-
7th Temmuz 2008

KUR’AN’A AYKIRI HADİSLER

posted in RİVAYETLER(Hadis) |

KUR’AN’A AYKIRI HADİSLER

Hadis, genel olarak Hz. Peygamberin sözlerine denilmektedir. Hz. Muhammed, bir peygamberdir, onun insanlıkla ilgili sözleri de “DİN” olarak değerlendirilmektedir.

Hz. Muhammed’in sözleri yanlış olacak olsa Allah müdahale eder ve yanlış olduğunu ayetleriyle ortaya koyardı. Eğer Allah’a rağmen bu sözlerinde ısrar ederse peygamberlik görevi sona ererdi. Oysa peygamberler insanların erdemli, onurlu, ahlaklı yaşamaları için tarihin akışını değiştiren en büyük önderler ve en cesur devrimcilerdir.

69Hakka/44-45-“Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik. Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı.”

Bir insan veya bir düşünce sayesinde insanların çıkar sağlama olasılığı varsa onu istismar edenlerin sayısı da bu doğrultuda artmaktadır. Onun adına sözler uydurulmakta, onun adına kahramanlar, din ve vatan düşmanları türetilmektedir.

Hadis, söz demektir. Hadis-i şerif ise “şerefli söz” demek. Allah’ın seçtiği bir insan, hayatında onurlu-şerefli sözler söylemiş olmalıdır. Ancak onun adına uydurulan sözlere bakarsanız, onun sözlerini ancak insan ve kadın düşmanları söyleyebilir. Böylesi sözler olsa olsa şerefli değil “onur kırıcı ve aşağılık sözler” olarak nitelenebilir. Böyle bir durumda bu sözleri Hz. Peygamberin değil onu uyduranların düşünce ve inançları olarak görüyoruz.

Uydurulan bu hadislerle uydurulmuş, türetilmiş bir din oluşmuştur. Uydurma hadislerle nice insanların umutları sönmüş, nice aileler yıkılmış, nice insanlar nice acılar çekmiş ve yıkımlar yaşamışlardır. Hadisler din olarak, dinin esası olarak görüldüğü için aileler bu doğrultuda şekillenmiş, bunun sonucunda en fazla zararı, insan eğitimi açısından kadınlar ve insanlığın gelişimi açısından bilimsel çalışmalar görmüştür.

Aşağıda Kur’an’a uygun ve Kur’an’a aykırı hadislerden bir demet sunuyoruz. Hadisten sonra gelen ilk numara, hadis numarasını diğer adlar hadis kaynaklarını göstermektedir. Hadis numaralarında Akçağ Yayınları arasında çıkan ve en sağlam hadis kitapları olarak bilinen KÜTÜB-Ü SİTTE(Altı Hadis Kitabı: Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesaî, İbn Mace, Ebu Davud) esas alınmıştır. Her hadisin sonunda verilen ayet numaraları, hadisin, Kur’an’daki hangi ayete aykırı geldiğini göstermektedir:

 

KUR’AN ‘A AYKIRI HADİSLER

 

1) Kadında, atta ve evde uğursuzluk vardır. [1995-6617-İbn Mace-1995/1993 c.17 s.218 /6617], [Buhârî-Müslim-Ebû Davud-Tirmizî-Nesâî] Bk. Kur’an-27/47 7/131

2) Namazın önünden kadın, eşek, siyah köpek, Yahudi veya domuz geçerse namaz bozulur. [2732-Buhârî-Müslim-Muvatta-Ebû Dâvud-Tirmizî-Nesâî] [2743-[Müslim-Ebû Dâvud-Tirmizî-Nesâî-İbnu Mâce] [6237- Müslim-Ebu Davud-Tirmizi-Nesai-İbn Mace] Bkz. Kur’an-107/4-6

3) Erkeğe karısını niçin dövdüğü sorulmaz. [3299-Ebu Dâvud] Bkz. Kur’an-33/58

4) İnsanın insana secde etmesi uygun olsaydı, kadının kocasına secde etmesini emrederdim.[3293-Tirmizî] Bk. Kur’an-27/24

5) Kadınların akılları kıt ve dindarlıkları eksiktir. [3307-Ebu Dâvud-Müslim-Buharî-İbnu Mâce] Bkz. Kur’an-39/18 4/1 49/11

6) Cehennemdekilerin çoğu kadınlardır. [5374-Buhârî-Müslim-Nesâî-Muvatta-İbn Mace] [2075-Buhârî-Müslim] Bkz. Kur’an-7/179 72/15 33/35

7) Cennette en az kadınlar vardı. [3309-Müslim] Bkz. Kur’an-7/179

8 ) Kadınlar sizin yanınızda esirler gibidirler [3303-Tirmizî] Bkz. Kur’an-4/1 49/11

9) Ey kadınlar, sizler cehennem odunusunuz. [3039-Buhârî-Müslim-Ebû Dâvud-Nesâî] Bkz. Kur’an-72/15

10) Erkek bebeğin sidiğini temizlemek için birkaç kez su serpin; kız bebeğin sidiğini temizlemek için çitileyin. [3506-Buhârî-Müslim-Muvatta-Ebû Dâvud-Tirmizî-Nesâî] [3507-Ebû Dâvud] [527-6162-İbn Mace] Bkz. Kur’an-6/139 16/58 43/17

11) Oğlan çocuğu için birbirine denk iki kurban, kız çocuğu için bir kurban gerekir. [3970-Ebû Dâvud-Tirmizî-Nesâî] Bkz. Kur’an-6/139 16/58 43/17

12) Erkeklere kadınlardan daha zararlı fitne bırakmadım. [3308-Buharî-Müslim-Tirmizî] Bkz. Kur’an-4/1 49/11

13) Kadın bir günlük yola mahremi olmadan seyahat edemez. [2194-Buhârî-Müslim-Muvatta-Ebû Dâvud-Tirmizî-] Bkz. Kur’an-33/35

14) Kadın avrettir, dışarı çıktı mı şeytan muttali olur. [3443-Tirmizî]

15) Altın ve ipek, erkeklere haramdır. [3597-7071-Ebu Dâvud- Nesâi-İbn Mace] Bkz. Kur’an-7/31-32 22/23

16) Altın ve ipek iman eden herkese yasaktır. [143-Buhârî-Müslim-Ebu Dâvud-Nesâî-Buhârî-Müslim-Tirmizî-Ebu Dâvud-Nesâî-İbnu Mâce] [2159-Buhârî-Müslim-Tirmizî-Nesâî] Bkz. Kur’an-7/31-32 22/23

17) Ey kadınlar süs eşyanız altın ve ipek değil, gümüş olmalıdır. [2104-Nesâî] [2106-Ebû Dâvud-Nesâî] Bkz. Kur’an-7/31-32 22/23

18) Ayakta su içmeyin. Biriniz ayakta su içerse, hemen kussun. [2246-Müslim] Bkz. Kur’an-7/31

19) Eti bıçakla kesmeyin. [3188-Ebu Davud]

20) Biriniz kötü bir rüya görürse, uyanınca sol tarafına üç kez tükürsün. [3910-7169-İbn Mace]

21) Ateşte pişeni yiyince abdest alın. [481-6147-İbn Mace] Bkz. Kur’an-5/6 4/43

22) İçinizin irinle dolması şiirle dolmasından iyidir. [Buhari-Müslim-Ebu Davud-Tirmizi- İbn Mace-Darimi] Bkz.Kur’an-26/224-227

23) Yönetici, Kureyş ‘ten olmalıdır. [4544-Tirmizî] [Buhari-Müslim-Tirmizi] Bkz.Kur’an -4/58

24) İki yöneticiye birden onay verildi mi, birini öldürün. [1710-Müslim] [1711-Müslim] Bkz.Kur’an-5/32

25) Toplum içinde casusvari gizli bir şey söyleyeni öldürün. [1118-Buhârî-Müslim-Ebu Dâvud-İbnu Mâce] Bkz. Kur’an-5/32

26) Çoktanrıcıların yaşlılarını öldürün. [1048-Ebu Dâvud-Tirmizî] Bkz. Kur’an-2/256 10/99

27) Hırsızlıkta ısrar edenleri öldürün. [1631-Ebû Dâvud-Nesâî] Bkz.Kur’an-5/38

28) İçki içmede beşinci kez ısrar edenleri öldürün. [1643-Ebû Dâvud-Tirmizî] Bkz.Kur’an-2/219 4/43 5/90

29) Kur’an okudukları halde traş olanları öldürün. [4816-Buhâri-Müslim-Muvatta-Nesâî-Ebu Dâvud] Bkz. Kur’an-4/93 5/32

30) Zina edenleri öldürün. [1623-Tirmizî] [1601] Bkz.Kur’an-24/1-3 4/93 5/32

31) Evliyken zina edenleri taşlayarak (recmederek) öldürün. [1111-Buhârî] [1606-Buhari-Müslim-Tirmizi-Ebu Davud-Nesai-İbn Mace] Bazı nedenlerden dolayı vazgeçildi. [1609-Muvatta] [1597-Ebu Davud] [1598-Tirmizî-Ebu Dâvud-Nesâî-İbnu Mâce] Bkz.Kur’an-24/1-3 4/93 5/32

32) Namazı terkedenler öldürülebilir. [2117-Ebû Dâvud] Bkz.Kur’an-19/59 4/93 5/32

33) Dinden dönenleri öldürün. [1585-Muvatta] [1558-Ebu Dâvud-Nesâî] [676-Nesâî] [1586-Ebu Dâvud-Nesâî] Bkz.Kur’an-5/54 2/256 5/32 10/99

34) Eşcinsellik yapanları öldürün. [1614-Tirmizî-Ebû Dâvud] Bkz.Kur’an-27/55-56

35) Birliği bozanı, tefrika çıkaranı öldürün. [1711-Müslim] [4775-Müslim-Ebu Davud-Nesâî] Bkz.Kur’an-3/103-105 30/32 6/159

36) Müslüman cinlere üç gün süre verin. Yine de görünürlerse, onları öldürün. [4941-Müslim-Muvatta-Ebu Davud] Bkz.Kur’an-72/1-19

37) Namazı terkeden kafir olur. [2356-Tirmizî-Nesâî-İbnu Mâce] [2357-Tirmizî] [2355-Tirmizî-Ebû Dâvud-İbnu Mâce] Bkz.Kur’an-19/59

38) Namazı terkeden müşrik(Allah ‘a ortak eden) olur. [2354-Müslim-Ebû Dâvud-Tirmizî] [1080-6307] Bkz.Kur’an-19/59

39) 10 yaşında namazı terkeden çocuklarınızı dövün. [2336-Ebû Dâvud-Tirmizî] Bkz.Kur’an-2/256

40) Yüz sene sonra yeryüzünde kimse kalmayacak. [5029-Müslim-Tirmizî-Buhari-Ebu Davud] Bkz. Kur’an-31/34 46/9

41) Güvercin şeytandır. [5331-Ebu Davud-İbnu Mace]

42) Av, koyun ve çoban köpekleri dışındaki köpekleri öldürün. [4949-Buhârî-Müslim-Muvatta-Tirmizî-Nesâî] Bkz.Kur’an-18/18

43) Peygamber hainlerin yakılmalarını emretti, sonra caydı. [1060-Buhârî-Ebu Dâvud-Tirmizî] Bkz.Kur’an-4/107

44) Peygamber teröristlerin gözlerinin oyulmasını emretti ve deve sidiğini içmeyi uygun gördü. [1587-Buhârî-Müslim-Tirmizî-Ebû Dâvud-Nesâî-İbnu Mâce] [1588-Ebu Dâvud-Nesâî] Bkz.Kur’an-2/190 9/10

45) Yılanı öldürmeyen bizden değildir. [4944-Ebu Davud] Bkz.Kur’an-2/29

46) Yılanları ve kertenkeleyi öldürün. [4948-Müslim-Ebu Davud-Tirmizî] [4943-Ebu Davud-Nesâî] Bkz.Kur’an-2/29

47) Kocanın vücudu irin olsa, kadın da onu yalasa yine de hakkını ödeyemez. Müsned, V, 239

ÖLDÜRMEYLE İLGİLİ UYDURMA HADİS ÖRNEKLERİ

1. Namazı terk eden dinden çıkar-2354-2355-2356-2357-1080/6307

2. On yaşında namaz kılmayan çocuklarınızı dövün-2336

3. İslam ‘dan döneni öldürün-1585-1586-1558-676

4. Beşinci kez ısrarla içki içeni öldürün-1643

5. Peygamber deve sütünü ve sidiğini içmeyi tavsiye etti-1587(Buhari-Müslim)

6. Yaşlı müşrikleri öldürün-1048

7. Sahabeyi öldüren ve İslam’dan dönenlerin gözlerinin oyulmasını, ellerinin kesilmesini ve öylece ölüme terk edilmelerini emretti-1587

8. İki kişi yöneticilik iddiasına girerse ikincisini öldürün-1710

9. Birliği bozanı öldürün-1711

10. İhtilaflı günlerde Kur’an’a çağıranları –ki onlar traş olurlar- öldürün-4816-4817(Buhari-Müslim)

11. Yılanları öldürün-4943

12. Hırsızı önce öldürün dedi, sonra vazgeçti elini kesin dedi, sonra öldürün dedi ve öldürüldü-1631

13. Üç kez uyarıdan sonra görünen cinleri öldürün-4941(Müslim)

14. Peygamber iki kişiyi önce yakmalarını emretti, sonra vazgeçti onları öldürün dedi-1060(Buhari)

15. Evliyken zina edeni taşlayarak(recm) öldürün-1611-1606(Buhari-Müslim)

16. Eşcinseli öldürün-1614

17. Yakın akrabasıyla birlikte olanı öldürün-1601- 1623

This entry was posted on Pazartesi, Temmuz 7th, 2008 at 11:26 and is filed under RİVAYETLER(Hadis). You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

There are currently 20 responses to “KUR’AN’A AYKIRI HADİSLER”

Why not let us know what you think by adding your own comment! Your opinion is as valid as anyone elses, so come on... let us know what you think.

  1. 1 On Mayıs 17th, 2010, RUSTA said:

    1) Kadında, atta ve evde uğursuzluk vardır. [1995-6617-İbn Mace-1995/1993 c.17 s.218 /6617],

    [Buhârî-Müslim-Ebû Davud-Tirmizî-Nesâî] Bk. Kur’an-27/47 7/131

    Kur’an-27/47 Onlar, “Sen ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık” dediler. Salih,

    “Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah katında (yazılı)dır. Aslında siz imtihan edilmekte olan bir

    kavimsiniz” dedi.

    Kur’an 7/131 Fakat onlara iyilik geldiği zaman, “Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)” derler. Eğer

    başlarına bir kötülük gelirse, Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki,

    onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler.

    AYET HADİSİ TEYİT EDER NİTELİKTEDİR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    CEVAP 1

    Uğurlu Ve Uğursuz Olan Şeylerin Beyânı Babı

    Mihmar bin Muâviye (Radıyallâhu anh)’dan; Şöyle demiştir:Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve

    Sellem)’den şöyle buyururken işittim «Hiç bir uğursuzluk yoktur. Bazen (şu) üç şeyde uğur olur»

    Kadında, atta ve evde.»”
    Sehl bin Sa’d (es-Sâidî) (Radıyallâhu anh’tan rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü

    Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur;«Eğer olursa, atta, kadında ve meskende olur.» Resûlullah

    sallallahü Aleyhi ve Sellem) uğursuzluğu kasdeder.*”
    Sâlim’İn babası (Abdullah bin Ömer) (Radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah

    (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :«Uğursuzluk (şu) Üç şeyde olur Atta, kadında ve

    evde.»
    Zührî başka bir sened ile ÜmmÜ Seleme (Radıyallâhü anhâ) ‘dan rivayet ettiğine göre Ümmü

    Seleme bu Üç şeyi sayardı ve bunlarla beraber kılıcı da ilâve ederdi.”

    Not: Zevâid’de şöyle denilmiştir: Bunun senedi Müslim’in şartı üzerine sahihtir. Müslim bunun

    bütün râvilerinden hadis rivayetinde bulunmuştur. Bu hadisin aslı Buhâri ve Müslim’de mevcuttur.

    Hadis’in sonunda anılan kılıcın uğursuzluğu yalnız müellifin rivayetinde bulunduğu için ben bu

    hadisi Zevâid türü arasına aldım.

    İzahı

    İlk hadisin manâsı şudur.- Hiç bir şeyde uğursuzluk yoktur. Bazen kadın, at ve ev uğurlu ve

    bereketli olur. El – Hafız , el-Fetih’te bu hadîsi zikrettikten sonra bunun sahih hadislere muhalif

    olduğunu söylemiştir. Çünkü bunu takip eden hadîslerden ve başka hadîslerden anlaşılıyor ki

    kadın, at ve ev bazen uğursuz olur.

    Hind-i bu hadisin diğer hadislere muhalefetini gidermek için şöyle bir yorum yapmıştır: Yâni Allah

    Teala’nın takdiri olmaksızın hiç bir şeyden zarar gelmez. Hiç bir şey bizatihi şerrin meydana

    gelmesinde etkili olamaz. Ancak Allah Teâlâ şerrin meydana gelmesine bir şeyi sebeb kılarsa o

    zaman o şey şerre vesile kılınmış olur. Kadın, at ve evin uğursuz olabildiğine delâlet eden

    hadislerden maksat da anılan bu şeylerin bazen şerre sebeb kılınmasıdır.

    Notta belirtildiği gibi bu hadîs Zevâid türündendir.

    Sehl (Radıyallâhü anh) ‘m hadîsini Buhari ve Müslim de rivayet etmişler ve bir benzerini de îbn-i

    Ömer (Radıyallâhu anh) ‘den rivayet etmişlerdir.

    Bâzı âlimler bu hadîsi şöyle yorumlamışlardır: Eğer bir şeyde uğursuzluğun varlığı farz edilirse bu

    uğursuzluk kadın, at ve evde olacaktır. Halbuki bunlarda uğursuzluk olamaz şu halde hiç bir şeyde

    uğursuzluk söz konusu değildir. Bu yorum şekli bunu tâkib eden hadîse aykırıdır. Bu aykırılığı

    gidermek için de bunu takip eden hadîsdeki uğursuzluğu hakiki mânâda değil de başka şekilde

    yorumlamışlardır. Kadının uğursuzluğu çocuk doğurmaması ve dilinin uzun olması, evin

    uğursuzluğu kullanışsızlığı ve komşularının kötü olması, atın uğursuzluğu da işe ve binmeye

    elverişli olmayışı gibi mânâlara yorumlanmıştır. Ahmed’ in rivayet ettiği ve İbn-i Hibbân ile

    Hâkim’in sahihliğini teyid ettikleri Sa’d’ in merfu olan şu mealdeki hadis böyle yorum yapmayı

    kuvvetlendirir:Şu üç şey Âdem oğlunun mutluluğundandır: Salahatlı kadın, elverişli ev ve elverişli

    binek hayvanı. Âdem oğlunun mutsuzluğundandır şu üç şey: Fena kadın, kötü ev ve elverişsiz

    binek hayvanı.»
    Son hadisi yâni İbn – i Ömer (Radıyallâhü anh)’in hadisini Buhârî, Müslim, Tirmizİ ve Nesâî de

    rivayet etmişlerdir. Ancak kılıcın uğursuzluğuna âit fıkra o rivayetlerde yoktur. Bu hadîs at, kadın,

    ev ve kılıcın uğursuz olabildiğine delâlet eder. Bâzı âlimler buradaki uğursuzluğu hakikî mânâsında

    tutmuşlar, diğer bir kısım âlimler de başka mânâlara yorumlamışlardır. Bu husustaki görüşleri

    Nevevi şöyle nakleder:”Âlimler îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)’in bu hadisinin mânâsı hususunda

    ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki: İmam Mâlik ve bir gruba göre hadisdeki uğursuzluk hakîki mânâsında

    kullanılmıştır. Yâni Allah Teâlâ’nın takdiri ile bâzı evlerde oturmak zararlı ve tehlikeli olur. Keza bâzı

    kadınlarla evlenmek veya bâzı atları edinmek ilâhî bir takdir ile zararlara sebeb olur. Şu halde bu

    hadisin mânâsı şöyle olur: Bu üç şeyde bazen uğursuzluk bulunur.(Bu grubun yorumuna göre bu

    hadîsin mânası ile bundan önceki Sehl (Radıyallâhü anh)’in hadîsinin manâsı aynı olur.)

    Hattâbî ve çok sayıda âlim şöyle demişlerdir: Bu hadisin mânâsı şöyledir: Her hangi bir şeyi

    uğursuz saymak yasaktır. Ancak içinde oturmaktan hoşlanılmayan ev, arkadaşlığından nefret

    duyulan kadın ve kullanılmasından hoşlanılmayan at terkedilmelidir. Yâni kadından boşanılır, ev ve

    at da ya satılır veya başka şekilde ondan alâka kesilir.

    Bâzı âlimler de: Evin uğursuzluğu, onun darlığı ve komşuların kötülüğü ile eziyet etmeleridir.

    Kadının uğursuzluğu da çocuğunun olmaması, dilinin uzunluğu ve şüphelere yol açan

    hareketleridir. Atın uğursuzluğu ise onunla savaş yapılmaması, fiatının pahalılığı gibi şeylerdir

    demişlerdir.

    Bir kısım inkarcılar; «Hiç bir şeyde uğursuzluk yoktur…» hadisini delil gösterip bu hadîse itiraz

    ederek iki hadîs arasında bir çelişki bulunduğunu ileri sürmek istemişlerdir. İbn-i Kuteybe ve

    başkaları bu hadîsin diğer hadisdeki umumi hükmü hususileştirdiğini söylemişlerdir. Yâni bu

    hadîste sayılan üç şey istisna edilerek bunlarda uğursuzluk olabildiği kasdedilmiştir, diye cevab

    vermişlerdir.”
    (Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/484-485)

    2) Namazın önünden kadın, eşek, siyah köpek, Yahudi veya domuz geçerse namaz bozulur.

    [2732-Buhârî-Müslim-Muvatta-Ebû Dâvud-Tirmizî-Nesâî] [2743-[Müslim-Ebû

    Dâvud-Tirmizî-Nesâî-İbnu Mâce] [6237- Müslim-Ebu Davud-Tirmizi-Nesai-İbn Mace] Bkz.

    Kur’an-107/4-6

    Kur’an-107/4-6 Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, Onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar

    (namazlarıyla) gösteriş yaparlar.

    CEVAP 2

    AÇIKÇA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ AYETLE HADİSİN UZAKTAN YAKINDAN ALAKASI YOK

    3) Erkeğe karısını niçin dövdüğü sorulmaz. [3299-Ebu Dâvud] Bkz. Kur’an-33/58

    Kur’an-33/58 Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir

    iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.

    CEVAP 3

    Hz. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Erkeğe,

    hanımını ne sebeple dövdüğü sorulmaz.” (Ebu Dâvud, Nikâh 43, (2147)]

    AÇIKLAMA:
    Dinimiz, bazı şartlarla kadınların dövülebileceğini kabul eder. Bu husus Kur’an-ı Kerim’in şu

    âyetiyle sabittir:

    “Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın,

    nihâyet dövün. Size itaat ediyorlarsa aleyhlerinde yol aramayın…” (Nisa 34).
    * Görüldüğü üzere, kadın keyfi değil, itaatsizliği sebebiyle Bagavi’nin ifadesiyle “Nikah’ın getirdiği

    hakların yerine getirilmemesi halinde” dövülebilecektir. Âyette geçen nüşûz, sivrermek, karşı

    gelmek, dik başlılık etmek gibi mânalara gelir.
    * Nüşûz’undan korkulan kadınlar hemen dövülmez:
    ** Önce nasihat edilir.
    ** Nasihattan anlamazsa, ceza olarak yatakta yalnız bırakılır.
    ** Bundan da anlamazsa en son safhada dövülür. Veda hutbesinde, kadınların şiddetli (yaralayıcı)

    olmayacak şekilde dövülmesi emredilmiştir.
    * Dövmede İslâm’ın vaz’ettiği başka kayıtlar da var:
    ** Başa vurulmamalıdır.
    ** Vücudun tehlikeli noktalarına da vurulmamalıdır.
    ** Çubuk, bükülü mendil gibi yaralayıcı olmayan bir şeyle vurulmalıdır.
    ** Darbe sayısı had cezası miktarından aşağı olmalıdır. Sayı hususunda ûlemâ ihtilaf eder. Te’dibî

    vurmaların üç darbeyi geçmemesi umumiyetle benimsenmiştir. Ona kadar vurulabileceğini, hatta

    daha fazla sayıda vurulabileceğini de söyleyenler olmuştur.

    Kocasına, niçin dövdüğünün sorulamayışını âlimler kayda bağlamışlardır. Bu yasak mutlak

    değildir: “Eğer, dinin cevaz verdiği hudud çerçevesinde dövmüşse” denmiştir.

    Şu halde dinin meşru kıldığı şartların dışına çıkarak dövülmesi halinde erkek muâheze edilebilir.

    Sözgelimi, yaralayıcı şekilde dövmüşse meşru hududu dışarı çıkmış demektir.
    (www.sorularlaislamiyet.com)

    4) İnsanın insana secde etmesi uygun olsaydı, kadının kocasına secde etmesini

    emrederdim.[3293-Tirmizî] Bk. Kur’an-27/24

    Kur’an-27/24 “Onun ve kavminin, Allah’ı bırakıp güneşe taptıklarını gördüm. Şeytan, onlara

    yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu

    bulamıyorlar.”

    CEVAP 4

    İslam insanın dünya ve ahirette mutluluğunu sağlamak üzere gelmiş ilâhî bir dindir. İnsanın varlığı,

    yaratılış gayesinin gerçekleşmesi ancak bir topluluk içinde olabileceği için dinin hükümleri

    arasında “topluluğun düzeni” ile ilgili talimat ve tavsiyeler de bulunmuştur. En küçük fakat en

    önemli topluluk birimi ailedir; o da küçük bir topluluk olduğu için düzen gerektirmiş, bu sebeple

    aile fertlerinin birbirlerine karşı konumları, hak ve sorumlulukları belirlenmiştir. Peygamberimiz’in

    (s.a.) çocuklarla ana baba, karı ile koca, fert ile onun hısım ve akrabası arasındaki bağ, karşılıklı

    haklar ve sorumluluklar üzerine söylediklerini bu çerçeve içinde anlamak gerekirken bazı erkekler,

    geçmişte ve günümüzde “kadının kocasına itâatı”konusundaki hadisleri çerçevesinden

    saptırmışlar, karılarına zulmetmek, onları esirler, hatta köleler haline getirmek için kullanmışlar;

    yemek tuzlu oldu diye, kadın yatağa veya çalışmak üzere tarlaya gelmedi diye… onu azarlamış,

    hatta dövmüşler, bu selahiyeti de İslamdan aldıklarını söylemişlerdir.

    Evet Hz. Peygamber’in (s.a.) hadisleri arasında “Kulun kula secde etmesi caiz olsaydı kadınların

    kocalarına secde etmelerini emrederdim” “Bir koca karısını yatağına çağırır da karısı gelmezse

    sabaha kadar ona melekler lanet eder”, “kadın evinize istemediğiniz bir kimseyi sokarsa onu yola

    getirmek üzere başka çare kalmadığında hafifçe dövebilirsiniz” mealindeki hadisler gibi uyarıları,

    teşvik ve irşatları vardır. Ama Kur’an’da ve Sünnette “eşlerimize karşı makul ve meşru

    davranmamız”, “onlara evlilik bağı içinde maddi veya manevi zarar vermekten uzak durmamız”,

    “ya iyilikle, güzellikle evli kalmamız yahut da yine iyilik ve güzellikle ayrılmamız” emredilmiştir.

    Velileri tarafından sevmedikleri, istemedikleri kimselerle evlendirilmiş kızlar ve kadınların nikahlarını

    Peygamberimiz iptal etmiştir. Kendi kızı Hz. Fâtıma, kocası Ali’nin ikinci evliliğine razı olmamış, O

    da (s.a.) kızının tarafını tutmuş, damadına “ya Fâtıma’yı boşamasını yahut da ikinci evlilikten

    vazgeçmesini” söylemiştir. Zaman zaman Hz. Fâtıma ile kocası tartışmışlar, küsüşmüşlerdir; bu

    durumda Sevgili Babası kızına “sana melekler lanet eder, hemen barış, dediğini yap” buyurmamış,

    Hz. Ali karsını dövmeye kalkışmamış, Peygamberimiz (s.a.) aralarına girerek onlar barıştırmış,

    normal evlilik hayatına dönmelerini sağlamıştır. Bizzat kendi eşleri dini emir konusu olmayan bazı

    hususlarda ona itiraz etmişler, ondan yapmak istemediği bazı şeyleri istemişler, bir müddet küs

    kalmışlar, sonra konuşarak anlaşmış, barışmış ve mutlu hayata dönmüşlerdir. Hz. Peygamber

    (s.a.) çok yaygın bulunan “kadın dövme olayını” yasaklamış, birden gelen bu kesin yasaklama

    alışılan düzeni bozduğu için bilahare “evlilik hukukuna riayet etmeyen kadına karşı son çare olarak

    ve hafif olmak şartıyla” izin vermiştir; ancak kendisi ömrü boyunca eşlerine bir fiske vurmamış,

    “Karılarını dövenler hayırlılarınız değildir”, “Akşam bir yatağı paylaşacağınız eşlerinizi nasıl

    hayvanlar gibi dövebiliyorsunuz” buyurmuştur.

    Aile hayatının düzgün yürümesi, kocanın otoritesini kötüye kullanmaması kadar kadının da

    kadınlığını istismar etmemesi için yapılmış tavsiyeleri tek taraflı olarak ve bağlamlarından

    kopararak alan ve karşı tarafa zulmeden, baskı yapan kimseler, Allah ve Rasulü’nün murat ve

    maksatlarının dışına çıktıklarını bilmelidirler. Ve bilmelidirler ki, hiçbir beşere (bunun içinde koca,

    ana, baba ve devleti yönetenler de vardır) itaat mutlak değildir. Hiçbir kimseye haksız olan, meşru

    olmayan emir ve isteklerinde itaat edilmez. Eğer bir kadın kocasına kırılmışsa, onun gül

    yaprağından nazik gönlü örselenmiş, kalbi incinmişse kocanın yapacağı şey ” Hemen dediğimi

    yap, ben reisim, bana itaat edeceksin, etmezsen sana melekler lanet ederler…” demek yerine “En

    iyileriniz kadınlarına en iyi davrananlarınızdır” hadisine uyarak onun gönlünü almak, meseleyi açık

    yüreklilikle ve sevgiyle çözmektir.

    Dinimiz Allah’tan başkasına secdeyi şiddetle yasaklamış ve haram kılmıştır. Rasülullah

    aleyhissalatü vesselam İslami esaslara göre işleyecek ailedeki kocanın hukukunun büyüklüğünü

    ifade etmek için böyle mübalağalı bir üsluba baş vurmuştur. (İbrahim Canan, Kütüb-i Siite, X. 65)

    Yani kocanın kadın üzerindeki hakkını ifade etmek için böyle söylemiştir.

    Buna benzer ifadeleri hadislerde görmek mümkündür. Örneğin ümmetime zor gelmeyeceğini

    bilseydim her gün beş defa dişlerini misvaklamalarını emrederdim, hadisi de bunun gibidir. Yani bu

    söz misvağın farz olduğunu değil önemli olduğunu göstermek içindir.

    İşte kadınların aile içerisindeki huzur ve güvenlerin kocalarının meşru isteklerine uymalarıyla

    olacağını anlatmak için Peygamber Efendimiz bu şekilde ifade buyurmuşlardır.
    (www.sorularlaislamiyet.com)

    5) Kadınların akılları kıt ve dindarlıkları eksiktir. [3307-Ebu Dâvud-Müslim-Buharî-İbnu Mâce] Bkz.

    Kur’an-39/18 4/1 49/11

    Kur’an-39/18 Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya, işte onlar Allah’ın hidayete

    erdirdiği kimselerdir. İşte onlar akıl sahiplerinin ta kendileridir.

    Kur’an- 4/1 Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok

    erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına

    birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan

    sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.

    Kur’an-49/11 Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden

    daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler.

    Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir

    namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.

    CEVAP 5

    Abdullah b. Ömer’den (rivayet edildiğine göre) Resûlullah (s.a.) kadınlara hitaben): “Dini ve aklı

    noksan olup akıllı bir erkeğe sizden daha çok galebe çalan görmedim” buyurmuş, (orada bulunan

    kadınlardan biri): “Ey Alah’ın rasulü, akıl ve din noksanlığı (mız) ne demektir?” demiş, (Hz.

    Peygamber de): “Akıl noksanlığı iki kadının şahidliği (nin) bir erkeğin şahidliği (ne denk sayılması)

    dır. Din noksanlığı ise birinizin (hayız ve nifaslı iken) ramazanda yemesi ve (o) günleri namazsız

    geçirmesidir” demiş.

    Açıklama

    Akıl: Lugatta ahmaklığın zıddıdır. Asmaî’ye göre masdar bir kelimedir. İbn Düreyd, “Ikaf’den

    türemiş olduğunu söylüyor. Ikal devenin bacağını bağladıkları iptir. Bu ip deveyi nasıl zapt ederse

    akıl da insanı cehaletten öylece koruduğu için ona bu isim verilmiştir…. Aklın “hilm, hıcr, lübb,

    maht ve zihn gibi bir çok müteradifleri vardır. Aklın yeri bazılarına göre dimağdır. İmam-ı Ebu Hanife

    (r.a.)’nin görüşü de budur. İmam-ı Şafii ile diğer bazı alimlere göre ise aklın yeri kalptir. Bazıları da

    “Aklın yeri dimağdır. Ancak onu kalp tedbir eder” demişlerdir. Bundan dolayıdır ki “Akıl bir

    cevherdir. Allah onu dimağda yaratmış, nurunu kalbe vermiştir. Onun sayesinde muğayyebât

    vasıta ile, mahsusât ise müşahede suretiyle anlaşılır” denilmiştir.

    Kadınların akıllarının noksanlığını açıklarken İmam Nevevi şöyle diyor: “Rasûlullah (s.a.)’in namaz

    ve orucu terkettikleri için kadınları din noksanlığı ile vasıflandırması, müşkil görünüyorsa da

    aslında bu müşkil bir mesele değildir. Çünkü din iman ve İslam kelimeleri aynı manada müşterektir.

    Kimin ibadeti çok olursa din ve imanı da artar, ibadeti noksan olanın dini de noksanlaşır.”

    Fakat Buharı sarihi Bedrüddin Aynî, İmam-ı Nevevi nin bu sözüne itiraz etmiş ve;

    “Bu üç şeyin, manada müşterek olduğu iddası müsellem değildir. Çünkü aralarında lügaten ve

    şer’an fark vardır. îman arttı veya azaldı, demek imanın zatına değil sıfatına racidir” demiştir.

    Akıl ve din noksanlığı bu hadiste bütün kadınlara şamil görünüyor, Halbuki Hz. Peygamber diğer

    bir hadisinde “Cihan kadınlarının dört tanesi sana kafidir. (Bunların kadın oluşu, bütün hanımlara

    şeref olarak yeter). Meryem bint İmran, Firavun’un karısı Âsiye, Hatice bint Huveylid, Fatıma bint

    Muhammed” buyurarak sözü geçen hanımların akıl ve dinlerinin kemaline işaret etmiştir.

    Bazıları bu iki hadisin arasını bulmak için: “Umum ifade eden ‘kadınlar’ sözünden bazı ferdier hariç

    kalmıştır. Çünkü bunlar azdır” demişlerdir. Badrüddin Aynî (r.a.) bu cevabı beğenmemiş ve

    cüz’üne “Bu hususta doğru cevap şudur: Bireyin bütününe hükmetmek, onun her ferdine

    hükmetmek anlamına gelmez.” demiştir.

    İmam Nevevi dinde noksanlığın yalnız günah icabeden şekle münhasır kalmadığını beyanla şunları

    söylemiştir:

    “Din noksanlığı bazen günah icab edecek şekilde olur. Özürsüz namazı terk etmek gibi. Bazan

    günah icabetmeyecek şekilde olur. Bir özürden dolayı cuma namazını terketmek gibi. Bazan da

    mükellef iken olur. Hayızlı kadının, namaz ve orucu terketmesi gibi. Fakat bu kadın mazur

    olduğuna göre acaba hayız namazında kazasız olarak terkettiği namazlardan kendisine sevab

    verilir mi? Nitekim hastaya sevab verilir ve sağlamken kıldığı nafile namazlar, hastalığında da

    kılmış gibi yazılır, denilirse cevab şudur: Hadisin zahirine göre bu kadına sevap yoktur.

    Aralarındaki farka gelince, hasla o namazları devam niyeti ile kılardı ve kılmaya da ehil idi.

    Hayızlının hali öyle değildir. Onun niyeti hayız zamanında namazını terketmektir. Hem nasıl

    terkelmesin ki? O halde namaz kılmak kendisine zaten haramdır.”

    Mevzuumuzu teşkil eden hadisi şerif, imanın ziyade ve noksan kabul ettiğine, yani mü’minden

    mümine farklı olduğuna delâlet etmektedir. Ancak yukarıda açıkladığımız bu farklılık, nicelik

    bakımından değil, nitelik bakımındandır. İslam alimleri “İman ziyadelik ve noksanlık kabul eder mi?”

    sorusuna cevap aramışlar ve bu hususta çeşitli görüşler ortaya koymuşlardır.

    İman mefhumu üzerinde, farklı kanaatlere sahip olan İslam alimleri, aynı zamanda da, iman artar mı

    eksilir mi? sorusuna cevap aramışlardır. Hakikatte bu soru imanın tasdik mi veya tasdikle beraber

    ikrar mı yahut da tasdik ve ikrarla beraber amel mi olduğu şeklindeki ihtilafın neticesidir.

    Çünkü imanı, tek bir haslet olarak nitelendiren, onu sadece kalbin tasdiki, sadece dilin ikrarı veya

    hem kalbin tasdiki hem de dilin ikrarı diye tarif edenler, imanın artmasının ve eksilmesinin

    sözkonusu edilemeyeceğini söylemişler, ameli imanın bîr parçası olarak kabul edenler ise imanda

    artma ve eksilmenin olabileceğini iddia etmişlerdir. İmanın artmasının ve eksilmesinin mümkün

    olmadığı görünüşünü Ebu Hanife (v. 150/767) ile ona tabi olan Hanefiler, Matüridi kalemcıları,

    Eş’arilerden el-Cüveynî (v.478/1085) ile bazı Eş’ari kelâmcılan ileri sürmüşlerdir.

    İmanın hem artıp hem de eksilebileceğini söyleyenler arasında Eş’arilerin çoğunluğu ile başla

    Mu’tezile kelâmcılan olmak üzere diğer kelamcılar, selef, müteahhir selef alimlerinden İbn Teymiyye

    (v. 728/1328) ile Zahirilerden İbn Hazm (v. 456/1064) vardır. İmam el-Buhari de (v. 256/870) aynı

    görüştedir.
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/459-461.)

    6) Cehennemdekilerin çoğu kadınlardır. [5374-Buhârî-Müslim-Nesâî-Muvatta-İbn Mace]

    [2075-Buhârî-Müslim] Bkz. Kur’an-7/179 72/15 33/35

    Kur’an-7/179 Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup

    da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik.

    İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.

    Kur’an- 72/15 “Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.”

    Kur’an-33/35 Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min

    kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle

    sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar,

    sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar,

    namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça

    anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

    CEVAP 6

    İbni Abbas radıyallahu anh anlatıyor:

    Peygamber aleyhisselâm zamanında güneş tutulmuştu. ALLAH’ın Resulü namaz kılıp uzun uzun

    kıyamda kaldı.Bundan sonra Peygamberimiz şöyle buyurdu:
    — Muhakkak güneş ile ay ALLAH’ın âyetlerinden birer âyettir. Hiç bir kimsenin ölümü ve yaşaması

    için tutulmazlar; şu halde tutulduklarını görünce ALLAH’ı zikrediniz.

    İnsanlar dediler ki:
    — Ey ALLAH’ın Resulü, durduğun yerde bir şey almaya uzanmış olduğunu, sonra da irkilip geri

    çekildiğini gördük. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm:

    — Katî olarak Cenneti gördüm de, bir salkım üzüm yakaladım. Koparmaya muvaffak olsaydım,

    dünya durduğu sürece ondan yiyebilecektiniz. Bana Cehennemde gösterildi. Şu anda gördüğüm

    manzaradan daha kötü hiç bir manzara görmedim. Cehennemdekilerin çoğunu da kadınlardan

    gördüm, buyurdu.

    — Ey ALLAH’ın Resulü, ne sebeble onların çoğu kadınlardandır? diye sordular da, Peygamber

    aleyhisselâm:

    — Küfürleri sebebiyle, cevabında bulundu.

    — ALLAH’a mı küfrediyorlar? diye yine sordular. Peygamber aleyhisselâm:

    — Kocalarına ve kendilerine yapılan nimete küfrediyorlar; onlardan birine dünyayı versen, yahud

    ömrü boyunca iyilikte bulunsan, yine senden hoşlarına gitmeyen bir şey görünce, senden hiç bir

    zaman hayır görmedim, derler, buyurdu.

    Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), bu hadislerinde kadınları manen en ziyade ziyana atan fıtrî

    zaaflarına dikkat çekmektedir. En ziyade diyoruz çünkü cehennemdeki çokluklarının sebebi bu

    zaafa bağlanmaktadır. O zaaf da: Kötü sözü çabukça, çokça sarfetmeleri, kocalarına karşı

    nankörlükleri, erkeklerin aklını çelici olmalarıdır. Erkekleri günaha attıkları için, sebep olmadan

    dolayı kendilerine mesuliyet gelmektedir. Aynı durum karşı cins için de geçerlidir. Yani erkelerin de

    kadınlar adına yapacakları hatalardan dolayı sorumlu olmaları söz konusudur.
    (www.sorularlaislamiyet.com)

    7) Cennette en az kadınlar vardı. [3309-Müslim] Bkz. Kur’an-7/179

    Kur’an-7/179 Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup

    da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik.

    İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.

    CEVAP 7 NEDEN CENNETTE AZ OLCAKLARINA DAİR CEVAP 6. SORUNUN CEVABI İLE AYNIDIR

    8) Kadınlar sizin yanınızda esirler gibidirler [3303-Tirmizî] Bkz. Kur’an-4/1 49/11

    Kur’an-4/1 Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok

    erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına

    birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan

    sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.

    Kur’an-49/11 Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden

    daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler.

    Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir

    namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.

    CEVAP 8

    Süleyman b. Amr b. Ahvas (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: veda haccında Rasûlullah

    (s.a.v.) ile birlikte bulunan babam anlatmıştı. Allah’a hamd ederek söze başladı bazı hatırlatmalarda

    bulunarak va’zu nasihatte bulundu uzunca olan bu hadisin bir kısmında şöyle buyurdu: “Dikkat

    edin kadınlara karşı iyi davranmanızı tavsiye ederim, onlar size bağlılıkları ve yardımları yönünden

    esirler gibidir. Cinsel ilişki dışında onlardan fazla bir şey istemeyin, fazla yükler yüklemeyin. Ancak

    apaçık çirkin bir şey yaparlarsa o zaman onları yataklarında yalnız bırakın ve fazla olmamak şartıyla

    onları dövün. Size itaat ettikleri takdirde bahaneler arayarak onlara sıkıntı vermeyin. Dikkat edin

    sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız olduğu gibi onlarında sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin

    kadınlarınız üzerindeki hakkınız: Sevmediğiniz kimseleri evinize sokmamaları ve hoşlanmadığınız

    kimselerle konuşmamalarıdır. Dikkat edin sizin üzerinizde onların hakkı ise: Yedirmek ve giydirmek

    konusunda onlara iyi davranmanızdır.”
    (İbn Mâce: Nikah: 3; Ebû Dâvûd, Nikah: 40)

    9) Ey kadınlar, sizler cehennem odunusunuz. [3039-Buhârî-Müslim-Ebû Dâvud-Nesâî] Bkz.

    Kur’an-72/15

    Kur’an-72/15 “Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.”

    CEVAP 9

    Câbir (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir bayram günü Rasûlullah (s.a.v) ile beraber

    namazda bulundum. Hutbeden önce namaza başladı, ne ezan okudu ne de kamet getirildi. Namazı

    bitirince Bilal’e dayanarak ayağa kalktı ve Allah’a hamd edip O’nu övdükten sonra cemaate vaaz

    etti. Bazı hatırlatmalarda bulundu ve Allah’a itaat etmeye teşvik etti. Sonra Bilal’i de yanına alarak

    kadınların bulunduğu tarafa gitti. Onlara da Allah’a karşı sorumluluk bilinci içerisinde olmalarını

    hatırlatıp vaaz etti. Bazı hatırlatmalarda bulundu. Allah’a hamd-ü sena edip, onları da Allah’a itaate

    teşvik etti. Sonra: “Sadaka veriniz, sizlerin çoğu Cehennem odunudur” buyurdu. Bunun üzerine

    ileri gelenlerden olmayan esmer bir kadın: “Niçin ey Allah’ın Rasûlü!” diye sordu. Bunun üzerine

    Rasûlullah (s.a.v): “Şikayetleriniz pek çoktur, kocalarınıza karşı nankörlük edersiniz” buyurunca;

    kadınlar gerdanlıklarını, küpelerini, yüzüklerini çıkarıp Bilal’in elbisesi üzerine sadaka olarak atmaya

    başladılar.
    (Müslim, Iydeyn: 1; Dârimi, Iydeyn: 224)

    10) Kız bebeğin sidiğini temizlemek için birkaç kez su serpin; erkek bebeğin sidiğini temizlemek

    için çiteleyin. [3506-Buhârî-Müslim-Muvatta-Ebû Dâvud-Tirmizî-Nesâî] [3507-Ebû Dâvud]

    [527-6162-İbn Mace] Bkz. Kur’an-6/139 16/58 43/17

    Kur’an-6/139 Bir de dediler ki: “Şu hayvanların karınlarındaki yavrular (canlı olursa) sırf

    erkeklerimize aittir. Karılarımıza ise haramdır.” Eğer ölü olursa, o vakit onda hepsi ortaktırlar. Allah,

    onların bu tür nitelemelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla

    bilendir.

    Kur’an-16/58 Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir!

    Kur’an-43/17 Onlardan biri, Rahmân’a örnek kıldığı (isnad ettiği kız çocuğu) ile müjdelendiği

    zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir.

    CEVAP 10

    AYETLER İLE HADİSİN ALAKASI YOKTUR

    11) Oğlan çocuğu için birbirine denk iki kurban, kız çocuğu için bir kurban gerekir. [3970-Ebû

    Dâvud-Tirmizî-Nesâî] Bkz. Kur’an-6/139 16/58 43/17

    Kur’an-6/139 Bir de dediler ki: “Şu hayvanların karınlarındaki yavrular (canlı olursa) sırf

    erkeklerimize aittir. Karılarımıza ise haramdır.” Eğer ölü olursa, o vakit onda hepsi ortaktırlar. Allah,

    onların bu tür nitelemelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla

    bilendir.

    Kur’an-16/58 Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir!

    Kur’an-43/17 Onlardan biri, Rahmân’a örnek kıldığı (isnad ettiği kız çocuğu) ile müjdelendiği

    zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir.

    CEVAP 11

    AYETLERLE HADİSİN ALAKASI YOKTUR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR.

    Ümmû Kürs’el-Ka’biyye demiştir ki:”Rasûlullah (s.a.)’ı, (Akîka kurbanı olarak) erkek çocuğu için

    yaşça birbirine denk olan iki koyun, kız çocuğu için de bir koyun (kesilir) derken işittim.”

    Ebû Dâvûd der ki: Ben Ahmed (b. Hanbel)’i (metinde geçen) “mükâfieten” (kelimesin)i “eşittirler”,

    yahut da ”birbirlerine yakındırlar” diye tefsir ederken işittim.
    (Nesâî, akîka 1, 3, 4; Ahmed b. Hanbel, IV, 38. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil

    Yayınevi: 10/538-539)

    Açıklama

    Akîka; lügatte yeni doğan çocuğun başındaki ‘ana tüyü’ demektir. Bir fıkıh terimi olarak bu kelime;

    yeni doğan bir çocuğun doğumunun yedinci günü kesilen kurban anlamında kullanılır. Kelime,

    yarmak ve kesmek manalarına gelen ” ” kökünden türetilmiştir. Dolayısıyla yeni doğan bir

    çocuğun başındaki ana tüyü doğumunun yedinci günü kesildiği için ‘akîka’ ismini aldığı gibi,

    onunla birlikte kesilen kurban da bu ismi almıştır.
    Hanefî âlimlerinden İbn Âbidîn bu mevzuda şunları söylemiştir: “Çocuğu dünyaya gelen bir

    kimsenin, doğumun ilk haftasında, çocuğa isim vererek başındaki ana tüyünü kesip ağırlığınca

    gümüş ya da altın dağıtması müstehaptır.Ebû Cafer et-Tahâvî Şerhü Maâni’l-Âsâr’ isimli eserinde

    bu kurbanı kesmenin nafile bir ibâdet olduğunu söylemiştir.Udhıye kurbanında aranan şartların

    aynen bu kurbanda da bulunması gerekir. Bu kurbanın eti çiğ olarak dağıtılabileceği gibi, pişirilerek

    ve kemikleri kırılarak veya kırılmadan da dağıtılabilir. Uygun görülen kişilerin davet edilerek onlara

    yedirilmesi de caizdir.”
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 10/539)

    Bazı Hükümler

    1. Kız veya erkek çocuğu dünyaya gelen bir kimsenin şükür makamında *akika adıyla bir kurban

    kesmesi meşru kılınmıştır. Haleften ve seleften ilim ehlinin ekserisinin görüşü budur. İmâm Mâlik

    (r.a.) bu mevzuda şöyle diyor: “Akîka konusunda biz Medîneliler arasında da ittifak vardır.

    Çocuğuna akîka kurbanı kesecek kimse kız ve erkek için ayrı ayrı birer kurban keser. Akika vâcib

    değil, müstehaptır. İnsanlar ötedenberi yapagelmişlerdir.”(İmâm-ı Mâlik, El-muvatta, akîka, 7)
    Tâbîn’den Yahya el-Ensârî de “Benim yetiştiğim insanlar yeni doğan kız ve erkek çocukları için

    akîka kurbanı kesmeyi bırakmazlardı.” demiştir.Bu mevzuda İbn’ül-Mün’îr’de “Akîka kurbanı

    kesmeyi meşru görenler, Hanefî âlimleriyle İmâm Malik, İmâm Şafiî, İshâk ve Cumhuru ulemâ’dır.

    Delilleri ise; mevzuumuzu teşkil eden babın hadisleri ile benzeri hadislerdir. Ancak akîka

    kurbanının hükmü âlimler arasında ihtilaflıdır. Cumhuru ulema bunun sünnet olduğu

    görüşündedir” diyor.

    2. Akîka kurbanı olarak erkek çocuk için iki koyun, kız çocuk için de bir koyun kesilir. Sahabe ve

    Tabiînden olan âlimlerin ekserisi ile onların dışında kalan ulemanın pek çoğu bu görüştedir.Ancak

    Hanefî âlimleriyle İmâm Malik bu hususta kız ile oğlan arasında bir fark yoktur. Her ikisi için de birer

    koyun kesilir, demişlerdir. İbn Ömer ile Urve b. ez-Zübeyr de bu görüştedir. Nitekim şu iki hadis-i

    şerif, bunu açıkça ifâde etmektedir: “Abdullah b. Ömer, aile fertlerinden her isteyene akîka’dan

    verirdi. O, kız ve erkek hepsi için ayrı ayrı birer koyun keserdi.” (İmâm-ı Mâlik, Muvatta, akika

    4)”Urve b. ez-Zübeyr, âkîka olarak kız ve erkek çocuklar için ayrı ayrı birer koyun keserdi.”(İmâm-ı

    Malik, Muvatta, akîka 7) hadis-i şerifte Rasûl-i Ekrem Efendimizin de Hz. Hasan ve Hüseyin (r.a.)

    için akîka kurbanı olarak birer koyun kestiği ifade edilmektedir. Erkek çocuk için akîka kurbanı

    olarak iki koyun kesileceğini ifade eden cumhuru ulemaya göre “Hz. Peygamber’in Hz. Hasan ile

    Hüseyin için akîka kurbanı olarak birer koyun kestiğini ifade eden 2841 numaralı hadis-i şerif

    muzdaribdir; çünkü Nesâi’nin rivayetinde Hz. Peygamber’in Hazret-i Hasan ve Hüseyin (r.a.) için

    ikişer koç kurban ettiği ifade edilmektedir.(Nesai akika 4) Gerçi Nesâî’nin bu rivâyetindeki “iki koç”

    kelimesinin te’kid için tekrarlanmış olabileceği binaenaleyh, Hazret-i Hasan’la Hüseyin için kesilen

    akîka kurbanlarının dört koç değil de iki koçtan ibaret olduğu düşünülebilirse, de bu iki hadisin

    birini diğerine tercih etmek veya aralarını telif etmek mümkün olmadığından, bu hadisler

    muzdaribdir ve delil olma niteliğinden uzaktır. Eğer, gerçekten 2841 numaralı hadisin sübûtu kabul

    edilecek olursa o zaman, bir koyun kesmekle yetinmenin câizliğine iki koyun kesileceğini ifade

    eden sahih hadislerin çokluğuna bakarak da iki koyun kesmenin müstehaplığına hükmetmek

    gerekir.” Alimler, akîka kurbanının hangi hayvanlardan olabileceği konusunda da ihtilâfa

    düşmüşlerdir, Şafiî âlimlerinden bazıları ile İbn Hazm, mevzumuzü teşkil eden hadis-i şerifin

    zahirine sarılarak, akîka kurbanının sâdece davar cinsinden olan keçi ve koyundan kesilebileceğini

    sığır ve deve cinsinden akîka olamayacağını söylemişlerdir. Hanefî âlimlerine göre, kurban

    bayramında kurban edilmeye elverişli olan her koyun, akîka kurbanı olabilir.

    Mâlikîlerle Şâfiîlere ve âlimlerin cumhuruna göre; kurban bayramında kurban edilmeye elverişli

    olan davar, sığır ve deve cinsinden her hayvan akîka kurbanı olarak kesilebilir. Ahmed b. Hanbel

    (r.a.)ya göre; akîka kurbanı koyundan kesilebildiği gibi sığır ve deve cinsinden de kesilebilir. Bu

    hayvanların akîka kurbanı olarak kesilmesinin caiz olabilmesi için ortaklaşa değil sadece bir çocuk

    için kesilmiş olmaları şarttır.
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 10/539-541)

    12) Erkeklere kadınlardan daha zararlı fitne bırakmadım. [3308-Buharî-Müslim-Tirmizî] Bkz.

    Kur’an-4/1 49/11

    Kur’an-4/1 Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok

    erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına

    birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan

    sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.

    Kur’an-49/11 Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden

    daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler.

    Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir

    namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.

    CEVAP 12

    Üsâme İbnu Zeyd (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular

    ki: “Erkeklere kendimden sonra kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmadım.”

    AÇIKLAMA:

    Burada Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) erkeklerin en çok kadın sebebiyle fitneye düşeceğine

    dikkat çekmektedir. Sübkî, bu hadisten halkın yanlış mâna çıkardığını belirtir. Şöyle ki: Hadis, kadın

    sebebiyle bir kısım düşmanlıkların ve fitnelerin çıktığını haber verdiği halde, halk “kadının uğursuz

    olduğu”, “insanlar üzerinde kötü tesirler hâsıl ettiği” inancına kapılmıştır. Sübkî, ulemâdan

    hiçbirinin böyle bir iddiada bulunmadığını belirtir. Sözüne şöyle devam eder: “Kim kadının bunda

    sebep olduğunu söylerse o câhildir. Nitekim Şâri, yağmurun yıldızın tesiriyle hasıl olduğuna inanan

    kimseye küfr nisbet etmiştir. Şerrin, hiçbir medhali olmayan kadın sebebiyle vukua geldiğini

    söyleyen kimseye ne denmez? Gerek şu ki kaza ve kaderin hükmü ona muvafakat edip tesadüf

    eder, nefis de bu durumdân tedirginlik duyar. Kim bu halle karşılaşırsa bilsin ki, fiilin ondan

    geldiğine itikad etmedikçe onu terketmesinde bir zarar yoktur.”

    Şurası muhakkak ki, fıtrat gereği erkekler kadınları sever. Hatta dünya metâı arasında sevdikleri

    şeylerin en başında kadın gelir. Nitekim ayet-i kerimede, insana sevdirilen dünya nimetleri

    sayılırken önce kadın zikredilmiştir: “Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı

    atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir” (Âl-i İmrân 14).

    Evlad bile kadın sebebiyle sevilir. Öyle ki sağ ve yanında olan kadının çocuğu, ölmüş olan eski

    kadının çocuğundan daha çok sevilir. Hükemâdan biri der ki: “Kadınların hepsi şerdir. Asıl büyük

    şer onlardan müstağnî olunamayıştır. Akıl ve din yönüyle eksik olmasına rağmen, erkeği de akıl ve

    dini noksan olanların yapacağı işleri yapmaya sevkederler. Dinî umûrun peşine düşmekten

    alıkoyarlar, dünya işlerinin peşine takarlar. İşte bu en büyük fitne ve fesaddır.” Müslim’in bir

    rivâyetinde Aleyhissalatu vesselam: “Kadınlardan Kaçının; zira İsrailoğullarına ilk fitne kadın

    yüzünden düştü.”

    Hadislerde kadın fitnesi derken, sadece yabancı kadınlara karşı düşülecek zaaf kastedilmiyor.

    Bilakis kişinin hanımı, kızı, kızkardeşi hepsi dahildir. Kendi hanımından düşeceği fitnenin daha

    beter olabileceği söylenmiştir
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/97-98)

    AÇIKLAMA 2

    İslamın aile yapısında kadın ve erkeğin ayrı ayrı görevleri ve sorumlulukları vardır. Geçen

    hadislerde erkeğin aile üzerindeki otorite ve sorumluluğuyla kadının durumu apaçık gözler önüne

    serilmişir. Erkek vazife ve sorumluluğunu bilip yuvadaki vazifesini layıkıyla yapar, kadın da ayet ve

    hadislerle belirtilen şekliyle kocasını razı eder ev işlerini yerine getirirse cenneti elde etmiş

    olacaklardır.

    Son hadisle bazı problemli kadınlara ve kadın cinsinin hususiyetine işaret edilmekte ve Teğabün:

    64/14 ayeti bize hatırlatılmaktadır. Bu ayetin sebebi vücudu (söylenme gereği) hicret edecek

    kimselere karıları ve çocukları “Sen gidersen biz sensiz ne yaparız.” Demişler ve onların hicret

    etmelerini geciktirmişlerdi. Gecikmeden dolayı günaha girdiklerini zanneden sahabiler hanım ve

    çocuklarını cezalandırmaya kalkmışlar ve onları daha hoşgörülü olmaya çağıran Teğabün: 64/14

    ayeti nazil olmuşlardır. Al-i İmran: 3/14 de belirtildiğine göre insanlar bazı dünya zevk ve

    nimetlerine düşkün yaratılmışlardır. Bunlardan ilki kadın ve erkeğin birbirlerine olan ilgi ve

    alakalarıdır. Bu ilginin ölçülü kullanılmaması her iki taraf için de tehlike doğurabilir. Hadis-i şerif bu

    tehlikeye dikkatleri çekip erkeklerin daha uyanık olmalarını istemektedir
    (Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 111)

    13) Kadın bir günlük yola mahremi olmadan seyahat edemez. [2194-Buhârî-Müslim-Muvatta-Ebû

    Dâvud-Tirmizî-] Bkz. Kur’an-33/35

    Kur’an-33/35 Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min

    kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle

    sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar,

    sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar,

    namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça

    anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

    AYETLER İLE HADİSİN ALAKASI YOKTUR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    CEVAP 13

    Bu hadis-i şerifin bir kadının yalnız başına bir gecelik mesafedeki yere yolculuk etmesini

    yasakladığında şüphe yoksa da kadının tek başına çıkması yasak edilen yolculuğun mesâfesini

    ta’yin konusunda ulemâ ihtilâfa düşmüştür. Çünkü bu mesafenin mikdarıyla ilgili hadislerde farklı

    ifâdeler bulunmaktadır.

    Bazılarında bu mesafenin bir berîd (12 mil), bazılarında “bir gecelik yol” bazılarında “bir gün ve

    gecelik yol”, bazılarında da “üç günlük yol” ifâdeleri bulunmaktadır. Taberânî’nin İbn Abbas’tan

    merfû’ olarak rivayet ettiği bir hadiste; “Bir kadın yanında mahremi bulunmadan 3 millik bir

    mesafeye çıkmasın” denildiği halde, Tahâvî’nin rivayet ettiği Ebu Sa’-id el-Hudrî hadisinde Hz.

    Peygamber’in; “Bir kadın yanında mahremi olmadan iki günlük yola çıkamaz” buyurduğu ifâde

    edilmektedir.(Şerhü Meâni’1-âsâr, II, 113)Buhârî ve Müslim’de de bu mesafenin “iki günlük bir yol”

    olarak belirlendiğine dâir rivayetler vardır.(Müslim, hac 415-416; Buhârî, Savm 67) Buhârî’nin diğer

    bir rivayetinde de Hz. Peygamber’in, “Hiç bir kimse bir kadınla başbaşa kalmasın, hiç bir kadın

    yanında mahremi olmadan yola çıkmasın” buyurduğu, bunun üzerine bir adamın ayağa kalkarak;

    “yâ Resûlullah ben falan savaşa yazıldım, eşim de hacca gitti. Ben ne yapayım?” dediği, Resûl-i

    Ekrem’in de; “‘Karınla beraber sen de hacca git” buyurduğu(Buhârî, cihâd 140; Müslim, hac 424)

    ifâde ediliyor. Ancak görüldüğü gibi Buhârî’nin bu rivayetinde, kadının beraberinde kocası da

    bulunması gereken bu yolculuğun mesafesi ile ilgili olarak bir kayıt ve beyân yoktur. Bu durumu

    nazar-ı itibâra alan Şafiî ve Mâlikî ulemâsı uzunluğu ne kadar olursa olsun hiç bir zaman nafile hac

    yapmak isteyen bir kadının, yanında mahremi bulunmadan yolculuk yapmasının caiz

    olamayacağını söylemişlerdir.

    Bu görüşte olan ilim adamlarına göre, Hadis-i şeriflerde geçen “üç gün, iki gece, bir gece, bir

    gündüz, iki gün” gibi ölçüler herkes için geçerli genel bir hüküm ifâde eden birer kayıt niteliği

    taşımaktan uzaktırlar. Çünkü bu ölçüler o soruyu soran şahısla ve onun yapacağı yolculuğun

    mesâfesiyle ilgilidirler. Birisi ailesinin yalnız başına üç gün yolculuk yapmak istediğini sormuş red

    cevâbı almış, diğeri de ailesinin yalnız başına yapacağı başka bir yolculuktan bahsetmiş o da red

    cevâbı almış, bu hadiselere şâhid olan râvilerden her biri kendi gördüğünü anlatmış, aynı

    hâdiseyle ilgili olarak farklı iki cevâp nakleden bir râvi çıkmamıştır. Buradaki mukayyed lâfızların

    mutlak lâfızları kayıtlaması da söz konusu değildir. Çünkü bu konudaki hadislerde bulunan kayıtlar,

    genel bir hüküm ifâde etmekten uzaktırlar. Hafız İbn Hacer’in “Fethü’l-Bârî isimli eserindeki

    beyânına göre ulemâ bu mevzûdaki hadisler birbirinden farklı olduğundan kendi içtihâdlarına göre

    amel etmişlerdir. Münzirî’ye göre hadis-i şeriflerde geçen “bîr gün” sözünden maksat, gecesiyle

    beraber bir gün, başka bir deyişle “bir gün bir gece”dir. “Bir gece” sözünden maksat da

    “gündüzüyle beraber bir gece” yani “bir gece bir gündüzdür”. Bu adetlerin temsili bir miktar ifâde

    etmiş olması da mümkündür. Meselâ “bir gün” sözüyle bir sayısına, “iki gün” sözüyle çokluğun en

    az sayısına “üç gün” sözüyle de, çoğulun en az sayısına işaret edilmiş olabilir. Sanki bu sözlerle

    “böyle az mesafelerle bile kadın mahremsiz olarak yolculuk yapamaz. Artık uzun yolculuğa nasıl

    çıkabilir?” denilmek istenmiştir.

    Hanefî ulemâsı ise, “bir kadının yanında mahremi olmadan üç günlük veya daha uzun yola çıkması

    caiz olmadığını” söylemişlerdir. Üç günlük mesafeden daha kısa yolculuğa yalnız başına

    çıkmasında bir sakınca görmemişlerdir. Hanefi imamlarından Tahâvî Şerhi Meâm’I-Âsâr isimli

    eserinde Hanefi ulemâsının bu mevzûdaki görüşlerini te’yid eden hadis-i şerifleri naklettikten sonra

    şunları söylemektedir: “Bütün bu hadis-i şerifler ve haberler bir kadının mahremsiz olarak üç

    günlük ve daha fazla bir yolculuğa çıkamayacağım, daha kısa mesafelere çıkmasında ise, bir

    sakınca bulunmadığını ifâde etmektedirler. Resûl-i Ekrem’in bu mesafeyi “üç gün” olarak

    belirlemesinin anlamı budur. Ancak kadının mahremsiz olarak daha kısa olan yolculuğa çıkması

    konusunda gelen hadislerin ifâdeleri birbirinden farklıdır. Fakat Resûl-i ekrem (s.a.) “üç günlük

    mesafe” sözünü söylerken daha kısa mesafeler için kadının yalnız başına yolculuk yapmasında bir

    sakınca olmadığını belirtmek istemiştir. Daha kısa mesafeler için de kadının yalnız başına yolculuk

    yapmasının caiz olmayacağını ifâde eden hadis-i şeriflere gelince, burada şöyle bir durum vardır.

    Kadının mahremsiz olarak yaptığı yolculuğun haram olması için bu yolculuğun üç günlük bir

    mesafede olması gerektiğini ifâde eden hadisler şu iki durumun dışında olamazlar: Bu hadisler:

    1. Ya kadının üç günlük mesafeden daha kısa yolculuğa yalnız başına çıkmasının câiz olmadığını

    ifâde eden hadislerden önce vârid olmuşlardır.

    2. Yahut da sonra vârid olmuşlardır.

    Şayet önce vârid olmuşlarsa, daha sonra gelen hadisler üç günlük mesafeden daha az olan yola

    da kadının yalnız başına çıkamayacağı hükmünü getirmişlerdir. Fakat bu durumda yine de

    Hanefilerin, delilini teşkil eden hadislerin hükmü üç günlük yola kadının yalnız başına çıkamaması

    ve daha aşağı yola çıkabilmesi gibi durumlarda yürürlüktedir. Öyleyse bu mesafeyi “üç gün” olarak

    belirleyen ve Hanefi ulemâsının delilini teşkil eden hadislerin hükmü üç günlük yola ve daha uzun

    mesafelere kadının mahremsiz olarak çıkamayacağı hususunda yine yürürlüktedir. Fakat, bu

    mesafeyi üç gün olarak belirleyen hadisler daha sonra vârid olmuşlarsa, bu mesafeyi daha kısa

    olarak belirleyen hadislerin hükmü tamamen yürürlükten kalkmış demektir. Öyleyse her iki ihtimale

    göre de hükmünün bir kısmı veya tamamı yürürlükte olan hadis, Hanefilerin delili olan hadistir.

    Aksini ifâde eden hadislerin hükümleri ise, ancak Hanefilerin delilini teşkil eden hadislerden sonra

    vârid olmaları halinde geçerlidir. Daha önce geldikleri kabul edilirse hükümleri tamamen

    geçersizdir. Bilindiği gibi her iki halde de hükmü geçerli olan bir hadis, hükmü bir ihtimale göre

    geçerli, diğer bir ihtimale göre geçersiz olan hadise tercih edilir
    (Tahâvi, Şerlı-ıTMeâni’l-asâr, II, 115)

    14) Kadın avrettir, dışarı çıktı mı şeytan muttali olur. [3443-Tirmizî]

    KUR’AN’A AYKIRI DENMİŞ ORTADA AYKIRI OLDUĞU İDDA EDİLEN AYET(LER) YİNEDE BU KONUYA

    AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    CEVAP 14

    İbnu Mes’ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kadın

    avrettir, dışarı çıktı mı şeytan ona muttalî olur.”

    AÇIKLAMA:

    1- Avret, ortaya çıktığı, görüldüğü takdirde utanılan her şeydir. Kadının avret olarak ifâdesi,

    kadından da haya duyulduğu içindir. Bu hadis “kadın, avret (utanılacak şey) sahibi olduğu için

    böyle denmiştir” şeklinde de açıklanmıştır.

    2- Şeytanın kadına istişrâfı (ıttılâı) farklı şekillerde yorumlanmıştır:

    * Kadını erkekler nazarında tezyin eder.
    * Şeytan kadına onu iğva etmek ve onunla başkalarını da iğva etmek için bakar.
    İstişrâf lügat olarak bir şeye bakmak üzere gözünü kaldırmak ve daha iyi görmek için elini kaşı

    üzerinde açıp gölgelemektir.
    Bu durumda hadis, kadının lüzumsuz yere sokağa çıkmasının hoş olmadığını takrir buyurmaktadır.

    Âlimler hadisten: “Kadın çıkınca, şeytan başkasıyla onu şaşırtmak, onunla da başkasını şaşırtmak,

    böylece her ikisini veya ikisinden birini fitneye atmak için dikkatini onun üzerine toplar” ma’nâsını

    çıkarmışlardır.
    Buradaki şeytandan Resûlullah, cinnî şeytanı kasdettiği gibi fâsıklardan insî şeytanı da kastetmiş

    olabilir. Zira Nâs suresinde şeytanın insî ve cinnî olabileceği ifâde edilmiştir
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/234-235)

    15) Altın ve ipek, erkeklere haramdır. [3597-7071-Ebu Dâvud- Nesâi-İbn Mace] Bkz. Kur’an-7/31-32

    22/23

    Kur’an-7/31-32 Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için

    fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve

    temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde

    ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.”

    Kur’an-22/23 Şüphesiz Allah, iman edip salih ameller işleyenleri içlerinden ırmaklar akan

    cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise

    ipektir.

    CEVAP 15

    Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir miktar ipek alıp sağ

    avucuna koydu, bir miktar da altın alıp sol eline koydu sonra da:”Şu iki şey ümmetimin erkek

    kısmına haramdır!” buyurdu.” [Ebu Davud, Libas 14, (4057); Nesâî, Zinet 40, (8, 160).] Tirmizî, ve

    Nesâî’de Ebu Musa’dan gelen diğer bir rivayette: “Ümmetimin erkeklerine, ipek elbise ve altın

    haram kılındı, kadınlarına helal kılındı” buyrulmuştur

    İpekli elbiseler giymek erkeklere haramdır.Ancak Hanefi fıkıh kitaplarından Hidaye’de açıklandğı

    üzere; ipekten olan kısım, nişane ve elbise etrafına çevrilen dikiş gibi dört parmak miktarı kadar az

    olursa ona ruhsat vardır.(el -Aynî, el -Binâye Fi şerhi’l – Hidaye IX 214) Bezlü’l Mechud yazarının

    açıklamasına göre; bu yasaklar saf ipek hakkındadır, tavşan tüyünden yapılan ipekler için geçerli

    değildir.İpekli elbiseler giymenin caiz olduğunu ifade eden rivayetler, tavşan tüyünden yapılan

    ipeklerle ilgilidir. İpekten dokunan elbiselerle ilgili değildir.İpek giymenin helal olduğunu söyleyen

    bazı sahabilerin bu sözlerini tavşan tüyünden yapılan ipekli elbiselerle ilgili olmasıda

    mümkündür.Şevkani’nin belirttiği gibi; esasen sözü geçen sahabilerin bu görüşleri­nin saf ipek

    hakkında olduğu düşünülse bile onların bu görüşü saf ipekten dokunmuş elbise giymenin

    haramlığım değiştirmez. Çünkü Fahr-i Kainat Efendimiz; ileride ipekli elbise giyen birtakım

    zümrelerin türeyeceğini haber vermiş ve onlar hakkında tehditte bulunmuştur.Bazıkimselerin

    suretlerinin maymun veya domuz suretine çevrilmesi bu ümmette de görülecektir.Ancak bazı

    kimseler; bu değişiklir hakiki manada suretdeğişikliği olmayıp ahlaklarında meydana gelecek

    değişiklik olduğunu söylemişİerse de, bunun hakiki manada bir değişiklik olması hadisin siyakına

    daha uygundur. Nitekim Hattabi de böyle demiştir.(Abdullah b. Hirazi. Fethu’l – Mubdî bişerlıi

    muhtasarız zebîcü, III 258) İbnü’l-Arabi’de, hadisteki maymun ve domuz suretine Mesih ve tebdilin

    geçmiş ümmetlerde olduğu gibi hakikat olduğunu, ancak tebdil-i ahlaktan kinaye de olabileceğini

    söylemiştir.
    (Kâmil miras tecrid-i sarih tercemesi XII 48.1. Baskı Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil

    Yayınevi: 14/114-115.)

    Güzel giyinmeyi itina göstermek mubahtır. Kibirlenmek ve başkalarından üstün ve farklı görünmek

    niyetiyle giyinmek ise mekruhtur.İsraf sayılacak tarzda ve şekilde giyinmek haramdır. Fakirlerin

    veya orta halli kimselerin zenginleri taklik ederek israfa düşmeleri caiz değildir. Zira bu durum

    fakirliği artırdığı gibi insanlar arasında kıskançlık ve düşmanlık da doğurur.İpek elbise kadınlar için

    helal ise de erkekler için haramdır. İpekten yapılmış sair eşyayı kullanmak ise caizdir.Erkekler altın

    kullanamazlar. Yalmz gümüş vesair yüzük kullanabilirler. Altını diğer madenden az olan

    alaşımlardan yapılan yüzük takmalarında bir mahzur yoktur.Altın dışındaki madenler ağızda koku

    yaptıklarından altın diş veya altın kaplama yapılmasına cevaz verilmiştir.
    (Dabbağoğlu Ahmed Kara Ansiklopedik Büyük İslâm ilmihali 168 – 169)
    Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/96-97)

    16) Altın ve ipek iman eden herkese yasaktır. [143-Buhârî-Müslim-Ebu

    Dâvud-Nesâî-Buhârî-Müslim-Tirmizî-Ebu Dâvud-Nesâî-İbnu Mâce]

    [2159-Buhârî-Müslim-Tirmizî-Nesâî] Bkz. Kur’an-7/31-32 22/23

    Kur’an-7/31-32 Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için

    fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
    De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya

    hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için

    âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.”

    Kur’an-22/23 Şüphesiz Allah, iman edip salih ameller işleyenleri içlerinden ırmaklar akan

    cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise

    ipektir.

    CEVAP 16

    ALTIN VE İPEK İLE İLGİLİ AÇIKLAMA 15. SORUDA YAPILMIŞTIR.

    17) Ey kadınlar süs eşyanız altın ve ipek değil, gümüş olmalıdır. [2104-Nesâî] [2106-Ebû

    Dâvud-Nesâî] Bkz. Kur’an-7/31-32 22/23

    Kur’an-7/31-32 Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için

    fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
    De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya

    hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için

    âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.”

    Kur’an-22/23 Şüphesiz Allah, iman edip salih ameller işleyenleri içlerinden ırmaklar akan

    cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise

    ipektir.

    CEVAP 17

    Hüzeyfe (r.a)’ın kız kardeşinden:Rasûlullah (s.a)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Ey kadınlar

    topluluğu, sizin süslenmenize gümüş kâfi değil mi? Dikkat edin, Sizden altınla süslenip de onu

    başkalarına gösteren hiç bir kadın yok ki o altın sebebiyle azap edilmesin.” (Nesaî, Zinet / 39;

    Darimî, İstizan 17.)

    Açıklama

    Bu hadîs-î şerifin sâhâbe tabakasından râvîsi Huzeyfe b El-Yeman’ın kız kardeşidir. Tabiinden olan

    râvîsi de Ribî b. Hıraş’in hanımıdır. İsnad’da bu hanımın ismi de anılmıştır.Bu hadîs’in zahiri,

    kadınların altından mamul zinetleri takmalarının caiz olmadığına delalet etmektedir. Ancak aksine

    delalet eden başka hadislerin bulunuşu ve bu hadisin cümle dizilişi sebebiyle ulema, bu hadisi,

    değişik biçimlerde tevil etmişlerdir. Bu tevillerin belli başlıları şunlardır:

    1- İbn Abdil Berr’e göre bu hadis, bilâhere varid olan ve kadınların altınla süslenmelerine izin veren

    hadislerle nesh edilmiştir. Yani bu hadis mensuhdur. Mirkatü’s Suut’ta da bu ve benzeri hadislerin

    mensuh olduğu söylenir.
    2- Bu hadîs, altınla süslenip bunu başkalarına gösteren kadınlarla ilgilidir. Aliyyü’l Kâri azabın,

    altınla süslenmek ve onu başkalarına göstermek üzere tereddüp ettiğini söyleyerek bu tevili

    benimsemiştir.
    3- Bu hadîs altından zinet edinip de onun zekatını vermeyenlere ilgilidir.
    4- Yasak olan, övünmek ve böbürlenmek maksadı ile takılan bileziklerle ilgilidir.
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/325)

    18) Ayakta su içmeyin. Biriniz ayakta su içerse, hemen kussun. [2246-Müslim] Bkz. Kur’an-7/31

    Kur’an-7/31-32 Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için

    fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.

    AYET İLE HADİSİN ALAKASI YOKTUR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    CEVAP 18

    Rasul-ı Zişan Efendimiz in ayakta su içmeyi yasakladığı gibi kendisinin bizzat ayakta su içtiği de bir

    gerçektir. Bu durumu gören âlimlerden bazıları, ayakta su ile ilgili yasağın haramlık için olmadığını

    söylerken bir kısmı da bu yasağın bizzat Hz. Peygamber’in uygulamasıyla sonradan neshedildiğini

    söylemişlerdir. Âlimlerden bir kısmı da Hz. Peygamber’in ayakta su içmeyi yasaklayan hadisleriyle

    bazan bizzat kendisinin ayakta su içtiğini ifade eden hadisler arasında bir çelişki bulunmadığını,

    çünkü aslında Hz. Peygamber’in ayakta su içmeyi yasakladığını ve kendisinin de mecbur

    kalmadıkça suyu oturarak içtiğini fakat bazen mecburiyet karşısında ayakta su içmişse de

    mecburiyet karşısında yapılan uygulamaların aslî olmayıp geçici olduğunu aslî olan uygulamanınsa

    devamlı olan uygulama olduğunu söylemişlerdir.Hattâbî ise; buradaki nehy hadislerinin ayakta su

    içmenin keraheti tenzihiyye ifade ettiğini, Hz. Peygamber’in ayakta su içtiğini ifade eden hadislerin

    ise ayakta su içmenin kerahetle birlikte caiz olduğunu belirttiğini söylemiştir.Hafız İbn Hacer, bu

    babda söylenen sözlerin en güzelinin bu olduğunu söylüyor.
    Ayakta su içmenin sakıncası tamamen tıbbîdir. Çünkü ayakta su içme vücuda zararlıdır. Meselâ,

    ayakta su içen kimse susuzluğunu gideremez. Ayrıca bu şekilde içilen bir su mideye birdenbire

    ineceği ve oraya iyice yerleşmeyeceği açıdan vücut için çeşitli zararların doğmasına da yol

    açabilir.Tuhfe yazarı Mübârekfûrî’nin açıklamasına göre, bu mesele ile ilgili çözüm yolları şöyledir:

    1- Bu meselenin çözümünde, başta Ebû Bekir el-Esrem olmak üzere, bazı âlimler ayakta su

    içmenin yasağını bildiren hadislerle caizliğini bildiren hadisleri sıhhat yönünden karşılaştırmışlar ve

    daha sahih olanları tercih yoluna gitmişler; neticede ayakta su içmeye cevaz veren hadislerin

    ayakta su içmeyi yasaklayan hadislerden daha sahih olduğu hükmüne varmışlardır.

    2- Bu meselenin çözümünde tutulan ikinci yol nesih yoludur. el-Esrem’in bu yola da meyli vardır.

    İbn Şahin de buna meyletmiştir. Meselenin çözümüne bu yoldan yaklaşan bu âlimlere ve

    taraftarlarına göre, bu meseledeki nehy hadisleri cevaz hadisleriyle neshedilmiştir. Nitekim hulefa-i

    râşidin ile sahabe ve tâbiûnun büyük çoğunluğunun uygulamaları da bunun delilidir.

    3- Bu meselenin çözümünde tutulan üçüncü yol ise nehy hadisleriyle cevaz hadislerinin arasını

    uzlaştırma yoludur. Bu yolu tutan âlimlerden bazılarına göre, burada ayakta içmekten maksat

    yürürken içmektir. Binaenaleyh buradaki yasak, yürürken su içmekle ilgili, cevaz da bir yerde sabit

    iken içmekle ilgili olduğundan nehy hadisleriyle cevaz hadisleri arasında bir çelişki yoktur.

    Diğer bir takım âlimlere göre de nehy hükmü tenzihen mekruh ifade etmektedir. Bu bakımdan bu

    babdaki nehy ve cevaz hadisleri arasında köklü bir ayrılık yoktur. Hafız İbn Hacer, bu mevzudaki

    görüşlerin en isabetlisinin bu olduğu kanaatindedir
    (Mübârekfûrî, Tuhfetü’l-Ahvezî, VI, 5-6.Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi:

    13/340-341.)

    19) Eti bıçakla kesmeyin. [3188-Ebu Davud]

    CEVAP 19

    KUR’AN’A AYKIRI DENMİŞ ORTADA AYKIRI OLDUĞU İDDA EDİLEN AYET(LER) YOK YİNEDE BU

    KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    Âişe (r.anhâ)’dan rivayet olunduğuna göre; Rasûlullah (s.a):”Eti bıçakla kesmeyiniz. Çünkü bu

    ecnebilerin işidir. Onu siz dişlerinizle kopararak yeyiniz. Çünkü böylesi daha lezzetli ve hazmı daha

    kolaydır” buyurmuştur.
    Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadis sahih değildir.(Tirmizî, et’ime 32; Nesâî, sıyâm 43; Dârimî, et’ime 30;

    Ahmed b. Hanbel, III, 400, VI, 465)

    Açıklama

    İbnü’l-Cevzî bu hadisi Mevzuat isimli eserinde uydurma hadisler arasında zikretmiştir. Ahmed b.

    Hanbel; bu hadisin sahih olmadığını, bu hadisi Ebû Ma’şer el-Medinî’den başka rivayet eden bir ravi

    daha bulunmadığını söylemiş ve kendisinin, Ümeyye ed-Dâmrî’den Rasûlullah (s.a)’ın boğazlanmış

    bir koyunun omuz kısmından bıçakla kestiğine dair bir hadis rivayet ettiğini (Buharı, vudû 50, ezan

    43, cihâd 92, et’ime 20, 26, 58; Müslim, hayz 92, 93; Tirmizî, et’ime 33; Dârimî, vudû 52; Ahmed b.

    Hanbel, I, 365, IV, 139, 179, V, 288) ifade ettikten sonra şöyle demiştir: “Eğer Ebû Ma’şer’in rivayet

    ettiği hadisin sahih olduğu kabul edilirse o hadisin pişmiş et hakkında söylenmiş olması gerekir.

    Hz. Pe

  2. 2 On Mayıs 17th, 2010, RUSTA said:

    Hz. Peygamber’in bir koyunun omuz kısmından bir bıçakla kesip aldığım ifade eden Ümeyye

    hadisinin de pişmemiş etler hakkında söylenmiş olması ihtimali vardır.”
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 13/408.)

    20) Biriniz kötü bir rüya görürse, uyanınca sol tarafına üç kez tükürsün. [3910-7169-İbn Mace]

    CEVAP 20

    KUR’AN’A AYKIRI DENMİŞ ORTADA AYKIRI OLDUĞU İDDA EDİLEN AYET(LER) YOK YİNEDE BU

    KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    Ebu Katâde (radıyallahu anh)’nin anlattığına göre: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın şöyle

    söylediğini işitmiştir: “Rüya Allah’tandır. Hulm (sıkıntılı rüya) şeytandandır. Öyle ise, sizden biri,

    hoşuna gitmeyen kötü bir rüya (hulm) görecek olursa sol tarafına tükürsün ve ondan Allah’a

    istiâze etsin (sığınsın). (Böyle yaparsa şeytan) kendisine asla zarar edemiyecektir.” [Buharî, Tıbb

    39, Bed’ü’l-Halk 11, Ta’bir 3, 4, 10,14, 46; Müslim, Rüya 5, (2262); Muvatta 1, (2, 957); Tirmizî, Rüya

    4, (2288); Ebu Dâvud, Edeb 96, (5021).]

    AÇIKLAMA:

    Bazı rivayetler, “Salih rüya Allah’tandır” diye kayıtlı olarak geldiği halde burada sâlih, gayr-ı sâlih

    kaydı yapılmaksızın, rüyanın Allah’tan olduğu belirtilmiştir. İslâmî temel itikadımız esâsen budur.

    Yani her şeyin takdiri, yaratılması, hayır, şer Allah’tandır. Rü’yanın betahsis Allah’a nisbet edilmesi

    “teşrif” yani rüyanın ehemmiyetine dikkat çekmek içindir.

    Hadis, Allah’a nisbet edilecek hayırlı rüyalara hulm denilmeyeceğini göstermektedir. Keza, şeytana

    nisbet edilenlere de rüya denilmeyecektir. Tabii ki bu, şer’î bir edeptir. Esas itibariyle ve lügat

    olarak uykuda görülenlerin hepsine rüya denir. Daha önce yedi çeşide ayrıldığını belirttiğimiz

    rüyalar bu rivayette ikiye irca edilmiş olmaktadır. Şu halde korku, üzüntü veren, hoşlanılmayan

    rüyalar bâtıldır ve şeytandan gelmektedir, bunlara toptan hulm denmektedir. Hulm, Kur’ân-ı

    Kerim’de edğâs diye zikri geçen karmakarışık, mânâsız rüyalardan başka bir şey değildir.

    Sadedinde olduğumuz hadis, görülen rüya karşısında mü’minin takınacağı edeb ve tavrı

    belirlemektedir: “Şeytânî, hoşlanmadığınız bir rüya gördüğünüz zaman sol tarafa tükürün, istiaze

    ederek şeytandan Allah’a sığının…” diyor. Yani euzubillahi mineşşeytânirracim denecek. Bir başka

    hadiste, böyle bir rüya görenin “sol tarafına üç sefer nefes etmesi şer ve ezasından Allah’a

    sığınması” tavsiye edilmiştir. Bu babta başka rivayetler de var. Bu çeşit rüyalar anlatılmamalıdır.

    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sâlih rüya görüldüğü zaman ne yapılması gereğini de muhtelif

    rivayetlerde ta’lim buyurmaktadır:

    “Sizden biri sevdiği bir rüya görünce, (bilsin ki) bu Allah’tandır. Bunun için Allah’a hamdetsin, bunu

    başkasına anlatsın. Hoşuna gitmeyen bir rüya görünce de (bilsin ki) bu şeytandandır, hemen

    şerrinden Allah’a istiâzede bulunsun. Rüyayı kimseye de anlatmasın, zira kendisine zarar verecek

    değildir.”

    Buharî’den kaydettiğimiz bu rivayet, hoşumuza giden rüyaların başkasına anlatılmasını tavsiye

    etmekte ise de, başka rivayetlerde rüyayı anlatacağımız kimseler hakkında bâzı kayıtlar

    koymaktadır: Yani “Bilgili veya sevgili” olmalıdır, ? yani “Alim veya nasih (hayırhah)” olmalıdır.

    Vâdd (sizi seven), zire’y (isabetli, faydalı görüş sahibi) gibi başka vasıflar da zikredilmişse de hepsi

    aynı kapıya çıkar ve rüya anlatacağımız kimselerin akıllı, bilgili, hakkımızda hayır düşünen, bizi

    seven bir kimse olmasına dikkat etmemiz gereği anlaşılır.

    Ebu Bekr İbnu’l-Arabî der ki: “Âlim olmalıdır, zira o, rüyayı imkân nisbetinde hayra yoracaktır.

    Hayırhah (nâsih) olmalıdır, çünkü o, faydalı olana ve kendisine yardımı dokunacak hususlara irşâd

    ve teşvikte bulunacaktır. Bilgili (lebib), rüyayı anlayan demektir, böyle birisi, rüyayı görenin ihtiyaç

    duyduğu hususu bilip onu öğretecek veya sükut edecektir. Sevilen (habib) de, bir hayır görürse

    söyler, anlayamaz veya şüpheye düşerse sükût eder…”
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 4/515-516)

    21) Ateşte pişeni yiyince abdest alın. [481-6147-İbn Mace] Bkz. Kur’an-5/6 4/43

    Kur’an-5/6 Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve

    -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz, iyice

    yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan

    (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman

    temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah, size

    herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini

    tamamlamak ister ki şükredesiniz.

    Kur’an-4/43 Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız

    durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya

    yolculukta bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide

    bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi

    ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

    CEVAP 21

    AYETLER İLE HADİSİN ALAKASI YOKTUR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    Ateşte Pişen Şeyler (İ Yemek) Ten Dolayı Abdest Almak Babı

    Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) den rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve

    Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : Ateşte pişen şeyden dolayı abdest alınız.» Ebû Hüreyre

    (Radıyallâhü anh)’m bu hadîsi rivayet etmesi üzerine İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) : Ateşte

    kaynatılmış su (ile abdest aldığım) dan dolayı (yeniden) abdest mi alacağım? diyerek (Ebû

    Hüreyre’nin hadisini garibsedi). Bunun üzerine Ebû Hüreyre O’na:«Ey kardeşim oğlu! Resûlullah

    (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den bir hadîs işittiğin zaman sakın ona misaller getirme, dedi.”Âişe

    (Radıyallâhü anhâ)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle

    buyurdu, demiştir: «Ateşte pişen şeyi (yemek) ten dolayı abdest alınız.»
    (Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/118-119)

    İzahı

    Bu bâbta geçen hadisler ateşte pişirilen şeyleri yiyen kişinin abdestinin bozulduğuna ve dolayısıyla

    abdest almasının gereğine delâlet eder. Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesâi ve Tahâvî de bu hükmü

    iktiza eden hadisleri rivayet etmişlerdir.Tirmizi aynı başlık altında açtığı bâbta Ebû Hüreyr e’ nin

    hadîsini rivayet ettikten sonra bu konu hakkında Ümmü Habîbe, Ümmü Seleme, Zeyd bin Sabit,

    Ebû Talha, Ebû Eyyûb ve Ebû Musa (Radıyallâhü an-hüm)’den hadîs rivayetlerinin bulunduğunu

    ifâde eder ve bu arada şöyle der:«Bâzı ilim ehli ateşte pişen bir şeyi yemenin abdesti bozduğunu

    ve dolayısıyla abdest almanın gereğine hükmetmişlerdir.Fakat sahâbîler, Tabiîler ve onlardan

    sonra gelen ilim ehlinin ekserisi bunun aksine hükmetmişlerdir.Ateşte pişen şeyi yemekten dolayı

    abdest almaya gerek olmadığına dâir sahih hadîs, abdestin gerekliliğine delâlet eden hadîsi

    neshetmiştir. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ateşte pişen şeyi yemekten dolayı bir ara

    abdest almış ise de bilâhare bu durumu terkederek abdest almamıştır.
    Ebû Dâvûd da benzer başlık altında açtığı bâbta Ebû Hüreyre ve Ümmü Habibe’ nin hadîslerini

    rivayet etmiştir. Şerhi El Menhel yazarı da hadîsle ilgili olarak aşağıdaki malûmatı vermiştir:Ateşte

    pişen şeyi yemenin abdest almayı gerektirdiğine hükmedenler bu hadîsi delil göstermişlerdir. Ömer

    bin Abdülaziz, Hasan-ı Basri, Zührî, Ebû Kılâbe, Ebü Miclez ve Ebû Dâvûd böyle

    hükmedenlerdendir. Ateşte pişen bir şeyi yemenin abdest almayı gerektirmediğini söyleyen âlimler

    ise bu ve benzeri hadîslerin mensuh olduğunu söylemişlerdir. (Bu hadisleri nesheden hadîslerin

    bir kısmı bundan sonraki bâbta gelecektir.) Nevevî, Müslim’in şerhinde : Söz konusu ihtilâf ilk

    zamanlara aittir. Daha sonra, ateşte pişen şeyi yemekten dolayı abdest almanın gereksiz olduğu

    hususunda âlimler icma’ etmiştir,der.îbn-i Hacer de İbn-i Battal’ dan naklen: Resûlullah (Sallallahü

    Aleyhi ve Sellem) ateşte pişen şeyleri yemekten dolayı abdest almayı emretmişti. Çünkü ilk

    zamanlarda halk câhiliyet devrindeki duruma alışkın olup pek temizliğe riâyet etmiyorlardı. Bu

    nedenle ateşte pişen şeyden dolayı abdest almakla memur kılındılar.Temizlik müslümanlar

    arasında yerleşip yaygınlaşınca bu emir neshedildi, demiştir.
    İbn-i Teymiye: Ateşte pişen bir şeyi yedikten sonra abdest almamaya âit hadîsler abdest almanın

    vâcib olmadığına delâlet ediyor ise de müstahab olmadığına delâlet etmiyor, demekle abdest

    almaya âit hadislerin mendubluk için yorumlanmasına taraftar görülmüş ve abdest almamaya âit

    hadisleri de abdest almanın vâcib olmadığı hakkındadır, demek istemiştir.Hattâbi de bu yorumu

    benimsemiştir.Beyhakî de Osman Ed-Dâremi’den naklen: Abdest alıp almamak hususunda

    muhtelif hadisler bulunup bunların hangilerinin daha kuvvetli olduğu belirlenmeyince Resûl-i

    Ekrem’den sonra Hulafâ-i Râşidin’in uygulamasına bakılmış ve onların uygulaması abdest

    almamak yolunda olduğu için biz bu tarafı tercih ettik, demiştir.Nevevi de şerh-i Mühezzeb’de bu

    sözü seçmiştir.Tahâvi, Maâni’l-Âsâr şerhinde Hulafâ-i Râşidîn den ve diğerlerinden rivayet olunan

    ve abdest almaya gerek olmadığına delâlet eden çok sayıda eserler zikretmiştir.'(El-Menhel yazarı

    mezkûr eserlerin 7 tanesini râvîleriyle beraber nakletmekte ise de bunların tercemelerini buraya

    almaya lüzum duymadım.)
    Bu bâbda rivayet olunan hadîsler ya mensuhtur veyahut abdest almanın mendubluğuna

    yorumlanır. Abdest almanın vacip olmadığı hususundaki geniş izah bunu takib eden bâbta rivayet

    olunan hadislerin açıklaması bahsinde yapılacaktır.
    (Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/120-121)

    Ateşte Pişen Şeyleri Yemekten Dolayı Abdest Almama Hakkındaki Ruhsat Babı

    488) İbn-i Abbâs (Radıyallâhu anhümâ)’den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir:Resûlullah

    (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bir koyun küreği yedikten sonra ellerini yemek altındaki sofra beziyle

    sildi. Daha sonra namaza kalkarak namaz kıldı.”
    489) Câbir bin Abdillah (Radıyallâhu anhümâ)’den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir :

    Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ebû Bekir ve Ömer (Radıyallâhu anhümâ) ekmek ve et

    yediler de abdest almadılar.[319]
    490) Zührî (Radıyallâhu anh)’den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir ;Ben El-Velîd veya

    Abdülmelik’in akşam yemeğinde hazır bulun­dum. Yemekten sonra namaz vakti olunca abdest

    almak İçin kalktım. Bunun üçerine Cafer bir Amr bin Ümeyye dedi ki:Ben babam üzerine şehâdet

    ederim ki kendisi Resûlullah (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) ‘in ateşte pişen yemek yedikten sonra

    abdest almadan namaza durduğuna şâhidlik etmiştir. (Zührî dedi ki) Ali bin Abdillah bin Abbas

    (Radıyallâhu anhümâ) da Ben de bunun misliyle babam üzerinde şehâdet ederim, dedi.’
    491) Ümmü Seleme (Radıyallâhu anhâ)’den: Şöyle söylemiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve

    Sellem)’e bir koyun küreği getirildi. O, bundan yedi ve suya el değdirmeden namaz kıldı.”
    492) Süveyd bin Nûman El-Ensârî (Radıyallâhu anh)’den rivayet edildiğine göre :(İçlerinde

    kendisinin de bulunduğu) Ashâb’dan bir cemaat Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in

    beraberinde Hayber’e doğru yola çıktılar. Sahbâ’ya vardıkları zaman Resûlullah (Sallallahü Aleyhi

    ve Sellem) ikindi namazını kıldı. Sonra azıkları İstedi, kavud’ dan başka bir şey getirilmedi, bunun

    üzerine (onu) yediler ve içtiler, daha sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) su istedi, ağzını

    çalkaladıktan sonra kalkıp bize akşam namazını kıldırdı. Zevâid’de : Bunun isnadındaki rical

    sikalardır, denmiştir.
    493) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)’den: Şöyle söylemiştir:Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

    bir koyunun küreğini yedi, sonra ağzını çalkaladı, ellerini yıkadı ve namaz kıldı.”
    (Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/121-124)

    Bu Bâbdaki Hadislerin İzahı

    488 nolu îbn-i Abbâs (Radıyallâhu anh) ‘ın hadisini Buhâri, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd,

    Tahâvî ve Beyhakî rivayet etmişlerdir.Bu hadîste geçen «Mish» kelimesi kıldan mamul beze

    denir. Bu hadiste belirtildiği gibi Resûl-i Ekrem’in et yemesine rağmen yemekten sonra ellerini

    yıkamaması hususu yemekten sonra el yıkamanın vâcib olmadığını beyan etmek içindir.Bilindiği

    gibi yemekten önce ve sonra el yıkamak emredilmiş olan bir sünnet-i seniyye mahiyetindedir.Hadîs

    yemekten sonra abdest almadan, el yıkamadan ve ağzı çalkalamadan namaz’a durmanın

    câizliğine, yemekten sonra el yıkamanın vâcib olmadığına ve temiz bîr bezle elleri silmenin

    cevazına delâlet eder.
    489 nolu Câbir bin Abdillah’ın hadîsini kısa ve uzun metinler halinde Ebû Dâvûd, Tirmizî,

    Mâlik ve Tahâvî de rivayet etmişlerdir. Bu hadîste ateşte pişen eti yemekten dolayı abdest

    almanın vacip olmadığını bildirmektedir.
    490 nolu Zührî’ nin hadisini Buhâri ve Müslim de rivayet etmişlerdir. Bu da aynı hükmü te’yid

    eder.
    491nolu Ümmü Seleme’ nin hadîsini Ahmedde aynı mânâyı ifâde eden başka bir lafızla tahriç

    etmiştir.
    492 nolu Süveyd bin Nûman’ın hadîsini Buhâri mânâya etki yapmayan az bir lafız farkıyla rivayet

    etmiştir. Bu hadîste geçen «Sevik» kelimesini «Kavud» diye terceme ettik. Kavud kavurulup un

    haline getirilmiş olan buğday ve arpa olduğu için ateş değmiş yiyeceklerdendir. Resûl-i Ekrem’in

    bunu yedikten sonra abdest almadan akşam namazını kıldırmasından, ateşte pişen bir şeyi

    yemekten dolayı abdestin bozulmadığı anlaşılır. Resûl-i Ekrem’in kavud yedikten sonra namaza

    durmadan önce ağızını çalkalaması ise diş aralarında kalan yemek kırıntılarının giderilmesi içindir.
    493 nolu Ebû Hüreyre’nin hadisini ise Bezzar başka bir lafızla ve aynı hükmü ifâde eden şekilde

    rivayet etmiştir.Buhâri, Müslim ve Tirmizi’de konu hakkında başka hadisler de mevcuttur.Ebû

    Dâvûd, Nesâî, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibbân ve Beyhaki’nin Câbir (Radıyallahu anh) ‘den rivayet

    ettikleri bir hadîsin meali şöyledir:«Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ateşte pişen bir şeyi

    yedikten sonra abdest alıp almaması hususundaki son durumu abdest almayı terketmesi

    olmuştur.»EI-Menhel yazarı ateşte pişen bir şeyi yemekten dolayı abdest alma hükmünün bu

    hadisle neshedildiği Cumhur tarafından ifâde edilmiştir, der.Mezkûr yazar konu hakkında aşağıdaki

    malûmatı şöyle vermektedir :Hulefâ-i Râşidîn, Ashâb-ı Kiram ve onlardan sonra gelen imamlar

    ateşte pişen bir şeyi yemekten dolayı abdest alma hükmünün bu bâbta rivayet olunan hadîslerle

    neshedilmiş olduğu hususunda icmâ etmişlerdir.
    Mâliki Mezhebi Fukahasından El-Bâci: Zamanımızdaki bütün fıkıh âlimleri ateşte pişen bir şeyi

    yemekten dolayı abdest almaya gerek olmadığına hükmetmişlerdir. Sahâbîler ve Tabiîn devrinde

    abdest almanın gerekliliğini söyleyenler olmuş ve bu konuda rivayet olunan hadîsleri delil

    göstermişler ise de âlimlerin icmâı ile bu görüş terkedilmiştir. Abdestin gereğine zahiren delâlet

    eden hadîsleri âlim arkadaşlarımız muhtelif şekillerde yorumlamışlardır. Bunların bir kısmı bu

    hadîslerde geçen abdestten maksad müstahab olmak üzere ağzı çalkalamaktır. demişlerdir.

    Bâzıları da ilk zamanlar abdest almak vacip idi. Sonradan Câbir bin Abdillah’ ın hadisiyle bu hüküm

    neshedilmiş demişlerdir, der.»Selef ve halefin Cumhuruna göre ateşte pişen her hangi bir yemeği

    yemekle abdest bozulmaz.Hulefâ-i Râşidîn, Abdullah bin Mes’ûd, îbn-i Abbâs, Abdullah bin Ömer,

    Ebû Derdâ, Câbir bin Semüre, Ubey bin Kâ’b, Âmir’ bin Rabîa ve Ebû Ümâme (Radıyallâhu anhum)

    hazretleri olsun Cumhur-u Tabiîn olsun hepsinin görüşü budur. Ebû Hanîfe, Mâlik, Şafii ve Ahmed

    bin Hanbel gibi mezheb imamlarının kavli de budur.
    (Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/124-125)

    22) İçinizin irinle dolması şiirle dolmasından iyidir. [Buhari-Müslim-Ebu Davud-Tirmizi- İbn

    Mace-Darimi] Bkz.Kur’an-26/224-227

    Kur’an-26/224-227 Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar. Görmez misin ki onlar, her vadide

    şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler. Ancak iman edip salih amel işleyen,

    Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka. Zulmedenler hangi akıbete

    uğrayacaklarını göreceklerdir.

    AYETLER HADİSİ TEYİT EDER NİTELİKTEDİR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    CEVAP 22

    Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    “Sizden birinin içine onu bozacak irin dolması, şiir dolmasından hayırlıdır.”(Buhârî, Edeb: 92;

    Müslim, Şiir: 7, (2257); Ebû Dâvud, Edeb: 95, (5009); Tirmizî, Edeb: 71, (2855))
    El-Hudrî’den Müslim’in kaydettiği bir diğer rivayette şöyle denmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu

    vesselâm) yürümekte iken karşısına şiir inşad eden bir şâir çıktı. Efendimiz: “Şeytanı tutun” veya

    “Şeytanı yakalayın” diye emretti.(İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:

    8/183.)

    AÇIKLAMA:

    1- Bu hadis şiir ezberlemeyi zemmetmektedir. Bunu karına irin dolmasıyla kıyaslamak suretiyle

    ifade etmektedir. Müslim’in bir rivayetinde bu hadisin vürud sebebi de zikredilir: “Resûlullah’la

    birlikte Arc karyesinde yürürken şiir inşad eden bir şâir karşımıza çıkmıştı. Aleyhissalâtu vesselâm:

    “Şu şeytanı yakalayın veya şu şeytanı tutun kişinin karnına irin dolması kendisi için, şiir

    dolmasından hayırlıdır” buyurdu.” Burada şiire zemm mutlaktır. Yani az olmuş çok olmuş,

    muhtevaca hayır olmuş, şer olmuş ayırım yapılmamış, hepsi toptan zemmedilmiştir. Şiir karşısında

    böyle bir tavır, başka rivayetlere aykırıdır. Ulema bu hususta ihtilaf eder. Cumhur, iyi ve kötü şiiri

    ayırır, zemmi “şiirin kişiye galebe çalmış olmasıyla veya şiirin mezmum (kötü) olmasıyla veya o

    kimsenin kâfir olmasıyla” îzah eder. Sadedinde olduğumuz bu şiir de te’vil edilmiş, zemmin mutlak

    değil, mukayyed olduğuna dikkat çekilmiştir. Yani, “Kişinin, içini tamamiyle şiirle doldurup birbaşka

    şeye yer vermemesi halinde zemm vâki olmaktadır” denmiştir. Bu anlayışta olanlar için, Buhârî’nin

    bu hadisi kaydettiği bâb’ın başlığı, hadisteki “kayd”ı anlamamıza yardım eder: “İnsan üzerine şiirin

    galebe çalarak zikrullah ve ilme mâni olduğu zaman mekruh olması bâbı.” Öyleyse şiir karşısında

    ifade edilen kerâhet bu hususta düşülecek aşırılıkla ilgilidir. Öyleyse bir kalbe zikrullah ve ilim

    galebe çalarsa, mezmum olmayan şiirin de varlığı, kalbin şiirle dolmasını ifade etmez. İbnu Ebî

    Cemre, “karnın dolması” mefhumuyla, sadece kalbi vacib ve müstehap olan vazifeleri unutturacak

    kadar kendisiyle meşgul eden mezmum şiirlerin kastedildiğini anlamaz; sözgelimi seci’li söz, sihir

    vs. gibi kalbin katılaşıp Allah’tan uzaklaşmasına, itikadında bir kısım şekk ve vesveselerini

    doğmasına, insanların birbirlerine karşı soğuma, küsüşme, kin ve buğzlarına sebep olan herçeşit

    bilgi ve kültürü de ilave eder. Hadisin mefhumuna İbnu Ebî Cemre’nin kazandırdığı bu vüs’at

    zamanımız insanının her çeşit dînî havadan koparılıp maneviyattan uzaklaştırılması için görünmez

    güç komitelerce şuurlu ve sistemli şekilde yürütülen bazan san’at, bazan spor, bazan folklör,

    bazan politika, bazan dedikodu, kehanet, yıldız falı, fütirizm, magazin, bilmece bulmaca vs. vs.

    meşguliyetlerini hatıra getirmektedir. Zîra bu meşguliyetler, cüz’i sayıda ferdler için bir mâna ifade

    etse de kâhir ekseriyet için abesle iştigalden, Allah’la arasına kurulmuş “şeytan tuzağı”ndan öte bir

    mâna taşımaz. İbnu Ebî Cemre gibi: “Kalbin irinle doldurulması bunlarla doldurulmasından

    hayırlıdır” demek hadisin ruhuna muvafık düşer.

    2- Bu hadiste, şiiri zemmederken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın şiddetli ve mübalağalı bir

    üsluba başvurduğu dikkat çekici bir husustur. “Mübalağalı” diyoruz, çünkü müteakip rivayetlerde

    görüleceği üzere, Efendimiz’in şiir karşısındaki tavrı her seferinde buradaki gibi sert değildir,

    bilakis şiire yer vermiştir. İbnu Hacer bu sertliği Hz. Peygamber’in muhataplarında görülen aşırı şiir

    düşkünlüğüyle îzah eder ve: “Çünkü hitabettiği kimseler, şiire son derece kıymet veren, fazlaca

    teveccüh edip onunla çokça meşgul olan kimselerdi. Bu yüzden, Kur’an’a ve zikrullah’a ve ibadete

    yönelmeleri için onları şiirden zecretti…” der. Bunlara, emredilen kadar yer verdikten sonra başka

    şeyle (mezmum cinsinden olmamak şartıyla) meşgul olmanın zarar vermeyeceğini ilave eder.
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/183-185)

    23) Yönetici, Kureyş ‘ten olmalıdır. [4544-Tirmizî] [Buhari-Müslim-Tirmizi] Bkz.Kur’an -4/58

    Kur’an -4/58 Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz

    zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor!

    Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

    CEVAP 23

    İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bu

    iş (emîrlik) insanlardan iki kişi bâki kaldıkça Kureyş’te olmaya devam edecektir.” [Buhârî, Menâkıb

    2, Ahkâm 2, Enbiya 1; Müslim, İmâret 4, (1820).]

    AÇIKLAMA:

    Bu hadisteki “iş”ten de murad emîrlik ve hilafettir. Kıyamete kadar buna Kureyş sâhip olacak

    demektir. Hadis ıtlakı üzere alındığı takdirde, üstünlükte takvayı esas alan (Hucurat 13) İslâm’da

    Kureyş’e mutlak bir imtiyaz tanınması gibi bir durum ortaya çıkar. Aslında, bu işkâli bertaraf eden

    kayıtlar başka rivâyetlerde gelmiştir:”Bilesiniz üç şeyi yerine getirdikçe umerâ Kureyş’tendir:

    Merhametli olmaları istendiği zaman merhametli oldukça, hükmettikleri zaman âdil ve hakka

    riâyetkâr oldukça.” “Hükmedince adaletten ayrılmadıkça imamlar Kureyş’ten olacaktır.”Hz. Ebû

    Bekir (radıyallâhu anh)’in de şu sözü rivâyet edilmiştir:
    “Kureyş Allah’a itaat edip, emri üzere doğru yolda oldukça, bu iş onlar üzerindedir.”Bu hususu

    tahlil eden İbnu Hacer der ki: “İşâret ettiğim hususta vârid olan hadisler üç kısımdır:
    1- Bir kısım hadisler, Kureyşliler’in, gösterilen vasıfları muhâfaza etmedikleri takdirde, “Allah’ın

    lânetine uğrayacaklarını haber verir. Meselâ “Bilesiniz üç şeyi yerine getirdikçe ümerâ

    Kureyş’tendir…” hadisi bunlardandır. Bu rivâyette şu cümle de yer alır: “Kim bu söylenenleri

    yapmazsa Allah’ın lâneti üzerine olsun.” Bu hadiste, “iş”in (emîrlik) onlardan çıkmasını gerektiren

    bir şey yok.
    2- Onlara, aşırı şekilde eziyet edeceklerin musallat edilmekle tehdid edilmeleri Ahmed İbnu Hanbel

    ve Ebû Ya’la’da gelen şu hadiste olduğu gibi:”Ey Kureyşliler! Sizler bir kısım bid’atlere düşmedikçe

    bu “iş”in sahiplerisiniz. Şâyet bid’atlere düşerek (dinin getirdiklerini) değiştirecek olursanız Allah

    size öylelerini musallat eder ki, onlar ağacın dalını soydukları gibi sizleri soyarlar (derilerinizi

    yüzerler)…” Kezâ bu rivâyetlerde de her ne kadar bir iş’ar (bir ihsas, bir imâ) varsa da “iş”in

    Kureyşliler’in elinden çıkacağına sarih bir ifade yoktur.
    3- Aleyhlerine kıyâma, onlarla savaşmaya izin veren ve “iş”in onların elinden çıkacağını ihbâr eden

    rivâyetler… Tayâlisî ve Taberânî’de gelen Sevbân hadisi gibi:”Kureyş sizin için istikametli oldukça

    siz de onlar için istikametli olun. Onlar istikamette olmazlarsa kılınçlarınızı omuzlarınıza koyup

    çoğunu helâk edin. Bunu yapmazsanız (çok çalışıp az kazanan) bedbaht çiftçiler olun.” İbnu Hacer

    bunu takviye sadedinde şu rivâyeti de kaydeder:”Bu “iş” Himyerîler’in elinde idi. Allah onlardan alıp

    Kureyş’e verdi. Tekrar onlara dönecektir.” Bu hadisler ifade eder ki Kureyşliler dini ikame

    etmezlerse “iş” onlardan çıkacaktır.”İbnu Hacer şöyle devam eder:”Geri kalan hadislerden

    çıkarılan netice şudur: “İş”in onlardan çıkması, önce, onların lânetle tehdid edildikleri menfur

    hallere düşmeleriyle vaki olur. Bu zâten rüsvaylığa ve tedbirlerinin bozulmasına sebeptir. Bu

    durum Abbasî Devleti’nin başlarında vâki olmuştur.Arkadan, Kureyşliler’e eziyet verecek

    kimselerin musallat edilme tehdidi var. Bu durum da Abbasîlerde görülmüştür. Mevâlîler onlara

    galebe çalınca, ellerinde, üzerlerine hacr konmuş çocuklara döndüler. Çocuk gibi bazı basit

    şeylerle oyalandılar, işleri başkaları yürüttü.Sonra durum daha da kötüleşti. Deylemliler galebe

    çaldı. Her hususta onları sıkıştırdılar. Öyle ki, halifenin yetkisinde sadece hutbe okumak kaldı.

    Mütegallibe (zorbalar) her beldede memleketi aralarında paylaştılar. Böylece ard arda değişik

    tâifeler bunlara musallat oldu. Sonunda her yerde “iş” ellerinden çıktı. Bazı yerlerde halifenin kuru

    bir adı kaldı.” Hilafetin Kureyş’le olan ilgisini tesbit eden hadisleri böylesi bir izaha kavuşturan İbnu

    Hacer, daha sonra, İslâmî grupların bu husustaki görüşlerine yer verir:”…Cumhur-u ulemâ bu

    hususta Sahâbe’den vârid olan ittifak üzere imam için Kureyşli olmanın şart olduğuna

    hükmetmiştir.Bazı tâifeler bunu Kureyş’ten belli bir grupla kayıdladılar. Bir tâife: “Hz. Ali evladları

    dışında kalanlardan imam câiz değildir” dedi. Şia bu görüştedir.Sonra, Hz. Ali’nin zürriyetinden

    kimlere câiz olduğu hususunda çok şiddetli ihtilâflar meydana geldi. Bir tâife: “Abbâs’ın

    çocuklarına has” dedi. Ebû Müslim Horasânî ve etbâı bu görüşteydi.İbnu Hazm’ın nakline göre bir

    taife: “Câfer İbnu Ebî Tâlib’in oğulları dışındakilere câiz olmaz” demiştir.Diğer bir tâife:

    “Abdulmuttalib’in evladlarından olmalıdır” demiştir.Bazılarının: “Benî Ümeyye dışındakilerden câiz

    değildir” dediği, diğer bazılarının: “Hz. Ömer (radıyallâhu anh)’in evlatları dışındakilerden câiz

    değildir” dediği rivâyet edilmiştir.İbnu Hazm bu nakilleri yaptıktan sonra: “Bu gruplardan hiçbirinin

    lehine bir delil mevcut değildir” der.Hâricîler ve Mu’tezile’den bir tâife: “İmamın Kureyş dışında

    olması câizdir. İmamete, Kitap ve Sünnet’i ikâme eden herkes lâyıktır, Arap olmuş, acem olmuş

    farketmez” demiştir. Hattâ Dırâr İbnu Amr mübâlağaya kaçarak: “Kureyş dışında birinin başa

    geçirilmesi evlâdır, zîra, öyle birisi, aşîret (ve taraftarları) cihetinden az (ve dolayısıyla zayıf) olur,

    haddi aşıp azdığı takdirde azli kolay olur” der.Ebû Bekr İbnu’t-Tîb: “İmamlar Kureyş’tendir”

    hadisinin sübût bulmasından (sahih olmasından) sonra Müslümanlar bu söze itibar etmezler.

    Nitekim Müslümanlar asırlardır bununla amel etmiştir. Öyle ki, ihtilâf çıkmazdan önce, bu hadise

    itibar edilmesi hususunda icma vâki olmuştur” der….Kadı İyaz der ki: “İmam’ın Kureyş’ten olmasını

    şart koşmak, bütün âlimlerin görüşüdür. Hatta bunu, icma edilen meselelerden addetmişlerdir.

    Selefe mensub hiç kimseden bunun hilâfına görüş nakledilmemiştir. Seleften sonra gelenler de

    her tarafta bu hususta ittifak etmiş, muhâlif görüş beyan eden olmamıştır. Öyle ise, Hâricîlerin ve

    Mu’tezile’den onlara uyanların görüşlerine Müslümanlara muhâlefetleri sebebiyle itibar edilmez.”

    İbnu Hacer, burada ihtirâzî bir kayıd koyar: “Bu hususta icma olduğunu söyleyen kimse, Hz.

    Ömer’den rivâyet edilen şu görüşü te’vil etmek zorundadır. Ahmed İbnu Hanbel sahih bir senedle

    şunu kaydeder: “Eğer ecelim geldiği zaman Ebû Ubeyde hayatta olsa onu halife seçerdim… Ebû

    Ubeyde’nin vefatından sonra ecelim gelecek olsa Muâz İbnu Cebel’i halife seçerdim.” Burada adı

    geçen Muâz İbnu Cebel, Ensârî’dir. Kureyş’le hiçbir neseb bağı yok. İmamın Kureyş’ten olma şartı

    hususundaki icmâ muhtemelen Hz. Ömer’in vefatından sonra tahakkuk etmiştir. Ya da Hz. Ömer

    (radıyallâhu anh)’in bu husustaki ictihâdı değişmiştir.Hilafeti Kureyş’e mahsus görmeyip, kendisine

    delil olarak Abdullah İbnu Ravâha ve Zeyd İbnu Hârise ve Üsâme İbnu Zeyd vs.’nin harplerde

    askerî birliklere komutan tâyin edilmelerini gösterenlere şu söylenebilir: “Bu tâyin,

    el-imametu’l-uzma (en büyük imamlık, yani devlet reisliği) tâyini değildir. Bu örneklerden şu hüküm

    çıkarılır: “Halife hayatında Kureyşli olmayanları kendisine nâib seçme yetkisine sahiptir.”

    NETİCE:

    İmamların Kureyş’ten olması meselesi Ehl-i Sünnet ulemâsı arasında bâzı kayıtlarla kabul edilen,

    icmaya yakın bir ekseriyetle mütekaddim ve müteahhir herkesce benimsenen bir husustur. Bu

    mevzuda hadis kitaplarında pek çok rivâyet yer almış olmaktan başka fakihler, şârihler, tarihçiler….

    de meseleye eğilip kitaplarında yer vermişlerdir. Hadisin, sâdece mutlak vechini sathî bir nazarla

    değerlendirerek keşfettiğini zannettiği teâruzun giderilmesini hadisi reddetmede arayan kimse

    ciddi bir hataya düşer. Böyle bir davranış, ulum-i İslâmiye’nin en ziyâde işlenmiş ve geliştirilmiş

    olan ve bir rivâyeti kabul veya redde tamâmen objektif mi’yarlara dayanan binlerce hadis

    ulemasının metoduna ters düşmekten başka, Ashab’tan günümüze, meseleye eğilmiş ve icmaya

    yakın bir ittifakla sıhhatini ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a nisbetini benimsemiş bütün

    eslaf-ı izâmı tekzib, onların techilini, tadlilini tazammun eden bir bilgiçlik iddiası olur, el-iyâzu billah.

    İslâm ulemâsının tamamen objektif metodlarla değerlendirip sıhhatine hükmettiği bir rivâyet, ilim

    semasında parlayan bir yıldız gibidir. Hiç kimse, onu dar aklına sığmadığı veya subjektif ölçülerine

    uymadığı için yerinden söküp atamaz, çünkü eli yetişmez. Onun bütün mülâhaza ve gayretleri,

    elindeki sapanından attığı taşlarla gökteki yıldızları düşürmeye kalkan çocuğun mantığından dışarı

    çıkmayacağı gibi, başarısı da onunkinden öteye geçemez.
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/407-410)

    24) İki yöneticiye birden onay verildi mi, birini öldürün. [1710-Müslim] [1711-Müslim]

    Bkz.Kur’an-5/32

    Kur’an-5/32 Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı

    veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları

    öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır.

    Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu

    bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.

    AYET HADİSİ TEYİT EDER NİTELİKTEDİR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    CEVAP 24

    Ebû Saîd (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İki

    halifeye birden biat edildi mi, onlardan ikincisini öldürüverin.” [Müslim, İmâret 61, (1852)]

    Arface İbnu Şureyh (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    “Siz bir kişinin etrafında birlik halinde iken, bir başkası gelip, kuvvetinizi kırmak veya cemaatinizi

    bölmek isterse, onu öldürün.” [Müslim, İmaret 60, (1852).]

    AÇIKLAMA:

    1- İslâm , vahdaniyet dinidir. Bu, sadece Allah, Peygamber ve şeriatın birliğini ifade etmez. Devletin

    ve itaat edilecek halifenin de bir olmasını gerektir. İslâm ümmeti tek bir cemaattir, devletinin de bir

    olması gerekir. Bunu te’yîd eden hadisler çoktur. Meselâ bir başka hadisde: “Kim bir imama biat

    ederek antlaşma musâfahasını yaparsa, gücü yettiğince ona itaat etsin. Bir ikincisi çıkıp da

    evvelkisi ile nizâya kalkışacak olursa onun boynunu vurun” buyurulmuştur. Keza bir başka hadis:

    “Birinci biatınızda sâdık kalın, gereğini îfa edin… Birincilere olan borcunuzu ödeyin. Kim olursa

    olsun ikinciyi öldürün” diye emreder.
    2- İslâm âlimleri, bu mevzu üzerinde gelen nassların sarahatini nazar-ı dikkate alarak, aynı asırda

    imamın birden fazla olamayacağı husûsunda icma ederler. İslâm beldesinin dar veya geniş olması

    bu hükme te’sir etmez. Cüveynî, el-İrşâd adlı eserinde, İslâm beldeleri bir imamın hâkimiyet

    kuramayacağı kadar geniş olursa, iki ayrı imamın meşruiyeti husûsunda içtihad yapılabileceğini

    söylemiş, sonraki âlimler onun bu görüşünü, ona nisbet ederek tekrarlamışlardır.
    3- Şâyet, aynı asırda, iki ayrı imama biat edilecek olsa, bunların hangisi efdal olduğuna

    bakılmaksızın birincisi meşru addedilecek, ikincisi âsî ve bâğî ilan edilip, iddiasından vazgeçinceye

    kadar kendisiyle harb edilecektir.Âlimler: “Böyle bir durumda, savaşı kazandığı taktirde ikinciye

    biat etmek gerekir” demişlerdir.
    4- Ehl-i kıble addedilen sapık fırkalardan sâdece Kerrâmiyye, Sahâbe’nin ve ümmetin icmâlarına

    muhalif olarak iki ve daha fazla kimsenin imametinin caiz olabileceğini söylemiştir.İmamın bir

    olmasındaki bu ısrar “fitneye düşüp, nizamın bozulması” korkusundan ileri gelmektedir.
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/415-416)

    25) Toplum içinde casusvari gizli bir şey söyleyeni öldürün. [1118-Buhârî-Müslim-Ebu Dâvud-İbnu

    Mâce] Bkz. Kur’an-5/32

    Kur’an-5/32 Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı

    veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları

    öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır.

    Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu

    bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.

    CEVAP 25

    AYET HADİSİ TEYİT EDER NİTELİKTEDİR AYRICA BAHSEDİLEN HADİS KİTAPLARINDA

    (1118-Buhârî-Müslim-Ebu Dâvud-İbnu Mâce) “Toplum içinde casusvari gizli bir şey söyleyeni

    öldürün” DİYE BİR HADİS YOKTUR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    Seleme İbnu’l-Ekva (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir seferde idi,

    müşriklerden bir casus gelip, ashâbının yanında bir müddet oturup konuştu. Sonra sıvışıp gitti.

    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “(O bir casustur, arayıp bulun ve öldürün!” diye emretti. Ben

    (erken) bulup öldürdüm. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) selebini bana bağışladı.” [Buhârî,

    Cihâd 173; Müslim, Cihâd 45, (1754); Ebu Dâvud, Cihâd 110, (2653); İbnu Mâce, Cihâd 29, (2836).]

    AÇIKLAMA:

    1- Buhârî, bu hadisi, “Harbî, daru’l-İslâm’a emân (vize) almadan girerse” başlığını taşıyan bir babta

    kaydeder. Böyle birisi yakalanınca nasıl bir muamele yapılmalıdır? Öldürülmesi caiz midir, değil mi?

    bu ihtilâflı bir mevzudur. İmam Mâlik: “İmam muhayyerdir, böyle birisi, ehl-i harbin tâbi olduğu

    hükme tâbidir.” Evzâî ve Şâfiî hazretleri: “Elçi olduğunu iddia ederse, kabul edilir” der.İmam Âzam

    ve Ahmed İbnu Hanbel: “İddiası kabul edilmez, Müslümanların fey’i sayılır” derler.
    2- Bu hadise, başka rivayetlerde daha teferruatlı olarak nakledilmiştir. Nesâî’nin rivayetinde

    öldürülüş sebebi belirtilir: “Adam Müslümanların gizli taraflarını (avretu’lmüslimin) öğrendi ve

    arkadaşlarına bir an önce haber vermek için hemen oradan ayrılmaya gayret etti. Öldürülmesinde

    Müslümanların menfaati vardı.”Bu hadisten, harbî olan casus kafirin öldürülmesi gerektiği hükmü

    çıkarılmıştır. Bu hususta ittifak vardır.Muâhed (eman verilmiş) ve zımmî hakında Mâlik ve Evzâî:

    “Bu davranışı sebebiyle emân akdi iptal edilir” derler; Şâfiî fukahâ, farklı bir görüşle: “İhânetin

    emânı kaldıracağı akde yazılmış ise, bilittifak akid bozulur, değilse bozulmaz” demiştir.
    3- Hadiste, selebin tamamının katile ait olduğunu söyleyenlere delil mevcuttur. Ancak “seleb”e,

    imamın sözüyle sâhip olunur diyenler: “Hadiste, iki durumdan birine delâlet eden sarih bir husus

    yok, aksine iki durum da muhtemeldir” derler. Ancak hadisin İsmâilî’de gelen bir vechi sarihtir:

    “Kişi kalkıp gidince Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onun müşriklere ait bir casus olduğunu

    haber verdi ve : “Onu kim öldürürse selebi ona aittir” dedi. Râvi: “Ben hemen kalkıp adama

    yetiştim ve öldürdüm. Selebini Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana verdi” denir. İşte bu

    rivayet ikinci ihtimâli te’yid eder, yani selebe, imamın sözüne binâen hak kazanılır.
    4- Câsus, kafir değil de Müslüman ise Cumhur’a göre öldürülmez, ta’zir cezası verilir. Ebu Hanife,

    Şâfiî, Evzâî ve Mâlikîler hep bu görüştedir. Yalnız ta’zirin cins ve miktarını tayin işi devlet reisinin

    (veya nâibinin = mahkeme) takdirine kalmıştır. Kadı İyaz: “Mâlikîlerin büyükleri böyle birisinin

    öldürüleceğini söylemişlerdir” der
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:5/209-210)

    Hârise İbnu Mudarrıb anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), Furat İbnu Hayyan’ın

    öldürülmesini emretti. Bu adam Ebu Süfyân’ın casusu ve aynı zamanda Ensar’dan bir zatın halifi

    (müttefiki) idi. Derken o, Ensar’dan müteşekkil bir halkaya uğradı ve: “Ben Müslümanım!” dedi.

    Bunun üzerine:”Ey Allah’ın Resûlü! Furat İbnu Hayyan “Ben Müslümanım” diyor!” denildi.

    Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) da:”Sizden bir kısım erkekler var. Kendilerini (dilleriyle itiraf

    ettikleri) imanlarına havale ediyor (söylediklerini tasdik ediyor)uz. İşte onlardan biri de Furat İbnu

    Hayyan’dır” buyurdular.” [Ebu Davud, Cihad 109, (2652).

    AÇIKLAMA:

    1- Furat İbnu Hayyan (radıyallahu anh) Ashab’tandır. Ebu Süfyan’ın casusu olduğu halde imanı

    ikrar ettiği için Resulullah öldürtmemiştir.
    2- Hadisin Ahmed İbnu Hanbel’de gelen veçhi Furat’ın zımmî olduğunu da tasrih eder.
    3- Hadisten hareketle alimler, “Zımmî casusun öldürülmesinin” cevazına hükmederler.
    İbnu Hacer: “Harbî olan kâfirin öldürülmesinin cevazında ittifak vardır, muâhid ve zımmî casusun

    öldürülmesi hususunda ihtilaf vardır” der ve açıklar:Malik ve Evzâî: “Casusluğu sebebiyle akdini

    bozmuş olur” der ve öldürülmesinin cevazına hükmeder.
    Şafiiler nezdinde ihtilaf edilmişse de: “Eğer casusluk yapmayacağı ahit yapılırken şart koşulmuşsa,

    casusluk yapmakla ahdini bilittifak bozar” denmiştir.
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/139)

    26) Çoktanrıcıların yaşlılarını öldürün. [1048-Ebu Dâvud-Tirmizî] Bkz. Kur’an-2/256 10/99

    Kur’an-2/256 Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim

    tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah,

    hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    Kur’an-10/99 Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman

    ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?

    CEVAP 26

    Semure İbnu Cündeb (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular

    ki:”Müşriklerin yaşlılarını öldürün, fakat tıfıllarına (şerh) yani henüz tüyü çıkmayanlara

    dokunmayın.” [Ebu Dâvud, Cihâd 121, (2670); Tirmizî, Siyer 28, (1583)

    AÇIKLAMA:

    Hadisin aslında geçen şeyh yaşlı demektir. Bu kelimenin muhtelif kullanışları var. Pir-i fâni

    mânasına da gelir. Ancak şârihler, bu hadiste eli kılınç tutan yaşlı erkek mânasında kullanıldığını

    belirtirler.Şerh kelimesi de genç mânasına da kullanılır ise de burada henüz tüyü bitmeyen yani

    büluğa ermeyen çocuk demektir. Dilimizde biraz âmiyâne de olsa “tıfıl” kelimesini bu mânada

    kullanırız. Tüyün çıkması, büluğa ermenin maddî alâmeti kabul edilmiştir. Bazı ihtilâflı durumlarda

    bu, mi’yar olarak alınmıştır. Benû Kureyza Yahudileri, ihânetleri sonucu olarak, hakemleri Sa’d

    İbnu Muaz tarafından çocukların dışında kalanların öldürülmesine hükmedilince, çocukların tesbiti

    şüpheli durumlarda tüy kontrolüyle yapılmıştır.Başka hadislerde, savaşta savaşamayacak

    durumda olan yaşlıların ve kadınların öldürülmesi kesin olarak yasaklanmıştır.Bu yasakla

    yukarıdaki hadis arasında bir tezad mevzubahis değildir.
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:5/95-96)

    Açıklama 2

    Henüz bulûğa ermeyen çocuklardır.Kendişinde yaşlılık alâmetleri beliren, yahut 50-51 yaşlarına

    varan kimsedir. Burada kastedilen, gücü kuvveti yerinde olup harbe yarayacak adamlardır. Yahut

    mutlak surette bulûğa erenler kasdedilmiştir. Yoksa elden ayaktan düşmüş ihtiyarlar

    kasdedilmemiştir. Şu halde “Buluğa ermeyen çocuklarla işe yaramayan ihtiyarlar öldürülmeyecek,”

    demek olur ve hadis, çocukların öldürülmesini yasaklayan hadise muvafık düşer.Şerh sözünden,

    bıyıkları yeni terlemiş delikanlılar da kastedilmiş olabilir. Böyleleri müslüman olurlar ümidi ile

    öldürülmeyebilir. Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel: “Yaşlılar hemen müslüman olmazlar; gençler

    İslâmiyeti kabule daha yakındırlar” demiştir. Binâenaleyh bu hadis vergi karşılığında kâfir olarak

    bırakılanlarla tahsîs edilmiş olur
    (Davudoğlu Ahmed, Selamet Yollan, IV, 111.Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi:

    10/222)

    27) Hırsızlıkta ısrar edenleri öldürün. [1631-Ebû Dâvud-Nesâî] Bkz.Kur’an-5/38

    Kur’an-5/38 Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile

    hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    BAHSEDİLEN HADİS KİTAPLARINDA (1631-Ebû Dâvud-Nesâî) “Hırsızlıkta ısrar edenleri öldürün”

    DİYE BİR HADİS YOKTUR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    CEVAP 27

    Cabir b. Abdullah (r.a) şöyle dedi: Rasûhıllah (s.a)’e bir hırsız getirildi. Efendimiz:
    “Onu öldürün” buyurdu. Sahabîler:
    Ya Rasulullah, o sadece hırsızlık yaptı, dediler. Rasulullah:
    “Onun (elini) kesiniz” buyurdu ve kesildi.
    Sonra adam ikinci kez getirildi, Rasulullah (s.a) yine:
    “Onu öldürünüz” buyurdu.
    Oradakiler:
    Ya Rasulullah o sadece hırsızlık yaptı, dediler. Bunun üzerine efendimiz:
    “Onu (n ayağını) kesiniz” buyurdu ve kesildi. Sonra üçüncü defa getirildi, Rasulullah (s.a) yine: ”

    Onu öldürünüz” buyurdu. Sahabeler; “Ya Rasulullah, o sadece çaldı,” dediler. Bu sefer efendimiz

    yine;
    “Onu (n sol elini) kesiniz” buyurdu.
    Aynı adam dördüncü kez getirildi, Rasulullah (s.a);
    “Onu öldürünüz” buyurdu.
    Sahabîler:
    Ya Rasulullah o sadece çaldı, dediler Rasulullah (s.a)
    “Onu (n sol ayağını) kesiniz,” buyurdu.
    Adam beşinci kez getirildi bu sefer de Rasulullah (s.a)
    Onu öldürünüz, buyurdu Cabir der ki:
    Biz adamı götürdük ve öldürdük, sonra sürüyüp bir kuyuya attık ve üzerine taş attık.
    (Nesai katu’s-sârık15 , Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/94-95)

    Açıklama

    Hadisi şerif metni; Rasulullah (s.a)’ın kendisine defalarca getirilen hırsız için dört kez, Önce: “Onu

    öldürünüz” buyurduğu, sahabelerin kendisine “Ya Rasulullah o sadece hırsızlık yaptı” demeleri

    üzerine de: “Onu kesiniz” buyurduğu şeklindedir. Ancak biz terceme ederken. Darekutnî’nin Ebu

    Hureyre’den rivayet ettiği hadisi göz önüne alarak; “elini ayağını, sol elini, sol ayağını” şeklinde

    takdirlerde bulunduk. Şüphesiz Rasûlullah’ın “Onu kesiniz” buyururken maksadı, adamın kesilmesi

    değil, organlarının kesilmesidir. Hadisin delaleti ile o organlar da, tercemede parantez içerisinde

    takdir ettiğimiz şekildedir.
    Yukarıda işaret ettiğimiz; Darekutnî’nin hadisi şu şekildedir:
    Rasulullah (s.a) hırsız hakkında:”Eğer çalarsa elini kesiniz, sonra yine çalarsa ayağını kesiniz,

    sonra çalarsa elini kesiniz, sonra yine çalarsa ayağını kesiniz.” buyurdu.Nesâî, bu hadisin münker

    olduğunu, raviler arasında bulunan Mus’ab. b. Sabit’in hadiste kuvvetli birisi olmadığını söyler.İbn

    Kayyım’in Zadü’l-Meâd’daki ifadesine göre bazı alimler de hadisi hasen kabul etmişler ve hadisteki

    hükmün sadece o şahsa has olduğunu söylemişlerdir. Üçüncü bir grup alime göre ise hadis

    sahihtir ve birisi beşinci kez hırsızlık yaparsa öldürülür. Bu üçüncü görüş Malikilerden

    Ebu’l-Mus’ab’ın görüşüdür.Ulemanın büyük çoğunluğuna göre bazı alimler bunu icma olarak ifade

    etmektedirler. Hırsızlıktan dolayı Ölüm cezası yoktur. Gerçi müctehidler, hırsızlık fiilini 3,4, kez

    tekrarlayan kişiye verilecek ceza konusunda farklı görüştedirler ama hiç birisi beşinci kezde

    Öldürüleceğini söylememişlerdir. Oysa bu hadisin zahiri beşinci kez hırsızlık yapanın öldürülmesi

    gereğine delâlet etmektedir.Alimler bu hadisi nasıl anlamışlar da, zahirde muhalif görünen bir

    görüşe sahip olmuşlardır ve görüşlerinde neye dayanmışladır. Şimdi kısaca bu konuya göz atalım:
    Ulema bu hadisteki hükmü değerlendirirken şu görüşleri öne sürmüşlerdir:
    1- Hırsızlık yapan şahsın irtidat etmiş olup, Peygamber (s.a)’in buna vakıf olmuş olması

    muhtemeldir. Adamın öldürüldükten sonra, sürünerek bir kuyuya atılması ve üzerinin taşlarla

    örtülmesi bunu te’yid etmektedir. Çünkü müslüman birisi büyük günah işlemiş de olsa cezası

    verilir ve öldüğünde cenazesi kılınır. Özellikle, kendisine had uygulanıp da temizlendikten sonra

    namazı kılınır.
    2- Bu hadis-i şerif, bir müslümanın kanının ancak üç şeyden dolayı helâl olduğunu bildiren hadisle

    neshedilmiştir. Ancak bu iddia pek uygun görülmemektedir. Çünkü neshin sübutu için hadislerin

    vürud tarihlerinin bilinmesi gerekir. Oysa bu hadislerden birisinin ötekinden sonra varid olduğuna

    dair bir bilgi mevcut değildir.
    3- Suç işleyen kişi yeryüzünde fesad çıkaranlardan sayılırsa bazı fakihlere göre had olarak değil de

    tâzir olarak öldürülebilir. Devlet başkanı maslahatın gerektirdiğine göre kişiye hadden daha fazla

    da ceza verebilir. Hatta gerekirse öldürülebilir. İşte hadisin zahiri bu görüş çerçevesinde

    değerlendirilebilir.Hattabi’bu görüşün Malik b. Enes’e nisbet edildiğini söyler ve rasulullah’ın hırsız

    daha ilk getirildiğinde, önce öldürülmesini emretmesinin bu görüşün haklı yanını güçlendirdiğine

    işaret eder.
    4- Rasûlullah (s.a) vahiyle adamın ilerde yapacaklarına muttali olmuş ve onun için öldürülmesini

    emretmiştir. Bu hüküm sadece bu şahsa aittir.
    5- Adam fesadı meşhur biridir. Onun hırsızlığı tekrarlaması herkesçe malumdu. Bu huyuna son

    vermesi mümkün görülmez. Onun için öldürülmüştür.
    6- Bu hadis münkerdir, istidlale elverişli değildir.

    Bu görüşler içerisinde en uygunu kanaatimizce birinci maddedekidir.İbn Kayyım, hırsızın

    öldürülmeyeceğine dair icma olduğu iddiasının yerinde olmadığını, çünkü Abdullah b. Ömer’in:

    Bana dördüncü kez hırsızlık yapanı getirin, onu öldürmem gerekir” dediğini ve bunun seleften

    bazılarının görüşü olduğunu söyler.Yine İbnü’l-Kayyim, nesh iddiasını reddederek, nasih olduğu

    söylenen hadisin ânım, bu hadisin ise hâs olduğunu ifade eder. İbn Kayyım’ın bildirdiğine göre bu

    hadisteki “öldürün” emri kesinlik ifadesi için değil, maslahatın gerektirdiği bir tazir cezasıdır.

    Nitekim bir yerde içki içenler çoğalır, hadlerden ibret alıp içkiyi terketmek mümkün olmaz ve imam

    gerekli görürse içki içeni öldürebilir. Bu yüzden Hz. Ömer içki içeni bir seferinde hapsedip, bir

    seferinde saçını tıraş edip seksen sopa vururdu. Halbuki Rasûlullah (s.a) ve Hz. Ebu Bekir içki

    içene kırk sopa vururlardı.İbn Kayyım’ın bu sözleri gözardı edilecek cinsten değildir.Birden fazla

    hırsızlık yapana verilecek ceza konusundaki görüşler:

    1- Dört mezhep imamları birinci defa hırsızlık yapanın sağ elinin ikinci kez hırsızlık yapanın sol

    ayağının kesileceğinde müttefiktirler. Ancak daha fazla hırsızlık yapana verilecek cezada ihtilâf

    halindedirler.
    2- Şafii ve Malikilere göre, üçüncü hırsızlıkta sol eli, dördüncü hırsızlıkta da sağ ayağı kesilir.

    Beşinci kez çalarsa hapsedilir ve tazir edilir. İshak b. Râhûye ve Katade de aynı görüştedirler.

    Delilleri Darakutnî’nin Ebû Hureyre (r.a)’den rivayet ettikleri şu hadistir: “Rasûlullah (s.a) hırsız

    hakkında şöyle buyurdu: “Eğer hırsızlık yaparsa elini kesin, sonra çalarsa ayağını kesin, sonra yine

    çalarsa elini, sonra yine çalarsa ayağını kesiniz.” Önce sağ elinin kesileceği “hırsızlık yapan

    erkeğin ve hırsızlık yapan kadının ellerini kesiniz” mealindeki ayetin İbn Mes’ud’un kıraatında “Sağ

    ellerini kesiniz” şeklinde okunması delildir. Çünkü bu, haber-i meşhur hükmündedir.
    3- Ahmed b. Hanbel, Şa’bi, Nehai, Hammad b. Ebi Süleyman ve Evzaî’ye göre birinci çalışında sağ

    eli, ikinci çalışında da sol eli kesilir. Üçüncü kez çaldığında artık el ve ayak kesme yoktur,

    hapsedilir.
    4- Hanefilere göre de üçüncü kez çalanın bir tarafı kesilmez. Ancak çaldığı ödettirilir. Tevbe

    edinceye kadar hapselir ve ta’zir edilir.
    Üçüncü ve daha sonraki hırsızlıktan dolayı el ve ayak kesilmeyeceği­ni söyleyenlerin delilleri

    şudur:Beyhakî’nin Hz. Ali (r.a)’den rivayet ettiği bir habere göre; Hz. Ali’den, sağ eli ve sol ayağı

    kesikken hırsızlık eden birisinin sol elini kesmesi istenildiğinde: “Onu da kesersem bu adam ne ile

    taharetlenir, ne ile yer?” demiştir. Ayağını kesmesi istenildiğinde de: “Ayağını nasıl keserim? O

    zaman neyin üzerinde yürür? Ben Allah’tan utanırım” demiş ve onu dövmüş

    müebbeden(ömürboyu) hapse atmıştır.Görüldüğü gibi bu görüşün delili sahabe tatbikatı ve

    maslahattır.
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/95-97)

    28) İçki içmede beşinci kez ısrar edenleri öldürün. [1643-Ebû Dâvud-Tirmizî] Bkz.Kur’an-2/219 4/43

    5/90

    Kur’an-2/219 Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar

    için (bazı zahirî) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne

    harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki

    düşünesiniz.

    Kur’an-4/43 Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de yolcu olmanız

    durumu müstesna cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya

    yolculukta bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide

    bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi

    ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

    Kur’an-5/90 Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları

    ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.

    BAHSEDİLEN HADİS KİTAPLARINDA (1643-Ebû Dâvud-Tirmizî) “İçki içmede beşinci kez ısrar

    edenleri öldürün” DİYE BİR HADİS YOKTUR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    CEVAP 28

    Muaviye b. Ebu Süfyan (r.a) demiştir ki:Rasûlullah (s.a): “İçki içtikleri zaman onlara dayak atınız.

    Sonra yine içerlerse dövünüz, sonra tekrar içerlerse, yine dövünüz, sonra yine içerlerse

    öldürünüz.”buyurdu.
    (Tirmizi, hudud 15; îbn Mace, hudud 17; Nesai, eşribe 42)

    Nafi, İbn Ömer radıyallahümâ vasıtasıyla Rasûluîlah (s.a) ‘dan bu (önceki) hadisi manası ile rivayet

    etmiştir. Ravi (bu rivayette) şöyle demiştir:Zannediyorum, (şeyhim) beşincisinde: “Eğer (yine)

    içerse onu öldürünüz” buyurdu.
    Ebu Davud der ki:”Ebu Gutayfın hadisinde de; “beşincisinde” şeklindedir.”
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/191)

    Ebu Hureyre (r.a)’den, Rasûlullah (s.a) ‘in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:”(Bir kimse) sarhoş

    olduğu zaman ona dayak atınız, sonra (yine) sarhoş olursa (yine) dayak atınız, sonra sarhoş olursa

    yine dövünüz, dördüncü defa tekrarlarsa onu öldürünüz.”
    (İbn Mace, hudud 17; Nesai. eşribe 42)

    Ebu Davud şöyle demiştir:”Ömer b. Ebu Seleme nin babasından, onun da Ebu hureyre (r.a)

    vasıtasıyla Rasûlullah (s.a) ‘den rivayet ettiği hadis te aynıdır. (Bu rivayette) Rasûlullah söyle

    buyurmuştur: “Şarap içtiği zaman ona dayak atınız.Dördüncü kez tekrarlarsa öldürünüz”Yine Ebu

    Davud şöyle der:Süheyl’in Ebu Salih’ten onun da Ebu Hureyre vasıtasıyla Rasûlullah (s.a)’den

    rivayeti aynı şekilde şöyledir:”Dördüncü defa içerlerse onları öldürünüz” ibn Ebi Num’un ibn Ömer

    vasıtasıyla Rasûlullah’tan, Abdullah b, Amr’ın Rasûlullah (s.a) dan rivayet ettikleri hadisler de

    aynıdır.el-Cedelî (Abd b. Abdi’nin Muaviye vasıtasıyla Rasûlullah (s.a) ‘den rivayet ettiği hadiste ise

    Efendimiz:”Üçüncü veya dördüncüde tekrarlarsa onu öldürünüz” buyurdu.
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/192-193)

    Kabîsa b. Zeyb (r.a) dan rivayet edildi ki: Rasûlullah (s.a):”Bir kimse şarap İçerse ona dayak atınız,

    tekrarlarsa yine dayak atınız. Yine tekrarlarsa üçüncüsünde veya dördüncüsünde onu öldürünüz”

    buyurdu.Rasûlullah’a içki içmiş olan bir adam getirildi, ona dayak attı, sonra (yine) getirildi, yine

    dayak attı. Sonra (tekrar) getirildi, (tekrar) dayak attı. Sonra (tekrar) getirildi, yine dayak attı

    öldürmedi, (bu) bir ruhsattı.Süfyan şöyle dedi:”Zühri bu hadisi, yanında Mahsur b. el-Mu’temir ve

    Muhavvel b. Raşid varken rivayet etti ve onlara: “Bu hadis ile Iraklıların elçileri olunuz’ dedi.Ebu

    Dantel şöyle demiştir: Bu hadisi Şenel b. Süveyd, Şiirahbil b. Evs, Abdullah b. Amr, Abdullah b.

    Ömer, Ebu Gutayf el Kindi ve Ebu Seleme b. Ahdurrahman, Ebu Hureyre(r.a)’ den rivayet

    etmişlerdir.(Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/193-194)

    Açıklama

    Bu hadislerin isnadları tenkide tabi tutulmamıştır. Yani isnadları sağlamdır. Ancak son hadisin

    sahabe ravisi Kabîsa b.Züeyb’in Mekke fethi yılında dünyaya geldiği, dolayısıyla Rasûlullah’dan

    hadis rivayet edecek bir yaşta olmadığını söyleyenler olmuştur. Öbür taraftan bu zatın hicret yılında

    dünyaya geldiği, binaenaleyh Rasûlullah vefat ettiği zaman on yaşında olduğu için ondan hadis

    rivayet etmesinin tabii olduğunu söyleyenler de vardır.
    Yukarıda geçen hadislerden ilk üçü bir kimsenin içki içmeyi tekrarlaması halinde ilk üç seferde

    dayak atılacağını, dördüncü veya beşinci kez içmesi halinde öldürüleceğini ifade etmektedirler.

    Dördüncü hadiste ise Hz. Peygamber (s.a)’in öldürmeyi kaldırdığı yani kendisine içki içtiği için

    dördüncü kez getirilen şahsı öldürmediği bildirilmektedir.
    Zahirilere göre İçki içmeye devam eden kişi dördüncü kerresinden sonra öldürülür. Bunlar

    yukarıda geçen hadislere istinad etmektedirler. Şafii alimlerinden Celaleddin es-Suyutî de bu

    görüşü benimsemiş ve bu hükmün mensuh olduğunu söyleyenlere itiraz etmiştir.
    Cumhuru ulemâya göre ise içki içmekte ısrar eden kişinin dördüncü kerreden sonra öldürüleceğini

    bildiren hadisler mensuhtur. Hz. Peygamber (s.a)in kendisine dördüncü kez içki içtiği için getirilen

    şahsı öldürmediğini bildiren hadis öbürlerini neshetmişiir. Bazı alimlere göre ise bu, içkiyi helal

    görenler için veya Rasûlullah’ın maksadı tehdiddir, ya da öldürülme siyaseten tazir cezasıdır. Şimdi

    bu görüşleri serdeden bazı alimlerin dediklerini nakledelim:
    Tirmizi şöyle diyor:”insanlar onun (öldürmenin) terkedildiğinde, yani, mensuh olduğu üzerinde

    icma etmişlerdir. Yahut da bu öldürme şiddetli dövme ile tevil edilir.”
    Münziri’nin nakline göre Tirmizi, Buhari’nin bu hükmün ilk dönemlere ait olup bilahare

    neshedildiğini söylediğini ifade etmiştir.
    Yine Münziri. İmam Şafii’den şu sözleri nakletmektedir:”Kati (öldürme) bu ve başka hadislerle

    neshedilmiştir.”
    Tıybî: “Ravinin (Kabisa b. Züeyb’in): “onu öldürmedi” sözü, RasûlulIah’ın; “onu öldürünüz”

    sözünün şiddetli dayaktan mecaz olduğuna delildir” der.
    Hattabi de şöyle der:”Bazan emir. cezayı vaad (ceza ile tehdit) şeklinde olur. Onunla bir fiilin vukuu

    kastedilmez. Onunla ancak bir işten sakındırmak kastedilir. Rasûlullah (ş.a)’in şu sözleri buna

    örnektir: “Bir kimse kölesini öldürürse biz de onu öldürürüz. Kölesinin bir organım kesenin biz de

    organını keseriz.” Halbuki tüm alimlerin görüşüne göre, kölesini öldüren kişi öldürülmez.
    Beşinci kez içmesi halinde öldürmenin vacip olup, sonradan neshedilmiş olması da muhtemeldir.

    Çünkü içki içen kişinin öldürülmeyeceği konusunda ümmet icma etmiştir. Kabîsa b. Züeyb’ten,

    buna delâlet eden sözler zikredilmiştir.”
    Bu istikametteki sözlere İbn Kayyım’ın Zadü’l-Meâd’deki şu sözleri ile son verelim:”Alimlerden bir

    grup dördüncü defa içmesi halinde öldürülmesi emrinin icma ile terkedildiğini söylemişlerdir. Bu,

    Tirmizi ve başka alimlerin sözüdür. O hükmün Abdullah Hammar’ın hadisi ile neshedilmiş

    olduğunu söyleyenler de vardır. Rasûîullah (s.a); “dördüncüsünde öldürülür” dememiştir. Onu

    (öldürmeyi) niçin terkettin? diyenlere Ahmed b. Hanbel Osman’ın, “bir müslümanın kanı ancak üç

    şeyden birisi için helal olur” hadisinden dolayı cevabını vermiştir.
    Bunların hepsi tenkide açıktır. Öldürmenin hilafında icma olduğu iddiası geçersizdir. Çünkü icma

    yoktur. Abdullah b. Ömer onu (içki içeni) dördüncüde bana getirin öldüreyim, demiştir. Bu bazı

    Selef ulemanın görüşüdür. Abdullah Hammar’ın hadisi ile neshedildiği iddiası da ancak onun

    sonradan varid olduğunun ve dördüncü kerreden sonra getirildiğinin sübutu ile sözkonusudur.

    (Bu da sabit değildir). “Bîr müslümanın kanı ancak üç şeyden biri ile helal olur,” hadisi ile

    neshedildiği görüşü de yerinde değildir. Çünkü o hadis âmdır, beşinci kez içki içeni öldürmeyi ifade

    eden hadis ise hastır.
    Delilin gereği olarak söylenecek söz şudur: İçki içeni dördüncüden sonra öldürmeyi ifade eden

    emir, vücub için değildir. Aksine bu, maslahat gereği ta’zirdir. İnsanlar içki içmekte aşın giderler,

    cezalar da onları engellemeye kafi gelmezse ve İmam öldürmeyi yararlı görürse öldürebilir. Bundan

    dolayı Hz. Ömer (r.a) bir seferinde onu hapseder. Bir seferinde başını tıraş eder ve seksen değnek

    vurulurdu. Halbuki Rasülullah (s.a) ve Hz. Ebu Bekir (r.a) kırkar değnek vurmuşlardı. Öyleyse onu

    dördüncüsünde öldürmek had değil, maslahat gereği tazirdir.”
    Muhtelif alimlerden yukarıya naklettiğimiz sözlerden elde ettiğimiz sonuç şudur:Bir kimse içki içtiği

    zaman kaç kere içerse içsin öldürülmez. Cezası dayaktır. Dördüncü veya beşinci seferinde

    öldürüldüğünü bildiren hadislerden maksat şunlardan birisi olabilir:
    1- Önceleri öldürme vardı, bu, ümmetin icmacı ile terkedildi.
    2- Önceleri öldürme hükmü vardı, bilahare bu hüküm neshedildi.
    3- Rasûîullah’in maksadı, içki içmekten sakındırmak için tehdid idi. Öldürülmesi emri değildi.
    4- Rasûlullah’ın “Onu öldürünüz” emri şiddetli dayaktan kinayedir.
    5- Öldürme emri had değil, siyasettir. Devlet başkanı öldürmeyi maslahata uygun görürse

    öldürebilir.

    Hanefi ulemasına göre, içki haddinde tedahül caridir. Yani bir kimse müteaddit defalar içki içmiş

    olsa ve bunlardan dolayı had vurulmamişsa hepsi için sadece bir defa had vurulur. Ama had

    vurulduktan sonra, tekrar içerse yine had vurulur, Bu hal her içki içişte tekrarlanır. Çünkü ceza

    fayda vermemiş dernektir. Onun için tekrar cezalandırılır.[
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/194-196)

    29) Kur’an okudukları halde traş olanları öldürün. [4816-Buhâri-Müslim-Muvatta-Nesâî-Ebu Dâvud]

    Bkz. Kur’an-4/93 5/32

    Kur’an-4/93 Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah,

    ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

    Kur’an-5/32 Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı

    veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları

    öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır.

    Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu

    bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.

    CEVAP 29

    BAHSEDİLEN HADİS KİTAPLARINDA (4816-Buhâri-Müslim-Muvatta-Nesâî-Ebu Dâvud) “Kur’an

    okudukları halde traş olanları öldürün” DİYE BİR HADİS YOKTUR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA

    DEĞİNİLMİŞTİR

    Ebu Said ve Enes radıyallahu anhümâ anlatıyorlar: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)

    buyurdular ki:”Ümmetimde ihtilâf ve ayrılıklar meydana gelecek. (Onlardan) bir grup lafıyla güzel,

    ameliyle kötü olacak. Bunlar Kur’ân’ı okuyacaklar, ancak köprücük kemiklerinden aşağı

    geçmeyecek. Bunlar, dinden tıpkı okun a

  3. 3 On Mayıs 17th, 2010, RUSTA said:

    29) Kur’an okudukları halde traş olanları öldürün. [4816-Buhâri-Müslim-Muvatta-Nesâî-Ebu Dâvud]

    Bkz. Kur’an-4/93 5/32

    Kur’an-4/93 Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah,

    ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

    Kur’an-5/32 Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı

    veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları

    öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır.

    Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu

    bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.

    CEVAP 29

    BAHSEDİLEN HADİS KİTAPLARINDA (4816-Buhâri-Müslim-Muvatta-Nesâî-Ebu Dâvud) “Kur’an

    okudukları halde traş olanları öldürün” DİYE BİR HADİS YOKTUR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA

    DEĞİNİLMİŞTİR

    Ebu Said ve Enes radıyallahu anhümâ anlatıyorlar: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)

    buyurdular ki:”Ümmetimde ihtilâf ve ayrılıklar meydana gelecek. (Onlardan) bir grup lafıyla güzel,

    ameliyle kötü olacak. Bunlar Kur’ân’ı okuyacaklar, ancak köprücük kemiklerinden aşağı

    geçmeyecek. Bunlar, dinden tıpkı okun avı delip geçmesi gibi çıkarlar. Onlar, ok, kirişine

    dönmedikçe bir daha dine geri gelmezler. Bunlar mahlukatın en şeriridir. Onları öldürene ve onlar

    tarafından öldürülene ne mutlu! Onlarinsanları Kitabullah’a çağırırlar, fakat Kitap’tan zerre kadar

    nasipleri yoktur.”Yanında bulunan Ashab:”Ey Allah’ın Resûlü onların alâmeti nedir?” diye sordular

    da:”Tıraş olmak!” buyurdular.” [Ebu Dâvud, Sünnet 31, (4765).]

    Benzer bir rivayeti Ebu Saîdi’l-Hudrî’den Sahiheyn kaydetmiştir. [Buhâri, Fezailu’l-Kur’ân 36,

    Menâkıb 25, Edep 95, İstitabe 6, 7; Müslim, Zekât 143-148, (1064); Muvatta, Kur’ân10, (1, 204, 205);

    Nesâî, Zekât 79, (5, 87). Tahrîm 26, (7, 119).]

    Hz. Enes’ten gelen bir rivayette (Resûlullah şöyle) buyurmuştur: “Onların alâmeti tıraş ve saçın

    yolunmasıdır. Onları gördüğünüz zaman öldürün.”

    AÇIKLAMA:

    1- Bu hadis, önceki hadiste geçen dalalet fırkasıyla ilgili mütemmim bilgi sunmaktadır. Dinden

    çıkan bu yaşça genç, aklı kıt, lafı güzel, ameli kötü gürûhun bir daha kazanılamayacağı ifade

    edilmektedir. Onların geri gelmesi, okun kirişine geri gelmesine bağlanmıştır. Yani olması muhal

    olan şeye dilimizde böylesi makamda “balık kavağa çıkınca” deyimini kullanırız. Maksad muhal

    olan şeyi ifade etmektir. Keza bunların okuduğu Kur’ân’dan zerre miktar bir tesir, bir iz

    kalmayacağı, kalplerine hiçbir şey inmeyeceği hakikatı da, okuduklarının köprücük kemiklerinden

    aşağı gitmeyeceği tabiriyle ifade edilmiştir. Başka rivayetlerde köprücük kemiği yerine boğaz,

    hançere, gırtlak gibi başka tabirler kullanılmıştır. Şarihlerimiz bu tabiri “Kıraatleri Allah’a yükselmez.

    Allah kabul buyurmaz” şeklinde de anlamıştır.
    2- Hadis, böylesi insanlarla cihad gereğine dikkat çekmektedir. Çünkü, dinî sloganlarla, Kur’ân

    tilavetiyle meydana çıktıkları için mü’ minler arasında tereddüt çıkabilecektir. Aleyhissalâtu

    vesselâm bu tereddütü yenmek ve izale etmek maksadıyla onları öldüren gazi, onlar tarafından

    öldürülen şehit olur mânasında olmak üzere “Onları öldürene ve onlar tarafından öldürülene ne

    mutlu!” buyurmuştur.
    3- Onların alâmeti başı tıraş etmek olarak belirtilmiştir. Nevevî der ki: “Alimlerden bazıları bu

    hadisten hareketle başı tıraş etmenin mekruh olduğuna hükmettiler. Ancak, hadiste buna delalet

    yoktur, tıraş onların alâmetidir. Alâmet, bazan da mübah olur. Nitekim Aleyhissalâtu vesselâm:

    “Onların alâmeti bir pazusu kadın memesi gibi olan siyah bir adamdır” buyurmuştur. Malum olduğu

    üzere, bu haram değildir. Ayrıca Ebu Dâvud’un Sünen’inde Buhârî ve Müslim’in şartına uygun

    sahih bir rivayette “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) başının birkısmı tıraş edilmiş bir çocuk

    görmüştü: “Ya tamamını tıraş edin ya tamamını kesmeyin” buyurdu” denmiştir. Bu rivayet başın

    tıraş edilmesinin mübahlığı hususunda sarihtir, te’vile ihtimali yoktur. Ulemâ der ki: “Her durumda

    başın tıraş edilmesi caizdir. Kişiye yağlanması ve bakımı meşakkat getirecekse tıraş etmesi

    müstehab olur. Eğer meşakkat getirmiyorsa kesilmesi müstehab olur.”
    İkinci hadiste, tıraş olarak tercüme ettiğimiz tahlik kelimesini te’kîden tesbîd, (bazı nüshalarda

    tesmîd şeklindedir) kelimesi gelmiştir. Lügatte aynen deriden saçın tıraş edilmesi mânasına gelirse

    de Ebu Dâvud, saçın kökten yolunması diye açıklar.
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/495-496)

    30) Zina edenleri öldürün. [1623-Tirmizî] [1601] Bkz.Kur’an-24/1-3 4/93 5/32

    Kur’an-24/1-3 Bu, bizim indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt

    almanız için onda apaçık âyetler indirdik.Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer

    değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü

    uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların

    cezalandırılmasına şahit olsun.Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir

    kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek

    evlenir. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır.

    Kur’an-4/93 Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah,

    ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

    Kur’an-5/32 Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı

    veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları

    öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır.

    Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu

    bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.

    BAHSEDİLEN HADİS KİTABINDA (1623-Tirmizî) “Zina edenleri öldürün” DİYE BİR HADİS YOKTUR

    YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    CEVAP 30

    Zina bütün semavî dinlerde haram kılınmış ve çok kötü bir fiil olarak kabul edilmiştir. İslâm’da zina

    büyük günahlardan olup, ırz, namus ve neseplere yönelik olduğu için, cezası da hadlerin en

    şiddetlisidir.Zinanın cezası, fiili işleyenin evli veya bekâr oluşuna, İslâmî emir ve yasaklarla

    yükümlü bulunup bulunmamasına göre kısımlara ayrılır. Dayak, taşla öldürme, sürgün ve İslâm

    devleti’nin koyacağı ta’zir cezası bunlar arasındadır.

    Yüz Değnek Cezası

    Bekâr erkekle bekâr kadının zina etmesi halinde, ceza her birine yüz değnek vurulmasıdır. Allah

    Teâlâ şöyle buyurur: “Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz değnek vurun” (en-Nûr,

    34/2).Zina cezası uygulanan kimsenin, toplum nezdindeki itibar kaybını önlemek, belki olayın

    unutulmasını sağlamak amacıyla bir yıl süreyle sürgüne gönderilmesi İslâm’ın ilk yıllarında ek bir

    ceza olarak veriliyordu. Ubâde b. Sâmit (r.a)’tan rivâyete göre şöyle demiştir: Resulullah (s.a.s)

    şöyle buyurmuştur: “Zinanın hükmünü benden öğrenin. Allah o kadınlara bir çıkar yol gösterdi.

    Bekârla bekâr zina ederse yüz değnek ve bir yıl sürgün; evli ile evliye yüz değnek ve recm vardır”

    (İbn Mâce, Hudûd, 7; Müslim, Hudûd, 12). Ancak bu uygulama Nûr Suresi’nin inmesinden önceye

    aittir. Bu sure inince bekârlar için yalnız değnek, evli olanlar için sünnetle recm cezası

    belirlenmiştir.
    (es-Serahsî, el-Mebsût, Beyrut 1398/ 1978, IX, 36 vd.).

    Hanefilere göre, bekârların zina cezası olan yüz değneğe ayrıca sürgün eklenmez. Çünkü ayette

    sürgünden söz edilmemiştir. Ancak sürgün bir had cezası değil; İslâm devlet başkanının takdirine

    bırakılmış bir ta’zir cezası niteliğindedir. Nitekim zina edenin tövbe edinceye kadar

    hapsedilebilmesi de, fuhşa düşenleri bir süre toplumdan tecrid etmek amacıyla alınan bir

    önlemdir.Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise bekârların zinasında yüz değnek ve bir yıl sürgün birlikte

    uygulanır. Delil, sürgün bildiren hadistir. Ancak kadın kocası veya bir mahremi ile birlikte sürgüne

    gönderilir. Ayrıca sürgün yerinin sefer mesafesinden yakın olmaması da gerekir. Hz. Peygamber

    “Kadın, yanında kocası veya bir mahremi bulunmadıkça yolculuğa çıkamaz” buyurmuştur.
    (Buhârî, Taksîr, IV, Sayd, 26, Savm, 67; Ebû Dâvud, Menâsik, III)

    Recm Cezası

    Hz. Peygamber’in evli olarak zina edene recm cezası uyguladığı, tevatüre ulaşan hadislerle sabittir.

    Temelde kıyasa göre evlilere de yüz değnek (celde) cezası uygulanması gerekirken, bu konudaki

    hadislerle amel edilerek recm cezası öngörülmüştür.Recm konusunda hükmü devam eden, fakat

    Kur’an ayeti olarak okunması neshedilen bir ayet de nakledilir. Abdullah b. Abbas (r.anhümâ), Hz.

    Ömer’in minberde şöyle dediğini rivâyet etmiştir. “Cenab-ı Allah Muhammed (s.a.s)’i hak ile

    göndermiş ve O’na Kitab’ı indirmiştir. Recm ayeti de O’na indirilen ayetlerden idi. Biz bu ayeti

    okuduk, ezberledik ve anladık. Resulullah (s.a.s) recmi uyguladı, ondan sonra biz de uyguladık”.

    Korkarım, zaman geçince birileri çıkıp “Biz Allah’ın kitabında recmi bulamıyoruz” der ve Allah’ın

    indirdiği bir farzı terkederek sapıklığa düşerler. Şüphesiz recm, Allah’ın kitabında, evli olmak, şahit,

    gebelik veya ikrar bulunmak şartıyla, zina eden kimse aleyhine bir haktır” (Müslim, Hudûd, 15).

    Hz. Ömer’in sözünü ettiği okunuşu mensuh ayet şudur: “İhtiyar erkekle ihtiyar kadın zina

    ederlerse, onları recmedin” (Mâlik, Muvatta’, Hudûd 10; İbn Mâce, Hudûd, 9; Ahmed b. Hanbel, V,

    132, 183). Hz. Ömer’in recmi, Medine minberinden ilân etmesi, içlerinde bir çok sahabe bulunan

    cematten hiç birinin buna karşı çıkmaması, recmin sabit olduğunu gösterir (Sahih-i Müslim

    Tercüme ve Şerhi, Ahmed Davudoğlu, İstanbul 1978, VIII, 350). es-Serahsî (ö. 490/1097). Ömer

    (r.a)’in şöyle dediğini nakleder:
    “Eğer insanlar, Ömer Allah’ın Kitabına ilave yaptı demeyecek olsalar, “ihtiyar erkekle ihtiyar kadın

    zina ettikleri…” ifadesini Mushaf’ın haşiyesine yazardım” (es-Serahsî, el-Mebsût, Beyrut 1398/1978,

    IX, 37).

    Hz. Peygamber’in recm cezasına uygulama örnekleri:

    1. İşvereninin eşiyle zina eden bekâr işçiye yüz değnek ve bir yıl sürgün cezası, kadına ise recm

    uygulanmıştır.
    Ebû Hureyre ile Zeyd b. Halid el-Cühenî (r.anhumâ)’dan nakledildiğine göre, zina eden kadının

    kocası ile, zina eden işçinin babası Resulullah (s.a.s)’e başvurarak bu konuda “Allah’ın kitabı” ile

    hüküm vermesini istemişlerdir. İşçinin babası şöyle dedi:”Benim oğlum bu adamın yanında işçi idi.

    Onun hanımı ile zina etti. Bana, oğlum için recm gerektiği haber verildi. Ancak ben onun adına yüz

    koyunla bir cariye fidye verdim. Bu arada bilenlere danıştım, (oğlum bekâr olduğu için) ona yüz

    değnekle bir yıl sürgün cezası, bunun karısına ise recm cezası gerektiğini haber verdiler”. Bunun

    üzerine, Hz. Peygamber şöyle buyurdu:Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, aranızda

    Allah’ın kitabı ile hükmedeceğim. Cariye ve koyunlar geri verilecek. Oğluna yüz değnekle bir yıl

    sürgün gerek. Ey Üneys, sen de bu adamın karısına git. Eğer zinasını itiraf ederse, onu recmet”.

    Üneys kadına gitmiş ve kadın suçunu itiraf etmiş, Hz. Peygamber’in emri üzerine de recmedilmiştir

    (Müslim, Hudûd, 25; Buhârî, Hudûd III, 38, 46, Vekâlet,13). Ebû Hanife’ye göre, yüz değnek yanında

    bir yıl sürgün, ayete ilâve niteliğinde olup, ayet inince bu ilâve kısım neshedilmiştir. Ancak İslâm

    devlet başkanı böyle bir cezayı ta’zir cezası olarak verebilir.

    2. Zinasını dört defa ikrar eden Mâiz b. Mâlik (r.a)’in recmedilmesi.
    Mâiz b. Mâlik, Hz. Peygamber’e gelerek “Beni temizle” dedi. Hz. peygamber “Yazık sana, çık git,

    Allah’a tövbe ve istiğfar et” buyurdu. Mâiz, pek uzaklaşmadan geri döndü ve “Ey Allah’ın Resulu!

    Beni temizle” dedi. Hz. Peygamber aynı sözlerle üç defa daha geri gönderdi. Dördüncü ikrarında

    “Seni hangi konuda temizleyeyim?” diye sordu. Mâiz; “Zinadan” dedi. Hz. Peygamber “Bunda akıl

    hastalığı var mıdır?” diye sordu. Böyle bir rahatsızlığı olmadığını söylediler. “Şarap içmiş olabilir

    mi?” diye sordu. Bir adam kalkıp içki kontrolü yaptı. Onda şarap kokusu tesbit edemedi. Hz.

    Peygamber tekrar “sen zina ettin mi?” diye sordu. Mâiz “Evet” cevabını verdi. Artık emir

    buyurdular ve Mâiz recmedildi. Recimden sonra onun hakkında sahabiler iki kısma ayrıldılar. Bir

    bölümü Mâiz’in helâk olduğunu, başka bir grup ise onun en faziletli tövbeyi yaptığını söylediler. Bu

    farklı yaklaşım üç gün sürdü. Daha sonra yarılarına gelen Resulullah (s.a.s) “Mâiz b. Mâlik için dua

    edin” buyurdu. “Allah Mâiz’e mağfiret eylesin” dediler. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Mâiz öyle

    bir tövbe etti ki, bu tövbe bir ümmet arasında paylaştırılırsa onlara yeterdi” (Müslim, Hudûd, 22;

    eş-Şevkânî, Neylül-Evtâr, VII, 95,109; ez-Zeylaî, Nasbu’r-Râye, III, 314 vd.).

    3. Gâmidiyeli evli kadının zinadan dolayı recmedilmesi.
    Mâiz’in recmedilmesinden kısa bir süre sonra Ezd kabilesinin Gâmid kolundan bir kadın geldi ve

    “Ey Allah’ın elçisi! Beni temizle” dedi. Hz. Peygamber “Yazıklar olsun sana. Çık git, Allah’a tövbe ve

    istiğfar et” buyurdu. Kadın dedi: “Beni, Mâiz’i çevirdiğin gibi geri çevirmek istiyorsun” Hz.

    Peygamber, “Sana ne oldu?” diye sordu. Kadın kendisinin zinadan gebe olduğunu söyledi. Bunun

    üzerine “Sen mi?” buyurdu. Kadın “Evet” dedi. Hz. Peygamber “Doğuruncaya kadar git” buyurdu.

    Kadının bu arada geçimini Ensar’dan bir adam üstlendi. Daha sonra Hz. Peygamber’e gelerek;

    “Gâmidli kadın doğurdu” dedi. Çocuğun bakımını da Ensar’dan birisi üzerine aldı ve kadın

    recmedildi” (Müslim, Hudûd, 22, 23, 24; İbn Mâc’e, Diyât, 36; Mâlik, Muvatta’, Hudûd, II). Başka bir

    rivâyette, çocuk sütten kesilinceye kadar emzirmesine izin verildiği, recm sırasında Hâlid b. Velîd

    (r.a)’ın üzerine kan sıçraması üzerine kadın hakkında kötü sözler söylediğini işiten Hz.

    Peygamber’in şöyle buyurduğu nakledilir:”Ey Halid! yavaş ol. Nefsim kudret elinde olan Allah’a

    yemin ederim. Bu kadın öyle bir tövbe etti ki, onu bir baççı (vergi memuru) yapsaydı, şüphesiz

    mağfiret olunurdu” Sonra kadının hazırlanmasını emrederek cenazesini kılmış ve kadın

    defnedilmiştir (Müslim, Hudûd, 23).

    4. Evli bulunan Yahudi erkeği ile Yahudi kadınının zina sebebiyle recmedilmesi.
    Abdullah b. Ömer (r.a)’tan nakledildiğine göre, Hz. Peygamber’e, zina etmiş bir yahudi erkeği ile bir

    yahudi kadını getirmişler. Allah elçisi, yahudilere, Tevratta ki zina hükmünü sormuştur. Yahudiler;

    “yüzleri karaya boyanır, sırt sırta hayvan üzerine bindirilip sokaklarda dolaştırılır” demişler. Tevrat

    getirilmiş, ancak okuyan yahudi genci recm ayetine gelince ceza kısmını parmağı ile kapatıp

    atlayınca durumu farkeden ve yahudi iken İslâm’a giren Abdullah b. Selâm, Hz. Peygamber’e

    yahudinin Tevrat’ın üzerinden elini kaldırmasını emir buyurmasını istemiştir. Yahudi elini kaldırınca

    recm ayeti görülmüş ve her iki yahudi hakkında da evli olarak zina ettikleri için recm uygulanmıştır

    (Müslim, Hudûd, 26).

    Bera b. Azib (r.a)’ten nakledilen, iki yahudinin recmedilmesi olayı ise şöyledir: Hz. Peygamber’e,

    yüzü kömürle karartılmış ve dayak vurulmuş bir yahudi getirildi. Allah elçisi yahudilere evlilerin

    zinasının Tevrat’taki hükmünü sordu. Onlar, bu şekilde olduğunu söyleyince, bir yahudi bilginine

    “Sana, Tevrat’ı Musa ya indiren Allah aşkına soruyorum. Zina edenin Tevrat’taki hükmü nedir?”

    diye sordu yahudi bilgini; Tevrat’ta recim var. Fakat zina eşraf arasında artınca, şerefli birini

    getirirlerse serbest bırakır, yoksul biri yakalanırsa onu recmeder olduk. Bu iki sınıfa eşit ceza için

    recmi terkettik, kömürle boyayıp, dayak vurmayı recmin yerine koyduk”. Bunun üzerine, Hz.

    Peygamber şöyle buyurdu: “Allahım! Senin emrini onlar değiştirdikten sonra ilk uygulayan benim.

    Bunun üzerine emir verdi ve yahudi recmedildi” (Müslim, Hudûd, 28).

    Bazı İslâm müctehidlerine göre ehl-i küfür, müslüman mahkemesine başvurursa, hâkimin mutlaka

    Allah’ın hükmü ile amel etmesi gerekir. Onlar bu konudaki muhayyerliğin neshedildiğini söylerler,

    Hanefiler ve İmam Şâfiî’den bir görüşe göre bu esas geçerlidir. Ancak Ebû Hanife şöyle demiştir:

    “İslâm mahkemesine inkârcı karı-koca birlikte gelirlerse aralarında adaletle hükmetmek gerekir.

    Yalnız kadın gelir, kocası razı olmazsa hakim hüküm veremez”. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e

    göre ise hüküm verebilir.
    (Ahmed Davudoğlu, Sahihi Müslim Terceme ve Şerhi, İstanbul 1978, VIII, 376).

    Recm cezası uygulanması için Gerekli Şartlar:

    1. Zina eden kadın veya erkeğin ergin olması.
    2. Akıllı olması. Akıl hastasına had uygulanmaz. Akıllı ve ergin bir kimse akıl hastası ile zina etse,

    yalnız kendisine had uygulanır.
    3. Evli olan gayri müslime recm yerine değnek cezası uygulanır. Şâfiî ve Hanbelîlere göre

    pasaportla İslâm devletine gelen gayrî müslim yabancılara ne zina ve ne de içki içme cezası

    uygulanmaz.
    4. Zinanın zor kullanarak olmaması gerekir.
    5. Zinanın diri bir insanla olması gerekir.
    6. Zina edilen kadının da ergin veya kendisine cinsel istek duyulan bir yaşta olması gerekir.
    7. Zinanın bir şüpheye dayalı olmaması gerekir. Fasit nikahtan sonraki cinsel temasa had

    gerekmediği konusunda görüş birliği vardır. Velisiz veya şahitsiz evlenme gibi.
    Zinanın bir para karşılığında olması halinde Ebû Hanife’ye göre her ikisine de had cezası

    uygulanmaz. Çünkü bu durum bir mehir karşılığında nikâh akdine benzemektedir. Burada

    şüpheden dolayı had düşer. Ancak fiil haram olduğu için ta’zir uygulanır. Ebû Yusuf ve İmam

    Muhammed’e göre bu durumda da had cezası verilir
    (Ömer Nasuhi Bilmen, İstilâhât-ı Fıkhıyye Kâmusu, İstanbul 1968, III,197 vd.).
    8. Cinsel temasın önden olması. Arkadan ilişki yani livata için Ebû Hanîfe’ye göre yalnız ta’zir

    cezası uygulanır. Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve Hanefiler dışındaki üç mezhebe göre ise livata

    haddi gerektirir. Yabancı bir kadına ön veya arka dışında karın, uyluk gibi başka bir yere temas ise

    yalnız ta’zîri gerektirir. Çünkü bu, şer’an kendisine bir şey takdir edilmeyen münker bir fiildir.
    9. Had cezalarının uygulanabilmesi için İslâm devletinin varlığı şarttır. Çünkü dârul-harp veya

    dârul-bağy (âsiler ülkesi) de had cezalarını uygulamaya İslâm devletinin velâyet yetkisi olmaz ve bu

    hükümleri uygulamaya gücü yetmez.
    10. Zina eden erkek veya kadının halen veya daha önce sahih nikâhla evlenmiş olması ve bu nikâh

    devam ederken eşiyle bir defa da olsa cinsel temasta bulunması şarttır. Böyle bir erkeğe

    “muhsan”, kadına ise “muhsana” denir. Recm cezası için bu son niteliğin bulunması da gerekir.
    Recm için muhsan sayılmada erkek veya kadında şu yedi niteliğin bulunması gerekir: Akıllı olmak,

    ergin bulunmak, hür ve müslüman olmak, sahih nikâhla evlenmiş bulunmak ve bu nikâhtan sonra

    eşiyle guslü gerektirecek şekilde cinsel temasta bulunmak. Bu şartlardan herhangi birisi

    bulunmazsa ceza yüz değneğe dönüşür. Zina edenlerden birisi muhsan olur, diğeri bekâr

    bulunursa; bekâra yüz değnek, muhsan olana ise recm cezası uygulanır.
    (Şamil İslam Ansiklopedisi,Hamdi DÖNDÜREN)

    31) Evliyken zina edenleri taşlayarak (recmederek) öldürün. [1111-Buhârî]

    [1606-Buhari-Müslim-Tirmizi-Ebu Davud-Nesai-İbn Mace] Bazı nedenlerden dolayı vazgeçildi.

    [1609-Muvatta] [1597-Ebu Davud] [1598-Tirmizî-Ebu Dâvud-Nesâî-İbnu Mâce] Bkz.Kur’an-24/1-3

    4/93 5/32

    Kur’an-24/1-3 Bu, bizim indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt

    almanız için onda apaçık âyetler indirdik.Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer

    değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü

    uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların

    cezalandırılmasına şahit olsun.Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir

    kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek

    evlenir. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır.

    Kur’an-4/93 Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah,

    ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

    Kur’an-5/32 Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı

    veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları

    öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır.

    Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu

    bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.

    CEVAP 31

    BU SORUNUN CEVABI 30. SORUDA VERİLMİŞTİR

    32) Namazı terkedenler öldürülebilir. [2117-Ebû Dâvud] Bkz.Kur’an-19/59 4/93 5/32

    Kur’an-19/59 Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir

    nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.

    Kur’an-4/93 Kim bir mü’mini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah,

    ona gazap etmiş, lânet etmiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

    Kur’an-5/32 Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı

    veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları

    öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır.

    Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu

    bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.

    CEVAP 32

    BAHSEDİLEN HADİS KİTABINDA (2117-Ebû Dâvud) “Namazı terkedenler öldürülebilir” DİYE BİR

    HADİS YOKTUR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    Cabir’den (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.) “Kul ile küfür arasında (bulunan yol) namazı

    terktir” buyurmuştur.Hadisin zahirinden insanla küfür arasındaki ulaşım vasıtasının namazı terk

    etmek olduğu ifade edilmektedir. Bu ifadeye göre namazı terkeden bir insan, küfür dairesine

    ulaşmış olur. Hadisin bu zahiri ifadesi “masiyetin imana işlenen sevaplarında küfrüne bir zarar

    vermeyeceğini savunan Mürcie mezhebi nin aleyhine bir delildir. Fakat amellerin, imanın bir cüzü

    olmayıp, sadece kemalinin şartı olduğunu söyleyen ehl-i sünnet uleması, bu hadisi te’viî ederek,

    onu namazı inkar ederek terkeden kişinin kafir olacağını, fakat kalbinde imanı olan bir kimsenin,

    namazın farz olduğunu kabul eden bir kimsenin kafir olmadığını söylemişlerdir. Ehl-i sünnet

    alimlerinin, namazı kasden terkeden kimse hakkındaki görüşlerini, şu şekilde özetleyebiliriz.
    “Ahmed b. Hanbel (v.241/855) ile tabileri, tembellik sebebiyle bile olsa, özürsüz namazı terk edenin

    kafir olduğunu söylemişlerdir.” Ahmed b. Hanbel ve ona tabi olan Hanbeliler, nakle mutlak

    bağlılıkları sebebiyle namaz kılmayanı tekfir ederken Peygamber efendimizin şu hadisine

    dayanırlar: “Kim kasden namazı terkederse kafir olur.” Dinde naklin ve aklın yeri konusundaki

    görüşleri sebebiyle, Hanbeliler hakkında nakli delil bulunan bir meselede akla değer vermezler,

    nakli delil ile amel ederler. Bu alimler, namaz dışındaki ibadetleri terkedenin kafir olduğuna dair bir

    nassa rastlamadıkları için, oruç, zekat, hac gibi farzları mazeretsiz terkedenin kafir olmadığını

    söylemişler, fakat namazı terkedenin kafir olduğuna dair hadis bulunduğundan, hadis ile amel

    etmişler, namaz kılmayanı kafir saymışlardır.Namaz kılmayan kimseye uygulanacak hükümlere

    gelince;
    Ahmed b. Hanbel ve tabilerine göre, üç gün namaz kılmaya davet edilir. Kılarsa affediler, kılmazsa

    öldürülür. Hanbelilere göre namazı terkedenin öldürülmesi kafir olduğu içindir.İmam Malik (v.

    179/795) ve eş-Şâfiî (v.204-819) ye göre namaz kılmayan kişiye namaz kılması emrolunur. Kılmazsa

    hadden (şer’î ceza olarak) öldürülür. Böyle bir kimse kafir olmadığı için cenaze namazı kılınır.
    İmam Ebu Hanife’ye (v. 150/767) göre, namazı terkeden kafir olmaz. Namaz kılmadığı için de

    öldürümez. Fakat namaz kılıncaya kadar hapsedilerek uygun telkinat ve cezalarla tedib edilir ve

    namaz kılması sağlanır.
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/457-458)

    33) Dinden dönenleri öldürün. [1585-Muvatta] [1558-Ebu Dâvud-Nesâî] [676-Nesâî] [1586-Ebu

    Dâvud-Nesâî] Bkz.Kur’an-5/54 2/256 5/32 10/99

    Kur’an-5/54 Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir

    topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü,

    kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının

    kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, lütfu geniş

    olandır, hakkıyla bilendir.

    Kur’an-2/256 Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim

    tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah,

    hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    Kur’an-5/32 Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı

    veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları

    öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır.

    Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu

    bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.

    Kur’an-10/99 Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman

    ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?

    CEVAP 33

    İslam dininden çıkan birisi Öldürülür. Dinden çıkmaya îrtidâd, dinden çıkan kişiye de mürted

    denilir. Kur’an-ı Kerim’de İslamdan çıkan kişiye verilecek uhrevî ceza sözkonusu edilmiştir Bir

    ayet-i kerimede cenab-ı Hak meâlen şöyle buyurmaktadır: “İçinizden kim dininden döner ve kafir

    olarak ölürse, işte onların yaptıkları dünyada ve âhirette boşa gider. Bunlar cehennemliktirler ve

    orada kalıcıdırlar.” (el-Bakara, 218)Mürted’in dünyevi cezasının ölüm olduğu, hadisler ve İslam

    ulemasının icmaı ile tesbit edilmiştir. Bu babtaki hadisler, dinden dönene verilecek cezayı net bir

    şekilde ortaya koyuyor. İslam müctehidleri, İslam dininden çıkan bir erkeğin öldürülmesi

    konusunda fikir birliğine varmışlardır. Ancak aynı cezanın İslamdan çıkan kadına da uygulanıp

    uygulanmayacağı tartışmalıdır. Hanefilere göre, bu durumdaki bir kadın öldürülmez. Çünkü fahr-i

    kâinat efendimiz, bir hadisinde, savaş esnasında kadınları öldürmeyi men etmiştir. Cumhura göre

    ise İslam’dan çıkan kadınlar da öldürülür. Bunlar Muâz b. Cebel (r.a) Yemen’e gönderilirken,

    Rasûlullah’ın kendisine söylediği şu sözlere dayanırlar: “Hangi erkek İslamdan çıkarsa onu İslama

    davet et. Dönerse ne ala, aksi halde boynunu vur. Hangi kadın da İslamdan çıkarsa onu tekrar

    davet et. Dönerse ne ala, aksi halde boynunu vur.”Cumhur, Hanefilerin dayandıkları hadisteki

    yasaklamayı, İslam’dan dönen değil de aslen kâfir olan kadının öldürülmemesine hamletmişlerdir.
    Yukarıda naklettiğimiz Muaz hadisinden de anlaşılacağı üzere, mürted öldürülmeden önce tekrar

    dine davet edilir. Mürtede karşı uygulanacak esaslar şunlardır:
    1- İrtidad bir şüphe neticesi olmuşsa, mürteddin bu şüphesi izâle edilir, gerçek anlatılır.
    2- Tekrar İslama dönmesi teklif edilir. Bazı alimlere göre, mürtedde düşünme fırsatı verilir.

    Düşünme müddeti konusunda üç gün ile bir yıl arasında değişen rivayetler vardır. Mürted bundan

    sonra yine İslama girmezse öldürülür. Dinden dönen şahıs bir yabancı ülkeye kaçar ve oraya

    sığınırsa malı ve ailesi konusunda özel hükümler vardır. Konu fıkıh kitaplarının ilgili

    bölümlerindedir.
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/10-12)

    34) Eşcinsellik yapanları öldürün. [1614-Tirmizî-Ebû Dâvud] Bkz.Kur’an-27/55-56

    Kur’an-27/55-56 “Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Doğrusu siz ne

    yaptığını bilmez bir toplumsunuz.”Bunun üzerine kavminin cevabı ancak şöyle demek oldu:

    “Lût’un ailesini memleketinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış(!)”

    CEVAP 34

    AYET HADİSİ TEYİT EDER NİTELİKTEDİR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    İbn Abbas radıyallahü anhuma’dan; Rasûlullah Salallahü aleyhi vesellemin şöyle buyurduğu rivayet

    edilmiştir:”Lût kavminin yaptığını yapan birisini bulursanız (bilirseniz), yapanı da yapılanı da

    öldürünüz.”(Tirmizî, hudûd; 24 İbn Mace. hudûd 12.)

    Said b. Cübeyr ve Mücahid, İbn Abbas radıyallahü anhumâdan;Livâta ederken yakalanan bekâr

    hakkında: “Recmedilir” dediğini rivayet etmişlerdir.(Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil

    Yayınevi: 15/159)

    Açıklama

    Lût kavminin yaptığı işten maksat, insanlarla, arka tarafından temas kurmaktır. Temas kurulan

    şahıs erkek olsun kadın olsun aynıdır. Bu harekete, livâtâ denilir. Bugün kullanılan

    “Homoseksüellik” tâbiri ile aynı manâdır.Cenâb-ı Allah’ın gönderdiği bir Peygamber olan Hz. Lût

    (.s)’ın kavmi arasında bu çirkin hareket yayıldığı için, “Lût kavminin yaptığı iş” denilmiştir.Bu fiili

    işleyene de “Lûtî” denilir.Allah (c.c.) Lût kavmini, işledikleri bu çirkin günahtan dolayı daha

    dünyada iken cezalandırmış, onları üzerlerine taş yağıdırarak helak etmiştir. Cenâb-ı hakkın şu

    cilvesine bakın ki her türlü hastalığın tedavisinin bilindiği bu asırda,homoseksüellikten

    kaynaklanan bir hastalık, tedavisi, mümkün olmayan tek hastalıktır.
    Allah’ın emir ve yasaklarının tümü insanların maslahatına yöneliktir. Yâni ya insanlık için (fert veya

    toplum) bir menfaat sağlamayı ya da onlardan bir zararı defetmeyi hedeflemiştir. Eğer bir şey

    yasaklanmışsa mutlaka onda bir hikmet, bir maslahat vardır. Dolayısıyla, zina ve homoseksüellik

    (eş cinsellik) gibi fiiller, ilk bakışta iki kişi arasında cereyan ettiği için, “bunun ne mahzuru var ki?!

    Alan memnun veren memnun” denilemez. Bu hareketler, Allah’ın emrine isyan oluşlarının yanı sıra,

    fert ve toplum hayatının (parçalanıp çözülmesine), onulmaz yaralar açılmasına da sebeptirler. İşte

    asrımızda, dinimizin şiddetle yasakladığı en büyük çirkinliklerden olan,eşcinselliğin, tedâvî edilmez

    bir hastalığa sebep olduğunun ortaya çıkışı, garip ama Allah’ın emir ve yasaklanndaki hikmete yeni

    bir örnek olması bakımından hikmetli bir tecellidir.
    Üzerinde durduğumuz rivayetlerden birincisi, evli ve bekâr ayırımı yapmadan eşcinsellik

    muamelesinde bulunan her iki kişinin de (temas eden ve kendisine temas edilenin) öldürüleceğini

    bildirmektedir. İkinci rivayette ise, İbn Abbas (r.a) hemcinsi olan bir insana arkadan varan bekârın

    recmedileceğini söylemiştir. Bu harekette, kendisine arkadan yaklaşılan pasif tarafın erkek

    veyakadın olması arasında fark yoktur İslâm ulemâsı ister erkek olsun ister kadın, ister kendi karısı

    olsun ister yabancı bir insana arkasından yaklaşmanın haram olduğunda müttefiktirler. Ancak, bu

    işi yapanlara uygulanacak dünyalık ceza konusunda, değişik delillere istinad ederek farklı

    görüşlere sahip olmuşlardır. Bu görüşlerin özeti şudur.
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/159-160)

    Bazı Hükümler:

    1- Bir insana arkasından temas eden kişiye, zinâ haddi uygulanır yâni, temas eden kişi muhsansa

    (sahih bir nikahla bir kadınla evlenip onunla cinsi ilişki kuran birisi ise) recmedilir. Muhsan değilse

    yüz değnek vurulur. Bu görüş; Said b. Müseyyeb, Atâ b. Ebî Rabah, Nehâî, Hasenü’l-Basri, Katâde,

    Hanefilerden Ebu Yusuf, Muhammed, kuvvetli görüşüne göre İmam şâfiî ve bazı alimlerin nakline

    göre İmâm Mâlik’e aittir.İmam Şâfiîye göre, pasif durumda olan tarafa da ister erkek olsun ister

    kadın, ister muhsan olsun ister olmasın yüz değnek vurulur ve bir yıl sürgün edilir.
    2- Livâta fiilini işleyen kişi ister muhsan olsun, ister olmasın Öldürülür. Bu görüş, Ahmed b. Hanbel,

    Mâlik b. Enes ve bir rivayete göre İmam Şafiî’ye aittir. Bu görüş, üzerinde durduğumuz hadise

    muvafıktır.Lûtî’yi öldürme şekline gelince; Üzerine bir bina yıkılır, yüksek bir yerden atılır şeklinde

    görüşler vardır.
    3- Lûtiye had uygulanmaz, ta’zir edilir. Bu görüş de, İmam Azam Ebû Hanife’ye aittir. Hanefi

    eserlerinden, el-Hidâye’de, İmamı Azamın görüşü şu şekilde delillendirilmiştir.”Bu hareket bir zina

    değildir. Çünkü sahabeler onun öldürülüş şeklinde ihtilâf etmişlerdir. Kimisi ateşle yakılmasını, kimi

    üzerine bir duvar yıkılmasını, kimisi yüksek bir yerden itilip peşinden taş atılmasını v.s.

    söylemişlerdir. Bu fiilde, çocuğu telef etmek veya neseplerin karışması da söz konusu olmadığı

    için bu, zinâ manâsında değildir. Her iki taraftan bu işe istek olmadığı için vukuu da nadirdir. Zinaya

    ise istek vardır. Lûtinin Öldürüleceğini bildiren haberler ya siyâseten öldürüleceğine delâlet eder ya

    da bu fiili helâl görenle ilgilidir.”
    4- Hz. Ebûbekir, Hz. Ali (radıyallâhû anhûma) gibi, büyük sahabelerin de içinde bulunduğu bir

    guruba göre, Lûtî kılıçla kafası kesilerek Öldürülür.
    5- Bâzı Zahirîlere göre, bu çirkin hareketi işleyenlere hiç bir ceza uygulanmaz.Hattâbî beşinci

    maddedeki görüşün, doğruya en uzak olduğunu, insanları bu kötü amele teşvike sebep olacağını

    söyler
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/160-161)

    35) Birliği bozanı, tefrika çıkaranı öldürün. [1711-Müslim] [4775-Müslim-Ebu Davud-Nesâî]

    Bkz.Kur’an-3/103-105 30/32 6/159

    Kur’an-3/103-105 Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin.

    Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi

    birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun

    tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki

    doğru yola eresiniz.Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk

    bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp

    ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.

    Kur’an-30/32 Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın. Bunlardan) her fırka,

    kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.

    Kur’an-6/159 Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya,

    (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta

    olduklarını kendilerine haber verecektir.

    AYETLER HADİSİ TEYİT EDER NİTELİKTEDİR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    CEVAP 35

    Arfece (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:”Şerler ve

    fesadlar olacak. Kim, birlik içinde olan bu ümmetin içinde tefrika çıkarmak isterse, kim olursa

    olsun kılıçla boynunu uçurun.” Bir rivayette: “…onu öldürün! ” denmiştir” (Müslim, İmaret 59,

    (1852); Ebu Davud, Sünnet 30, (4762); Nesâî, Tahrim 6, (7, 93))

    Açıklama

    Hadisin aslında geçen Henât: Fitne ve fesat anlamlarına gelir. Bu kelime hayır hakkında

    kullanılmaz. Mutlak şer için kullanılır. İbnü’l-Esir’in “en-Nihâye”deki açıklamasına göre bu kelimenin

    müfredi “Henef’tir. Çoğulu “Henevât” şeklinde de gelir.İmam-i Nevevi de bu kelimenin, yeni zuhur

    eden olay ve fitne anla­mına geldiğini, hadis-i şerifte kasdedilen mananın da bu olduğunu

    söylemiştir.”Müslümanların derli toplu olması”ndan maksat, birlik ve beraberlik içerisinde olup

    aralarında duygu ve düşünce birliğini sağlayıp teşkilatlanmaları ve tek yumruk ve tek ses haline

    gelmeleridir.Müslümanlar böyle bir durumda iken onların dirliğini ve birliğini bozmaya kalkan bir

    kimse, onların kılıçlarına hedef olur ve vücudu ortadan kaldırılmayı hak eder. Bu fitneyi bu şekilde

    önlemek müslümanlarm kaçınılmaz görevidir.İsterse bu fitneyi çıkarmak isteyen kendilerinin en

    ileri gelenlerinden olsun.
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/582-583)

  4. 4 On Mayıs 17th, 2010, RUSTA said:

    DİKKAT:
    SAVUNMADAN NOTLAR:
    Güya Hz. Peygamber demiş ki: Oradaki develerin sütünden ve bevlinden (İDRARINDAN) içmelerini tenbihler.
    5- İmam Mâlik, bu hadise dayanarak, eti yenen hayvanların bevillerinin (İDRARLARININ) temiz oldğuna
    hükmetmiştir. Ahmed İbnu Hanbel, İmam Muhammed, Şâfiîlerden Istahrî ve Rüyânî, Şâ’bi, Atâ,
    Nehâî, Zührî, İbnu Sîrîn, Hakem ve Sevrî aynı kanaattedirler. Ebû Dâvud, İbnu Uleyye daha ileri
    giderek: “İnsan dışında -eti yensin, yenmesin- bütün hayvanların bevli (İDRARI) ve fışkısı (DIŞKISI) temizdir” demiştir.

    36) Müslüman cinlere üç gün süre verin. Yine de görünürlerse, onları öldürün.

    [4941-Müslim-Muvatta-Ebu Davud] Bkz.Kur’an-72/1-19

    Kur’an-72/1-19 (Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle

    dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona

    inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.” “Doğrusu Rabbimizin şanı çok

    yücedir; ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk.”“Demek bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında

    doğruluktan uzak sözler söylüyormuş.” “Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla

    yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.” “Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına

    sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı.”“Gerçekten onlar da, sizin sandığınız gibi,

    Allah’ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.”“Kuşkusuz biz göğe

    ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk.”“Hâlbuki biz, (daha

    önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim

    dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur.” “Hakikaten biz bilmiyoruz,

    yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?” “Doğrusu içimizde

    salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz.”“Muhakkak ki biz Allah’ı yeryüzünde

    âciz bırakamayacağımızı, kaçarak da onu âciz bırakamayacağımızı anladık.” “Gerçekten biz

    hidayet rehberini (Kur’an’ı) işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne hakkının eksik

    verilmesinden, ne de haksızlığa uğramaktan korkar.”“Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da

    var, hak yoldan sapanlar da var. Kim müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır.”
    “Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.” Yine de ki: “Bana şöyle de

    vahyedildi: ‘Eğer yolda dosdoğru olurlarsa, mutlaka onlara bol yağmur yağdırırız ki bununla onları

    imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir

    azaba sokar.” “Şüphesiz mescitler, Allah’ındır. O hâlde, Allah ile birlikte hiç kimseye kulluk

    etmeyin.”“Allah’ın kulu (Muhammed), O’na ibadet etmek için kalktığında cinler nerede ise (Kur’an’ı

    dinlemek için kalabalıktan) onun etrafında birbirlerine geçiyorlardı.

    CEVAP 36

    AYETLER İLE HADİSİN ALAKASI YOKTUR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    Ebu El-Müseyyeb anlatıyor: “(Bir gün) Ebu Said (radıyallahu anh)’in yanına girmiştim, namaz kılıyor

    buldum. Onu beklemek üzere oturdum. Derken evin bir köşesinde tavanı örten hurma dalları

    arasında bir kıpırtı gördüm. Oraya bakınca bir yılan olduğunu gördüm. Öldürmek üzere atıldım. Ebu

    Said oturmam için işaret etti. Tekrar yerime oturdum. Namazdan çıkınca bana evde bir oda

    gösterdi ve: “Bu odayı görüyor musun?” diye sordu. Ben: “Evet!” deyince devam etti:”Onda,

    bizden yeni evli bir genç vardı. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte Hendek (harbin)e

    gittik. Genç, gün ortasında, ehline uğramak için Aleyhissalâtu vesselâm’dan izin istiyordu. Bir gün

    ondan yine izin istedi. Aleyhissalâtu vesselâm ona:”Silahını beraberinde al, ben Kureyza’dan

    sana bir zarar gelir diye korkuyorum!” buyurdular. Adam silahını aldı. Ailesine geldi. Hanımı iki kapı

    arasında ayakta duruyordu. Elindeki mızrağı ile, dürtmek üzere kadına eğildi. Adama kıskançlık

    gelmişti. Kadın ona:”Mızrağını geri çek! Hele eve gir, beni dışarı çıkaran şeyi bir gör!” dedi. Adam

    içeri daldı. Bir de ne görsün: Yatağın üzerine çöreklenmiş iri bir yılan! Mızrağıyla ona yöneldi ve

    yılana sapladı. Sonra çıkıp, süngüyü avluya dikti. Derken yılan üzerine atıldı. Bilemiyoruz, hangisi

    evvel öldü; yılan mı, genç mi? Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelip, bu durumu anlattık ve:

    “Dua edin, Allah ona tekrar hayat versin!” dedik. Aleyhissalâtu vesselâm:”Arkadaşınız için istiğfar

    ediverin!” buyurdular. Sonra şu açıklamada bulundular:”Medine’de Müslüman olan cinler var.

    Onlardan birini görürseniz, kendisine üç gün ihtarda bulunun. Eğer bundan sonra yine de

    görünürse onu öldürün. Çünkü o bir şeytandır.”
    [Müslim, Selam 139, (2236); Muvatta, İsti’zan 33, (2, 976, 977); Ebu Davud, Edeb 174, (5256, 5257);

    Tirmizî, Ahkâm 2, (1484); (Bazı Tirmizî nüshalarında Sayd bölümünde (17. babta) gelmiştir.]

    AÇIKLAMA:

    Bazı şarihler, bu ve benzeri rivayetlere dayanarak Medine’deki yılanların hemen öldürülme cihetine

    gidilmemesi, önce ihtar edip, kaçmasına imkan hazırlanması gerektiğini, ihtara rağmen

    kaçmazlarsa öldürüleceğini söylemiştir. Sair yerlerde ve evlerde rastlanan yılanları ise, ihtar

    etmeden öldürmek mendubtur. Zîra bu babta sahih surette gelen birçok rivayet mevcuttur. Bu

    görüş sahipleri, Medine’de rastlanan yılanların ihtar edildikten sonra öldürülmeleri gereğine şu

    gerekçeyi zikrederler. Hadis, yılan şeklindeki bir cin taifesinin Medine’de Müslüman olduğunu

    beyan buyurmuştur.
    Diğer bazı alimler, nehyin amm oluşundan hareketle, nerede olursa olsun, evlerde yaşayan

    yılanların ihtar edilmeden öldürülemeyeceğini söylemiştir. Kırlarda rastlanan yılanlar, bunlara göre

    de ihtarsız öldürülebilir. İmam Malik, mescidlerde rastlanan yılanların da ihtarsız öldürüleceğini

    söylemiştir. Tirmizî, yılana yapılacak ihtarın mahiyeti ile ilgili olarak, Resulullah’ın şu sözünü

    nakleder:
    “Senden, Süleyman İbnu Davud ve (gemiye sokarken) Hz. Nuh’un aldığı söz hakkı için bize eziyet

    vermemeni (ve bize görünmemeni) diliyorum.” Ulema bu inzar (korkutma, ihtar) işinin üç gün mü;

    üst üste üç kere mi olacağında ihtilaf etmiştir. Cumhur üç gün demekte ittifak eder. Nevevî’nin

    kaydına göre ulemâ şöyle demiştir: “İhtara rağmen gitmezse, anlaşılır ki, o yılan “ev yılanlarından ”

    değildir, cinlerden Müslüman olanlardan da değildir, o bir şeytandır, ona hürmet etmek gerekmez.

    Allah, öylelerine, insanlara karşı intikam güderek galebe etme hassası vermemiştir. Müslüman

    olanlarla, ev yılanları aksine intikam alıcıdırlar.”
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/154-155)

    37) Namazı terkeden kafir olur. [2356-Tirmizî-Nesâî-İbnu Mâce] [2357-Tirmizî] [2355-Tirmizî-Ebû

    Dâvud-İbnu Mâce] Bkz.Kur’an-19/59

    Kur’an-19/59 Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir

    nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.

    CEVAP 37

    AYETLER HADİSİ TEYİT EDER NİTELİKTEDİR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    Hz. Câbir (radıyallâhu anh)’in anlattığına göre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’in şöyle

    söylediğini işitmiştir “Kişiyle şirk arasında namazın terki vardır.”(Müslim, Îman: 134, (82); Ebû

    Dâvud, Sünnet: 15, (4678); Tirmizî, Îman: 9, (2622))
    Tirmizî’nin metni şöyledir: “Küfürle îman arasında namazın terki vardır.
    Tirmizî ve Ebû Dâvud’un bir diğer rivayetinde: “Kulla küfür arasında namazın terki vardır.”
    (Tirmizî, Îman: 9, (2622); Ebû Dâvud, Sünnet: 15, (4678); İbnu Mâce, Salât: 77, (1078))
    Hz. Büreyde (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    “Benimle onlar (münafıklar) arasındaki ahid (antlaşma) namazdır. Kim onu terkederse küfre

    düşer.”
    (Tirmizî, Îman: 9, (2623); Nesâî, Salât: 8, (1, 231, 232); İbnu Mâce, Salât: 77, (1079))
    Abdullah İbnu Şakik merhum anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın Ashâb’ı ameller

    içerisinde sadece namazın terkinde küfür görürledi.”(Tirmizî, Îman: 9, (2624))
    İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    “İkindi namazını kaçıran bir insanın (uğradığı zarar yönünden durumu), malını ve ehlini kaybeden

    kimsenin durumu gibidir.”(Buhârî, Mevâkît: 14; Müslim, Mesâcid: 200, (626); Muvatta,

    Vukûtu’s-Salât: 21, (1, 11, 12); Ebû Dâvud, Salât: 5, (414, 415); Tirmizî, Salât: 128, (175); Nesâî,

    Salât: 17, (1, 238))

    AÇIKLAMA:

    Beş hadis, namazın ehemmiyetini tesbit ile namazı terketmenin ne kadar büyük bir cürüm

    olduğunu ifade etmektedir. Zîra namaz, küfürle mü’min arasındaki yegane perde olarak

    gösterilmekte ve namazın terki bu perdenin kaldırılması olarak ifade edilmektedir.
    Namazın terki bazan şirk’e, bazan küfr’e nisbet edilir. Aslında şirkle küfür arasında ciddi bir fark

    yoktur. “Şirk”i, inanmakla birlikte O’na eş koşmak, puta da inanmak olarak anlarsak; küfür Allah’ı

    inkârdır ve daha umumî bir tabirdir. Müslim’de her iki kelime beraber kullanılır: “Kişi ile şirk ve

    küfür arasında sadece namazın terki vardır.” Mâna şudur: Kişiyi küfürden men eden şey namaz

    kılmasıdır. Namazı bıraktı mı müslümanı kafirden ayıran alameti terketmiş olur ve böylece zahiren

    kâfir hükmüne maruz kalabilir. Ayrıca namazın terki onu, neticede küfre atan durumlara, inançlara,

    hatalara düşürebilir. Nitekim her bir günahta küfre giden bir yol bulunduğu kabul edilmiştir.
    Namazın ehemmiyetini ifade etmede 2356 numaralı hadisin ayrı bir yeri vardır. Resûlullah

    (aleyhissalâtu vesselâm) orada “Benimle onlar arasında ahid namazdır, kim onu terkederse küfre

    düşer” buyurmaktadır. Hadisteki “onlar” zamiriyle müslümanların kastedilebileceği de kabul

    edilmekle birlikte esas itibariyle münafıkların kastedildiği belirtilmiştir. Şu halde onların kanlarını

    korumalarının müslüman muamelesi görmeye hak kazanmalarının yegane sebebi namaz

    kılmalarıdır. Şayet namazı terkederlerse, onlardan zimmet kalkar. Kâfirler zümresine dahil olurlar

    ve kendilerine kâfire uygulanan ahkâmın uygulanması gerekir. Kâdı İyâz hadisi açıklarken der ki:

    “İslâm ahkâmını onlara icrasında esas, onların namazlara gelip cemaatlere katılıp zahirî ahkâma

    inkıyadla müslümanlara benzemeleridir. Bunu bırakacak olurlarsa diğer kâfirler gibi olurlar.”

    Türbüştî der ki: “Bu mânayı Resûlullah’ın münafıkları öldürmek için izin isteyenlere verdiği şu

    cevap da te’yid eder: “Ben musalli olanları (yani namaz kılanlar) öldürmekten men edildim.”
    Namazı terkedenin tekfiri meselesine gelince, Nevevî der ki: “Namazın terki onun vacib olduğunu

    inkardan ileri gelmişse bu müslümanların icmaı ile küfürdür. Böyle biri derhal İslam dîninden dışarı

    çıkar. Ancak yeni müslüman olmuş, bir müddet müslümanlarla da düşüp kalkmamış ve bu sebeple

    namazın farziyyeti kendisine henüz ulaşmamış birisi ise böyle birinin namazı terki, onun küfrünü

    gerektirmez. Keza namazın farz olduğuna inanarak tembellikle terkeden kimse hakkında ihtilaf

    edilmişse de İmam Mâlik ve Şafiî başta olmak üzere, selef ve haleften birçok cemâhir, böyle birinin

    tekfir edilemeyeceğine hükmetmişlerdir. Böyle birisi fâsıktır. Kendisine tevbe teklif edilir. Tevbe

    ederse dokunulmaz, aksi halde muhsan zâni gibi hadd suçundan kılıç kullanılarak öldürülür.

    Seleften bir grup da tekfirine hükmetmiştir. Bu görüş, Hz. Ali’den rivayet edilmiştir. İki rivayetten

    birine göre Ahmed İbnu Hanbel, Abdullah İbnu’l-Mübarek, İshak İbnu Râhûye ve bazı Şafiîler de bu

    görüştedirler. Ebû Hanîfe, bir grup Kûfî ve Şâfiîlerden el-Müzenî, namazı terkeden tekfir edilmez ve

    öldürülmez diye hükmetmişlerdir. Bunlar taziren hapsedileceğini ve namaz kılıncaya kadar

    mevkuf(tutuklu) tutulacağını söylerler. Öldürüleceğine hükmedenler, sadedinde olduğumuz

    hadisleri esas almışlardır. Öldürülmeyeceğine hükmedenler: “Şu üç şey dışında, müslüman kişinin

    kanı helâl olmaz…” hadisiyle hükmederler. Hadiste “dul zâni”, “cana can kısas”, “dîninden dönen”

    sayılır, fakat “namazı terkeden”in zikri geçmez.Nevevî: “Kulla, küfür arasında namazın terki vardır”

    hadisini âlimlerin dört şekilde te’vil ettiklerini belirtir:
    1- Kişi namazı terketmekle, kâfirin cezasını hakeder, o da ölümdür.
    2- Hadis namazın terkini helâl addedenler hakkındadır.
    3- Namazın terki kişiyi küfre götürür.
    4- Namazı terk fiili, kâfirlerin fiilidir.
    Namaz dışında kalan diğer farzlardan birini terkeden hakkında verilecek hüküm hususunda da

    ihtilaf olmuştur. Mesela İmam Mâlik’e göre bir kimse, “abdest almam, oruç tutmam…” dese

    kendisinden tevbe etmesi taleb edilir, tevbe etmezse öldürülür, çünkü kâfir olmuştur. “Zekât

    vermem” derse zorla alınır, direnecek olursa mukâtale edilir. Ancak “Hacc yapmam” derse, buna

    mecbur edilmez, zîra haccın müddeti geniştir. İbnu Habib ise: “Ben abdest almam, gusletmem,

    oruç tutmam” diyen veya zekâtı, haccı terkeden kimsenin kâfir olacağına hükmeder. Cumhur’a

    göre bir kimse ibadetin farziyyetini inkar etmedikçe kâfir olmaz. Bu hususta ashab icma eder.
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:8.cilt)
    (Bu konudaki diğer kaynaklar; Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi:

    1/488-491 Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 1/492-495)

    38) Namazı terkeden müşrik(Allah ‘a ortak eden) olur. [2354-Müslim-Ebû Dâvud-Tirmizî]

    [1080-6307] Bkz.Kur’an-19/59

    Kur’an-19/59 Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir

    nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.

    CEVAP 38

    AYETLER HADİSİ TEYİT EDER NİTELİKTEDİR YİNEDE BU KONUYA 37 DE CEVAP VERİLMİŞTİR

    39) 10 yaşında namazı terkeden çocuklarınızı dövün. [2336-Ebû Dâvud-Tirmizî] Bkz.Kur’an-2/256

    Kur’an-2/256 Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim

    tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah,

    hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    CEVAP 39

    Alışması İçin Çocuğa Namaz Kılmasını Emretmek

    Çocuk, ana babasının bir kopyası, içinde yetiştiği muhitin ahlâk ve kültürünün küçük bir modelidir.

    Ana baba bir yay, çocuk ise bir oktur. Onu ne yana, nereye atarlarsa oranın rengini ve karakterini

    alır. Ailesi onu küçük yaşta ya iyiye, doğruya ve güzele çevirip yönlendirir; ya da ona bir takım kötü

    itiyadlar kazandırır. Ergen olduktan sonra Allah’ın hidâyetine lâyık görülürse kurtulur, değilse, aldığı

    renk ve maya ile bir ömür tüketir.O bakımdan büyük terbiyeci Hz. Muhammed (a.s) Efendimiz,

    çocuk terbiyesine gereken önemi vermiş ve bu hususta sağlıklı bütün yolları göstermiştir.Namaz

    kılan ve helâl lokma ile geçinen ana babanın çocuklarına verdikleri örnek, eğitimin omurgasını

    teşkil eder. Bunun aksine bir tutum çocuğun elden çıkmasına neden olur.Çocuk henüz fazilet

    kalıbında şekillenmeye müsait bir dönemde iken onu namaz ve benzeri ibâdetlere alıştırmak bir

    bakıma farzdır. Küçük çocuğunu avutup yanına çağırırken avucunda hurma bulunduğunu ve

    hemen geldiği takdirde onu kendisine vereceğini söyleyen annenin bu hareketine şahit olan

    Peygamber (a.s.) Efendimiz, ona : «Elinizde cidden hurma var mıdır? Sakın çocuğa yalan

    söyleyerek onu avutmaya çalışma, sonra güvensizlik doğurur ve çocuğu da yalana alıştırırsın, o

    yüzden günah işlemiş olursun! Buyurarak çocuk eğitiminin nasıl bir dikkat ve itina istediğini

    belirtmiştir.Bizim konumuz ahkâmla ilgili olduğundan meselenin derinliğine inmek istemiyoruz.

    Sadece çocuğu küçük yaşta namaza alıştırma ve hayatı bir baştan bir başa düzende tutmaya

    yeten bu ibâdete onun kalbini, ruhunu ve dimağını açma konusunu işleyeceğiz. Önce ilgili hadîsleri

    nakledelim:Amir b. Şuayb (r.a.)’den yapılan rivayette Resûlüllah (a.s.) Efendimiz’in şöyle

    buyurduğunu haber vermiştir : «Çocuklarınız yedi yaşında iken onlara namaz ile emrediniz; on

    yaşma girdiklerinde (kılmazlarsa ölçülü ve yönlendirici anlamda) dövünüz ve yataklarını ayırınız.»

    (Ahmed î 2/180 – Ebû Dâvud)
    Hz. Aişe (r.a.)’dan yapılan rivayette, Peygamber (a.s.) Efendimiz’in şöyle buyurduğunu söylemiştir:

    «Üç (kimse) hakkında kalem kaldırıldı: Uyanıncaya kadar uyuyandan, ergen oluncaya kadar

    çocuktan, aklî dengesi yerine gelinceye kadar deliden…»
    (Buharî/Hudud ı 22, talak .. 11. Ebû Dâvud/Hudud : 17. Tirmizî/Hudud : 1. îbn Mâce/Talak t 15.

    Dareinî/Hudud s 1. Ahmed ; 6/100,101,144)

    Hadîslerin açık delâletinden şu hükümler anlaşılmaktadır:
    1- Çocuk yedi yaşma girince onu namaza alıştırmak sünnettir.
    2- On yaşma girince, bu alışkanlığını sürdürmesini sağlamaya çalışmak ve çocuk eğitiminin son

    çarelerinden ve yeri geldiği zaman uygulanmasında fayda olan dayağa başvurmak müstehabdır.

    Ancak bu yara bere açacak, çocuğu rencide edecek, kişiliğini zedeleyecek ölçüde değil de,

    hafiften kaba kısımlarına dokunmak ve o korkuyu vermek şeklinde olmalıdır.
    3- Çocuklar on yaşma girince, yataklarını ayırmak, özellikle kız çocuğuyla erkek çocuğunu

    birbirinden uzak tutup yataklarını ona göre düzenlemek sünnettir.
    4- Uykuda meydana gelen ve günâh anlamında olan şeyler amel defterine yazılmaz. Çünkü olup

    bitenlerin hemen hepsi kişinin irâdesi dışında cereyan eder,
    5- Çocuk ergen oluncaya kadar, günâh mahiyetinde işlediği hiçbir fiil amel defterine yazılmaz,

    çünkü bu dönemde henüz mükellef değildir.
    6- Aklî dengesini kaybeden bir kişiden de sadır olan günâh 3 kötülükleri amel defterine yazılmaz ve

    bunlardan dolayı sorum tutulmaz.
    Mezhepler bu konuda ittifak halindedir.
    Birinci hadîsi Hâkim de tahrîc etmiştir. Tirmizî ile Darekutnî aynı hadîsi Abdülmelik b. Rabi’ b. Sebre

    el-Cühenî babasından, dedesinden rivayet etmişler ancak çocukların yatağının ayrılmasını

    zikretmemişlerdir.
    Bezzar’ın Ebû Râfi’den yaptığı rivayette bu konuda şöyle tespit yapılmıştır: «Resûlüllah (a.s.)

    Efendimiz’in vefatından sonra kendisine ait bir kılıç kınının içinde yazılı bir sahife bulduk, içinde

    şunlar yazılıydı: Bismillâni’r-Rahmânî’r-Rahîm. Erkek ve kız çocuklar ile erkek ve kız kardeşler yedi

    yaşına girdiklerinde (yataklarını) ayırınız, dokuz yaşına (buyurduğunu sanıyorum) girdikleri zaman

    namaz (kılmadıkları takdirde) dövünüz.» (Hafız Pezzar ı Ebu Râfi’den)

    Çıkarılan Hükümler:

    1- İlgili hadîslerde geçen «emredin» tabiri nedb ve istihbab ifade eder.
    2- Yedi yaşına giren çocuk kız olsun erkek olsun namaza alıştırılır ve bu ana babanın

    görevidir.Terkinde kerahet söz konusudur.
    3- Çocuk on veya dokuz yaşına girince namazı bırakmaması için gayret edilir. Eğitimle

    heveslendirilip itiyad edinmesi sağlanır. Aksi halde yara bere açmayacak,kişiliğini zedelemiyecek

    şekilde dövülür. Bu sünnettir.
    4- On veya dokuz yaşına girdikleri zaman yatakları ayrılır. Bu da sünnettir.
    (Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 1/499)

    40) Yüz sene sonra yeryüzünde kimse kalmayacak. [5029-Müslim-Tirmizî-Buhari-Ebu Davud] Bkz.

    Kur’an-31/34 46/9

    Kur’an-31/34Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru

    indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de

    bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.

    Kur’an-46/9 De ki: “Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben

    sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.”

    CEVAP 40

    Abdurrahman b. Ömer (r.a.)’den rivâyet edilmiştir. Dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), hayatının son

    günlerinde bir gece bize yatsı namazını kıldırdı ve selam verince şöyle buyurdu: “Şu gecenizi

    görüyormusunuz? Bundan yüz sene sonra bugün şu toprağın üzerinde olanlardan hiç kimse

    hayatta kalmayacaktır.” İbn Ömer diyor ki: İnsanlar yüz seneye dair bu hadisleri rivâyet ederlerken

    Rasûlullah (s.a.v.)’in bu sözü hakkında yanlış yorumlara düştüler. Halbuki Rasûlullah (s.a.v.) bu

    hadisinde sahabe asrının sona ereceğini söylemek istemiştir.”
    (Ebû Dâvûd, Melahım: 18; Müslim, Fedail-us Sahabe: 53)

    41) Güvercin şeytandır. [5331-Ebu Davud-İbnu Mace]

    KUR’AN’A AYKIRI DENMİŞ ORTADA AYKIRI OLDUĞU İDDA EDİLEN AYET(LER) YOK AYRICA

    BAHSEDİLEN HADİS KİTAPLARINDA (5331-Ebu Davud-İbnu Mace) “Güvercin şeytandır”DİYE BİR

    HADİS YOKTUR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    CEVAP 41

    Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir güvercinin peşine

    düşüp onunla eğlenen bir adam görmüştü. “Bir şeytan bir şeytaneyi takip ediyor!” buyurdular.”

    [Ebu Davud, Edeb 65, (4940); İbnu Mace, Edeb 44, (3765).]

    AÇIKLAMA:

    Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), büyük adamın güvercinle eğlenmesini, boş, faidesiz ve

    malayani bulduğu için şeytana nisbet etmiştir; kendisine şeytan demiştir. Çünkü faidesiz bir

    meşguliyetle vakit geçirmektedir. Güvercine de şeytan demiştir. Zira adamı malayani bir

    meşguliyete çekmiştir, zikrullah, faydalı tefekkür ve müsmir bir iş gibi her çeşit faydalı amelden

    alıkoymuştur.Nevevî der ki: “Yavru ve yumurta elde etmek veya yalnızlığa karşı ünsiyet bulmak

    veya mektup taşıtmak gibi maksadlarla güvercin beslemek caizdir. Hiçbir keraheti yoktur. Fakat

    uğur çıkarmak maksadıyla onunla meşguliyet ise, sahih görüşe göre mekruhtur. Buna bir de

    kumar ve benzeri haramlar inzimam ederse, o kimsenin şahidliği reddedilir.”İbnu Hacer gibi bir

    kısım alimler, Enes’in küçük kardeşi Ebu Umayr’ ın kuşla oynamış olmasına dair rivayetleri esas

    alarak, çocukların kuşla oynamasının caiz olduğuna hükmetmişlerdir; yeter ki eziyet etmesinler ve

    atış talimlerinde hedef olarak kullanmasınlar.
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 15/135-136)

    42) Av, koyun ve çoban köpekleri dışındaki köpekleri öldürün.

    [4949-Buhârî-Müslim-Muvatta-Tirmizî-Nesâî] Bkz.Kur’an-18/18

    Kur’an-18/18 Uykuda oldukları hâlde, sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk.

    Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka

    onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.

    CEVAP 42

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) av veya koyun

    veya çoban köpeği hariç diğer bütün köpeklerin öldürülmesini emretti.”İbnu Ömer (radıyallahu

    anhüma)’e: “Ebu Hüreyre, “Veya ekin köpeğini de diyor!” denilmişti, bunun üzerine: “Onun ekini

    var da ondan!” cevabını verdi ve ilave etti:”Biz Medine ve civarına gider, tek köpek bırakmaz,

    hepsini öldürürdük. Hatta biz, çölden gelmiş kadına refakat eden arkadaş köpeği bile öldürdük.”
    (Buhârî, Bed’ü’l-Halk 14; Müslim, Musakât 45, (1570); Muvatta, İsti’zân 14, (2, 969); Tirmizî, Sayd 4,

    (1488); Nesâî, Sayd 9, (7, 184.)

    AÇIKLAMA:

    1- Köpeklerin öldürülüp öldürülmemesi ile ilgili birçok hadis rivayet edilmiş, bu sebeple mesele

    hakkında ulemânın farklı mütalaaları olmuştur. Bunları müteakiben özetlemeye çalışacağız.
    2- Sadedinde olduğumuz hadiste açıklanması gereken mühim bir nokta, İbnu Ömer’in Ebu Hüreyre

    (radıyallahu anh) hakkında sarfettiği: “Onun ekini var da ondan” sözüdür. Bu ifade biraz

    açıklanmaya muhtaç. Çünkü yanlış anlaşılmaya müsait bir görünüş arzetmektedir.İbnu Ömer’in,

    Ebu Hüreyre hakkındaki bu sözü, ulemanın ittifakla ifade ettikleri üzere Ebu Hüreyre’nin ziyadesini

    gevşetmek, hafife almak gayesini gütmemektedir. Nitekim o hüküm, yani Resulullah (aleyhissalâtu

    vesselâm)’ın ekin bekleyen köpeği de öldürmekten istisna kıldığını ifade eden ziyadeyi, İbnu

    Mugaffel, Süfyan İbnu Ebî Züheyr ve İbnu Hakem de zikretmişlerdir. Bu ziyadeyi başkaları rivayet

    etmemiş olsa, bi’lfarz sadece Ebu Hüreyre rivayet etmiş olsa bile, yine de hadisin sıhhatine bir

    noksan gelmezdi. Çünkü sahabinin rivayeti makbuldür. Kaldı ki, İbnu Ömer’in bu sözüyle: “Ebu

    Hüreyre çiftçidir, çiftçilikle ilgili teferruatı herkesten iyi bilir, o bu hususta dikkatlidir” demek istediği

    belirtilmiştir.
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/159)

    Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular

    ki:”Köpek besleyen bir aile yoktur ki, her gün rızıklarından iki kırât eksilmemiş olsun. Bundan av

    veya bekçi veya koyun köpeği hariç (bunları besleyenlerin rızkında eksilme olmaz).”(İbrahim

    Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/160)

    AÇIKLAMA 2

    1- Köpeklerle ilgili gelen hadislerden birkaçı:
    * İbnu Mugaffel anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) köpekleri öldürmeyi emretmiştir.

    Sonra: “Köpekler onları ne ilgilendirir” buyurdu ve av köpeği ile çoban köpeği hakkında ruhsat

    verdi.”
    * Hz. Cabir İbnu Abdillah (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize

    köpekleri öldürmeyi emrettiler. (Bunun üzerine biz) çölden gelen kadına refakat eden köpeğe

    varıncaya kadar (bütün köpekleri) öldürdük. Sonra (aleyhissalâtu vesselâm) köpekleri öldürmeyi

    yasakladı ve: “Halis siyahını (ve gözlerinin üstünde iki nokta gibi beyazı olan) iki noktalısını

    öldürün, zîra o şeytandır!” buyurdular.
    * İbnu Ömer anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), köpeklerin öldürülmesini emrettiler ve

    onların öldürülmesi için Medine’nin etrafına haber saldılar.
    * Bu rivayetleri gözönüne alan Ahmed İbnu Hanbel ile bazı Şafiî alimler, halis, siyah köpeğin

    avcılıkta kullanılmasını uygun görmemişler ve Cabir (radıyallahu anh) hadisinin zahirini esas

    alarak: “Zîra siyah köpek şeytandır; helal olan av, şeytanın değil, köpeğin avladığıdır” demişlerdir.

    Fakat alimlerin ekseriyeti yani cumhur, siyah köpekle diğerleri arasında fark olmayacağına

    hükmetmiştir. Hadiste ona şeytan denmesi, onların köpek olmadığını belirtmeye matuf değildir.

    Bundandır ki, beyaz gibi, siyah köpeğin de ağzını soktuğu kabın yıkanması gerekir. İmam Â-zam,

    İmam Malik ve İmam Şafiî rahimehümullah’ın görüşleri böyledir.
    Alimler, siyah köpeğin şeytan olarak ifade edilmesinde zahirin maksud olmadığına, Kur’an-ı

    Kerim’de -mesela Nas suresinde- kötülüğü galebe çalan insanlara şeytan denmiş olmasını delil

    gösterirler. Allah böylelerine şeytan demiş ama öldürülmelerini emretmemiştir.
    * İbnu Abdilberr’e göre, zararlı olmadıkça hiçbir köpek öldürülmez. “Çünkü der Aleyhissalâtu

    vesselâm canlıları silaha hedef yapmayı nehyetmiştir. Üstelik köpeğe su vermenin faziletiyle ilgili

    hadis mevcuttur. Hadiste: “Her ciğer sahibine su vermenin ecri vardır” buyrulmuştur.” İbnu

    Abdilberr, kanaatine fiilî durumu da şahid gösterir: “Her tarafta bunca alim ve dine aykırı işlere göz

    yummayan uyanık kimseler olduğu halde köpekleri öldürme adeti yoktur. Ben, Müslümanların

    hiçbir fakihinin, köpek beslemeyi adaleti cerheden, şahidliğe mani olan bir hal saydığını görmedim.

    Sadece Şâfiî mezhebi ihtiyaç yokken köpek beslemeyi haram saymıştır” der.
    Hangi çeşitten olursa olsun “köpek sulama”nın ecrinden bahseden hadise gelince:”Ebu Hüreyre

    (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:”Fahişe bir kadın,

    bir kuyu başında susuzluktan dilini çıkarmış soluyan ve ölümle pençeleşen bir köpeğe rastladı.

    Hemen ayakkabısını çıkararak başörtüsüne bağlayıp hayvana su çıkardı. Bu sebeple kadının

    günahları affolundu.”
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/160-161)

    43) Peygamber hainlerin yakılmalarını emretti, sonra caydı. [1060-Buhârî-Ebu Dâvud-Tirmizî]

    Bkz.Kur’an-4/107

    Kur’an-4/107 Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkârı

    sevmez.

    CEVAP 43

    AYET HADİSİ TEYİT EDER NİTELİKTEDİR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bizi (bir tecziye

    vazifesi ile Mekke’ye) gönderdi ve (Kureyş’ten iki kişinin ismini vererek) : “Falanca ve falancayı

    yakalayabilirseniz onları ateşte yakın” dedi. (Hazırlıkları bitirip) tam Medine’den ayrılacağımız sırada

    (bizi çağırtarak): “Ben size falan ve falanı yakmanızı emretmiştim. (Sonra düşündüm ki) ateşle

    yakma cezasını vermek Allah’a aittir. Onları yakalarsanız öldürün.” [Buhârî, Cihâd 149; Ebu Dâud,

    Cihâd 122,(2674); Tirmizî, Siyer 20, (1571).][148]

    AÇIKLAMA:

    1- İbnu Hacer, bu seriyyeye Hamza İbnu Amr’ın komutanlık yaptığını, öldürülmesine karar verilen

    iki kişiden birinin Hebbâr İbnu’l-Esved, diğerinin de Nâfî İbnu Abdi Kays olduğunu belirtir. Bunların

    suçu, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in Ebu’l-As’la nikahlı olan kızı Zeyneb (radıyallahu

    anhâ)’in, Medine’ye müteveccihen Mekke’den ayrıldığı sırada yolda önünü kesip, tartaklamaları ve

    bunun sonucu olarak düşük yapmasıdır.
    Said İbnu Mansur’un tahricinde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle demiştir: “Ben (yakma

    suretiyle ceza vermekten) Allah’a karşı haya duydum, Allah’ın cezasıyla cezalandırmak hiç kimseye

    yakışmaz.”
    2- Cezalandırma heyeti Hebbâr’ı yakalayamazlar Hebbâr, Mekke fethinden sonra Ci’râne’de

    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı bularak Müslüman olur. Anlatıldığına göre Resûlullah

    (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına girdiği görülünce, bir adam üzerine atılmak üzere kalkar.

    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Otur” diye işaret buyurur. Hebbâr, kelime-i şehâdet getirerek

    Müslümanlığını ilan eder. Ve: “Senden diyar diyar kaçtım. Acemlerin memleketine gidecektim.

    Sonra hatırladım ki, sana karşı câhillik edenlere karşı affın, müsâmahan, iltifatın büyüktür. Ey

    Allah’ın Resûlü! Biz ehl-i şirk idik, Allah seninle hidâyet verdi, seninle bizi felâketten kurtardı.

    Benim cehâletimi, benden size ulaşan kötülükleri de bağışla! Ben yaptığım kötülükleri ikrar,

    günahımı itiraf ediyorum!” der. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
    “- Allah sana İslâm’ı nasib etmekle iyilikte bulunmuş. İslâm daha önce yapılan (kötülük)leri örter”

    diye cevap vererek affettiğini ilân eder.
    Üsdü’l-Gâbe’de kaydedildiği üzere, Hebbâr (radıyallahu anh) Medine’ye gelince ona laf atarak

    hakâret edenler olur. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a şikâyet eder: “Öyle yapanlara sen de

    (aynı şekilde) sebbederek cevap ver!” buyurur.
    3- Nâfi İbnu Abdi Kays’ın âkibeti hakkında bilgiye rastlanmaz. İbnu Hacer, Müslüman olmadan

    ölmüş olabileceği ihtimâli üzerinde durur.
    4- Yakma suretiyle tecziye meselesine gelince, bu hususta selef ihtilâf etmiştir. Hz. Ömer, İbnu

    Abbâs ve Ömer İbnu Abdilaziz (radıyallahu anhüm) başta birçokları, suç ne olursa olsun; küfür,

    mukâtele, kısas vs. kerih addederler. Hz. Ali, Hâlid İbnu’l-Velîd başta diğer bazıları da câiz

    addederler. Şârih Mühellib mevzu hakkında şu bilgiyi verir: “Bu hadisteki yasaklama, tahrim ifâde

    etmez, bilakis Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın tevâzu maksadıyla rücû ettiğini ifade

    etmektedir. Yakarak cezalandırmanın cevâzına sahâbelerden bâzılarının tatbikatı delâlet eder:

    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Ureynelilerin gözlerini kızgın demirle oydurmuştur.Hz. Ebu

    Bekir (radıyallahu anh), asileri Ashab’ın huzurunda (Medine musalahasında) yaktırmıştır. (Hz. Ali

    bir kısım Hâricileri yaktırmıştır.) Hâlid İbnu’l-Velîd, mürtedlerden bazılarını yaktırmıştır. Medine

    âlimlerinin çoğu, kale ve gemilerin, içindekileriyle birlikte yakılmasını tecviz etmiştir. Sevrî ve Evzâî

    bu görüştedirler.”
    Ancak İbnu’l-Münîr ve diğer bazıları buna itiraz ederek demişlerdir ki: “Bu zikredilen örneklerde

    cevâza delil yoktur. Şöyle ki: “Ureynelilerle ilgili haber, bir kısastır (Ureyneliler, Hz. Peygamber

    (aleyhissalâtu vesselâm)’in çobanlarının gözlerini oymuşlardı), veya mensuhtur. Sahâbelerden

    bazılarının tecviz etmesi de delil olamaz, zira diğer bir kısım sahâbelerin yasaklamalarına muhaliftir.

    Kale ve gemilerin yakılma izni, düşmana zafer kazanmanın başka yolu kalmaması şartıyla kayıtlıdır.

    Ayrıca, bâzı âlimler bu cevâzı da, “kale ve gemide kadın ve çocuk yoksa” şartına bağlamışlardır,

    cevaz mutlak değildir.” Bu babtaki hadis ise, pek açıktır, tahrim mevcuttur. Önce verilen “yakılma”

    emri neshedilmektedir. Nesh vak’ası, vahiyle olmuştur veya şahsî ictihadıyla olmuştur, farketmez.”

    5- Hadisten çıkartılan bazı hükümler:
    a) Bu hadiste bir meseleye içtihad ederek karar verdikten sonra ondan dönmenin caiz olduğu

    gözükmektedir.
    b) Hüküm verirken, iltibası önlemek için delilin zikredilmesi müstehabtır.
    c) Hudud ve benzeri suçların peşine düşmek gerekir, zira, fazla zamanın geçmesi, hakedenden

    cezayı kaldırmaz.
    d) Bit, pire gibi canlıları da ateşle öldürmek mekruhtur.
    e) Sünnet, sünetle neshedilir, bu hususta ittifak var.
    f) Bir hükmün, daha amel edilmeden veya amel etme imkânı bulmazdan önce neshi caizdir.
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:5/111-113)

    44) Peygamber teröristlerin gözlerinin oyulmasını emretti ve deve sidiğini içmeyi uygun gördü.

    [1587-Buhârî-Müslim-Tirmizî-Ebû Dâvud-Nesâî-İbnu Mâce] [1588-Ebu Dâvud-Nesâî]

    Bkz.Kur’an-2/190 9/10

    Kur’an-2/190 Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü

    Allah aşırı gidenleri sevmez.

    Kur’an-9/10 Bir mü’min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü)

    gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.

    CEVAP 44

    Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ukl ve Ureyne kabilelerinden bir grup insan Resûlullah

    (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına gelip:”- Ey Allah’ın Resûlü! Biz hayvancılıkla uğraşıp sütle

    beslenen (çöl) insanlarıyız, (çiftçubukla uğraşan) köylüler değiliz” dediler. Bu sözleriyle, Medine’nin

    havasının kendilerine iyi gelmediğini ifade ettiler. Resûlullah, onlara (hazineye ait) develerin ve

    çobanın (bulunduğu yeri) tavsiye etti. Kendilerine oraya gitmelerini, develerin sütlerinden ve

    bevillerinden (İDRARLARINDAN) içmelerini söyledi. Gittiler, Harra bölgesine varınca, İslâm’dan irtidâd ettiler. Hz.

    Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’ın çobanını da öldürüp develeri sürdüler. Haber, Hz.

    Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e ulaştı.Resûlullah, derhal arkadaşlarından takipçi çıkardı

    (yakalanıp getirildiler). Gözlerinin oyulmasını, ellerinin kesilmesini ve Harra’nın bir kenarına

    atılmalarını ve o şekilde ölüme terkedilmelerini emretti.” ((Buhârî, Muhâribin 16, 17, 18, Diyât 22,

    Vudû 66, Zekât 68, Cihâd 152, Megâzî 36, Tefsir, Mâide 5, Tıbb 5, 6, 29; Müslim, Kasâme 9, (1671);

    Tirmizî, Tahâret 55, (72), Et’ime 38, (1846); Ebû Dâvud, Hudud 3, (4364-4371); Nesâî,

    Tahrimu’d-Dem 7, (7, 93-98); İbnu Mâce, Hudud 20, (2578).))

    AÇIKLAMA:

    1- Bu hadis, kaynaklarının çokluğundan da anlaşılacağı üzere, birçok farklılıklarla çeşitli

    vecihlerden rivayet edilmiştir. Yukarıdaki hadiste zikri geçmeyen bazı teferruatı gözönüne alarak

    hâdiseyi şöyle özetleyebiliriz: Ureyne ve Ukl kabilelerinden, bazı rivayetler de sekiz kişi oldukları

    belirtilen bir grup Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelirler. Ancak Medine’nin rutubetli havası

    onlara iyi gelmez ve hastalanırlar. Bunu, Medine’nin kendilerine uğur getirmediğine yorarlar ve

    hatta Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in huzuruna çıkarak yapmış oldukları biat akdini

    bozmak, İslâm’dan rücu etmek talebinde bulunurlar. Hz. Peygamber onlara hava değişikliği tavsiye

    ederek hazine develerinin otlatıldığı Kuba civarındaki Zü’l-Hader denilen yerdeki otlağa gönderir.

    Oradaki develerin sütünden ve bevlinden (İDRARINDAN) içmelerini tenbihler. Bu tavsiyelere uyup iyileşen

    bedevîler, irtidad ederler. Bununla da kalmayıp işi ihanete dökerek çobanlardan birinin gözlerini

    oyup el ve ayaklarını kesip sonra öldürürler, hazine develerini de kaçırmaya kalkarlar. Ancak kaçıp

    kurtulabilen bir çobanın ihbariyle duruma muttali olan Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm),

    peşlerinden Kürz İbnu Câbir el-Gihrî komutasında yirmi kadar ensârî genci, bir de iz takipçisi (kâif)

    ile birlikte peşlerinden gönderir. Bunlar, hainleri kıskıvrak yakalayıp Medine’ye getirirler. Hz.

    Peygamber kısâsen gözlerinin oyulmasını, ellerinin ve ayaklarının kesilip bu halde Harra’nın bir

    kenarına atılmalarını, kızgın güneşin altında ölüme terkedilmelerini emreder ve öyle yapılır. Hz.

    Enes (radıyallahu anh) onlardan birini gördüğünü, susuzluktan ölene kadar toprağı yaladığını

    belirtir.
    2- Bu hâdise üzerine şu mealdeki âyetin indiği belirtilir: “Allah’a ve Resûlü’ne (mü’minlere) harp

    açanların, yeryüzünde fesadcılığa koşanların cezası, ancak öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut (sağ)

    elleriyle (sol) ayaklarının çaprazvari kesilmesi, yahud da (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu,

    onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Ahirette ise onlara (başkaca) pek büyük bir azab da vardır…”

    (Maide 33).
    3- Kadı İyaz’ın açıklamasına göre, hadisi anlamada ulemâ ihtilaf etmiştir. Seleften bir kısmı, bu

    cezanın hudud ve muhariblerle ilgili (Maide 33) âyetler inmezden önce verildiğini, mezkur âyetler

    inince hadisin hükmünün neshedildiğini söylemiştir. Bazıları ise hadisin neshedilmediğini

    söylemiştir. Bu sonunculara göre muhariblerle ilgili âyetler bu vak’a ile ilgili olarak inmiştir.

    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da bu cezayı kısas olarak tatbik etmiştir. Çünkü mürtedler

    Müslüman çobana aynı şeyleri yapmışlardır.
    Bazı âlimler müsle’ye haram derken, diğer bir kısmı “haram değil, tenzihen mekruh” demiştir.
    4- Hz. Enes bir rivayette bu mürtedlerin su isteklerini ancak onlara su verilmediğini, toprağı

    yalayarak öldüklerini belirtir. Bu husus da âlimlerin bazı yorumlarına kapı açmıştır. Rivayetlerde Hz.

    Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in: “Su vermeyin” diye sarih bir sözü gözükmüyor. Ama su

    verilmeme vak’asından haberdâr olmadığını söylemek de zor. Üstelik, Ashab’ın sünneti de meşru

    bir hüküm taşır.Kadı İyâz: “Öldürülmesi farz olan bir kimse su istese, kasden mâni olup da

    kendisine su vermeyerek iki azabın birlikte tatbik edilmesinin meşru olmayacağında ulemânın

    ittifak ettiğini belirtir. Nevevî bu görüşe itiraz ederek: “Bu sahih hadiste beyan olunmuştur ki,

    mürtedler çobanı öldürmüş, İslâm’dan dönmüşlerdir. Şu halde ne su istemede ne de başka

    hususta kendilerine hürmet kalmaz” der.Yine Nevevî’nin kaydına göre, Şafiî ulemâsı şöyle

    demiştir: “Yanında tahâreti için gerekli olan suyu bulunduran bir şahıs, o suyu, ölümden veya

    şiddetli susuzluktan korkan bir mürtede verip de kendisinin teyemmüm etmesi câiz değildir. Ancak

    suyu isteyen kimse bir zımmî veya bir hayvan olsa vermek lâzım gelir, bu durumda suyu vermeyip

    abdest alması caiz olmaz.”
    5- İmam Mâlik, bu hadise dayanarak, eti yenen hayvanların bevillerinin (İDRARLARININ) temiz oldğuna

    hükmetmiştir. Ahmed İbnu Hanbel, İmam Muhammed, Şâfiîlerden Istahrî ve Rüyânî, Şâ’bi, Atâ,

    Nehâî, Zührî, İbnu Sîrîn, Hakem ve Sevrî aynı kanaattedirler. Ebû Dâvud, İbnu Uleyye daha ileri

    giderek: “İnsan dışında -eti yensin, yenmesin- bütün hayvanların bevli (İDRARI) ve fışkısı (DIŞKISI) temizdir” demiştir.
    Ebu Hanife, Ebu Yusuf, Şâfiî, Ebu Sevr ve diğer bir çok ulemâya göre bütün beviller (İDRARLAR) pistir. Ancak

    atfedilen az miktar bu hükme dahil değildir. Bunlara göre, Ureynelilere zarurete binaen ruhsat

    verilmiştir. Zaruret olmadan deve idrarının temiz olduğuna dair hadiste bir hüküm mevcut değildir.

    Birçok haramlar zaruret sebebiyle mübah kılınmıştır, ancak bunlar zaruret olmadığı takdirde yine

    haramdır. Sözgelimi harp halinde veya şiddetli kaşınma gibi durumlarda ortaya çıkan zarurete

    binaen ipekli elbise helâl olur. Bu gibi mazeretleri olmayana ipekli elbise haramdır.
    * Haramla tedavi caiz değilse de haramda yüzde yüz şifa olduğu bilinirse caiz olur.
    * Devlet reisi, kendisine gelen yabancıların her meselesiyle meşgul olur; tedavisiyle bile…
    * İlaç kullanmak, vücuda faydası olan mutad ilacı almak meşrudur.
    * Kısasda misilleme meşrudur.
    * Mürted, tevbe etmeye çağırılmadan derhal öldürülür. Bunun vacib mi, müstehab mı olduğu

    hususlarında ihtilâf edilmiştir. Bazı âlimler: “Mürted muharebe ederse, katli vacib olur, tevbe

    etmesini beklemekte bir mâna kalmaz” demiş ve sadedinde olduğumuz hadisi bu iddiaya delil

    göstermiştir.
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:6/193-195.)

    45) Yılanı öldürmeyen bizden değildir. [4944-Ebu Davud] Bkz.Kur’an-2/29

    Kur’an-2/29 O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök

    hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

    AYETLER İLE HADİSİN ALAKASI YOKTUR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    CEVAP 45

    Hz. Ebu Hureyre’den (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:”Biz kendileriyle

    savaştığımızdan bu yana yılanlarla hiç barış yapmadık, (Binaenaleyh intikam alacakları) korkusuyla

    onlardan birini (öldürmeyi) bırakan kimse benden değildir.”

    Hz. İbn Mesud’dan (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Yılanların hepsini

    öldürünüz. Onların intikamından (ve bu korkusundan dolayı onları Öldürmekten kaçman) kimse

    benden değildir.”
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/610)

    Açıklama

    İnsanoğlu ile yılanlar arasında yaratılışlarından gelen ezeli bir düşmanlık vardır Yaratılışlarında

    bulunan bu düşmanlık sebebiyle her zaman yılanlar insanları, insanlar da yılanları öldürmek

    isterler.Bazılarına göre ise, bu düşmanlık tâ cennette Adem Aleyhisselamla şeytan arasında geçen

    malum ve meşhur olaya kadar uzanır. Rivayete göre şeytan, Adem aleyhisselam’a, cennette

    kendisine yasaklanmış olan meyveyi (Bakara (2),19) yedirerek onu cennetten çıkarmayı kafasına

    koyunca, bu tasarısını gerçekleştirmek için cennete girip Hz. Adem’le buluşmak istemişse de

    cennetin bekçileri onu içeriye bırakmamışlardır. Bunun üzerine bir yılan, şeytanı ağzının içine

    alarak onun cennete girmesini ve bu ihanetini icra etmesini sağlamıştır.(Aliyyül Kâri,

    Mirkatül-Mefatih, IV, 349)

    İşte yılanlarla insanlar arasında süregelmekte olan bu ezeli ve cibili düşmanlık sebebiyle İslam dini

    insanlar için tehlikeli bir düşman olan yılanların öldürülmesini emretmiştir. Bazı müfessirlere göre:

    “… kiminiz, kiminize düşman olarak ininiz…”(A’raf (7),24) ayet-i kerimesinde söz konusu edilen

    düşmanlık Hz. Adem ve Havva ile onların karşısında bulunan şeytan ve yılan arasındaki

    düşmanlıktır .(Karlığa. Dr. Bekir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, VI, 2925)

    Hanefi ulemasından Bedrüddin Aynî’nin açıklamasına göre mevzumuzu teşkil eden hadis-i şerifin

    zahiri bütün yılanları hiçbir ayırım yapmadan ve hiçbir ihtarda bulunmadan öldürülmelerini

    emretmektedir. İmam Malik’e göre ise, Abdullah b. Ömer’in rivayet ettiği evlerde yaşayan yılanları

    öldürmenin yasaklandığını ifade eden hadis (Buharî, Bedu’l-halk 14) mevzumuzu teşkil eden bu

    hadis-i şerifi tahsis ettiğinden Medine’nin evlerinde yaşayan yılanları bu hükmün dışında

    bırakmıştır. Binaenaleyh üç defa ihtarda bulunmadan onları öldürmek caiz değildir. Bazılarına göre

    evlerde yaşayan hiçbir yılan ihtar edilmeden öldürülemez. Delilleri ise yine Buharî’nin rivayet ettiği

    sözü geçen Abdullah b. Ömer hadisidir.(Umdetu’1-Kari, XV, 189) Ayrıca Hanefiler 5261 numaralı

    hadise dayanarak küçük ve beyaz yılanları öldürmeyip sağ bırakmanın evlâ olduğunu

    söylemişlerdir.

    Şafiî ulemasından Kemalüddin Dümeyrî’nin açıklamasına göre metinde geçen bu yılanları Öldürme

    emri “nedb” ifade eder. Bir başka ifadeyle bu emre uymak farz değil menduptur. Evlerde bulunan

    yılanları öldürmek için ise üçgün yahutta üç defa mühlet verilir. Dördüncüsünde öldürülür.

    Cumhuru ulemaya göre, ev yılanlarına üç gün mühlet verilir. Üçgün sonra evi terketmedikleri

    takdirde öldürülürler. Onlara mühlet vermek “Ünaşidükünne bil ahdillezi ehazehü aleykünne Nuh

    ve Süleyman en lâ tebdü lenâ velâ tü’zûnâ: Bize görünmeyeceğinize ve eziyet etmeyeceğinize dair

    Hz. Nuh’a ve Hz. Süleyman’a verdiğiniz söz hakkı için” (evimizi terk ediniz)” cümlelerini söylemekle

    olur. Bu sözleri söyledikten sonra da eğer evi terk etmezlerse o zaman Öldürülürler.”

    Mazirî’ye göre “sair beldelerin ve evlerin yılanlarını ihtarsız olarak öldürmek mendupsa da, Medine

    yılanları ihtar verilmeden öldürülemez. Fakat ihtar verilir de yine gitmezlerse öldürülürler. Çünkü

    cinlerden bir taife Medine’de müslümanlığı kabul ettiğinden Medine’deki cinililerin o taifeden olması

    ihtimali vardır.(Davudoğlu, A., Sahih-i Müslim Terceme ve Şerhi, IX, 693)

    İmam Tahavî’ye göre ise istisnasız olarak tüm yılanlara mühlet vermek evlâ olmakla beraber, bu

    mühlet bittikten sonra hiçbir ayırım yapmadan hepsi öldürülebilir. Çünkü metinde bulunan

    “yılanların hepsini öldürün cümlesi” bunu ifade eder. Hanefilerin “Eddüru’l-Muhtar” isimli fıkıh

    kitaplarında ise beyaz yılanları sağ bırakmanın evlâ olduğu ifade edilmektedir. Nitekim “beyaz

    yılanları öldürmeyiniz, onlar cinnîdir” mealindeki nolu hadis-i şerif de bunu ifade etmektedir.

    Metinde, yılanları öldürmekten kaçınmakla ilgili olan: “Onların intikamından korkan benden

    değildir” mealindeki tehdid “yılanların sahiplerinin ve eşlerinin onları öldürenlerden intikam alacağı”

    yolundaki câhiliyye devrindeki bir inancı hedef almaktadır. Resulü zişan efendimiz bu sözüyle

    câhiliyye dönemi insanlarının bu batıl inancını yıkmış ve yılanları öldürmeyi bu düşünceyle terk

    edenleri kendinden saymamıştır.Binaenaleyh yılanları öldürmeyi bu düşünceyle terketmek

    tamamen bir câhiliyye adetidir. Gücü yettiği halde onları öldürmeyi terk etmekse mendubu terk

    etmek demektir.
    (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/610-612)

    46) Yılanları ve kertenkeleyi öldürün. [4948-Müslim-Ebu Davud-Tirmizî] [4943-Ebu Davud-Nesâî]

    Bkz.Kur’an-2/29

    Kur’an-2/29 O, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök

    hâlinde düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.

    AYETLER İLE HADİSİN ALAKASI YOKTUR YİNEDE BU KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    CEVAP 46

    Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:”Kim

    keleri ilk darbede öldürürse ona yüz sevap yazılır. İkinci vuruşta öldürürse daha az kazanır.

    Üçüncü vuruşta ise bundan da az sevap kazanır.”
    [Müslim, Selam 147 (2240); Metin Müslim’den alınmadır. Ebu davud, Edeb 175, (5263, 5264);

    Tirmizî, Ahkâm 1, (1482). Bazı Tirmizî tertibinde Sayd bölümünde 13. babta.]

    AÇIKLAMA:

    Vezeğa, Ahterî’de keler olarak açıklanır. Keler, bir nevi kertenkeledir. Resulullah fuveysika diye

    tavsif ederek, insanlara eziyet veren haşerata dahil etmiştir. Fuveysika, fasıkcık demektir.

    Resulullah haşeratın ekserisinden ayrı olarak, zarar verenlere fasık demiştir. Ulemâ, kelerin bu

    grupta olduğunda ittifak eder. Bir vuruşta öldürülmesinden maksad eziyet verilmemesi içindir. Zîra

    hayvan ikinci darbeyi almadan yaralı olarak kaçabilir.
    Kertenkelenin öldürülmesi ile ilgili beyanlar, tabiatı icabı onun insanlara zarar verici olmasındandır.

    Bu mânayı te’yid eden başka rivayetler mevcuttur: Ahmed İbnu Hanbel’in bir rivayetine göre, “Hz.

    İbrahim (aleyhissalâtu vesselâm) ateşe atıldığı zaman bütün hayvanlar ateşi söndürmeye çalıştığı

    halde, kertenkele ateşi üfürmüş, iyice yandırmaya çalışmıştır. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)

    bu sebeple kertenkelenin öldürülmesini emretmiştir.” Keza, Hz. Aişe, “Beytü’l-Makdis yandığı

    zaman da kertenkelenin ateşi üfürdüğünü” rivayet etmiştir.
    (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/158)
    YILANLAR İLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR 36. VE 45. CEVAPLARDA VARDIR

    47) vücudu irin olsa, kadın da onu yalasa yine hakkını ödeyemez. Müsned, V, 239

    CEVAP 47

    KUR’AN’A AYKIRI DENMİŞ ORTADA AYKIRI OLDUĞU İDDA EDİLEN AYET(LER) YOK YİNEDE BU

    KONUYA AŞAĞIDA DEĞİNİLMİŞTİR

    Ebû Saîd radiyallahu anh’dan: “Bir adam kızını Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e getirip,

    şöyle dedi:«Bu kızım evlenmek istemiyor.» Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    «Babanı dinle de evlen!» «Ey Allah’ın Resulü! Bana kocanın, karısı üzerindeki hakkı ne olduğunu

    bildirmedikçe ben evlenmem» deyince, şöyle buyurdu: «Kocanın karısı üzerindeki hakkı: Kocanın

    irin akan bir yarası olsa, kadın o yarayı dili ile yalasa, ya da burnundan irin ya da kan akıp, kadın

    onu yutsa yine de kocanın hakkını ödeyemez.» (Bunu duyunca kız) Şöyle dedi: «Seni hak ile

    gönderene yemin ederim ki, ben asla evlenmem!» Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve

    sellem şöyle buyurdu: «İzinlerini almadıkça onları evlendirmeyin!»”
    (Rudani,Büyük Hadis Külliyatı, Cem’ul-fevaid, İz Yayıncılık: 2/269.)

    AÇIKÇA ANLAŞILACAĞI ÜZERE “KUR’AN ‘A AYKIRI” DENEN HADİSLERİN AYETLERLE ALAKASI

    YOK VE ÇOĞU YİNE AÇIKÇA ANLAŞILACAĞI ÜZERE “ÇARPITILMIŞ” BU ÇARPITMALAR

    DELİLERİYLE ÇÜRÜTÜLMÜŞTÜR RABBİMDEN DİLEĞİM BU ÇALIŞMANIN İNSANLARA YARARI

    DOKUNMASI YÖNÜNDEDİR RABBİM BİZİ DÜZGÜN YOLDAN AYIRMASIN VE FİTNECİLERİN

    ŞERRİNDEN MUHAFAZA EYLESİN RABBİM BİZİ HADİSLERİ İNKAR EDİP KÜFRE DÜŞENLERDEN VE

    O KÜFRE DÜŞENLERE ARKA ÇIKIPTA SAPITANLARDAN EYLEMESİN AMİN…

    Allah’ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların

    kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen

    Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. (MÜ’MİN suresi 56. ayet)

    UYDURAGELDİKLERİ ŞEYLER SEBEBİYLE VAY O KAFİRLERİN HALİNE !!!???…

  5. 5 On Mayıs 17th, 2010, admin said:

    Sayın Rusta,
    İbrahim Canan’ın çevirdiği “Altı Hadis Kitabı”ndan bu kadar uzun metinleri, “kopyala yapıştır” yapmak yerine doğrudan ilgili yerleri alıntılasaydınız veya doğrudan kendi kanaatinizi dile getirseydiniz okuyucu için daha yararlı olurdu.

    SÖZDE HADİSLERİ SAVUNMAK İÇİN GETİRİLEN GEREKÇELER:
    “Müslüman cinlere üç gün süre verin. Yine de görünürlerse, onları öldürün. [4941-Müslim-Muvatta-Ebu Davud]”

    Hadise getirilen açıklamaya göre cinler, yılan imişler. Bu yüzden Medine’de görülen yılanlar 3 gün uyarılacakmış, yine de görünürlerse öldürülecekmiş. Çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da alimler ihtilaf etmişler. Yani ortada net bir görüş yok.

    İHTİLAF EDİLEN İLGİNÇ BİR KONU DAHA:
    Güya Hz. Peygamber demiş ki:

    “Oradaki develerin sütünden ve bevlinden (İDRARINDAN) içmelerini tenbihler.”
    5- İmam Mâlik, bu hadise dayanarak, eti yenen hayvanların bevillerinin (İDRARLARININ) temiz oldğuna hükmetmiştir. Ahmed İbnu Hanbel, İmam Muhammed, Şâfiîlerden Istahrî ve Rüyânî, Şâ’bi, Atâ, Nehâî, Zührî, İbnu Sîrîn, Hakem ve Sevrî aynı kanaattedirler. Ebû Dâvud, İbnu Uleyye daha ileri giderek: “İnsan dışında -eti yensin, yenmesin- bütün hayvanların bevli (İDRARI) ve fışkısı (DIŞKISI) temizdir” demiştir.
    Normalde tükürmek, bir sağlık sorunu yoksa veya bir tıbbi tahlil yapılmayacak ise saygısızlık ifade etmektedir.

    “BÖYLE BİR HADİS YOKTUR” DEDİĞİNİZ HADİSLER:
    Özü itibariyle “Kur’an okudukları halde okudukları kalplerine inmeyen traş olanları öldürün” demektedir. Bugün Kur’an’ı nağmelerle çok güzel seslerle okudukları halde anlamından haberdar olmayan pek çok traşlı hedef gösterilmektedir.

    (4816)- Ebu Said ve Enes radıyallahu anhümâ anlatıyorlar: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
    “Ümmetimde ihtilâf ve ayrılıklar meydana gelecek. (Onlardan) bir grup lafıyla güzel, ameliyle kötü olacak. Bunlar Kur’ân’ı okuyacaklar, ancak köprücük kemiklerinden aşağı geçmeyecek. Bunlar, dinden tıpkı okun avı delip geçmesi gibi çıkarlar. Onlar, ok, kirişine dönmedikçe bir daha dine geri gelmezler. Bunlar mahlukatın en şeriridir. Onları öldürene ve onlar tarafından öldürülene ne mutlu! Onlar insanları Kitabullah’a çağırırlar, fakat Kitap’tan zerre kadar nasipleri yoktur.”

    Yanında bulunan Ashab:
    “Ey Allah’ın Resûlü onların alâmeti nedir?” diye sordular da:

    “Tıraş olmak!” buyurdular.” [Ebu Dâvud, Sünnet 31, (4765).]
    Benzer bir rivayeti Ebu Saîdi’l-Hudrî’den Sahiheyn kaydetmiştir. [Buhâri, Fezailu’l-Kur’ân 36, Menâkıb 25, Edep 95, İstitabe 6, 7; Müslim, Zekât 143-148, (1064); Muvatta, Kur’ân10, (1, 204, 205); Nesâî, Zekât 79, (5, 87). Tahrîm 26, (7, 119).]

    “NİKAHI HARAM OLAN BİRİNE YASAK AŞK YAPARSA ÖLDÜRÜN” denmektedir:
    (1623)- İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir insan diğer bir insana: “Ey Yahudi” diye hitab edecek olursa ona yirmi sopa vurun. “Ey muhannes (kadınlaşmış)” diyecek olursa yine o kadar ceza verin. Nikâhı haram olan birine, bunu bilerek muvakaa (aşk-ı memnû) yaparsa öldürün.” [Tirmizî, Hudûd 28, (1462).]

    NE YAZIK Kİ BU KADAR UZUN ALINTILAMAYA RAĞMEN, ALLAH RESULÜ ADINA RİVAYET EDİLEN AMA DİNLE VE KİTAPLA BİR ALAKASI OLMAYAN BU SÖZLERE, VAHYE DAYALI İKNA EDİCİ, DOYURUCU, MANTIKSAL, BİLİMSEL BİR AÇIKLAMA GETİRİLEMEMİŞ, ÖNCEKİ RİVAYETÇİ DİN BİLGİNLERİNİN YAPTIĞI GİBİ NAKİL SÖZLER VE YAZILAR AKTARILMIŞTIR.

  6. 6 On Mayıs 20th, 2010, RUSTA61 said:

    GEREKLİ AÇIKLAMALAR YAPILMIŞTIR SAYIN ADMİN ANLAMAK İSTEYEN ANLAR İMANI OLAN KAVRAR HADİSLERİ İNKAR İSLAMI ORTADAN KALDIRMAK DEMEKTİR UYDURMA DENİLEN HADİSLERİN AYETLERLE BİR ALAKASI VE ÇELİŞKİSİ YOKTUR İSLAM KUR’AN DAN İBARET DEĞİLDİR BAZI “MEL’UN ÇEVRELER” HADİSLER UYDURMA DİYE PALAVRALAR SIKIYORLAR BUNA DAİR BİR DEDİLLERİ VARMI ACABA NEYE DAYANARAK UYDURMA DİYORLAR(TABİKİ KOLTUĞA DAYANARAK)BİNBİR EMEKLE SENELER SÜREN İNCE ÇALIŞMALARLA VE YÜZBİNLERCE HADİS İÇİNDEN BÜYÜK DİKKATLE HAZIRLANMIŞ HADİSLERİN UYDURMA OLDUĞUNA DAİR KESİN BİR DELİL GETİRSİNLER BAKALIM.BÖYLE BİŞEY SÖZKONUSU OLAMAZ İMANI OLAN HADİSLERİ İNKAR ETMEZ. HADİSLERİN MANASINI ANLAMAYAN VEYA HADİSLER İŞİNE GELMEYENLER İNKAR YOLUNU SEÇİYORLAR BU ONLARI ATEŞE GÖTÜRECEK BİR YOL. DİN ADINA BİNBİR TÜRLÜ FİTNENİN OLDUĞU AHİR ZAMANDA ALLAH MÜ’MİN’LERİ HER TÜRLÜ ŞERDEN KORUSUN BEN NE DESEM FAYDA ETMEZ ALLAH DİLEMEDİKÇE KİMSE İMAN EDECEK DEĞİL ALLAH BU DÜNYADA KİMİN MÜ’MİN KİMİN KAFİR OLDUĞUNU BELLİ EDİYOR BİZİ ONA GÖRE SORGUYA ÇEKECEK HİÇBİR DELİLİ OLMADAN HADİSLERE UYDURMA DİYENLERE İNANIP İNANMAMAKTA SERBESTİZ AMA MÜ’MİN OLAN DÜŞÜNÜR Kİ HESAPA ÇEKİLECEĞİZ

    Allah’ın âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. (MÜ’MİN suresi 56. ayet)

    ONLARA PEYGAMBERLERİ NESİFLERİNİN ARZU ETMEDİĞİ BİRŞEYİ GETİRDİĞİNDE HEMEN ONU İNKAR EDİYORLARDI!!!???…

    UYDURAGELDİKLERİ ŞEYLER SEBEBİYLE VAY O KAFİRLERİN HALİNE !!!???…

  7. 7 On Mayıs 20th, 2010, RUSTA61 said:

    ben açıklamayı yaptim anlayan anlar allah mü’minlerin yardımcısıdır

  8. 8 On Mayıs 27th, 2010, RUSTA61 said:

    SAYIN ADMİN MESAJLARIMI SİLEREK Bİ YERE VARAMAZSINIZ ALLAHTAN KORKUN MÜSLAMAN GÖRÜNÜMLÜSÜNÜZ AMACINIZ DİNİ DEĞİŞTİRMEK ALLAH HİDAYET VERSİN ALLAH MÜ’MİNLERİ ŞERRİNİZDEN KORUSUN

  9. 9 On Mayıs 27th, 2010, admin said:

    Görüldüğü gibi mesajlarınız silinmemiştir. Bu kadar upuzun metin, kopyala yapıştır ile aktarılmış olmasına rağmen yayımlanmıştır. Gereksiz tekrar olarak görüldüğü için şu, “GEREKLİ AÇIKLAMALAR YAPILMIŞTIR SAYIN ADMİN ANLAMAK İSTEYEN ANLAR” sözünüz ve etiketlemekten ibarettir. Bunları yayımlanmamız, sizin bu amacınıza hizmet etmektedir.

  10. 10 On Mayıs 28th, 2010, RUSTA61 said:

    “SİZİN AMACINIZ” DERKEN NEYİ KASDEDİYOSUNUZ ACABA BENİM AMACIM İNSANLARIN DİNİ DÜZGÜN ANLAMALARINA İMANLARINI MUHAFAZA ETMELERİNE YARDIMCI OLMAKTIR BUNDAN BAŞKA NE AMACIM OLABİLİR Kİ? SİZ SÖYLER MİSİNİZ PEKİ HİÇBİR DELİLE DAYANMADAN SAHİH HADİSLERE UYDURMA DEMENİZDEKİ AMAÇ NEDİR?

  11. 11 On Mayıs 28th, 2010, admin said:

    “Sizin amacınız” derken, sizin amacınız söz konusu hadislerin doğru olduğunu savunmak idi. Bununla ilgili açıklamalar, sitemizde yayınlandığına göre amacınıza ulaştınız demektir. O yazılardan sonra, “ben açıklamayı yaptim anlayan anlar” diye tekrar yazmanız ve bu sözü yayımlamızı istemeniz, ekstra sözdür. Bu zaten kamuoyunun takdir edeceği bir şeydir.
    Sitemizin amacına gelince, http://www.erdemyolu.com/ anasayfamızda bu konuya genişçe yer verilmiştir.

    “HİÇBİR DELİLE DAYANMADAN SAHİH HADİSLERE UYDURMA DEMENİZ” sözünüze gelince,
    1. Demek ki bizler bütün hadislerin değil bazı hadislerin uydurma olduğuna inanıyoruz.
    2. Uydurma olduğuna karar verirken Allah’ın Kitabını temel alıyor ve tevhid akidesine aykırı bir sözün Allah’ın Elçisi tarafından söyleneceğine inanmıyoruz ve buna ihtimal vermiyoruz.
    3. Elçi, adı üstünde elçidir. Din (ilahi hüküm) mercii değildir. Allah’tan gelen vahyi dosdoğru biçimde anlar, yaşar ve insanlara aktarır.

    Kütübü Sitte (Meşhur En Sahih Bilinen Altı Hadis Kitabı) kaynak gösterilerek uydurma olduğuna inandığımız hadislere birkaç örnek

    630. (1995) (6617)- “Resûlullah buyurdular ki: “Uğursuzluk üç şeydedir: At, kadın ve evdedir.”
    ÇÜNKÜ İSLAM’DA UĞURLULUK VEYA UĞURSUZLUK İNANCI YOKTUR.

    2732- “Resûlullah buyurdular ki: “Biriniz sütresiz olarak namaz kılarsa (önünden geçtiği takdirde) şunlar namazını bozar: Eşek, domuz, yahudi, mecûsi, kadın… Namazın bozulmaması için onun önünden, bunların bir taş atımlık uzaktan geçmesi kifâyet eder.” Bir diğer rivâyette şöyle denmişti: “Namazı, (önden geçen) hayızlı kadın ve köpek bozar.”

    2730- “Hz. Âişe’nin yanında namazı bozan şeylerden söz açılmıştı. Bu meyanda köpek, eşek ve kadının da zikri geçti. Âişe (radıyallahu anhâ):“Bizi yine eşeklere ve köpeklere benzettiniz. Vallahi, ben Resûlullah’ı kıblesiyle arasında yatakta yatar olduğum halde namaz kılarken gördüm.” (Buhârî, Salât: 22, 99, 102, 103, 104, 105, 108, Amel fi’s-Salât: 10, Vitr: 3, İsti’zân: 37; Müslim, Salât: 267, (512); Muvatta, Salâtu’l-Leyl: 2, (1, 117); Ebû Dâvud, Salât: 112, (711, 712, 713, 714); Nesâî, Tahâret: 120, (1, 101, 102), Kıble: 10, (2, 67)
    GÖRÜLDÜĞÜ 2732 NO’LU HADİSİ HZ AİŞE REDDETMİŞTİR. KADININ KÖPEK VE EŞEKLE BİRLİKTE ANILMASINI YALANLAMIŞTIR.

    3299-“Resulullah buyurdular ki: “Erkeğe, hanımını ne sebeple dövdüğü sorulmaz.” (Ebu Dâvud, Nikâh: 43, (2147)
    İSLAM, KİŞİNİN EŞİNE ŞİDDET UYGULAMASINI ONAYLAMAZ. ŞİDDETİN SORGULANAMAMASI DAHA VAHİMDİR.

    Elbette, isteyen istediğine inanabilir.

  12. 12 On Mayıs 30th, 2010, RUSTA61 said:

    SAYIN ADMİN UYDURMA OLDUĞUNA İNANDIĞINIZ HADİSLERİN AÇIKLAMALARI YUKARIDA YAPILMIŞTIR HALA UYDURMA DİYOSUNUZ NEYSE FAZLA UZATMAK İSTEMİYORUM SİZ UYDURMA OLDUĞUNA İNANIYORSUNUZ VE KURANA AYKIRI DİYE YAYINLAMIŞSINIZ BENDE UZUN UĞRAŞLAR SONUNDA BİR REDDİYE HAZIRLADIM VE YAYINLADIM SİZDE SAĞOLUN MESAJLARIMI SİLMEDİNİZ BUNDAN SONRASINI OKUYUCULARA BIRAKIYORUM ALLAH CÜMLEMİZİ DOĞRU YOLDAN AYIRMASIN

  13. 13 On Kasım 28th, 2010, ŞEREF YÜCEL said:

    GÖNÜL NAMAZI…

    Hangi akıl sana ere.
    O akılı vursam yere,
    SANKİ SENİ GÖRE GÖRE
    Kılsam gönül namazımı.//

    İsrafil üfledi sur’u.
    Göründü MUHAMMED nûr’u,
    SECDEDEN RAHMÂN’ A DOĞRU,
    Kılsam gönül namazımı.//

    Göz yaşlarım aka, aka.
    Aşk gönlümü yaka yaka.
    ZÜL-CELÂL’E BAKA BAKA,
    Kılsam gönül namazımı.//

    Salih kullar seyran eder.
    Hak kulunu hayran eder.
    ŞEREF YÜCEL BAYRAM EDER.
    Kılsam gönül namazımı.//

    Mavera da semah edip,
    Secdelerde sabah edip,
    BİR GÜNAHA “BİN AH” EDİP,
    Kılsam gönül namazımı.//

    Zikrullah’ı ana ana.
    Zikir kulu nur’a bana.
    “HU” DİYEREK YANA YANA,
    Kılsam gönül namazımı.//

    İster ağlat, ister güldür.
    İster yaşat ister öldür.
    CEHENNEMİN BİLE GÜL’ DÜR,
    Kılsam gönül namazımı.//

    Ben kulluk mu ettim sana?
    Her ni’meti verdin bana.
    BİR REKAT DA OLSA SANA,
    Kılsam gönül namazımı.//

    EY! RAHMET’İ RAHMÂN ALLAH..
    EY! HALIK-İ SÜBHÂN ALLAH..
    DİYEREKTEN; ALLAH…ALLAH…
    KILSAM GÖNÜL NAMAZIMI.

    ŞEREF YÜCE

  14. 14 On Haziran 1st, 2012, HASAN HÜSEYİN YÜKSEL said:

    De ki: “Rabbim o güzel şeyleri değil, açığı ile gizlisi ile, bütün fuhşiyatı haram kılmıştır. Keza her türlü günahı, haksız tecavüzü ve kendisine tapılması hakkında Allah’ın herhangi bir delil bildirmediği bir nesneyi Allah’a şerik yapmanızı, bir de Allah’ın emretmediği birtakım şeyleri iftira ederek O’na mal etmenizi haram kılmıştır.” RUSTA61 SAİTE

  15. 15 On Haziran 1st, 2012, HASAN HÜSEYİN YÜKSEL said:

    O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek akıl sahipleri de onlardır. RUSTA61 SAİTE

  16. 16 On Haziran 1st, 2012, HASAN HÜSEYİN YÜKSEL said:

    De ki ALLAHA DİNİ SİZ Mİ ÖĞRETECEKSİNİZ. Hucurat RUSTA61 SAİTE

  17. 17 On Haziran 1st, 2012, HASAN HÜSEYİN YÜKSEL said:

    İYİ BİLİN Kİ ALAAH KATINDA CANLILARIN EN ZARARLISI AKLINI KULLANMAYAN SAĞİR VE DİLSİZLERDİR. ENFAL22 RUSTA 61 SAİTE

  18. 18 On Şubat 15th, 2015, Fatih said:

    yaw biraz düsünün. hadisler efendimizin vefatından 6 nesil sonra kaleme alınmıs. 600 bin hadis arasından 8-9 bin tane secilmis sadece buhari icin. hala s sacma hadisleri Kuran a mı uydurmaya mı calısıyorsunuz.

  19. 19 On Nisan 30th, 2015, Canan said:

    Muaviye dedi ki; “Kadın ve domuz namaz bozar; kadın şeytandır.”
    İmam Ali (s.a) buyurdu ki; “Ey kadınlar sultanı Fâtımam! Bil ki Kadın, cihanın yarısıdır.”
    Bilin ki kardeşler!
    Vallahi Şia Sünni savaşı yoktur Yezid Emevi zihniyeti mücadelesi vardır işte o zihniyet de bunlardır… Savaş Hak ile Batılın İslam ile küffarın savaşıdır.
    Sürek erenler süreği süre gelmiş süre gider
    Münkir cehennem direği dura gelmiş dura gider
    Uyma münkirin sözüne taşı dokunur tenine
    Münkir cehennem içine gire gelmiş gire gider

    قال معاويه: “النساء شيطان.”
    و قال إمام علي (ص): ” يا فاطمة سلطان النساء! إن النساء نصف العالم.”
    والله لا محارب بين مسلمين المحارب بين كفار و مسلمون

  20. 20 On Mayıs 27th, 2015, Ergün said:

    Önce kaynak nasıl verilir onu öğrenin. Doğruluğu kesin bilinmeyen bir sözü paylaşmak: Kişide fısk işaretindendir?! Her söze doğru sanarak inanır(lar)?!
    Hadiste kaynak şu şekilde verilir, kitap adı ,numarası, Bab(konu) ismi, bab numarası, (cilt, sayfa no) Örnek, Buhari, (25) Hacc, 12, (III, 348); Ebu Davud, (11), el-Menasık, 55, h.no: 3550, (II, 452-453.)

Yorum Yaz