir ancak efendimiz (sav) e şefaat hakkı vermiştir bir insanın hakkı yendiyse de Allah onun helal etmesini ister hakkı yiyen kul tevbe etmiş Allah rızasını kazanmış ise hakkı yenen kula cennette bir köşk verir ve o hakkını helal eder her ikisi de cennete girmiş olur bu Allahın maliki yevmiddin olduğunu değiştirmez lütfen doğru anlatalım

  21. 21 On Nisan 21st, 2013, gaye said:

    allah sizden razı olsun çok iyiydi

  22. 22 On Eylül 9th, 2013, mehmet said:

    arkadaşlar gazali ve imamı rabbani ve cumhuri ulema kull hakkı afollonmaz diyorlar gazali ve imamı rabbani şoyle diyorlar bazı cahil alimler milleti suca teşvik edip adeta milletin arasında bilmeyerek toplumun bozulmasına sebep oluyorlar kuranı kerimde yahudilerin bilerek gunah işlediklerini nasıl olsa Allahın afedeceğini Allahında bunlar için büyük azap hazırladığını söylüyor bakara ve araf surelerinde arkadaşlar kuranı ve peygamberizin hayatını okuyun kul hakkını daha iyi öğreneceksiniz selam ve dua

  23. 23 On Eylül 9th, 2013, admin said:

    Kul hakkının affedilmemesinin ne anlama geldiği yukarıdaki yazıda cevap verilmiştir.

  24. 24 On Temmuz 17th, 2014, cengiz said:

    Selam. Makaleyi okudum, mesajlar dusundurucu.. Saldirgan bozguncu kisi saldirdigi insana zarar verip ona zulmetmistir o magdur bir mazlum olmustur. Bir Hadis-i kudsi’de “Zulme ugrayan mazlum gayr-i muslim dahi olsa Allah’in c.c. o mazlum’la beraber oldugu” beyan ediliyor. Bu zulum-kul hakki konusunu gundeme getirmekle iyi bir is yapti yazar. Ancak ben insanlara dogrulari soyleyen ve yanlislari duzeltmeye calisan aciz bir insanim. Allah c.c. Gafur-urRahim’dir, muvatta, k.salat 89 kynkli rivayetteki namaz konusunda muslumanin diger hayir, iyi amelleri digger tum amellerine bakilmaz> ifadesi Zilzal suresi;7.-8. ayetlerdeki zerre misgalehayran..” v.b.kelamla hic uyumlu degil bir yazarin websitesindeki yazidizisindeki namazda eksiklikleri olanveya binamaz muminlerin Tanri’ya tapma gayreti olsada imanli ise affedilecegi mujdesi hele Islam’i ogrenmekisteyen hiristiyan v.s.lerin gonullerini ferahlatirken, muvattak.s. 89 rivayeti bilmeyenleri karamsarliga dusurur, bir Hadis mesajiyla “IslamDinini sevdirin, nefret ettirmeyin”(ve (ikrahla korkutmayin mujdeleyin!)Vesselam. Cengiz

  25. 25 On Temmuz 17th, 2014, cengiz said:

    Selam. Islam’i yanlis ve bozuk goruslerle insanlara anlatmak muslumanlara karsi haksizliktir, bozuk ve yanlis -Islam’a aykiri anlatim yapan mukelleftir. Muzik-sarki konusunda bazi yazarlar bozuk goruslerini din diye anlatip yazmislardir, Heavy Metal muzigi vahset-kan, sapiklik v.s. temalarla seytan’in ibadeti sayilir, ancak, Elvis, BarisManco gibi sarkicilarin & muzisyenlerin muzigi “ruh’un gidasidir” atasozu geregi guzeldir. Imam-iGazzali r.a”guftesinde Tanri’ya isyan,inkarcilik”v.s. bulunmayan sarki-muzikler haram kapsaminda degildir. Bediuzzaman Said-iNursik.s’nin gorusune gore; “beser insanin hakikate ihtiyaci oldugu gibi insanin keyifli(zevkli)sefa v.b.)e de ihtiyaci var” mesela radyodan muzik dinlemek gibi.. Bir yazarin anlatimini din diye kayidetmesi ise “(Islam’i)
    sevdirin (Islam’dan)nefret ettirmeyin!”sozune ters dusmektedir 14 asir once Hz.Peygamber ‘in Islam’i vahyedildigi gibi original haliyle tebligedisi bir vakiadir. gunumuzde ise mutassibsapiklarin dini bir ocu gibi tanitmasi sadece muslumanlari degil, hiristiyan avrupali-batililari da korkutuyor, sanatressam dusmanlari turedi, muzik dusmanlari turedi, heyhat!Allah’in c.c. bir ismi Musavvir, cennette muzik olacagi ve ilahiler soyleyen ruhaniler olacagi kitablarda yazilmistir. Vesselam. Cengiz

  26. 26 On Temmuz 25th, 2014, ceylan44 said:

    hayallerim yikildi duygularimla oynadilar hayatiminnerkegi dedigim kisi elini kurana ekmege basarak beni hicbir zaman biiramayacagina dair yemin etti bussuru soz ve vaatler verdi evlilik hayalleri kuruydk taki annesiyle tanistirana kadr sirf annesi istemiyr diye beni perisan bir halde birakti ustelik bana yalan da konustu simdi perisan bir haldeyim adeta dunyam yikildi hayatim alt ust oldu bayramdan sonra gelip isteyecekti sirf annesi istemedi diye bende istemiyrm dedi ve gitti yuregim cok yaniyor cok aciyr ailecek plmayacak seyler soylediler buda ikinci bir darbe oldu Allahim seni adaletin buyuk hem kandirildim hemde sözlü siddet uyguladilar ben hakkimi.bunlara helal etmiyrm dilerm Allahtan annesi oyle bir hastaliga kapilirda bunu haatane hastane gezdirirlerde derman bulamazlar dilerim Allahtan yuva yapamazz cok kirdilar beni cok ben bunlara maruz kaldim bu kul hakki degil mi? yaptiklari yanlarina kalir mi sizce?

  27. 27 On Eylül 12th, 2014, ZAPZUP said:

    allah kul hakkını affeder mi ? kesin cevap isterim admin. Saygılar…

  28. 28 On Eylül 14th, 2014, admin said:

    Eğer “kul hakkı” yazıda ifade edildiği gibi “evrensel düzeyde kul hakkı” olan şirk değilse affedip affetmemesi O’na kalmıştır.
    “Şüphesiz Allah, kendisine ortak(şirk) koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise uygun göreceği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir iftira atmış olur.” 4Nisa: 48,116

Yorum Yaz

  • Takvim

  • Eylül 2014
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Tem    
    1234567
    891011121314
    15161718192021
    22232425262728
    2930