Üzerinde 19 Var
Uzaydan Gelen Matematiksel Mesaj
“Hayır, görmüyor musun? Bu farklı olacak. Fizik ve kimyayı belirleyen duyarlı bazı matematiksel yasalarla evreni oluşturmak değil bu. Bu bir mesaj. Evreni yapan her kim ise, on beş milyar yıl sonra oluşan zeka sahibi canlılar tarafından okunsun diye transendental sayılarda mesajlar gizliyor. İlk karşılaşmamızda bunu anlamadığınız için seni ve Rankin’i eleştirmiştim. ‘Tanrı, kendisinin var olduğunu bilmemizi isteseydi, bize apaçık ve anlaşılır bir mesaj göndermez miydi?’ diye sormuştum. Anımsıyor musun?”
“Çok iyi anımsıyorum. Sen Tanrı’yı bir matematikçi sanıyorsun.”
“Öyle bir şey. Eğer bize anlatılanlar doğruysa. Eğer bu beyhude bir arayış değilse. Eğer pi sayısında bir mesaj gizliyse ve o başka transendental sayıların sonsuzluğunda değilse. Bir sürü ‘eğer’lere bağlı bu.”
“Sen matematikte bir vahiy arıyorsun. Ben daha iyi bir yol biliyorum.”
“Palmer, bu biricik yoldur. Bu, bir skeptiği ikna edebilecek biricik şeydir. Bir şey bulduğumuzu varsay. Alabildiğine karmaşık olması gerekmez. Pi sayısına bir miktar rakamı rastlantı sonucu doldurabilmekten biraz daha düzenli bir şey… İşte tüm aradığımız bu. Sonra, aynı modeli veya mesajı veya o her neyi kanıtlayacaksa, dünyanın tüm matematikçileri birbirinden bağımsız olarak aynen bulabilmeli. O zaman mezhep ve din ayrılığı kalmaz, herkes aynı Kutsal Kitabı okumaya başlardı. Hiç kimse artık dinlerin temel mucizelerinin bazı sihirbazların entrikaları olduğunu ileri süremezdi. Artık hiç kimse, daha sonra gelen tarihçilerin kayıtları tahrif ettiğini, yahut din inancının yalnızca bir histeri veya bir kuruntu veya büyüdüğümüzde bir ana-baba vekili olduğunu tartışamazdı. Herkes imana gelirdi.”
Yukarıdaki diyalog Amerikalı ünlü astronom ve yazar Dr. Carl Sagan’ın “Contact” adlı romanının 418-419 sayfalarında bir alıntıdır. İlk baskısı Simon And Schuster yayınevi tarafından 1985 yılında yapılan bu roman uzaydan alınan matematiksel bir kodun deşifresi temasını işliyor.
Yukarıya alıntıladığım bölümü bir daha dikkatle okumanızı öneririm. Sagan’ın romanında özlemle sözünü ettiği matematiksel mesaj bir bilim kurgu romanının fantezisi değil artık. İşin garip yanı, dünya halkı, Tanrı’nın gönderdiği matematiksel mesajı “Contact” romanından 11 yıl önce almaya başlamıştı. İki farkla. Mesaj pi sayısında değil, bir asal sayıda gizliydi; ve henüz herkes imana gelmedi!
Not: Carl Sagan ile Kuran’ın Matematiksel Mucizesi üzerinde yapmış olduğum kısa bir tartışmayı “The Prime Argument” (Asal Tartışma) adlı bir kitapta yayımladık. ICS’in Tucson’daki adresinden temin edebilirsiniz.
Matematik ve Bilgisayar
Görülüyor ki evren, matematiğe göre belirlenip düzenlenmiştir. (Nicomachus, M.S. 100)
Tanrı, başlangıçta dünyayı yokluktan yarattı ve her şeyi sayılarla kurdu. (Hrovista Gandersheim, M.S. 980)
Tüm entelektüel konular matematik yoluyla birleştirilebilir ve birleştirilmelidir.” (Rene Descartes, M.S. 1596-1650)
Matematik, Tanrı’nın evreni yazdığı dildir. (Galileo, M.S. 1564-1642)
Aşağıda, “Dekart’ın Rüyası: Matematiğe Göre Dünya” adlı kitabın 10-12 sayfalarından bir alıntıyı sunuyorum.
Dekart’ın gördüğü rüyanın üzerinden on iki kuşak geçti. Dünyanın matematizasyonu konusundaki hayali ne derece gerçekleşti? Fizik, astrofizik ve kimya gibi doğal bilimlerin teorik bölümleri tamamen matematikseldir. Bir bilimsel teorinin matematik diliyle ifade edilebilirliği neredeyse vazgeçilmez bir koşul haline gelmiş bulunuyor. Hatta mevcut matematiğin açıklamakta yetersiz düştüğü bazı gözlemler için uygun matematiksel formüllerin geliştirilebileceğine neredeyse iman edilmiştir.
Biyoloji ve tıp gibi hayat bilimleri gün geçtikçe matematikleşiyor. Fizyolojik işlemler, genetik, morfoloji, nüfus dinamikleri, epidemioloji (hastalıkların yayılması), ve ekoloji gibi bilim dallarının mekanik kontrolleri matematiksel temellere dayanmaktadır.
Sosyoloji ve psikoloji bilimlerindeki kayıtlar da öyle. Psikososyal istatistiklerin birikimi ve yorumu büyük bir iştir. İstatiksel örnekleme ve kamuoyu yoklaması ticari ve siyasi politikalarımızı değiştirebilecek boyuttadır.
Ekonomik teoriler, doğru dürüst bir matematik öğrenimine sahip olmadan artık anlaşılamıyor. Rekabet, iş devresi ve dengelerine ait teoriler yüksek matematiği gerektiriyor. Ticari ve askeri politikalar için, karar teorisi ve optimizasyon stratejileri gibi matematiksel alanlar kullanılıyor.
Dilbilim artık matematiksel metotlarla öğretiliyor. Müzik kompozisyonları, koreografi ve sanat da matematikten yararlanıyor.
Tüm kompüterizasyon işlemleri bir matematiksel temele sahiptir. Dijital bilgisayar, tipik bir matematiksel araçtır. Tüm programlar matematikseldir.
Bach’ın Bminor Kilise Müziğinin en son dijital kaydı, akustik dalga formlarının Hızlı Fourier Dönüştürmesi ve süzülmesi yoluyla üretildi. Bir farenin labirentte yolunu bulmayı nasıl öğrendiğini anlamak mı istiyorsunuz? Bir Markoff matrisi bunu size anlatır. Fare, davranışının o formülle fazla basitleştirildiğinden şikayetçi olsa da…
New York kentine ait çöp arabalarının Manhattan sokaklarındaki çöp toplama işlemini optimal bir yolla nasıl dizeceğini bilmek mi istiyorsunuz? O zaman, A.Tucker’ın mükemmel grafikler üzerindeki akademik araştırması sizi aydınlatır.
Hayatın matematiksel olarak tanımlanması konusunda Karmaşıklık Teorisi adı altında bazı girişimler oldu. Tevrat’ta anlatılan Tanrı ile insan arasındaki gerilimi Av Teorisi örnekleriyle değerlendiren çalışmalar oldu. Kötülük Problemini (Tanrı varsa neden kötülük var? sorusuyla özetlenebilecek felsefi tartışmayı) Matematiksel Dönüşüm (Bypass) teorisiyle açıklama girişimleri oldu.
Dekart’ın ruhu yeryüzüne dönseydi, 21. yüzyılın arifesinde, tüm bunları ve hatta daha fazlasını bulacaktı. Görülüyor ki, matematiğin girmediği veya giremeyeceği bir alan hemen hemen yok. Nasıl ki nerede bulunurlarsa bulunsunlar tüm maddi cisimler çekim yasasına bağımlıdırlar, aynı şekilde matematik de, kantite, uzay, biçim, yapı, düzen ve mantıksal ilişkiler gibi birçok gerçeği açıklayabilme yeteneğiyle, Dekart’ın hayal ettiği gibi rasyonel bir dünyanın birleştirici tutkalı olmuştur (Descartes’ Dream: The World According to Mathematics, Philip J. Davis & Reuben Hersh, Houghton Mifflin Company, Boston, 1986, p.10)
Matematiğin Somutlaşmış Perileri
Yirminci yüzyıl, rüyaların gerçekleştiği yüzyıl oldu. Uzaya insan yolladık, genetik yapıyı deşifre ettik, iletişim devrimiyle devletlerin sınırlarını nerdeyse ortadan kaldırdık. Tüm bu başarıların ardında matematiğin somutlaşmış bir ifriti var: Bilgisayar. O halde, 20. yüzyılın ortasında başlayan ve 21. yüzyıla uzanan dönemi “bilgisayar çağı” diye adlandırmak bir abartma olmasa gerek. Hayatımızın her alanında bilgisayarın dijital göz kırpmalarının yardımını görüyoruz. Bu yaratığın bir an için çekildiğini varsaysak, kentlerimizdeki tüm hayat felce uğrar.
Ortalama bir bilgisayar yarım saniye içinde:
1. Yüz hastanın elektrokardiogramlarını inceler,
2. Üç bin sınavın 150,000 cevabını puanlar,
3. Bin memurun maaş bordrosunu hazırlar,
4. Üç bin ayrı banka hesabına 200 çek kaydeder,
5. Ve artakalan zamanda başka işler yapar.
Yukarıdaki işlemler, bu kitabı okuduğunuzda, daha ufak bilgisayarlar tarafından daha kısa sürede yapılacaktır.
Bilgisayarlar milyonlarca öğrencinin sınav kartlarını bir çırpıda değerlendirmekle, trafik ışıklarını saniye şaşırmadan düzenlemekle, eski siyah-beyaz filmleri renklendirmekle, satranç ustalarına ders vermekle veya milyonlarca telefon bağlantısını uzaydan ayarlamakla kalmıyor, binlerce yıldır çözülemeyen bazı felsefi tartışmaları bile hızlı hesap yapma yeteneğiyle çözebiliyor.
Fiziksel güzelliğin kriteri nedir?
Filozoflar çağlar boyunca güzellik kavramı üzerinde tartıştılar. Estetik üzerine yapılan felsefi tartışmalar yüzlerce cildi bulan kitaplarla bir sonuca bağlanamadı. Bir kadın için “güzeldir” diyoruz. Ama “güzelliğin” tanımı nedir? Güzelliğin evrensel bir kriteri var mı? Neden bu güzel, şu çirkin, o harika? Grafikerlerin ve mimarların kullandığı “altın oran” gibi bir formülü var mı güzelliğin?
Texas Üniversitesinden Judith H. Langlois ve Arkansas Üniversitesinden Lori A. Roggman adlarındaki psikologlar bu kronikleşmiş estetik problemi bilgisayar yoluyla çözmeye karar verdiler. Aldıkları cevap çarpıcı: En çekici kişiler, başkalarının rüyalarında düşlediği ender fiziksel özelliklere sahip değil. Aksine, çarpıcı bir yüz, belirli bir toplumdaki tüm yüzlerin matematiksel ortalamasının niteliklerine sahiptir. Bir başka değişle, Türkiye’nin en güzel yüzü Türkiye’deki yüzlerin bir prototipidir. Dünyanın en güzel yüzü de dünyadaki yüzlerin bir prototipidir. Yani güzellerin güzelliği ortalama bir güzellikten ibaret. Aynı kural erkek güzelliği için de söz konusudur.
Araştırmacılar, üniversite öğrencilerinden rast gele 96 erkeğin ve 96 kızın fotoğrafını toplayıp bunları bir video aletiyle bilgisayara geçirdiler. Fotoğraflar bilgisayar tarafından sayısal değerlere sahip dijital birimlerin bir matrisi haline dönüştürüldü. Bilgisayara verilen bu fotoğrafların ortalamaları alınıp basıldı ve gerçek fotoğrafların arasına katılarak erkeklerden ve kadınlardan oluşan üniversiteli öğrencilere gösterilerek soruldu: “Bunlardan hangisi daha güzel?” Sonuçta, en çok puanı toplayan fotoğraf, bilgisayarın oluşturduğu “ortalama fotoğraf” oldu.
Araştırmayı sürdüren psikologlar, milyonlarca yıl süren insan evriminin insanlara bir “güzellik detektörü” mekanizması bağışladığına inanıyorlar. Bu mekanizma yoluyla yüze ait niteliklerin ortalamasını alıyoruz.
Güzelliği veya yakışıklılığı ile övünenlere bir ders vermek isterseniz bilgisayarın öğüdünü verebilirsiniz: “Övünüp durma, sadece ortalama bir güzelliğe sahipsin.” Çirkin olduğuna inanarak hayıflananlara ise aynı öğüdü şöyle tekrarlayabilirsiniz: “Üzülme, eşsiz bir güzelliğe sahipsin.”
Güzellik ve çirkinlik kavramlarına ampirik bir açıklama getiren söz konusu araştırmayı detayıyla merak edenler için ilgili haberin Science News’in 137. cildinde yer alan bölümünü sunuyorum.
Ne var ki bilgisayarın gerçek misyonu 1974 yılında gerçekleşti. Kuran’ın yüzyıllardır gizli olan kodunu deşifre eden bilgisayar, tarihin en önemli sorularının cevabına kapı açtı: Tanrı var mıdır? Hayatın amacı ne? Tanrı bizimle haberleşir mi? Tanrı sözü olduğu ileri sürülen kitapların gerçekten Tanrı sözü olduğunu nasıl bilebiliriz? O kitapların tahrifatlardan korunmuş olduğunu nasıl bilebiliriz? Ölümden sonra dirilecek miyiz? Dünyada neden bu kadar çok din var?
Numeroloji Safsatası
Kuran’ın matematiksel sistemini ilk olarak duyan bilim adamlarının hemen nümerolojiyi hatırlamaları normal olmasına rağmen büyük bir talihsizliktir. Matematiksel mucizenin ne amaç ne de sonuç bakımından nümeroloji ile hiçbir akrabalığı olamamasına rağmen birbiriyle sık sık karıştırılabilmektedir.
Mektup yoluyla konuyu tartıştığımız bilim adamlarından ünlü astronomici Dr. Carl Sagan?da uyarımıza rağmen aynı hataya düştü. Kendisine yazdığımız cevapta aradaki farkı maddeler halinde belirtmek zorunda kalmış ve şöyle bir soru yöneltmiştik: Astroloji ile uğraşan şarlatanların cirit attığı bir ülkede ve zamanda bir astronomici olarak yaşadığınızı varsayınız. Yıldızlar, gezegenler ve burçlar hakkındaki gözlem ve düşüncelerinizi o ülkenin ciddi bilim adamlarına aktarmak istediğinizi, ancak ağzınıza o kelimeleri alır almaz, “Astroloji safsatasını dinlemek istemiyoruz” diye reddedildiğinizi düşününüz?
Kuran’ın matematiksel mucizesiyle nümeroloji arasındaki benzerlik, astronomiyle astroloji arasındaki benzerlik gibidir. Bu kitabın okuyucusu aradaki benzerliği ve farkı net olarak görebilsin diye nümeroloji hakkında biraz bilgi vermeyi uygun görüyoruz.
Nümeroloji
Milattan 5 yüzyıl önce yaşayan ünlü Yunanlı matematikçi Pisagor ve kendisini izleyen Plato doğanın sırlarının sayılarda gizli olduğuna inanıyorlardı. Çeşitli dinlerde ve kültürlerde karşımıza çıkan bu sayı mistisizmi genel olarak nümeroloji olarak bilinir. Harvard Üniversitesi Hindu-Müslüman Kültürü Bölümü Profesörü Anne Marie Schimmel The Mystery of Numbers (Sayıların Gizemi) adlı kitabında nümerolojinin temel prensiplerini şu üç maddede özetler:
- Sayılar, düzen verdikleri varlıkların karakterini belirler veya etkiler.
- Sayılar, böylece Tanrı ile yaratılmışlar arasında bir aracı haline dönüşür.
- Nitekim sayılarla yapılacak belirli işlemlerle varlıklar dünyası etkilenebilir.
Bu yolla, her sayı kendisine özgü metafiziksel bir anlam ve karakter kazanır. Plotinus ve İskenderiyeli Philo tarafından geliştirilen bu anlayış, ortaçağda Kabala adı verilen Yahudi mistik felsefesiyle zirveye ulaşır.
Nümeroloji, İslam dünyasında onuncu yüzyılda İhvanı Safa adlı İran kaynaklı yeraltı örgütüyle gündeme gelir. Sonraları İsmailiye (Yediciler) mezhebine dönüşecek olan İhvanı Safa, 7 ve 12 sayısının önemine ve İmamlar zincirindeki etkin rollerine inanarak o günün mezhepleri arasında temel anlaşmazlık konusu olan İmamet (Liderlik) tartışmasına kan akıtmanın yanında sayısal bir renk katar. Siyasal isyanlar, böylece sayısal spekülasyonlarla desteklenir.
1863 yılında,Tanrı’nın bedenlenmiş bir tecellisi olduğunu ilan eden İranlı Bahaullah’ı izleyen Bahailer ise 9 ve 19 sayısını kutsar ve hatta güneş yılını her biri 19 güne sahip 19 aya bölerek kendilerine özgü bir takvim oluşturur. Artakalan dört günü ise “çalıntı günler” olarak adlandırırlar.
Tarih boyunca, müslümanlar, 7, 40, 99 gibi bazı sayılara özel önem vermişlerdir. Örneğin, ortaçağda 40 hadisten oluşan özel koleksiyonlar oluşturmak müslüman ruhbanları arasında bir modadır. Nitekim, ünlü mutasavvıf el-Gazzali, parmak tırnaklarının hangi sırayla kesilmesinin daha sevap olduğu konusundaki özgün felsefesinden evliliğin fayda ve zararlarına kadar birçok ilginç konuyu işlediği İhyai Ulumiddin adlı kitabını 40 bölümde düzenleyerek bu sayının hem şöhretinden ve hem sırrından yararlanmaya çalışır. Hıristiyan papazlarının kullandığı tespihin müslümanlaştırılması da tespihlerdeki boncuk sayısının 99′a çıkarılmasıyla kolaylaşır.
Hıristiyan dünyasında ise 3 ve 7 sayısı kutsallaşırken 13 ve 666 sayısı da şeytanlaşmıştır. Hala birçok Hıristiyan, İsa’ya ihanet eden 13′üncü havariden dolayı 13 sayısını ve Saint Pavlos’un yazdığı Vahiyler 13:18′de Hıristiyan Deccali’nin sayısı olduğu bildirilen 666 sayısını uğursuz sayar.
Sayısal mistisizmin dayandığı temellerden biri de “gematria” sanatıdır (Kelime “geometri”den türer). Gematria, Latin, Yunan ve İbrani dillerinin klasik alfabelerindeki her bir harfin sayısal karşılıklara sahip olması gerçeğine dayanır. Gematria, kelimeleri alfabe sırasına göre karşılayan sayılarla özdeşleştirir ve yorumlar getirir.
İşte size Fredrik II döneminden bir örnek. “Innocentius Papa” (Papa Innocent IV) nın ismi 666 sayısına denk gelen bir sayısal değere sahipti. Bu sayı, Vahiyler 13:18′deki “Canavarın Sayısı” olduğundan Innocent ismi Anti İsa’ya (Deccal) eşit görüldü. (Fredrik müthiş bir papa düşmanı idi.) (The Mathematical Experience, Philip J. Davis & Reuben Hersh, Houghton Mifflin Company, Boston, 1983, sa:98-99)
Nümerolojinin tarihsel birikiminden ve şöhretinden yararlanan şarlatanlar sayıların matematiksel özelliklerini ve ilişkilerini de emelleri doğrultusunda çarpıtarak fal, büyü ve muska gibi entrikalarla saf halkı sömürmüşlerdir.
Sihirli kareler ve muskacılık
Nitekim, Muhammed Peygamber döneminde Araplar tarafından sayı sistemi olarak kullanılan Ebced alfabe düzeni onuncu yüzyılda yerini Hint rakamlarına bırakınca şarlatanların gözdesi oldu. Ebced sisteminin popülaritesinden yararlanan “hocalar” basit birer matematiksel denklem olan “vefkler” (Sihirli kareler) yoluyla halkı ekonomik ve zihinsel olarak soymayı iş edindiler. Soldan sağa, yukardan aşağıya ve köşeden köşeye toplamları hep aynı sayıyı veren kareler içindeki rakamlar (Veya o rakamları karşılayan harfler) topluluğunu kutsal bir reçete olarak satanlar her dönemde revaç buldu. (Daha geniş bilgi isteyenler, İlginç Sorular-2 adlı kitabımızda “Sihir, büyü, falcılık, kehanet, hacet duaları, şifa reçeteleri, havas ve esrar, muskalar” başlığı altında yer alan incelememize başvurabilir.)
Aşağıda üçlü bir “vefk” örneğini görüyorsunuz:
Sayılar arasındaki harmoni her devirde insanların ilgisini çekmiştir. Örneğin 9 sayısının şu marifetine bakınız:
1 x 9 + 2 = 11
12 x 9 + 3 = 111
123 x 9 + 4 = 1111
1234 x 9 + 5 = 11111
12345 x 9 + 6 = 111111
123456 x 9 + 7 = 1111111
1234567 x 9 + 8 = 11111111
12345678 x 9 + 9 = 111111111
123456789 x 9 + 10 = 1111111111
Şarlatanlar ve sahtekarlar sadece sayıları kötüye kullanmazlar. Edebiyatı da kullanırlar. Kelimeler ve cümlelerden oluşan hitabet, şiir, öykü gibi sanatların büyüsüne kapılan kitlelerin komünizm veya faşizm idealiyle nasıl felaketlere sürüklendiğine yakın tarihimizde tanık olduk. Demokrasi ve özgürlük gibi kurum ve kavramların da bunun istisnası olmadığını biliyoruz. İnsanoğlu her kavramı ve kurumu amacı dışında, kötü emelleri doğrultusunda kullanabiliyor.
Sayısal Harmoni
1967-8 yıllarında, Mısırlı Abdurrahman Nevfel Kuran kelimelerinin tekrarlanma sayılarında ilginç bir harmoni keşfetti. Bu matematiksel harmoni bazen kelimelerin anlamlarıyla yakından ilişkiliyken bazen da eş veya zıt anlamlı kelimelerin tekrar sayılarında simetrik bir ilişki göstermekte. Dr. Reşad Halife’nin de katkıda bulunduğu bu buluş, 1974 yılında keşfedilecek 19 koduna zihinsel bir hazırlık niteliği taşıyordu.
Kelimelerin tekrarlanma sayılarındaki bu harmoniyle ilgili aşağıda sunacağımız birkaç örnek Kuran’ın diğer kitaplardan çok farklı bir yapıt olduğunu ve matematik ile edebiyatı kaynaştırdığını göstermeye yeter. Matematiksel harmoni için sunacağım bir kaç örnek, ileriki sayfalarda ayrıntılarıyla tartışacağımız Kuran’ın 19 kodu üzerine kurulu matematiksel sistemi için zihinsel bir ısınma olarak kabul edebilirsiniz.
“Ay” (şehr) kelimesi
Bir yılda kaç ay var? Elbette on iki. Yani, Dünya, Güneşin etrafında bir turu tamamladığı süre içinde Ay da Dünyanın etrafında 12 turu tamamlamış olur. Oruç ve hac gibi ibadetlerin zamanı Ay Takvimi ile belirlenir. Nitekim Kuran, bir yıldaki ayların sayısını da açıkça belirtir: “Allah katında ayların sayısı on ikidir…” (9:36).
Kuran’ı baştan sona taradığımızda ay (şehr) sözcüğünün tekil olarak tam 12 kez geçtiğine tanık oluyoruz. Arapça bilmeyenlere şunu hatırlatalım: Arapça’da zaman birimi olan ay ile dünyanın uydusu olan Ay aynı sözcüklerle ifade edilmiyor. Dünyanın uydusu olan Ay’ın Arapça karşılığı Kamer’dir. Kameri Takvim deyimi de buradan gelir
Zaman birimi olan “ay” kelimesinin geçtiği sure ve ayetlerin listesi aşağıda sunulmuştur (2:185 ifadesi, 2′nci surenin 185′inci ayeti demektir).
|
2:185 2:185 2:194 2:194 |
“Gün” (yevm) kelimesi
Bir yılda kaç gün var? Astronomi kitaplarına ve takvimlere bakarsanız “365 tam gün” cevabını alacaksınız. Bu basit gerçeği sokaktaki vatandaş da bilir. Fakat, üniversite öğrenimi görmüş mollalarımız hariç. Onlar evrenlerin yaratıcısının en büyük matematikçi olduğunu yobaz kafalarına bir türlü sığdıramıyorlar.
Bu konuda başımdan geçen ilginç bir olayı aktarmadan geçemeyeceğim. Kuran’ın büyük matematiksel sistemini göremeyen veya görmek istemeyen beş hoca efendinin imzasını taşıyan 19 Efsanesi adlı kitabın yazarlarından biriyle Cağaloğlu’ndaki Beyan Yayınevi’nde açık bir tartışmaya girişmiştik. Yarım saat kadar süren tartışmanın sonuna doğru kendisine şunları söyledim: “Açıkça anlaşılıyor ki Kuran’ın 19 sistemine karşı bir alerjiniz var; bu yüzden Kuran’ın matematiksel sistemini inkar etmek için elinizden gelen gayreti gösteriyorsunuz. Size bir başka matematiksel olayı soracağım. Elinizdeki Kuran Kelimeleri Fihristini (Fuad Abdülbaki tarafından hazırlanan El-Mucem-ül Müfehres Lielfazil Kuranil Kerim‘i kastediyorum) açıp “Yevm” (Gün) kelimesine bakınız. Kaç kez geçiyor? Gördüğünüz gibi “gün” kelimesi tekil olarak Kuran boyunca tam tamına 365 kez tekrarlanır. Dikkat edin, 360 değil, 370 değil, tam 365 kez. Yani bir yıldaki günlerin sayısına eşit olarak… Anlam ve sayı arasındaki bu ilişki, rastlantının ötesinde, Kuran’da kasıtlı olarak düzenlenmiş bir matematiksel yapının varolabileceğini göstermez mi?”
Bizim mühendislik öğrenimi görmüş hoca efendi bu soruma beklenmedik bir karşılık verdi: “Bir senede 365 gün değil, 365 gün ve 6 saat var. Hani 6 saat nerede?” Kendisine mantıklı bir cevap vermenin bir anlamı yoktu. Gün ve saatin ayrı birer zaman birimi olduğunu kendisine anlatmadım. Ayrıca, bir günü 24 saate ayırmanın, yılı 365 güne ayırmaktan çok farklı olduğunu, birinin bizlerin keyfi bir kabulü, diğerinin ise astronomik doğal bir realite olduğunu açıklamadım. Zira, onun, en az benim kadar bu farkı bildiğinden emindim. Ona anlayacağı dilden bir cevap vererek tartışmayı noktaladım: “şimdi anlıyorum ki, Tanrı bir yıldaki 6 saatlik artık zamanı ikiyüzlülerin yaşaması için bırakmış.”
Evet, bu sözleri, yedi-sekiz kişinin önünde aynen söylediydik. Gerçekleri bile bile gizleyip halkı aldatanların ikiyüzlülüğünü yeri gelince ilan etmeyi bir saygısızlık değil, aksine hakka ve halka karşı bir görev sayıyoruz. (Edip Yüksel, Üzerinde 19 Var)
http://19.org/index.php?id=70,241,0,0,1,0
