29th Mayıs 2011

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

Kur’ân’a dokunalım mı dokunmayalım mı?

Kur’an’a abdestsiz dokunulmaz diye yorumlanan ayet (Vakıa, 79) indiğinde ortada ne dokunulacak bir Mushaf ne de alınacak bir abdest vardı. Çünkü ayetin nüzul ortamı Mekke’dir. Dokunulacak mushaf ise Medine’de Efendimizin vefatından sonra meydana geldi. Alınacak abdest ise hicretten sonra emredildi.

Bu ayeti, Mushaf’a abdestsiz el sürülmez pratiğine indirgersek, asıl mesajı kaçırıyor olabiliriz. “Temiz olmayanlar ona dokunamaz” mealindeki ayet, vahyin kaynağına dairdir; yani onun gelişinde aklı karışıkların, kalbi kirlilerin bir müdahalesi yoktur, duru ve berraktır demektir. Kaynağından geldiği gibi insanların, cinlerin, hatta Elçi’nin aklı değmeden, el değmeden size ulaşmıştır demeye gelir. Zaten Vakıa Suresi’nin bağlamı da “abdest” ve Mushaf’a dair bir fıkıh sorununu gündeme almaya müsait değildir.

Üstelik ayette “temiz olanlar”ı “abdestli” olanlar diye yorumlarsak, Allah’ın zaman zaman zarureten abdestsiz olan müminlere “pis” ya da “kirli” dediği gibi bir anlayışa da imza atarız. Fıtrat görevi gereği,abdestsiz olan adetli bir hanım kuluna 10 gün boyunca “pis” der mi Rabb-i Rahim? Buna hangi vicdan razı olur da Allah razı olsun? Helal dairede yaşadığı cinsellik icabı bir süre bile bile “gusülsüz” olabilen mümin kullarını “kirli” diye isimlendirir mi Allah? Aklı başında hangi insan helal olan bir nimeti tattı diye “kirli” görür bir mümini? Aklı başa veren Allah niye böyle görsün! Kaldı ki adetli kadını “kirli” görmek tam İsrailiyyat ilavesidir geleneğe… Cinsellik sonrası insanın Allah nazarında “pis” olacağını varsaymak da, cinselliği Hıristiyanlıktaki gibi kirli ve pis bir iş saymanın göstergesidir.

İlle de “kirli” ve “pis” birileri aranacaksa, “aklını kullanmayanlar”dır onlar. Yunus Suresi 100. ayete göre, aklını kullanmayanları pisliğe mahkum eder Allah.. Hal icabı abdestsiz olanları değil… Abdestsizim diye aklına vahyin dokunmasına izin vermeyerek Kur’an’dan uzak düşenler kirlenebilir. Abdestli olduğu halde, Kur’an’ı anlamayı bir tarafa bırakıp sadece yüzünden okumayı iş zannedenler aklını vahyin etki alanına sokmaktan esirgiyor olabilir ki asıl kirlenme böyle başlar.

Bu kadar cümleyi, abdestsiz Kur’an okunmalı demek için söylemiyorum; Kur’an okunmalı, anlaşılmalı ve yaşanmalı diye söylüyorum. Kur’ân’ı abdestsiz okumak için can atıyor değilim. Kur’ân’ı abdestsiz okuyanlardan da değilim.

Sormak isterim: bizim davamız Mushafa dokunmak/dokunmamak davası mı? Yoksa Kur’ân’la düşünmek mi, aklını Kur’ân’la dokumak davası mı? Tüm davamız dokunmak olsaydı, dokunmaktan öte bir borcumuz olmasaydı Göklü Söz’e, elbette ki ne edip yapıp abdest almalıyız. Çünkü şu yeryüzünde Mushaf’a dokunmaktan daha yüce bir işimiz yoktur bu düşünceye göre. İyi ama, dokunmak okumak için değil mi? Okumak anlamak için değil mi? Anlamak yaşamak için değil mi?
Kur’ân’ı anlamayı Kur’ân’a dokunmaktan daha büyük bir iş olarak bilen her akıl sahibi sormaz mı? Kur’ân’ı abdestli olmadığım zamanlarda anlayıverirsem, birden kafamda bir keşif yaşarsam, durdurup zihnimi abdest mi almalıyım? Kur’ân’ı yaşadığımız her yerde abdestli mi olmalıyız? Dokunması için abdest şartı koşanlar, yaşanması için de abdest şartı koşacak mı? Öyleyse, Kur’ân’la düşünmeyi, Kur’ân’la yaşamayı sadece abdestli olduğumuz zamanlara mı bırakacağız. Adetli bir hanım Fatiha’ya dair bir nükteyi eşiyle paylaşamayacak mı sözüm ona “pis” olduğu için… Olur o sırada abdestli olmayan bir yolcu, içinde oturduğu muhteşem uçağın zikrine tercümanlık yapmak için “Subhanellezi sahhara lena haza…” diye tefekkür etmeyi kendine yasaklayacak mı?

Mushaf’a dokunmak isteyen ne eder bilmem ama Kur’an’ı okumak isteyen abdest alır ve okur. Okumak istemeyen abdestli olsa da okumaz; sadece dokunmakla kalmayı iş sanabilir. Okumayı ve anlamayı Kur’an’ın hakkını vermek olarak bilenler, bir an önce dokunmak için can atarlarve hemen abdest alırlar.

Meselemiz Kur’an’a dokunmaksa, dokunmadan da okumak mümkün artık.. Bakınız Iphone, Bilgisayar.. Dokunmadan okumak abdest almayı gerektirmeyecek kadar sıradan ise, okumadan dokunmayı niye bu kadar yüceltiyoruz?

Kur’an’ı anlamak gibi bir davamız varken, dokunup dokunmamayı dava edinmek tuhaf değil mi? Kaldı ki, dokunmak için ille de abdestli olmak gerekiyorsa, üzerinde düşünmek için iyice abdestli olunmalı.. Bu durumda, abdestsiz iken hiç mi ayet düşünmemeli; hiç mi ayetler üzerinde tefekkür edilmemeli.. Abdestsiz de olsa üzerinde düşünülebilir diyenlere sormak gerek: dokunmayı anlamaktan daha büyük bir iş biliyorsunuz da, dokunmak için abdesti şart tutuyor ama anlamak ve anlatmak için niye şart tutmuyorsunuz? Yoksa dokunmayı anlamaktan ve anlatmaktan daha büyük bir iş mi görüyorsunuz? Kur’an’ın kâğıdına, cildine, kapağına dokunmayı Kur’an’ın anlamanın aklımıza dokunmasından daha büyük bir iş görüyorsanız, aklınıza da abdest aldırın derim… İşte bu gerçekten “pis” bir durum…

Son not: Yukarıdaki yazıyı Kur’ân’a abdestsiz dokunmayan bir adam yazdı. Yukarıdaki yazıyı “Kur’ân’a abdestsiz dokunursanız çok sevinirim” demek için yazmadı o adam. Yukarıdaki yazıyı “Kur’ân okuyacaksanız abdestinizi bozun da öyle okuyun” demek için de yazmadı o adam. Yukarıdaki yazıyı Kur’ân’a abdestsiz dokunmayı dava eden bir adam yazmadı. Böyle bir davası hiç olmadı o adamın, olsa bile dokunma davasını kaybetmeye hazır. Yukarıdaki yazıyı Kur’ân’ı okumayı, yaşamayı dava edinen bir adam yazdı. Kur’ân’a dokunma davasını kaybetse bile akılların Kur’ân’a dokunması davasını kazanmak ister. Bu davayı o adamı mezhepsiz, edepsiz, ukala diye aşağılayan kardeşleri bile kazansa da o adam bayram eder. O adam Kur’ân’a aşkından abdestsiz dokunmanın -varsa-günahının Kur’ân’ı okumaya/anlamaya değer görmemenin günahından daha çok affedilebilir olduğuna iman eder. (Senai Demirci)

http://www.senaidemirci.net/yazilar.php?kategori=1&makaleid=2750

posted in KUR’AN’A ABDESTSİZ DOKUNULABİLİR | 0 Comments

3rd Eylül 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

KUR’AN’A ABDESTLİ DOKUNMANIN TEMELSİZ DAYANAKLARI

Kur’an’a abdestli dokunulması gerektiği inancı, sağlam bir temele dayanmaz. Delilden, dayanaktan ve Kur’ani bir bilinçten yoksundur. İddiacıların dayanakları temelsiz söylemlere, rivayetlere ve İslam’ı ruhanileştirmek isteyen mistik/tasavvufi yorumlara dayanır.

Diğer taraftan abdesti anlatan 5Maide/6. ayet, Kur’an’a abdestli dokunmaya delil getirilen Vakıa suresinden çok çok sonra inmiş bir ayettir. Yani Kur’an’a abdestli dokunmaya delil getirilen Vakıa suresi indiği zaman Müslümanlar abdest almayı henüz bilmiyorlardı.

Kur’an’a dokunmanın önüne, Allah istemediği halde abdest almayı, baş örtmeyi, Arapçasından anlamadan okumayı, Kıbleye dönmeyi, belden yukarıda tutmayı gibi din adına, güya saygı adına uydurma ritueller öne sürenler, insanların Allah’ı doğru tanımasının önüne duvarlar örmektedirler. Allah ile insanlar arasına engebeler oluşturmaktadırlar ki kendi kitapları okunsun, böylece kendileri hem madden hem de manen insanları sömürsün, dini açıkları ortaya çıkmasın. Böylelikle halkı uyutup uyuşturmak istemektedirler.

Geçmişte sınırlı(az) sayıdaki Kur’an nüshalarının yıpranmaması için getirilen önlemler, bugün insanlara dini bir buyruk olarak sunulmaya çalışılmaktadır. Bu yolla insanların gizliden gizliye Kur’an’la bağları koparılmakta, hurafe ve batıl inançlarla iç içe yaşamasının önü açılmaktadır.

Bugün dünyada milyonlarca Kur’an nüshası vardır. Kur’an, milyonlarca CD’de, DVD’de, bilgisayar diskinde ve belleklerde taşınmaktadır. Şimdi insanlar içinde Kur’an var diye bu CD ve DVD’lere, flash belleklere abdestli mi dokunacaklar? Üzerinde Kur’an ayetleri yazılı diye bilgisayar ekranlarına ve yazı tahtalarına abdestli mi dokunacaklar? Dini komedya dönüştürmedir bu. Kur’an okuyan insanın hafızasında Kur’an var diye bu kişiye abdestli mi dokunulacaktır? Yazılı bir kitaptaki Kur’an mı, yoksa insan belleğindeki Kur’an mı daha yararlıdır?

Allah istemediği halde saygı adına anlamsız dini buyruklar türetenler, Kur’an’a gerçek saygı olan Kur’an’ı dikkatle okuyup buna uygun davranmayı es geçmektedirler. Oysa onların bu inancı Kur’an’ı tapınma objesine dönüştürmektedir. Allah ise insanlardan Kur’an’a değil kendilerine tapmalarını istemiştir.

“Kur’an’a dokunurken abdestli olmak gerekir” anlayışına kanıt olarak daha çok mezhep ve tarikat önderlerinin kanaatleri ve hadisler gösterilir. Hadisler zayıf veya uydurma olup bilginlerin görüşleri de sağlam bir temele dayanmaz.

“Kur’an’a dokunurken abdestli olmak gerekir” anlayışının Kur’an’dan sözde dayanakları, 56Vakıa suresi, 75-80. ayetlerdir. Oysa bu ayetlerde Kur’an’a abdestli dokunmanın gereğinden söz edilmez. Bu ayetlerde Kur’an’ın Hz. Peygambere Allah tarafından indirildiğinden söz edilmiştir. Müşriklerin(çoktanrıcıların/putperestlerin) iddiasına göre Kur’an’ı Allah indirmemiştir(8Enfal/32), onu Hz. Muhammed’in kendisi uydurmuştur(11Hud/13) veya ona bu kitabı şeytanlar indirmektedirler(26Şuara/221), Hz. Muhammed de Allah’ın indirdiğini sanmaktadır. İşte Allah, Vakıa suresinin bu ayetlerinde müşriklerin bu iddialarına cevap olarak, Kur’an’ı her türlü kötülük ve günahtan arındırılmış olan meleklerin(Vahiy meleği) indirdiğini, şeytanların vahyin kaynağına dokunamayacağı gerçeğini dile getirmiştir.

———————————o———————————————–

56/75-Yo. Yıldızların çöküş yerlerine ant içerim ki:

56/76-Çünkü bu, şayet bilincine varırsanız, elbette olağanüstü bir yemindir,

56/77-Kuşkusuz o, elbette çok değerli(kerîm) bir Kur’an ‘dır;

56/78-Koruma altındaki(meknûn) bir kitaptadır(kitâb),

56/79-Arındırılmış(el-mutahhar) olanlardan başkası ona dokunamaz [yaklaşamaz] (mess);

56/80-Varlıklar dünyasının Rabb‘inden indirilmedir.

*********************o*************************

AYETLERİN ETİMOLOJİK VE SEMANTİK ANALİZİ

1. ZAMİR: 56Vakıa/79 ‘daki “ONA” zamiri, kendisine en yakın isim olan, ‘koruma altındaki kitaba’ döner. Yani Kur’an ‘a değil, Allah katında olan koruma altındaki kitaba ARINDIRILMIŞ OLANLARDAN başkası dokunamaz. Koruma altındaki temel kaynak kitap-13/39 43/2-4 50/4 85/21-22

2. “TEMİZ TUTULANLAR[el-mutahhar]”, edilgen bir ifadedir. Edilgenlik, eylemin başkası tarafından yapıldığını gösterir. Temizlenme, Allah tarafından yapılmıştır-80/11-16

3. “TEMİZ TUTULANLAR[el-mutahhar]” sözcüğü Kur’an ‘da, hiçbir yerde abdestli anlamına gelmez. Temiz tutulan[mutahhar]-2/25 3/15 4/57 56/79 80/14 98/2

4. “TEMİZ TUTULANLAR[el-mutahhar]” sözcüğü Kur’an ‘da, somut bir temizlik değil, soyut temizlik amacıyla kullanılmıştır. Tertemiz(abdestli değil) eşler-2/25 3/15 4/57; Tertemiz(abdestli değil) sayfalar-80/14 98/2

5. 56/79 ‘da “DOKUNMAK[mess]” fiili soyut dokunma anlamındadır. Bu fiil, Kur’an ‘da 61 yerde geçer. Tamamı soyut dokunmadır. “Etkileme” anlamında bir dokunmayı ifade eder: Sevincin dokunması-7/95, sıkıntının dokunması-2/214, yorgunluğun dokunması-35/35, kötülüğün dokunması-3/174 gibi. Oysa Kur’an, somut bir kitaptır. Kuşkusuz ona dokunuş da, somut bir dokunuştur.

6. Kur’an ‘da SOMUT DOKUNMA anlamında, “[mess]” fiili değil, ‘[lems]’ fiili kullanılmıştır-6/7

7. 56/79 ‘da kullanılan ‘DOKUNMAK’ fiili, yasak değil, olumsuzluk ifade etmektedir. Ayette “dokunmasın= let them not touch” veya “dokunmamalı = they mustn’t touch” anlamında bir yasaklama değil, “dokunmaz = They don’t touch” veya “dokunamaz = they can’t touch” bir olumsuzluk veya yetersizlik anlamında bildirilmiştir. “[mess]” fiilinin yasaklama kullanımına örnekler-7/73 11/64 26/156

8. İDDİALAR:56/75-80‘de, Çoktanrıcıların[muşrikler]:” Bu Kur’an ‘ı, şeytanlar, cinler indiriyor. Muhammed de, bunun kendisine Allah tarafından geldiğini zannediyor(8/32).” gibi iddialarına cevaptır-69/38-47 81/15-28 26/192-195,210-212,221-223 52/29-36

9. TEYİT: 56/80 ‘de bildirilen; “Allah tarafından indirilmedir”, cümlesi de sözü geçen iddialara cevap vermeyi amaçladığını teyit etmektedir. 56/79 ‘daki “ona” zamiri en yakın isme döner; ama 56/80 ‘ daki cümle zamir değildir. Cümleler, anlatılan konuya döner. 56/80 ‘da, öznesi belirtilmeyen cümle, konunun bütününün yanıtıdır.

10. Kur’an‘a göre TEMİZ OLMAYANLAR:a)Çoktanrıcılar [muşrikler]-9/28 b)Kararsız ikiyüzlülerdir[munafıklar]-9/95

11. Kur’an ‘da ABDEST sadece namaz için emredilmiştir. Abdestle ilgili bilgi, Kur’an ‘da iki ayette bildirilmiştir-4/43 5/6

12. YEMİN: Kur’an ‘da Allah, son derece ciddi bir konuyu anlatırken, konuya dikkat çekmek için yemin etmiştir. Dolayısıyla yemin, şirk ve benzeri konularda dile getirilmiştir. Bu konunun başlangıcı olan 56/75-76 âyetleri yeminle başladığı gibi, ayrıca yeminin üzerinde de ciddiyetle durulmuştur. Oysa abdest konusu, Kur’an ‘daki şirk, kulluk, îmân, dostluk, namaz veya zekat kadar üzerinde durulan veya yaptırımı bunlar kadar ağır olan bir konu değildir. Yeminle ilgili benzer örnekler: 56/75-76 69/38 70/40 75/1-2 81/15 84/16 89/5 90/1

posted in KUR’AN’A ABDESTSİZ DOKUNULABİLİR | 0 Comments

23rd Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

Abdest ve Kur’an

Bu yazımızda toplumumuzda genel kabul gören bir yanlışı, daha doğrusu Kur’an-ı Kerim’deki yanlış yorumlanan bir ayeti incelemeye ve Kur’an’a uygun olan anlayışı ortaya koymaya çalışacağız. Amacımız Kur’an’ın önündeki engellerden birini kaldırmak ve bu noktada Kur’an’ın an­laşılmasına biraz daha yardımcı ol­maktır.

Kur’an, müslümanlar arasında en çok sözü edilen fakat anlaşılması için en az çaba gösterilen bir kitap olduğun­dan dolayı insanlarımızın Kur’an adına bildikleri şeylerin birçoğu kulaktan dol­ma, asılsız ve uydurma bilgilerdir.

Elbetteki Kur’an’ın tanınmadığı, an­laşılmasının belli “tekellere” devredildi­ği dönemlerde, Kur’an’ın anlaşılmama­sı, ayetlerinin yanlış yorumlanması ve bunların da çabucak kabul görmesi do­ğal bir sonuçtur. Ancak bu noktada do­ğal olmayan ise, toplumun böylesi acıklı bir tablo oluşturmasına rağmen, Müslümanların gündemlerine hala Kur’an’ı almamakta diretiyor olmaları­dır.

Kur’an’ın bu durumda oluşunun bir çok sebebi vardır. Bunların bir çoğu da Kur’an’ı kutsama, yüceltme adına ya­pılmış/yapılmakta olanlardır. Kitabı­mız Kur’an öyle yüce, öyle kutsaldır ki; değil onu okuyup anlamamız, ona do­kunmamız bile belli kuralları, prensiple­ri yerine getirmemize bağlıdır/bağlan­mıştır.

Biz burada söz konusu kurallardan birisini; “Kur’an’a abdestsiz el sürüle­meyeceği” dolayısıyla okunamayacağı yolundaki iddiayı ve bu iddiaya delil olarak gösterilmeye çalışılan Vakıa Suresi’nin 79. ayeti üzerinde duraca­ğız.

Ayette; «Ona (Kitab-ı Meknun’a ve­ya Kur’an’a) arınanlardan başkası te­mas edemez.» (56/Vakıa, 79) deniliyor. «Arınanlar» diye tercüme ettiğimiz «mutahharun» kelimesi elimizdeki mevcut meallerde, Maide Suresi’ndeki abdestle ilgili 6. ayette geçen ve maddi temizlenmeyi ifade eden (fettahharu: temizlenin) kelimesiyle eş anlamlı ola­rak kullanılmakta ve böylece Kur’an’a ancak abdestli olanların dokunabileceği sonucu çıkarılmaktadır.

Acaba gerçekten, iki ayrı ayette ge­çen bu iki kelime aynı anlamları mı ifade etmekte yoksa farklı anlamlar mı taşı­maktadırlar? Bu konuyu açıklığa ka­vuşturabilmek için Kur’an-ı Kerim’deki ve Arap dilindeki bu kelimeyle ilintili di­ğer türevlere bakmak sanırız yerinde olacaktır.

Lügatte; “temizlemek, arıtmak, pis­liği gidermek, kadınlar için hayızdan te­mizlenmek… vs.” anlamlara gelen ve kökü “ta-he-ra” olan fiil Kur’an-ı Kerim’de ve Arap dilinde en genelde iki an­lamda kullanılmaktadır. Birincisi; Maide Suresi 6. ayetteki (fettahharun) fiilini de içine alan ve bizzat maddi temizliği içe­ren ve bu anlamda kullanılan (ta-he-ra) fiilidir, ikincisi ise; insanın veya en ge­nelde yaratıkların kalbi ve manevi temizliğini, küfür ve batıl pisliğinden arınmışlığını ifade için kullanılan aynı kök­ten alınmış fakat farklı varyanttaki (ta-he-ra) fiilidir. Aşağıda örneklerle açıkla­yacağımız üzere Vakıa Suresi 79. ayetinde geçen (mutahharun) kelimesi de sözünü ettiğimiz ikinci anlamı ifade eden (ta-he-ra) fiilinin bir türevidir.

Maddi temizliği ifade etmek için kul­lanılan, ayetin bütünlüğünden de bizzat su ile temizlenmeyi ifade ettiği anlaşı­lan ve hemen hemen aynı anlamı içe­ren fiil kalıpları (vezinleri)ndan türeyen “temizlenmek” kelimesi kısaca Kur’an-ı Kerim’de şu şekillerde geçmektedir.

«…Eğer cünüp iseniz temizlenin (fettahharun).» (5/Maide, 6)

«…Temizleninceye (yethurne) ka­dar onlara yaklaşmayın.» (2/Bakara, 222)

«…Ve gökten tertemiz (tahura) bir su indirdik.» (25/Furkan, 48)

«…Rableri onlara tertemiz (tahura) bir içki içirmiştir.» (76/İnsan, 21)

Görüldüğü gibi bu ayetlerde geçen temizlenmek kelimesi maddi temizlik yani Maide Suresi 6. ayette de olduğu gibi su ile temizlik anlamında kullanıl­mıştır. Bu anlamdaki pratik kullanım hakkında da örnek verecek olursak; “su ile yıkadım (iğteseltu) guslettim den­mek istendiği zaman (tetahhertü veya ittahhartü)” derler.1 Bu konudaki ayet ve kullanım örneklerini artırmak mümkün, ancak bu kadarla yetinerek keli­menin ifade ettiği ikinci anlama geç­mek istiyoruz.

«…Allah onların kalplerini temizle­mek (en yutahhira) istememiştir.» (5/Maide,41)

«…Ey Meryem, Allah seni seçti, te­mizledi (tahharaki) ve seni dünyaların kadınlarına üstün kıldı.» (3/AI-i Imran, 42)

«…Seni inkar edenlerden temizle­yeceğim (mutahhiruke)…» (3/AI-i imran, 55)

«…Allah sizden kiri gidermek ve si­zi tertemiz (yutahhirakum tathira) yap­mak istiyor.» (33/Ahzab, 33)

«Değerli, şanlı, yükseltilen, temiz tutulan (mutahharatin) sahifeler için­dedir.» (80/Abese, 13-14)

«Allah tarafından tertemiz (mutahharaten) sahifeler okuyan bir elçidir.» (98/Beyyine, 2)

Bundan başka pratik kullanımda Araplar günahkâr kimsenin temizlen­mesi için (Tahhir) kelimesini kullanırlar, Müddessir Suresi’nde 4. ayette ge­cen (Elbiseni temizle; tetahhir) aynı şe­kilde nelsini, ahlakını temizle anlamını ifade etmektedir,2 Çocuğun “sünnet edilmesi” anlamında da Arap dilinde aynı kelime kullanılmaktadır.

Görüldüğü gibi yukarıdaki ayetler­de ve pratik kullanımlarda geçen (ta-he-ra) fiili vezin (fiil kalıbı) değiştirerek kalbi temizliği (5/41), küfür ve şirk pisli­ğinden uzaklaştırılmak suretiyle arındırılmışlığı (3/55) ifade eder bir anlam kazanmıştır. Söz konusu olan Vakıa Suresi 79. ayette geçen kelime de aynı vezinde ve aynı anlamda kullanılmış­tır.

Dolayısıyla bu ayetlerde geçen “mutahharun/temizlenenler” kelimesi­nin abdest almakla hiçbir alakası yoktur. Ayetlerin siyak ve sibakı da göz önünde tutulursa görülür ki; ayet abdest alanlardan değil, arınmış olan melek­lerden bahsetmektedir.

Ayeti daha iyi anlayabilmek için da­ha öncesi ve daha sonrasına da baş­vurarak yeniden gözden geçirelim. «O elbette değerli bir Kur’andır.» (56/77); «Korunmuş bir kitaptadır.» (56/78) «Ona temizlerden (mutahharun) baş­kası dokunamaz!» (56/79); «Alemlerin rabbinden indirilmiştir.» (56/80); «Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?» (56/81).

79. ayette geçen “o” zamiri Arapça gramer kurallarına göre kendisine en yakın olan isme atfedilir, böylece el sü­rülemeyecek olan kitap, Buruc Suresi 22. ayette de geçen “Levh-i Mahfuz” anlamındaki “Kitabîn Meknun/ Korun­muş Kitap”tır. Ancak dolaylı olarak Kur’an-ı Kerim’e de dokunulamayacağı söylenebilir. Çünkü Kur’an da o kitaptan bir parçadır. Dolayısıyla ona da içinde pislik, kötülük olan hiç bir yaratık (şeytan, cin, ins) dokunamaz, yani tev­hidi bütünlüğü bozucu ve tevhide aykı­rı batıl unsur sokamaz.

Kur’an-ı Kerim’in nüzulü sırasında, Kur’an’ı inkar eden ve Hz. Peygamberi yalanlayan müşrikler (3/184), Kur’an’ın şeytanların, cinlerin sözü olduğunu (37/36) Muhammed (s)’in cinlenmiş ol­duğunu (15/6) öne sürüyorlardı. Dola­yısıyla Kur’an’ın Allah’tan indiril­miş olmadığını, temiz olmayan varlık­lar tarafından Hz. Peygamber’e ilham edildiğini iddia ediyorlardı.

Oysa Kur’an-ı Kerim bunlara cevap olarak “Kovulmuş şeytanın sözü olma­dığını” (81/25) “şeytanların indirmedi­ğini” (26/210) bildirerek, söz konusu Vakıa 79. ayete de “Ancak ona temiz olanların dokunabileceğini” yani, sa­dece günah ve şirkten tamamen temiz­lenmiş olan meleklerin dokunabilece­ğini ve hemen akabinden de “Alemle­rin rabbinden indirilmiştir” diyerek müşriklerin iddialarının boş ve asılsız olduğunu ortaya koymuştur.

Bu ayet Enes b. Malik, İbn Abbas, Said b. Cübeyir, İkrime, Mücahid, Katade… vb. bir çok sahabe tarafından da bu şekilde anlaşılmış3 Selman-i Farisî de bu ayetin Kur’an’ı abdestli olarak ele alıp almamakla hiç bir ilgisi olmadığını, söz konusu (mutahhar) temiz olanların melekler olduğunu söylemiştir ki, yu­karıda açıkladığımız üzere doğru ve Kur’an’a uygun olan da budur.

Eğer söz konusu ayette geçen (mu­tahharun) kelimesine (abdest alanlar) anlamını verecek olursak Abese 14 ve Beyyine 2. ayetlerde geçen (mutahharat) kelimesine de aynı anlamı yani “abdest aldırılmış sahifeler” anla­mını vermek gerekirdi ki; bu ayetler için böyle bir iddiada bulunmak ne kadar yanlış ise Vakıa Suresi 79. ayette ge­çen (mutahharun) kelimesine de “ab­dest alanlar” anlamını yüklemek o ka­dar yanlıştır. Dolayısıyla bu ayetlerde geçen (mutahharat ve mutahharun) kelimeleri şirk, küfür ve şeytanın tema­sından uzaklaştırılmış anlamını ifade etmekle birlikte temiz olan meleklere işaret etmektedir.

Yine ayette geçen (la) edatı nehy la’sı değil, nefy la’sı olarak kullanılmış­tır ki, bir çok müfessir de bu kanaatte­dir.4 Yani bu ayette “dokunmasınlar” şeklinde bir yasaklama (nehy) söz ko­nusu değil, ancak “dokunulamaz” şek­linde bir olumsuzlama, dokunulamayacak olan bir olayın haber olarak bildi­rilmesi söz konusudur. Bu da ayette bil­dirilen, gaybî bir mesajla ilintilidir.

Ayrıca son olarak şunu da bildir­mek gerekir ki; Vakıa Suresi’ndeki söz ­konusu ayet ile Maide Suresi’ndeki abdestle ilgili ayet karşılaştırıldığında da görülür ki; abdest ayeti diğerinden nü­zul sırası bakımından çok sonra indiril­miştir. Rivayetler de bu durumu des­tekler mahiyettedir. Bu durumda bilin­meyen bir hükmün yerine getirilmesi ve bunun istenmesi, yani abdest bilin­meden, abdestle ilgili bir hükmün yeri­ne getirilmesinin istenmesi nasıl müm­kün olabilir?

Sözü edilen bu ayetin yanlış anla­şılması sonucu Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’i yanlış yönde kutsamış ve yüceltmişlerdir ki, ona dokunmak için bile çeşitli merasimler ve prensipleri zorun­lu kural olarak koymuşlardır. Halbuki Kur’an’ın kutsanması ve yüceltilmesi bu anlamda değildir. Bilakis onun oku­narak anlaşılıp hayata tatbik edilmesi ona verilen en büyük yüceltmedir.

Allah (c. c.) Kur’an’da, Kur’an’ın okunabilmesi için abdest vb, gibi hiç bir ön şart koşmamış bilakis Allah’ın anılabilmesi için getirilebilecek tüm serbes­tiyi getirmiştir (4/103). Kur’an’da yal­nızca namaz kılmak için emredilen böyle bir ön şartı Kur’an’ın okunabilme­si için -olmazsa olmaz- bir kural olarak ortaya koymak, Kur’an’ın okunmasının ve anlaşılmasının önüne engel koy­mak demektir. Halbuki Allah-u Teala biz insanlar için kolaylık istemekte, güçlük istememektedir (2/185). Buna rağmen Allah’ın koymadığı bir şartı Kur’an’ın önüne getirip koymak aynı zamanda O’nu okuyup arınacak olan­ların önüne geçmek demektir. Mümin­lerin görevi Kur’an’ın önüne engeller koymak değil, önündeki engelleri kal­dırmak olmalıdır.

Mesele böylece açıklığa kavuşturulmadan sonra diyebiliriz ki; bu ayetin yo­rumlanmasında da olduğu gibi toplum­sal kabul gören değerler her zaman doğrudur anlamına gelmez. Doğru an­cak Allah’tan olandadır, dolayısıyla doğru ancak Kur’an’dadır.

Selam; doğruyu arayanlara ve bu doğruyla yaşayanlara olsun.

Notlar:

1. Lisanü’t-Arab, c. 4, s. 504,

2. Lisanü’t-Arab, c. 4, s. 505.

3. Camiu’l-Beyan, 27/206.

4. Tefhimu’l-Kur’an, Mevdudi, c. 6, s. 100.

(Mustafa Alphan Başbekleyen Haksöz Dergisi – Sayı: 8 – Kasım 91 Kuran Çalışmaları) http://www.haksozhaber.net/okul_v2/article_detail.php?id=69

posted in KUR’AN’A ABDESTSİZ DOKUNULABİLİR | 0 Comments

7th Temmuz 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

Kur’an’a abdestsiz dokunabilmek

“1. Dokunma konusu: İbn Rüşd Mushaf’a dokunma konusunda özetle şunları söylemiştir: Cünüp olanın Mushaf’a dokunmasını bazı fıkıhçılar caiz görmüş, çoğunluk ise menetmişler; yani caiz olmadığı hükmüne varmışlardır. Bunlar abdesti olmayan kimselerin de Mushaf’a dokunmalarının caiz olmadığın söyleyenlerdir. Bu ihtilafın (farklı ictihadın) sebebi, “Ona tertemiz olanlardan başkası dokunamaz” (Vâkıa: 56/79) mealindeki âyettir. Abdest bahsinde bu âyetle ilgili farklı anlayışlardan söz ettik. Hayızlı kadınların Mushaf’a dokunmasını caiz görmeyenler de yine aynı delile dayanmaktadırlar (31).

İbn Hazm de Mushaf’a abdestsiz veya cünüp ve hayızlı olanın dokunmalarının caiz olduğunu savunurken Hz. Peygamber’in (s.a.) Herakliyüs’e gönderdiği mektupta âyetin de bulunduğu, mektubun bir gayr-i müslime verildiği ve onun âyete dokunmasında sakınca görülmediği vâkasına dayanmaktadır. Çoğunluğun dayandığı “Mushaf’a abdestsiz ve cünüp olanların dokunamayacağını ifade eden” rivayetin ise sahih olmadığını, sahih olanın ise mürsel olduğunu (Hz. Peygambere kadar raviler zincirinin kesintisiz olmadığını) ileri sürmektedir. Yukarıda meali geçen âyete gelince İbn Hazm’in onunla ilgili yorumu şöyledir: Allah Teâlâ “…dokunmasınlar” demiyor, “…dokunmazlar diyor. Biz vâkıa olarak Kur’an’a herkesin (temiz, pis, müslüman, kâfir…) dokundukların görüyoruz; şu halde bu âyette geçen kitaptan maksat Mushaf değil, 78. âyette açıklanan “meknûn; yani gizli, saklanan” kitaptır, Kur’an’ın levh-i mahfuzdaki aslıdır ve ona ancak melekler dokunabilir…. (81-84).
2. Okuma konusu:

İbn Hazm “Kur’an’ı okumak, tilavet secdesi, Mushaf’a dokunmak ve Allah’ı anmak; bunların hepsi abdestli olana ve olamayana, cünübe ve hayızlı olana caizdir” diye başlık attıktan sonra genel delilini şöyle açıklıyor: “Bunlar hayırlı işlerdir, teşvik edilmiş, sevap vadedilmiş fiillerdir; bunların bazı hallerde yapılamayacağın söyleyenlerin delil getirmesi (delil ile isbat etmeleri) gerekir“. İbn Hazm karşı tarafın ileri sürdükleri delilleri ise ya sahih olmayan rivayetlerden ibaret oldukları veya hükme delalet etmedikleri gerekçesiyle reddetmekte, sahabe ve tabiûn müctehidlerinden kendi ictihadını destekleyen örneklere de yer vermektedir (77-81).

Fıkıhçıların ihtilaf ve ittifak ettikleri hükümleri açıklayan iki kaynaktan konumuz ile ilgili ictihadları aktarmış olduk. Görülüyor ki “kadınların özel hallerinde namaz kılamayacakları ve oruç tutamayacakları” konularında ittifak (icmâ) var; “mescide girme, Kur’an’a dokunma ve onu okuma, gerekli tavâfı yapma” konularında ise ihtilaf edilmiş; çoğunluk bunları caiz görmemiş ama bazı fıkıh alimleri caiz görmüşlerdir. İstişare toplantısı kararlarında da söylenen bundan ibarettir.

Fıkıhta icmâ bağlayıcıdır, ama çoğunluğun görüşü bağlayıcı değildir. Meşhur dört mezhepte de bazan biri, diğerlerinin tamamına (bu mânada cumhura, çoğunluğa) muhalif olduğu halde mensupları -çoğunluğun ictihadını değil- tek kalmış olan mezhebin ictihadını uygulamaktadırlar.

Özel hallerinde kadınları kimse mescide girmeye, Kur’an okumaya… zorlamıyor; ama onlar farklı (caiz diyen) ictihada uyar da bunları yaparlarsa yine kimsenin onları engellemeye veya kınamaya hakları olamaz.” (Prof. Hayrettin Karaman-Sorular ve Cevaplar-Âdet gören kadının Kur’an okuması başlığı)

posted in KUR’AN’A ABDESTSİZ DOKUNULABİLİR | 0 Comments

7th Temmuz 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

3890-İbnu Abbas anlatıyor:”Resûlullah bir gün helâdan çıkmıştı. Hemen kendisine bir yemek takdim edildi. (O da kabul buyurdu. Ashâbtan bazısı:)” Size abdest suyu getirmeyelim mi?” dediler. Onlara: “Ben, ancak namaza kalkınca abdest almakla emrolundum!” cevabını verdi.” Müslim, Hayz 118, (374); Ebu Davud, Et’ime 11, (3760); Tirmizi, Et’ime 40, (1848); Nesai, Taharet 101, (1, 85). (c.3 Hadis No.3890)

3771-Hz.Ali anlatyor: “Resûlullah, cünüb olmadıkça her halimizde bize Kur’an okutup ta’lim ederdi.” (c.10 s.548 /39)

3772-”Resûlullah heladan çıkınca Kur’an okutur, bizimle et yerdi. Cenabet halinden başka hiçbir şey O’nunla Kur’an arasına perde olmazdı.” Ebu Dâvud, Tahâret 91, (229); Tirmizi, Tahâret 111, (146); Nesai, Tahâret 171, (1, 144). Hadis No.3745 AÇIKLAMA: Cünübün ve hayızlının Kur’an okuması meselesi biraz ihtilaflıdır. İkrîme ve İbnu’l-Müseyyeb’in de cünüb’ün Kur’an okumasında beis görmedikleri kaydedilmiştir.Kur’an-ı Kerim’in cenabetken okunabileceği iddiası daha ziyade, Müslimde yer alan bir rivayete dayanır. Orada Hz. Âişe: “Resûlullah bütün hallerinde Allah’ı zikrederdi” buyurmaktadır.”Bütün hallerinde” deyince buna cenâbet hali de dahildir, zikrullah’ın içinde Kur’an kırâati de dahildir.Keza İbnu Abbas’tan kaydedilecek olan müteakip rivayetde bu görüşü teyid edecektir…

3773-Resûlullah, cünüb kimsenin Kur’an okumasında bir beis görmezdi.” Buhari

posted in KUR’AN’A ABDESTSİZ DOKUNULABİLİR | 0 Comments

7th Temmuz 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

ELMALILI HAMDİ YAZIR TEFSİRİ: 5Maide/6-“Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın…” AÇIKLAMA: …Sahabeden Alkame b. el-Feğra demiştir ki: “Bu âyeti ininceye kadar Resullullah su dökmüş (küçük abdestini yapmış) olursa, abdest almadıkça ne konuşur, ne de selam alırdı. Biz söyleriz, o söylemez, biz selam veririz, o vermez ve almazdı.” Yani Ebu Hayyan’ın da naklettiği üzere Resullulllah, bu âyetten önce abdestsiz bir iş yapmak şöyle dursun, söz bile söylemezdi. Şu halde bunun inişi abdestin her işi için değil, namaz için farzolduğunu açıklamakla Resulullah’a bir ruhsat ifade etmiştir. Anılan sefer, ifk (iftira) kıssasının ortaya çıktığı Benî Mustalik Gazvesi olduğuna, bunun da hicrî altıncı sene şaban ayında Hudeybiye seferinden önce vuku bulunduğuna göre bu âyet, Mâide sûresinin ilk inen âyetlerinden ve hatta bu sûrenin Hudeybiye’den sonra inmiş olduğu söylendiğine göre inişinin başlangıcı olan ilk âyeti demek olur.

SÜLEYMAN ATEŞ-KUR’AN-I KERÎM TEFSİRİ: 56Vakıa/79-Ayette kasdedilen melekler olduğu için, insanların, Kur’an’ı abdestsiz tutmalarında bir sakınca yoktur.

Selman-ı Farisi gibi bazı sahabiler, kitabı meknun’un, levh-i mahfuz olduğunu, ona doku­nan temizlerin de melekler olduğunu ve ayetin, Kur’an’ı abdestli olarak tut­makla bir ilgisi bulunmadığını söylemiştir. Katade: “Allah katında ona kim­se dokunamaz, fakat bu dünyada ona pis, mecusi, münafık da dokunur, el sürer” demiştir.

DİYANET TEFSİRİ: “56/75-80. İbn Abbâs, Davud b. Ali, İbn Hazm ve Şevkânî gibi âlimler âyetin mushaf ile değil levh-i mahfuz ile ilgili olduğunu, abdestli olmayanın mushafa dokunmasını meneden hadisin de sahih olmadığını yahut sahih olsa bile orada müşriklerin kastedil­diğini ileri sürerek abdestli olmayan, cünüp ve âdet halindeki kimselerin mushafa dokunmasını ve onu okumasını câîz görmüşlerdir. Zaten İmâm Mâlik gibi İslâm âlimleri Kur’an eğitim-öğretiminin ve sıkıntıya yol açan durumların ayrı mütâlâa edilmesi gerektiğini gösteren fetvalar vermişlerdir.

TEFHİMU’L-KUR’AN TEFSİRİ-MEVDÛDÎ: 56Vâkıa/77-79. “İlla’l-Mutahharun” (Temiz olanlar hariç) Yani Kur’an’ın vahyolunmasına, nüzulüne, değil şeytanların müdahale etmesi, tahir (temiz) olan meleklerden başkası onun yanına dahi yaklaşamaz. Melekler için “mutahharûn” ifadesinin kullanılmasının nedeni, Allah’ın onları her türlü kötülükten arınmış varlık kılmış olmasıdır. Bu ayeti, Enes bin Malik, İbn Abbas, Said bin Cübeyr, İkrime, Mücahid, Katade, Ebu-l Aliye, Süddî, Dahhak ve İbn Zeyd yukarıda açıkladığımız şekilde yorumlamışlardır. Nitekim ayetin siyak ve sibakından da aynı anlam çıkmaktadır. Görüldüğü gibi bu ayetten, “Kur’an’a abdestsiz dokunmak yasaktır” şeklinde fıkhi bir hüküm çıkarmak doğru değildir ve açıkça ayetin nüzul sebebinin de bu olmadığını söyleyebiliriz.

FİZİLAL´İL KUR`AN TEFSİRİ-S.KUTUB: 56Vâkıa/79. Yeryüzünde bu Kur’an’ı temizler de, pisler de, mü’minler de, kafirler de elleyebilirler. Tefsir bilgini İbn-i Kesir bu hadisler hakkında şöyle diyor: “Bu hadisler Zehri ve başkaları tarafından aktarılmıştır. Böyle bir aktarma zincirine güvenerek getirdikleri sözleri delil olarak kullanmamız doğru değildir. Bu hadisi Darekudni Amr b. Hazm’e, Abdullah b. Ömer’e ve Osman b. Ebul As’a dayandırarak aktarmıştır. Ama her üçünün aktarma zincirlerinde de tartışılabilir halkalar vardır.

KURTUBÎ TEFSİRİ: 56/79. Enes ve Said b. Cübeyr şöyle demişlerdir: Bu kitaba ancak günahlardan arınmış, temizlenmiş kimseler olan melekler el sürebilir. Onlardan başkası el süremez, demişlerdir. Ebu’l-Âliye ve İbn Zeyd de böyle demişlerdir: Bun­lar meleklerin elçileri ile Âdemoğullarının rasûlleri gibi günahlardan tertemiz edilmiş kimselerdir. Onu indiren Cebrail de tertemizdir. Kendilerine bunu ulaştırdığı elçiler de tertemizdir.

el-Kelbî şirkten, er-Rabi b. Enes büyük ve küçük günahlardan (temizleniniş olanlar el sürebilir), diye açıklamışlardır.

Bir diğer açıklamaya göre “Ona ancak tam anlamı ile temizlenmiş kim­seler” ancak muvahhidler “el sürebilir* onu okuyabilir, demektir. Bu açık­lamayı da Muhammed b. Fudayl ile Abde yapmışlardır.

el-Ferra dedi ki: Onun tadını, faydasını ve bereketini ancak tam anlamıy­la temizlenmiş olan kimseler alabilirler. Bundan maksat da Kur’ân-ı Kerim’e iman edenlerdir,

et-Huseyn b. el-Fadl dedi ki: Onun tefsirini ve te’vilini ancak yüce Allah’ın şirk ve münafıklıktan tertemiz edip arındırdığı kimse bilebilir. Ebu Bekr el-Verrak dedi ki: Gereğince amel etmeye ancak bahtiyar kimseler muvaffak kı­lınır. Anlamın: Onun sevabına ancak müminler ulaşabilir, şeklinde olduğu da söylenmiştir. Bu açıklamayı Muâz, Peygamber (sav)’dan da rivayet etmiştir…

el-Hakem, Hammad ve Davud b. Ali’den rivayete göre; müslümanın ve kâfirin abdestli ya da abdestsiz Kur’ân’ı taşımasının ya da ona el sürmesinin bir sakıncası yoktur. Ancak Davut; Müşrik bir kimsenin Kur’ân’ı taşıması caiz de­ğildir, demiştir. Onlar buna mubah derken Peygamber (sav)’ın Kayser’e mektup göndermesini delil göstermişlerdir. Ancak bu bir zaruret konusudur, bunda delil olacak bir taraf yoktur.

FAHREDDİN RAZİ-TEFSÎRU’L-KEBÎR: 56/79. Mutahherün Kimlerdir? Cenâb-ı Hakk’ın, “tam bir surette temizlenmiş olanlardan başkası…” ifadesine gelince, bunlar melekler olup, Allah onları ta başlangıçta temizlemiş ve onları, bütün ömürleri boyunca da böyle bırakmıştır. Bundan murad şayet “hades – abdest bozma” olmuş olsaydı, o zaman (illâ’l-mütetahherûne) ve hâ’nın şeddesiyle (illâ’l-muttehherûne)dan başkası ona dokunmaz” duyurulurdu.

posted in KUR’AN’A ABDESTSİZ DOKUNULABİLİR | 0 Comments

7th Temmuz 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

TÜRKİYE DİYANET VAKFI İSLAM ANSİKLOPEDİSİ

…Cünüp olan (veya abdestsiz bulunan) kimsenin mushafa dokunmasının ha­ram olduğunu kabul eden fakihler, delil olarak Kur’an-ı Kerim’deki bir ayeti ve bazı hadisleri ileri sürerler. “Ona sadece temiz olanlar dokunur” (el-Vakıa 56/79) mealindeki ayetin metninde yer alan ve “dokunulmama” kavramını yönlendiren zamirin, önceki iki ayette geçen mushaf anlamındaki “Kur’an”a mı, yoksa levh-i mahfuz anlamındaki “kitab”a mı raci ol­duğu bilginler arasında ihtilaflıdır. Eğer zamir Kur’an’a raci ise ayetten, “Kur’an’a sadece cünüplükten, abdestsizlikten ve maddi kirliliklerden temizlenmiş olan­lar dokunabilir”, levh-i mahfuza raci ise, “Levh-i mahfuzdaki kitaba sadece me­lekler dokunabilir” şeklinde bir mana çı­kar. Müfessirler, ikinci mananın Kur’an üslübuna daha uygun düştüğünü belir­tirler (bk.Taberi, XXVII, 118-119; Ra­zi, XXIX, 194-195). Fakihlerin büyük ço­ğunluğu Hz. Peygamber’den nakledilen, “Kur’an’a ancak temiz olanlar dokunabi­lir” (el-Muvatta’, “Kur’an”, 1 ; Nesai, “Ka­same”, 46) mealindeki hadisi de delil ka­bul etmişlerdir. Ancak cünüp kimsenin mushafa dokunmasının caiz olmadığı konusunda icma bulunduğu kaydedil­mekle birlikte bu hadisin sıhhati ve bir­den fazla manaya gelen “temiz” (tahir) kelimesinin buradaki anlamı konusun­da farklı görüşler de ileri sürülmüştür. Bu sebeple bazı sahabiler ve tabiin alim­leri, abdestsiz kimsenin mushafa doku­nabileceğini belirtmişler, Davud ez-Za­hiri ve diğer bazı fakihler, cünüp kimse­nin de mushafa dokunmasında sakınca bulunmadığını ileri sürmüşlerdir (bk. Şev­kani, I, 243-245). (Bkz.Türkiye Diyanet Vakfı İSLAM ANSİKLOPEDİSİ Cenabet maddesi)

posted in KUR’AN’A ABDESTSİZ DOKUNULABİLİR | 0 Comments

7th Temmuz 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

KUR’AN’A ABDESTLİ DOKUNMAK DİNÎ BİR ZORUNLULUK DEĞİLDİR

Abdestsiz dokunabilir diyenler: (İbn Hazm, Kurtubî, Razî, İbn Kesir, Tabatabai, İbnu’l-Cevzî, İbn el-Kayyım, Şevkanî, İbn Hacer, Cessas, Suyutî, İbnu’l-Arabî, İbn Aşûr, Kuşeyri, Mevdudî, S.Kutub; Enes, Said b. Cübeyr, Ebu Aliye , İbn Zeyd, Kelbî; Tefsircilerden Süleyman Ateş, Ali Arslan,

Kafir Müslüman, temiz pis herkes dokunur diyenler: Hakem, Hammad, Davud b. Ali. Delilleri, Peygamberin Kaysere yazdığı mektupta ayetlerin de bulunması

Abdestsiz dokunmaz diyenler: Mücahid ve Katade, M.A.Sabunî. Delilleri, Amr İbn Hazm hadisidir.

posted in KUR’AN’A ABDESTSİZ DOKUNULABİLİR | 0 Comments

  • Takvim

  • Şubat 2012
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Oca    
     12345
    6789101112
    13141516171819
    20212223242526
    272829