-
29th Haziran 2009

Kabir Azabı-Prof. Mehmet Okuyan

posted in KABİR AZABI |

Ondokuz Mayıs Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Tefsir kürsüsü öğretim üyelerinden Prof. Mehmet Okuyan “Kabir Azabı Var mı?” konusunda kapsamlı bir kitap hazırlamıştır. 485 sayfa ve büyük boy olarak hazırlanan bu eserde konu geniş bir biçimde ele alınmıştır.

Prof. Mehmet Okuyan, kabir azabının olacağını iddia edenlerin görüşlerini tek tek zikrettikten sonra delil olarak getirdikleri ayetlerin konuyla alakalı olmadığını, hadislerin ise ya senet (ravi zinciri) açısından veya metin açısından güvenilir olmadığını, kabir azabına delil olarak getirilen rüya ve keşif gibi örneklerin ise istismara açık olduğunu ve delil niteliğini taşımadığını bu konuyla ilgili yazdığı çalışmasında açıkça ortaya koymuştur.

Mehmet Okuyan, İbnü’l-Cevzi’yi referans göstererek kabir azabıyla ilgili hadislerin sahih olmadığını belirtmiştir. Yine o, ölünün kabirde ezanı duyacağını bildiren hadislerin, ölen peygamberlerin 40 gün ruhlarının kendilerine iade edildiği veya ana babasının veya birisinin kabrini Cuma günü ziyaret edip Yasin okuyanın günahlarının bağışlanacağını veya kabirde birbiriyle konuşmalar olacağını bildiren rivayetlerin uydurma olduğunu belirtmiştir. (İbnü’l-Cevzi, Kitabul’l-Mevdû’ât, s.237-238-239) (Prof. Mehmet Okuyan, s.160-161)

MEHMET OKUYAN’IN KONUYLA İLGİLİ DEĞERLENDİRMESİ

3.4. RİVAYETLERİN VE KONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

Bundan önceki başlıklarda ele aldığımız rivayetleri ve rüyaları kabir azabına delil sayanlara yönelttiğimiz eleştirilere ilave olarak şu genel değerlendirmeleri de hatırlatmak durumundayız:

Herhangi bir hadisi (rivayeti) bir yerde okuduğumuz veya işitti­riniz zaman, yapılacak ilk iş, onun kaynaklarda, isnadıyla birlikte bulunup bulunmadığını araştırmaktır. Kaynağı zikredilmeyen veya kaynaklarda bulunmayan bir hadis, kaynaklarda bulunup isnadı incelenerek sağlam olup olmadığı tespit edilmedikçe yok hükmündedir ve onun hadis olarak kabul edilmesi asla mümkün değildir. Bu tür kaynaksız ve isnadsız bir hadis, hangi eserde bulunursa bulunsun, eserin yazarı kim ve ne kadar ünlü olursa olsun sonuç fark etmez. Hele hele rüya, keşf, ilham gibi sübjektif ve istismara tamamen açık yollardan alındığı iddia edilen hadislere asla ve katiyen itibar edilmemesi gerekir.(Kırbaşoğlu, Hadis Metodolojisi, s.182)

a) Kabir azabı konusu gaybî bir konudur; yani bilinemezler arasında yer almaktadır. Dolayısıyla bilinemez diye belirlenen bir konuda normal konular gibi haber verildiğinin iddia edilmesi ihtiyatla karşılanmalıdır.

b) Kabir azabı, yukarıda ele aldığımız çeşitli rivayetlerden de anlaşıldığına göre büyük günahlar nedeniyle uygulanmamakta, küçük günahlarla ilişkilendirilmektedir. Kabir azabına uğratılan kişi eğer büyük günahları da olan biri idiyse bu defa kabir azabı hafife alınmış olacak, caydırıcılık özelliğini kaybedecektir. Çünkü yakın tehditten kaçınmaya çalışmanın gerekçesi basit hatalarla sınırlı tutulamaz; yakın tehdit daima daha büyük hatalardan kaçınmayı amaçlamalıdır. Zaten Yüce Allah da küçük günahları silmeyi, örtmeyi veya affetmeyi büyüklerinden kaçınmaya bağlamıştır. İlgili âyetlerde şu bilgileri görmekteyiz:

“Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.” (Nisa, 4/31) İşte bu âyette Yüce Allah, insanların seyyiât denen hatalarını örtmesini ve sahiplerini değerli bir yere, yani Cennete koymasını tartışılmaz bir şekilde -insanların, yasaklanan hataların büyüklerinden kaçınmaları şartınına bağlamaktadır.

“Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah’ındır. Bu, Allah’ın, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir. Ufak tefek kusurları dışında; büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır.” (Necm 53/31-32) İşte burada da durum benzer bir şekil arzetmektedir. Yani Yüce Allah, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınıp el-lemem denen ufak tefek hataları işleyenleri engin mağfireti gereği bağışlayacağını bildirmektedir. Demek ki büyük günahtan kaçınanların küçük günahları Yüce Allah tarafından örtülecektir. Dolayısıyla kabir azabıyla ilgili bu ve benzeri rivayetler ilgili ayetler çerçevesinde yeniden değerlendirilmek zorundadır; çünkü bu âyetlerin mesajı karşılığında söz konusu rivayetler sorunlu bir hal almaktadır.

Diğer taraftan genelde bilindiği ve bazı rivayetlerde de ifade edildiği üzere idrarını üzerine sıçratmak gibi diğerlerine göre daha küçük görülen günahlardan bu şekilde azap görülürse daha büyük günah işleyenlerin, inançsızların veya münafıkların durumu hakkında neden bilgi verilmediği ya da hiç olmazsa diğerleri kadar yaygın bilgi verilmediği de merak konusudur. Bazı nakillerde Hz. Peygamberin kabir hayatını en önemli durak olarak tanımladığı iddia edilmektedir. Eğer bu iddia doğru ise o zaman en önemli durağın en hassas inanç aykırılıklarını ihmal edeceği sonucu kendiliğinden ortaya çıkmaz mı?

Rivayetlerde yer alan iddialara göre Hz. Peygamberin ağaç dalı dikmesiyle azap durduruluyorsa bütün ağaçları kesip mezarlara dikmek ya da mezarları ormanlarda kazmak, pratik bir çözüm olacaktır. Burada eğer “fidanı diken kişi azaptan kurtarmada veya azabın hafifletilmesinde etkilidir” denirse “Hz. Peygamber’den sonra ölenlerin suçu nedir ki onların mezarına fidan dikilemiyor?” sorusu akla gelir. Kaldı ki o dönemde küçük günah sahibi olarak ölen herkesin mezarına fidan dikilip dikilmediği de mevcut rivayetlerden anlaşılamamaktadır. Eğer, “o dönemde ölenlerin küçük günahları da yoktu” denirse bu ifadeye söyleyecek bir sözümüz yoktur.

Kabirdeki sorulara verilecek cevaplara göre âhiretteki mekanın değişeceğini söylemek de dünya hayatının bir imtihan alanı olduğu şeklindeki Kur’ânî gerçeğe aykırıdır. Kur’ân’da kabirlerden na­sıl kalkılacağı söylenirken oradaki, yani varsa kabirdeki azaptan söz edilmez mi? Bu kadar ciddî bir konuda Yüce Allah’ın söylemediğini Hz. Peygamber söyler mi? Eğer kabir azabı varsa bunu gerçekleştirecek olan Yüce Allah’tır. O zaman bu konudaki bilgileri de Yüce Allah’ın kitabında aramak zorundayız.

Kabirde yaşananların insanlar tarafından duyulduğundan söz eden rivayetler hakkında şu kadarını söylemekle yetinmek istiyoruz. İlk muhatap Hz. Peygamber de dahil olmak üzere kabirlerdeki insanların hiçbirisinden herhangi bir şeyin hissedilemeyeceği Kur’an’da şöyle beyan edilmektedir: “Biz, onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Sen, onlardan herhangi birinden (bir varlık işareti) hissediyor veya onlara ait cılız birses işitiyor musun?” (Meryem 19/98) Şüphesiz bu âyetteki asıl anlam, eski kavimlerin helak olduğunu, artık ses anlamında onlara ait herhangi birvarlık işaretinin bulunmadığını beyandır; ancak özellikle son cümledeki, “onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?” ifadesi, bizim işlediğimiz konuya da delil olabilir. Hz. Peygamber’in, geçmiş din mensuplarına meselâ Yahudilere ait kabirlerden ölülerinin sesini duyduğu ifade edilen rivâyetlerdeki bilgiler, işte bu âyetin son cümlesivle açıkça çelişmektedir. Çünkü buradaki, mutlak anlamda “herhangi bir kimse” anlamına gelmektedir. Dolayısıyla buradaki anlamıyla geçmiş nesillerden hiç kimsenin sesinin duyulamayacağı bu şekilde ifade edilmiş olmaktadır.

g) “İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler”(Enbiya 21/1) âyeti, hesabın herkesi içerdiğini ve bunun kıyamet sonrası dönemde gerçekleşeceğini açıkça belirtmesine rağmen ilgili kabuller bu ve benzeri âyetlerle çelişmektedir. Bu arada hesabın kabirde başladığım gösteren bunca rivayet, senet bakımından veya metin açısından eleştiriye tabi tutulmadan bazılarınca kabul edildiği için hesabın başlama zamanını bildiren âyetlerin anlamı da kapalı kalmaktadır. Bu âyetten de anlaşıldığına göre tekrar vurgulamak gerekirse “hesabın görülme yeri âhirettir; kabir değildir.” Eğer iddia edildiği gibi kabirde de hesap olsaydı bu âyette yaklaştığı bildirilen “hesab”ın tekil değil çoğul olması gerekirdi.

Yukarıdaki bilgiler ışığında kıyamet öncesi dönemde kabirde, sorgulanma ve azap olmayacağı açıktır. Bununla birlikte insanların dünyada yaptıklarının hesabının sorulmayacağı da zannedilmemelidir. Peki sorgulama, azap veya ödül ne zaman ve nerede gerçekleştirilecektir? İşte bundan sonraki bölümde, bu soruların cevaplarını ortaya koymak üzere, ölüm sonrası kıyamet-âhiret süreci Kur’ân’dan delillerle açıklanmaya çalışılacaktır. (Okuyan, s.305-308)

(Prof. Mehmet Okuyan, Kur’an- Kerim’e Göre Kabir Azabı Var Mı?, Etüt Yayınları, Samsun, 2007)

This entry was posted on Pazartesi, Haziran 29th, 2009 at 08:55 and is filed under KABİR AZABI. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

There are currently 85 responses to “Kabir Azabı-Prof. Mehmet Okuyan”

Why not let us know what you think by adding your own comment! Your opinion is as valid as anyone elses, so come on... let us know what you think.

  1. 1 On Mart 27th, 2013, akin said:

    42 no lu .yasin 60 ya olume biraz yakinsiniz , o tarafa varinca haber edersin kabir azabi varmi yok mu(inaniyirumki var) Mehmet beye de haber et gerci onun da yasi kemale ermis belki o senden once gider.haber verin bir birinize kim once giderse.Allah cc sizelere hidayet versin.

  2. 2 On Mayıs 11th, 2013, zeynep said:

    allah sizden razı olsun,kolay birsey değil elini taşın altına koymak.
    ama bazı kişiler bunların yeni yorumlar ve iddialar olduğunu söylüyor ,bu meseleleri ve bakışı bilmiyor olmak yeni iddia edildiği anlamına gelmez bilakis varolan ve dillenen ama bilinmeyen yada dışlanan düşüncelerdir bunlar. sevgi ve merhamet diliyle yaydığınız tüm bilgilerden ötürü allah razı olsun,
    daha düne kadar konuşulamayan pek çok konuda önümüzü açtınız ve kalpleri fethederek bunu yaptınız allah razı olsun tekrar.

  3. 3 On Haziran 16th, 2013, abdussamed said:

    -EHLİ SÜNNET MÜDAAFASI İÇÜN-
    bunu başından sonuna kadar muhabbetle okuyan kabir azabının hak olduğunu bazı kişilerin ne kadar dalalette olduğunu anlar. itirazı olan varsa buyursun biz ona ancak duacı oluruz vesselam….

    İmam-ı a’zam hazretleri buyurdu ki:
    Kur’an-ı kerimde (Onlar, sabah-akşam ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı günde, “Firavun hanedanını azabın en çetinine sokun!” denilecek) buyuruldu. (Mümin 46)

    Sabah-akşam görecekleri azap, Kıyametten öncedir. Âyetin devamında onların şiddetli azaba sokulacağı bildiriliyor. Birincisi kabir azabı, ikincisi ise Cehennem azabıdır. (El-Kavl-ül fasl)

    İmam-ı Gazali hazretleri de, (Bu âyet-i kerime kabir azabını gösteriyor) buyurdu. (İhya)

    Nuh suresinin, (Günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe atıldılar) mealindeki 25. âyet-i kerimesinde geçen Feüdhılu kelimesindeki F harfi, hiç ara verilmediğini gösterir. Yani (Suda boğulduktan hemen sonra kabirdeki azaba maruz kaldılar) demektir. (El-Kavl-ül fasl)

    Al-i imran suresinin, (Allah yolunda öldürülenleri [şehidleri] ölü sanmayın! Bilakis onlar diridir) mealindeki 169. âyet-i kerimesi de, kabir hayatını bildirmektedir. (El-Kavl-ül fasl)

    İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
    Taha suresinin 124. âyet-i kerimesindeki “Me’îşeten danken” kabir azabını bildiriyor. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Mümin kabrinde yemyeşil bir bahçe içindedir. Ayın ondördü gibi aydınlatılır. “Feinne lehü me’îşeten danken” âyeti, kâfirlerin kabirde görecekleri azabı bildirir. 99 tinnin kâfirleri kıyamete kadar kabrinde sokup azap eder.) [Tirmizi]

    Tekasür suresinin 3. âyetindeki, bu övünmenizin kötü akıbetini “İleride bileceksiniz!” demek, “Ölürken” demektir. 4. âyetindeki “Yine ileride bileceksiniz” ise “Kabirde” demektir. (Celaleyn, Medarik, M.Tezkire-i Kurtubi)

    Bekara suresinin, (Ölü iken sizi diriltti. Tekrar öldürecek ve tekrar diriltecek) mealindeki 28. âyetinde bildirilen, ikinci dirilme kabirde olacaktır. İmam-ı Nesefi de bu âyetin kabir azabı ve nimetine işaret ettiğini bildirmiştir. (Tefsiri Şeyhzade)

    İmam-ı Nesefi hazretleri buyuruyor ki:
    Araf suresinin, (Orada yaşayıp, orada öleceksiniz, yine oradan dirilip çıkarılacaksınız) mealindeki 25. âyetindeki “Orada”dan maksat kabir hayatıdır. (Şeyhzade)

    İmam-ı Nesefi buyurdu ki:
    Casiye suresinin, (Allah sizi diriltir, sonra öldürür) mealindeki 26. âyetinde, diriltmenin kabirde olacağını bildiriyor. (Şeyhzade), Tevbe suresinin, (Onları iki defa azaba uğratacağız) mealindeki 101. âyetindeki azabın biri kabir azabıdır. (Kadi Beydavi)

    İmam-ı Süyuti hazretleri, “Kabir azabı” ile ilgili Şerhussudur isminde müstakil bir eser yazmıştır. Buhari ve Müslim ve diğer hadis kitaplarındaki kabir azabı ile ilgili hadis-i şerifleri nakletmiştir. Her hadis kitabında kabir azabı bildirilmektedir. Kabir azabını inkâr eden, bütün hadis kitaplarını inkâr etmiş olur.

    Hazret-i Âişe validemiz, (Ya Resulallah, bu ümmet, kabirde azap görecek, benim gibi zayıfların hali ne olacak?) diye sual edince, Resulullah, İbrahim suresinin, (Allah, iman edenlere, dünya ve ahirette de sabit sözlerinde sebat ihsan eder) mealindeki 27. âyeti okudu. (Bezzar), Bu âyette, kabir hayatının hak olduğu, müminlere kavl-i sabit ihsan edildiği bildiriliyor. (Tefsir-i Celaleyn)

    İslam âlimleri, kabir hayatının ahiret hayatından olduğunu, kabir azabının da ahiret azaplarından olduğunu bildirmişlerdir. (Mektubat-ı Rabbani)

    Yukarıda âyet-i kerimelerle kabir azabının hak yani gerçek olduğunu bildirdik. Şimdi de kabir azabı ile ilgili hadis-i şeriflerden bazılarını bildiriyoruz. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
    (Kabir azabı haktır.) [Buhari]

    (Kabir ya Cennet bahçesi veya Cehennem çukurudur.) [Tirmizi]

    (Kabir azabının çoğu, üzerine idrar sıçratmaktan olacaktır.) [İ.Mace, Nesai, Hakim, Dare Kutni]

    (İdrardan sakının! Çünkü kabirde ilk hesap bundan olacaktır.) [Taberani]

    (Allahü teâlâ, bazı kimseleri, insanların ihtiyaçlarını gidermek için yaratmıştır. İnsanlar, ihtiyaçları için onlara başvururlar. İşte bunlar, kabir azabından emindirler.) [Taberani]

    (Şehid kabir azabından emindir.) [İbni Mace, Beyheki, imam-ı Ahmed]

    (Dün gece rüyamda, bir kimseyi kabir sıkarken gördüm. Namazı gelip onu kabir azabından kurtardı.) [Hâkim]

    (Cuma gecesi “Fâtiha” ve 15 kere “İzâ zülzilet” okuyarak iki rekât namaz kılan kabir azabından emin olur.) [Deylemi]

    (Fisebilillah gözcü olarak vefat eden kabir azabı görmez.) [İ. Ahmed]

    (Allah’ım, kabir azabından Sana sığınıyorum.) [Müslim, Nesai, Hâkim, Harâiti]

    (Kabir azabından Allah’a sığınınız.) [Müslim, İ.Ahmed, İ.E.Şeybe]

    (Gizleyebilseydiniz, kabir azabını işitmeniz için Allah’a dua ederdim.) [Müslim, İ. Ahmed, Nesai]

    (Allah’a yemin ederim ki, 99 tinnin Kıyamete kadar, kâfire kabrinde azap eder.) [Ebu Ya’la, İbni Hibban, Tirmizi]

    (Namaz kılmayanın kabri ateşle dolar. Gece-gündüz onu yakar. Bir tinnin, her namaz vaktinde onu sokar.) [Kurretül-uyun]
    [Tinnin isimli yılan, dünya yılanı değildir. Kâfire ve günahkâra azap etmesi için Allah’ın yarattığı bir mahlûktur.]

    Resulullah efendimiz, iki kabir yanında durup, (Bunlardan biri idrar sıçramasından sakınmadığı için, diğeri ise, Müslümanlar arasında söz taşıdığı için, kabir azabı çekiyorlar) buyurdu. (İbni Mace)

    Eshab-ı kiramdan Ya’la bin Mürre hazretleri, bir kabirde azap olduğunu işitip, Resulullah efendimize haber verdi. Peygamber efendimiz de, (Ben de işittim. Söz taşıdığı ve üzerine idrar sıçrattığı için, azap yapılmaktadır) buyurdu. (Beyheki)

    Peygamber efendimiz, iki kabrin yanına gelince, bir hurma dalı getirilmesini emretti. Hurma dalını ikiye kırıp, yarısını bir kabre, yarısını da diğer kabrin üstüne koyup, (Bu dal yaş kaldığı sürece azapları hafifler. Bunlar gıybet ve idrardan dolayı azap görmektedir) buyurdu. (İ.Mace)

    (Dört kişinin, çektikleri şiddetli azaptan dolayı, Cehennemdekiler rahatsız olur. Bunlardan biri, ateşten kapalı bir tabut içinde, biri bağırsaklarını sürür, biri de kan ve irin kusar, öteki ise kendi etini yer. Tabuttaki, borçlu olarak ölmüştür, üzerinde kul borcu vardır. [Geriye mal da bırakmadığı için borcu ödenmemiştir.] Bağırsakları sürünen, idrardan sakınmamıştır. İrin ve kan kusan, müstehcen konuşmuştur. Kendi etini yiyen de, gıybet ve kovuculuk etmiştir.) [Taberani]

    Peygamber efendimiz bir cenazede, (Ya rabbi bunu kabir azabından koru) diye dua etmiştir. (Müslim, Nesai, Tirmizi)

    Ehl-i sünnetin ve hanefi mezhebinin reisi olan imam-ı a’zam hazretleri buyurdu ki:
    (Kabirde ruhun cesede iadesi, kâfirleri ve bazı günahkâr Müslümanları kabrin sıkması ve azap edilmesi haktır.) [Kavl-ül fasl

    İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan imam-ı Rabbani hazretleri, (Kabrin bedeni sıkması vardır) buyurdu. (Mektubat-ı Rabbani 3/17)

    Yine İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan imam-ı Gazali hazretleri de, (Kabir azabı ruha ve cesede birlikte olacaktır) buyuruyor. (İhya-i ulümiddin)

    Karada ve denizde ölene de sual sorulur. Bu da ruhun bedene iade edilmesinden sonra olur. [Nuhbet-ül-leâli s.116, Bidaye s.91]

    Ruh ve beden beraber günah işledikleri için, kabir azabı da, her ikisine birden yapılacaktır. (El-Müstened)

    İmam-ı Süyuti hazretleri (Şerh-us-Sudur), Abdurrahman ibni Receb Hanbeli hazretleri (Ehvâl-ül-kubur) kitabında, İmam-ı Şarani hazretleri Tezkire-i Kurtubi Muhtasarı’nda bildiriyor ki:
    Eshab-ı kiramdan Abdullah bin Ömer hazretleri, (Yerden boynu zincirli birinin çıktığını, bir adamın bunu dövdüğünü, zincirli adamın yerde kaybolduğunu, böylece toprağa girip çıktığını gördüm) dedi. Resulullah efendimiz, bu zata, (O gördüğün kimse, Ebu Cehil’dir, kıyamete kadar kabrinde böyle azap çeker) buyurdu. (Taberani)

    Özetini aldığımız hadis-i şerifin metninde Ebu Cehil’in İbni Ömer hazretlerinden su istediği de yazılıdır. Demek ki, Ebu Cehil’in sadece ruhuna değil, bedenine de azap yapılmaktadır. Cehennemde de, çürüyen vücut yerine yeni bir vücut yaratılacak, Cehennemdekilerin böylece hem ruh, hem de bedenleri azap görecektir. Azabı gören ve çürüyen beden değildir. Ruhun tasarrufu altında olan beden azap görecektir.

    İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
    Her ölünün ruhu, cesedine, bilmediğimiz bir halde bağlıdır. Ruhların kendi cesetlerine tesir ve tasarruf etmelerine ve kabirde bulunmalarına izin verilmiştir. Ölü kabirde çürüse de, ruhun bedenle olan bağlılığı bozulmaz. (El-mütekaddim)

    Günahları ikisi birlikte işlediği için, yalnız ruha azap yapılması, hikmete ve ilahi adalete uygun değildir. Beden kabirde çürüse de, Allahü teâlânın ilminde vardır. Allahü teâlâ, ölüleri diriltmeye gücü yettiği gibi, bedene de azap yapmaya gücü yeter. Allahü teâlâ her şeye kadirdir, Onun kudretinden şüphe eden kâfirdir. (M. Nasihat)

    Yanıp ölene kabir azabı
    Günümüzde aklını dinde ölçü kabul eden bazı kimseler, yanarak ölene kabir suali ve kabir azabı olamaz sanıyor.

    Mumyalanıp hep dışarıda kalan yahut hiç defnedilmeyen ölüye ve yanıp kül olan kimselere de kabir suali olur. (Sirac-ül-vehhac ve Camiussagir şerhi)

    Meşhur Emali şerhinde de, (Bir kimse kurtlar tarafından parçalanıp yense, yahut ateşte yansa, denizde çürüse, kabir suali olur, kabir azabına veya kabir nimetine kavuşur) buyuruldu.

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    Kabir azabı, ahiret azaplarındandır. Dünya azabına benzemediği gibi, rüyada görülen azaba da benzemez. Böyle sanmak, kabir azabını bilmemekten ileri gelir. Kabir azabına inanmayan bid’at sahibi olur. (Hakkında hadis-i şerif olsa da, olmasa da, kabir azabına inanmam, akıl ve tecrübe bunu kabul etmez) diyen kâfir olur. (Mektubat-ı Rabbani 3/17- 31)

    Aklın almadığı şeyleri akılla çözmeye kalkışmak çok yanlıştır.
    Akıl, göz gibi, din bilgileri de ışık gibidir. Göz, ışık olmadıkça, karanlıkta görmez. Göz, karanlıkta görmediği şeylere “Yok” diyemez. Akıl da, maneviyatı, fizik-ötesini anlayamaz. Aklımızdan faydalanmamız için Allahü teâlâ, din ışığını gönderdi. Göz, ışık olmadan karanlıkta cisimleri göremediği gibi, din bilgileri olmadan da akıl, manevi şeyleri anlayamaz. O halde akıl, din ışığı ile ancak manevi şeyleri anlayabilir.

  4. 4 On Temmuz 1st, 2013, Yahya said:

    Kabir azabını inkar edenler, İmam Buhari’de ve diğer Ehl-i Sünnetin muteber kabul ettiği Hadis kitablarında “uydurma Hadisler” olduğunu söyleyenler; sizin gibi söyleyenler yüzlerce yıldır vardı dünya üzerinde ve hepsi toprak oldu ve siz de toprak olacaksınız. Ama Sahih-i Buhari som altın gibi, ilk günkü gibi elimizde Allah’a Hamd olsun ve ahirete kadar öyle olacak. Siz konuşadurun, size ancak kalbinde hastalık olanlar inanırlar.

    Mehmet Okuyan bey acaba dünyanın heryerinde Müslümanlar zülüm altındayken, dünya hayatında bize inandığımızda veya inanmadığınızda herhangibir fayda yasa zarar olmayacak konularda bu kadar zaman harcıyorlar?kitap, makale, konuşma vs…?

  5. 5 On Temmuz 3rd, 2013, admin said:

    Kabir azabı konusunda en kapsamlı çalışma tefsir profesörü Mehmet Okuyan’a aittir.
    Şu linkte kitabı hakkında bilgi var:
    http://www.erdemyolu.com/kabir-azabi/kabir-azabi-prof-mehmet-okuyan.html

    Şurda da konuşması:
    http://www.youtube.com/watch?v=XpStPyTiS5E

  6. 6 On Temmuz 12th, 2013, Ozcan Erdonmez said:

    Bizi tehdit ederek cehenneme asla gonderemezsiniz, sakin kendinizi Allah yerine koymayin. Hadisçilere tapmayi birakin, cok yanlis yoldasiniz. “Ehli sunnet” dediginiz devlet tarafindan uydurulmus resmi bir siyasi ideolojidir – yani uydurulmus dindir, indirilen din degil. Allah sizlere de bir gun dusunmeyi nasip eder insallah. Gerci (hasa) Allah’in sucu yok bu hususta. Sorumluluk tamamen sizde. Baska insanlarin ahiretini dusuneceginize lutfen once kendi durumunuzu dusunun. Korkmayin, dusunun!

  7. 7 On Temmuz 15th, 2013, serkan topaloğlu said:

    Değerli hocam.
    Allah sizi ve sizin gibi Allah’ın sözünü insanlara doğrusu ile anlatanları korusun ve yüceltsin. Sizin yazdıklarınız üzerine söz söylemek bize düşmez ancak, insanoğlunun ne kadar yüce, aynı zamanda da ne kadar zavallı bir varlık olabileceği zaten Kuran’da mevcuttur. Kimse kusura bakmasın bunun çok açık varlığını burada da görmekteyiz. Sizin beyan ettiğiniz Allah’ın sözüne karşı halen ‘hadis var ve inanmıyorsan kabirde görürsün’ cümlesi, o arkadaşımızın ruh hali karşısında beni dehşete düşürdü. Zamanın birinde benimde başıma gelen bu olay maalesef peygamberimiz zamanında bile olmuş, peygamberle oruç konusunda yarışa girilmişti. Ey iman edenler. Bu size çok önemli bir uyarıdır. Yüce Allah, kendi sözünün üzerine söz üreten yada Allahın sözünü yok sayanların yerini ve başına gelecekleri Kuran’da belirtiyor. Şimdi bırakın o saçma sapan kitapları okumayı da Allahın size oku diye emrettiği Kuran’ı okuyun. Dost acı söyler ve bu doğruyu bilen herkese vebal olduğundan sizleri uyarıyorum! Belki o zaman kurtulursunuz.
    Sağlıcakla kalın.

  8. 8 On Temmuz 15th, 2013, serkan topaloğlu said:

    Sevgili iman kardeşlerim.
    Bakınız, yüce Allah, kafir tanımlamasını yaparken sadece inanmayanları değil, ayetlerini inkar edenleri yada başka bir deyişle, ayetlerden yüz çevirenleri ve emirlerni yerine getirmeyenleri de kastediyor. Bu sebeptendir ki, biz müminlerin sorumlulukları inançsızlardan çok daha büyüktür ve şu nokta kırılma noktasıdır. Allah’ın sözünün üzerine söz asla söylenemez. Dolayısıyla, doğruluğu kesin olmayan,kimin ne zaman ne maksatla yazmış olabileceğini bilmediğimiz sözlere ‘ çok sağlam hadis’ deyip, üstelik bunu Allahın sözü üzerine koymak ve sahiplenmek, çok üzülerek söylüyorum bizleri kafir sınıfına sokar. Benim yıllarca bu konular üzerine yaptığım birçok araştırmam ve incelemem var ve ben genç yaşıma rağmen 20 yıldır kabir azabı gibi birçok hurafenin dinde olmadığını bizzat kuran öğretisinden yola çıkarak anladım. Kabir azabı konusu aslında yüce Allahın en büyük mucizelerinden biridir ve bu durumu tekzip eden ayetlerden biri de bunu kanıtlamaktadır. Zira, Rahman, geçmişi ve geleceği bilendir ve bu konuların insanlar tarafından sözünün üzerine haşa getirileceğini bildiği için, insanların mezarlıklarda en çok okuduğu sure içerisinde biz insanlara delil indirmiştir. Bakınız bu çok önemli zira delil, insanların mezarlıklarda en çok okuduğu sure yani Yasin suresinde indirilmiştir. Bu Allahın büyüklüğünü ve herşeyi önceden bildiğini gösterdiği gibi, bizlere de kendimize gelmemiz için atılan bir tokattır. Yüce Allah Yasin 52’de der ki;
    ‘Eyvah, başımıza gelenlere derler: kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden? Bu işte, o Rahmanın va’d buyurduğu, doğru imiş o gönderilen Resuller’
    Bakınız bu durum, kafirlerin mezarlarından kaldırılış anını anlatır. Biz insanlar eğer aklımızı kullanırsak ve rahmann emrettiği gibi düşünerek okursak kuranı, mezarda sorgulanan yada azap görenin bu ifadelerle uyanmayacağını zatne biliriz. Şimdi, lütfen hadis yada şeyh sözü gibi doğruluğu kesin olmayan şeyleri bırakın ve Allahın dinine girin. Kuran üzerinden yapacağınız her türlü anlatım bırakın başımın üstünü, canımın içidir ancak Allahın söylemediği sözü insan aracılığı ile Allaha atfetmek çok büyük günahtır. İnsanların dinden uzaklaşmaları,dinden ürkmeleri ve garipsemelerinin temelinde de bu tip hurafeler yatar zaten. Sözlerimi yine Allahın ayetleriyle bitiriyor, bu konuyu bilen ve vebal olarak sizleri uyarmak zorunda olan bir kardeşiniz olarak sizden rica ediyorum. Lütfen sadece ama sadece kuranı kaynak alın. Orda her şey var. Yeter ki görmesini bilecek ilme sahip olalım, ilim öğrenelim.
    CASİYE
    6. İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar Allah’ın ayetleridir. Artık Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?

    ZUMER
    32. Allah’a karşı yalan uyduran, kendisine gelen gerçeği (Kur’an’ı) yalan sayandan daha zalim kimdir? Kafirlerin yeri cehennemde değil mi?
    BAKARA
    79. Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!
    Hayırlı günler dilerim.

  9. 9 On Ağustos 13th, 2013, ihsan YILDIRIM said:

    KABIR AZABI…

    IKI ZAMAN VAR. INSANA GÖRE ZAMAN. ALLAH’A GÖRE ZAMAN.
    INSANA GÖRE : SONSUZ CENNET ZAMANI .. SONSUZ CEHENNEM ZAMANI.
    ZATEN KUL SONSUZ OLARAK YA CENNETTE KALACAK YADA CEHENNEMDE .
    BU BAĞLAMDA SONSUZ ZAMAN YAŞAYACAK BIRININ IYI YADA KÖTÜ.EKSTRA BIR KABIR AZABI ZAMANI YAŞAMASI NE KADAR ANLAMLIDIR.

    ALLAH’A GÖRE ZAMAN : BEN BILEMEM. BEN KULUM.DÜNYANI YAŞI 15.3 MILYAR YIL. BU ZAMANI ANLAYAMAM NORMAL.

    ÖLÜMLERDEN DERS ALINMALIDIR. HER ÖLÜM VE HER KABİR ZİYARETİ BİZİM DE BİR GÜN ÖLECEĞİMİZİ BİZE HATIRLATMALI VE ONUN İÇİN ONA GÖRE DAHA ÇOK ALLAH’IMIZA YAKLAŞMALIYIZ.
    BASİT BİR OKUL SINAVINI GEÇMEK İÇİN SAATLERCE ÇALIŞAN BİZ. CENNETİ KAZANMAK İÇİN DE ÇALIŞMAK ZORUNDAYIZ.
    NE KADAR EKMEK O KADAR KÖFTE.
    HAYATI BASİTLEŞTİRİN. ZORLAŞTIRMAYIN.

  10. 10 On Ağustos 13th, 2013, MetinYılmaz said:

    Evet Rabbimiz, Nisâ Sûresi 31. ve Necm Sûresi 32.ayetlerde büyük günâhlardan kaçınırsanız buyurmasına buyurmuş ta büyük günâhların neler olduğunu açıklamış mı? Mehmet Okuyan şu büyük günâh saydıklarını bir saysın da bilelim! Yahutta hangi kitapta yazan büyük günâhları, büyük günâh sayıyor , hele bunu bildirsin bize ondan sonra konuşmamıza devam edeceğiz.

  11. 11 On Ağustos 15th, 2013, MetinYılmaz said:

    Çok bilmiş hafiye serkan topaloğlu! Bir de Mümin Sûresi 46. (Onlar, sabah-akşam ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı günde, “Firavun hanedanını azabın en çetinine sokun!” ayetiyle Tevbe Sûresi 101. ayet-i celilesi olan (Onları iki defa azaba uğratacağız) ayetlerinde bahsedilen azabların ne olduğunu bize anlat bakalım!

  12. 12 On Ağustos 16th, 2013, admin said:

    Allah Elçisi eğer dini esaslara dair bir şeyleri bildirmişse emin olun ki onları Kur’an’ı inceleyerek çıkarmıştır.
    Büyük günah, Kur’an’da ‘ism’ kelimesiyle ifade edilir. Bazen de ‘kebîr’ sözcüğü kullanılır. Buna göre büyük günahlar;
    1- Cana kıymak, yurdundan çıkarmak (Bakara, 85; Maide, 29)
    2- Yalan şahitlik yapmak (Bakara, 180-182,283)
    3- İnsanların mallarını haksız yere yemek ve rüşvet vermek (Bakara, 188)
    4- Kibirlenmek (Bakara, 206)
    5- İçki ve kumar (Bakara, 219)
    6- Allah’ın ayetlerini reddetmek (Al-i İmran, 178)
    7- İftira atmak (Nisa, 20,112; Nur, 11)
    8- Şirk koşmak (Nisa, 48)
    9- Allah’a iftira atmak (Nisa, 50)
    10- Haram kılınan yiyeceklere meyletmek (5Maide, 3)
    11- Şahitliği gizlemek (Maide, 106-107)
    13- Doğru insanları yapmadıkları şeylerden dolayı incitmek (Ahzab, 58)
    14- Kötü zan (Hucurat, 12)
    15- Haram ayda savaşmak, Allah yolundan ve doğrulardan engellemek (Bakara, 217)
    16- Yetim malı yemek (Nisa, 2)
    17- Açlık çekincesiyle çocukları öldürmek (İsra, 31)

  13. 13 On Ağustos 16th, 2013, MetinYılmaz said:

    Sayın admin Said Efendi,
    Rabbimiz büyük günâhalrı açıkça bildirmemiştir. İslâm Uleması ise bu günâhların sayısı hakkında bir ittifak yapamaıştır. Örneğin İbn-Abbas (r.a.) ya göre büyük günâhların sayısı 700’dür. Ulemadan Heytemi büyük günâhları anlatmak için iki büyük cilt kitap telif etmiştir. Tahkik ehli ise, büyük günâhları ;
    1-Hevâ ve heveine uymak,
    2-Dünyâ Sevgisi,
    3-Allah’tan başka VARLIK bilmek-görmek veya kabul etmek diye üçe ayırmış…Şimdi, bu ayırıma göre hangi babayiğit çıkıp ta “Ben büyük günâh işlemiyorum!” diyebilir? Kaldı ki, Rabbimiz gadabını günâhların içinde gizlemiştir. Bizim küçük diye bildiğimiz veya bize küçük gelen bir günâh, rabbimizi katında pekâlâ çok büyük olabilir ve O’nun gazabını çekebilir. Büyük günâhların zikredilmemesinin hikmeti odur ki, Nisâ Sûresi31. âyetin muktezası büyük günâhlardan içtinab edilerek küçük günâhlardan kefaret ve af olunacağı bilinir ve küçük günâhlara teşvik olurdu. Zira; kebairden sakınılıp-ihtiraz edilince sağâirin zararı olmayacağına âyet delâlet eder. Binaenaleyh; kebairin nelerden ibaret olduğunu beyan buyurmadı ki, her şahıs işleyeceği her günâhı kebairden zannıyla terk etsin. Şu halde kebairi beyan etmemek; kullarını maasiden men’ için bir lûtf-ü ilâhidir. Ayrıca, Kebairden içtinap, sağâirin kefaret olmasını icabederse de Cennet’e dahil olmayı ve kabirde azab görmemeyi icab etmez. Belki Cennet’e duhul ve kabrin cennet bahçelerinden bir bahçeolması ; mücerred fazl-ı ilâhi olduğu gibi, derecatına nail olmak da ibadat ve taatladır. Şu halde Nisâ Sûresi 31 ayetinindeki manâ-yı nazım: [Eğer siz cemi-i vacibatı işler ve cemi-i kebairden nefsinizi sakınırsanız seyyiatınızın bakiyesini biz kefaret eder ve keremle dolu olan Cennetimize sizi ithal ederiz] demektir. Hiç Kimse bu konuda ezbere konuşma hakkına sahip değildir. Vesselâm.

  14. 14 On Ağustos 18th, 2013, admin said:

    Rabbimizin bildirdiği büyük günahlar, belki gözden kaçanlar olsa bile,sure ve ayet numaralarıyla bir önceki yorumda verilmiştir. Allah’ın sözleri karşısında ulemanın sözleri, vahye inananlara göre herhangi bir etkiye sahip değildir. Gerçek alimler de O’nun vahyini inceleyerek bu sonuca varmışlardır. Allah’ın sözleri karşısında Peygamber’e bile söz söylemek düşmez.

    “Eğer o (peygamber), bize karşı bazı sözleri uydurup söylemiş olsaydı. Muhakkak onun sağ elini (bütün güç ve kudretini) çekip alıverirdik. Sonra onun can damarını elbette keserdik. O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip uzaklaştıramazdı.” Hakka suresi, 44-47. ayetler

    Zaten Allah’ın Elçisi kendisine vahyedilen vahye uyar:
    De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye (Kur’an’a) uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?” En’am suresi, 50

  15. 15 On Ağustos 19th, 2013, MetinYılmaz said:

    Ne Peygamberler ve ne de İslâm Uleması Allahımızın sözlerine yani, ayetlerine karşı söz söylemiş değildirler… Bunu size kim-kimler fısıldadı acaba ? Yani, bugüne kadar böyle bir şeyi kimseler farketmemiş te bu kaşifat size mi nasib olmuş ? İşte, müslümanların yolundan ayrılmak buna deniyor ve Rabbimiz de bu bebahtlar için bakın ne buyuruyor :
    ! Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!

  16. 16 On Ağustos 26th, 2013, Metin Yılmaz said:

    Admin Efendi, Şu halde siz büyük günâhları bildiğinize ve onları işlemediğinize-işleyeceğinize göre, küçük günâhların hepsini işlesem de bunlar affedilir düşüncesi veya mantığı içindesiniz ! Oysa, biz kulların işleyeceği hangi günâhın Cenab-ı Hak indinde büyük sayılacağı hususunda bilgi sahibi olmadığımıza inanıyoruz. Ayrıca, sizin bu anlayışınız “Allah’ımızın mekrinden emin olma” yı da beraberinde getiriyor ki, bize göre bu dahi büyük bir günâhtır. Bu vesileyle Mehmet Okuyan Efendiye de çok selâm ederiz. Bizce, Profesör olmak için geçirdiği bir o kadar yıllar daha İslâmı doğru anlayabilmek için geçirmesi gerekir diye düşünüyoruz.

  17. 17 On Ağustos 30th, 2013, Serkan Topaloğlu said:

    61 On Ağustos 15th, 2013, MetinYılmaz said:

    Çok bilmiş hafiye serkan topaloğlu! Bir de Mümin Sûresi 46. (Onlar, sabah-akşam ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı günde, “Firavun hanedanını azabın en çetinine sokun!” ayetiyle Tevbe Sûresi 101. ayet-i celilesi olan (Onları iki defa azaba uğratacağız) ayetlerinde bahsedilen azabların ne olduğunu bize anlat bakalım!

    Yanıtlayayım sevgili kardeşim.
    Bak bazı arkadaşlarımız ne güzel anlatmışlar zaman konusunu eğer okusaydın ki okumazsın, o ayette rivayet olduğunu görürdün.
    Yasin suresini bir oku.
    Orada ‘uyun bu elçilere’ diyerek şehrin diğer bir ucundan koşup gelip kavmini uyaran bir adam var. Kavmi buna uymadığı için yok ediliyor. O şahısa da ‘ gir cennete’ deniyor. Sence o anda mı giriyor cennete öldükten sonra mı? O şahıs da, ‘ keşke kavmim bilsey Dİ’ diyor. Bak Dİ yi büyük yazdım geçmiş zaman. Şimdi sabah akşam konusuna gelirsek. Ölümden sonraki hayatta zaman kavramı yoktur ancak sen bunu o tarihte indirdiğin Arap toplumuna ki peygamber efendimize kuran eindirilmeye başlandığında okuma yazma bilen kişi sayısı bile bir elin parmakları kadar dı, zamanla ilgili bir konuyu zaman yoktur diye veya farklı bir boyutta anlatamazsın. O an yaşanan duruma göre tasvir edilmiştir ve ahirete cehennem azabından bahsedilmektedir.
    Senden ricam lütfen gönül kırıcı konuşma ve kafanı insanların yazdığı beşer kitaplarla dolduracağına, gönül gözünü açacak dünya ilimleriyle doldur. Böylece kimseye ihtiyacın olmadan Allahın sana anlattığını onunda emrettiği gibi ‘ düşünüp anlayabilirsin’ Yok düşünemiyorsan lütfen düşünebilenlere zulmetmeye kalkma. Zaman konusuna dönersek şimdi ben sana uzay zaman açılımını, kara maddeninin kara enerjinin ne olduğunu, kıyanetin nasıl kopacağıyla ilgli ayetlerle insanoğlunun fizik konusunda bugün geldiği noktanın nasıl birbirini doğruladığnı anlatırım ama anlamak istermisin.
    Maksadım kalbini kırmak değil ancak söylediğin söze kırıldım ve aynısnı hissetmeni istiyorum. Son olarak söylemek istediğim konu şu, evet ben bayağı birşeyler biliyorum.
    Allaha sonsuz şükürler olsun.

  18. 18 On Ağustos 30th, 2013, Serkan Topaloğlu said:

    Çok bilmiş hafiye serkan topaloğlu! Bir de Mümin Sûresi 46. (Onlar, sabah-akşam ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı günde, “Firavun hanedanını azabın en çetinine sokun!” ayetiyle Tevbe Sûresi 101. ayet-i celilesi olan (Onları iki defa azaba uğratacağız) ayetlerinde bahsedilen azabların ne olduğunu bize anlat bakalım!

    Afedersin diğer iki ayeti yanıtlamayı unutmuşum. Kıyametin kopacağı gün ne demek? Ahiret demek! ben bunun kabirle olan ilişkisini anlamadım. Onları iki defa azaba uğratacağız. DÜnyada ve ahirette. Buna benzer bir ayet daha vardır. Zİna yapanlar dünyada da ahirettede Allah tarafından cezalandırılırlar der yaradan. Bunun gibi. Kapiş ?

  19. 19 On Ağustos 30th, 2013, Serkan Topaloğlu said:

    Değerli iman kardeşlerim.
    Kabir azabı veya buna benzer birçok konunun bu noktalara gelmesinin temelinde maalesef ama maalesef Rahmanın bize emrettiği oku, öğren, üzerinde düşün üçlemesini hayata geçiremememiz bulunmaktadır. Allahın indirdiği kitap ile ilgili çok önemli tespitlerim var ve umarım taraflı tarafsız herkes bunları okur ve bundan bir ders çıkartır.
    1- Allah herhangi bir şey yapmak istediğinde, yarattığı fiziki ortam yada hayat verdiği varlıkların kafalarına yerleştirdiği mantık dışına çıkacak değildir. Bu , şu demektir. Allahın yarattığı şeylerin temelinde fizik, kimya ve biyoloji yatmaktadır ve söz konusu insan olunca bu kuralların dışına çıkmamaktadır.( yoksa Allahın ilmi sonsuzdur ve biz bunun çok az kısmını biliyoruz) İşte biz bu yüzden bir meniden 3 evrede insana dönüşüp fiziksel olarak hayatımızı sürdürüyor, ölüp geride kalanlara ibret oluyor ve tekrar cezamızı çekmek yada ödülümüzü almak adına sorgulanmak için parmak uçlarımıza kadar aynı şekilde fiziksel olarak yeniden yaratılıyoruz. Ayetlerden ne anlarsanız anlayın yada hiç ayet okumamış olsanız bile kafasını çalıştıran insanlar bunun mantığını anlattığım şeylerden anlayacaklardır. Tekrar ediyorum, Ahirette yeniden yaradılışımızın nedeni, fiziksel olarak acı çekmemiz yada haz almamızdır. İnsanın bunu başka bir şekilde gerçekleştirmesi mümkün değildir ve zaten Allahın bu anlattıklarımdan başka bir ayeti yoktur. Bakın kuranda bir çok yerde ‘ ölü’ ve ‘diri’ kelimeleri geçer. Siz bu kelimelerden ne anlıyorsunuz?
    Peki neden Allah bizi içerisinde var ettiği fiziksel kuralların dışına bazı istisnalar dışında çıkmamaktadır? İşte asıl mesele budur. Allah ‘ bana görmeden iman edenler’ der ayetlerin birinde. Bunu neden söyler biliyormusunuz? İnsan beni arasın bulsun, kafasını çalıştırsın, mucizelerimi görsün benim varlığımı kafasında pekiştirsin diye! O yüzden biz Allahı göremiyoruz, meleklerini göremiyoruz ancak bize gönderdiği ayetlere onun varlığına inanıyoruz. Bu noktada Allaha çocukluktan beri büyüklerimiz var dediği için inananlarla,benim gibi onun varlığını arayıp bulanlar arasında da maalesef bir algı farkı oluşmaktadır.Evet günahlarımız sevaplarımız hatalarımız belki aynıdır ancak Allah bizim onu arayıp bulmamızı ve bunu insanlara anlatmamızı istemektedir. Bahsetiğim ilimlere sahip olanlar yanlışlar anlatıldığında daha kolay anlamakta, bu ilimlere sahip olmayanlarsa kendilerine küçükken empoze edilmiş ruh hallerini iyi niyetle ve günah korkusuyla anlatılanları derhal ve şekilde görüldüğü gibi şiddetle reddetmektedirler. Hiçbirimizin içerimizde kötülük yada çıkar duygusu yoktur ancak maalesef algı farkı vardır. Bakınız öyle ki, insanlarla beraber dünya hariç evren de tamamiyle neden yokedilecektir hiç düşündünüz mü? Çünkü dünya üzerinde toparlanıp ( vahşi hayvanlar dahil) orada sorgulanacağız ancak ahiretten sonra farklı bir boyutta zaman kavramı olmadan yaşayacağız. Bunları öğrenir bu konular üzerinde çalışırsanız, Allahın anlattıklarını daha çabuk algılarsınız. Son olarak size yine Allahın ayetlerinden birini delil olarak yazıyorum.
    Rahman şehitler için ‘ Allah yolunda öldürülenleri sakın ‘ölüler’ saymayın. Hayır, onlar, Rableri Katında diridirler, rızıklanmaktadırlar. Allah’ın Kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler.’ buyurmuştur. Yani onları Allah sorgusuz sualsiz Cennetine almıştır, bizim gördüğümüz ceset haricinde onları aynı şekilde yeniden yaratmış ve rızıklandırmaktadır ancak uradaki ince nokta DİRİ dirler kelimesidir. Azap gören yada sefa süren ruhlar varsa bu neyin nesidir? neden diri olarak tekrar yaratarak Allah kıtında ödüllendirilmektedirler.
    Hepinizi Allahın selamıyla selamlıyor, sağlıklı ve mutlu günler diliyorum.

  20. 20 On Ağustos 31st, 2013, Serkan Topaloğlu said:

    Ne Peygamberler ve ne de İslâm Uleması Allahımızın sözlerine yani, ayetlerine karşı söz söylemiş değildirler… Bunu size kim-kimler fısıldadı acaba ? Yani, bugüne kadar böyle bir şeyi kimseler farketmemiş te bu kaşifat size mi nasib olmuş ? İşte, müslümanların yolundan ayrılmak buna deniyor ve Rabbimiz de bu bebahtlar için bakın ne buyuruyor :
    ! Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!
    SEvgili kardeşim.
    Bizler peygamberin Allahın buyruğu dışında söz söylemediğini biliyoruz, zaten böyle olmasaydı Rahman eğer kendi adına söz söyleseydi Peygamberin şah damarını keseceğini söylemezdi. Kusura bakma sen öfkenden daha okuduklarını bile anlamıyorsun.Biz, peygamber adına uydurulmuş şeylerden bahsediyoruz bu birincisi.Senin ulema dediğin kimseler kimlerdir, sen tanıyormusun bunları? Ulema diye kimse yoktur! Din adına kimse fetva veremez ancak Allah fetva verir ve bunu da kuranda bulursun. Siz maalesef bu ulemaların peşinden koşturduğunuz için bukadar öfkelisiniz. İnan bana o ulemalar ne senden ne benden daha akıllı değiller. Allahın ayetlerini en iyi şekilde anlayacak olanlar o ulemalar değil, dünyevi ilimleri yutmuş, Allahın sözlerini en iyi şekilde idrak edebilecek kimselerdir. Okuduğundan bir şey anlamak için bilmelisin, okuduğun şey üzerinde düşünmek için bildiklerini yemelisin, o konu üzerinde yorum yapmak için se sokak diliyle söyleyeceğim, AŞMALISIN . İslam dünyasının en büyük sakatlığı da budur. Ulemaların bir kısmı Allahın kendisine verdiği aklı kullanmayıp bir önceki ne söylemişse aynen onu aktarmıştır. Bunun istisnası sömürücülerin din diye insanlara yutturdukları zehirli haplardır. Son kesim ise gerçekten kafası çalışan ve Allah rızası için bunları insanlara anlatanlar ki işte siz de onları sevmiyorsunuz.
    Otur biraz düşün lütfen. Size tavsiyem kuran üzerinden bize delilleriyle beraber itiraz etmenizdir. Yoksa Allahın kitabında bir eksiklik mi görüyorsunuz?

  21. 21 On Eylül 5th, 2013, Metin Yılmaz said:

    Çok bilmiş ulema Serkan !Kusura bakma ama, senin dinden hiç mi hiç haberin dahi yok ! Çünkü, bizatihi kendi ifadelerin ele veriyor ! Ulema yokmuşmuş ! Peki o zaman Rabbimiz Al-İmran Sûresi 7.ayette “ilimde derinleşenlerden” yani “ulu’l-elbâb” tan bahsediyor. Bunlar sence kim olabilir ? Yoksa, senden mi bahsediliyor ne dersin? Gelelim, sabah-akşam azab görmeye… Bütün müfessirler Mümin Sûresi 45.ve 46.ayet-i celilerini:

    “““`Firavun ve etbaı akşam ve sabah ateş üzerine arzolunurlar.`

    Yani; kabirde bulundukları müddet sabah ve akşam ashabı şekavet için hazırlanmış olan ateşe onlar gösterilirler ve bilûmum kâfirlerin rûhları kıyamete kadar sabah ve akşam Cehennem’deki mahalleri kendilerine gösterilip «İşte kıyamette sizin makamınız budur» diyerek kendilerine azabolunacağı mervidir.
    Müslim ve Buhârî’nin ittifakları ile rivayet ettikleri bir hadis-i şerif de bu manâyı teyid eder. Çünkü; (İbn Ömer) Radıyallahü anh efendimizin rivayetine nazaran Resûlullah (S.A.V.) efendimiz «Sizden biriniz vefat ettiğinde o kimseye günde iki defa âhirette yeri gösterilir. Eğer ehl-i Cennet’ten ise Cennet’ten, ehl-i nârdan ise Cehennem’den gösterilir. Ve kıyamete kadar kendine (İşte şu senin yerindir) denilir» buyurmuştur.
    Bu âyet; rûhun bakasına ve azab-ı kabrin vücuduna delâlet eder. Çünkü; bundan sonraki âyette âl-i Firavun’un yevm-i kıyamette olacak azablarının beyan olunması bu âyette beyan olunan azabın kıyametten evvel olmasını icabeder. Şu halde vefattan sonra kıyametten evvel olunca kabirde olmak lâzım gelir.
    Bu âyette akşam ve sabahı zikretmek; azabın devamına işarettir. Çünkü; kabirde akşam ve sabah yoktur. Akşam ve sabah bu dünyaya mahsustur. Yahut onlara kabirlerinde azap; «Ehl-i dünyanın akşamında ve sabahında ateşe gösterilirler» demektir.
    Kıyamet kaim olduğunda ve herkes kabrinden kalkıp Arsa-i mahşere geldiği gün taraf-ı İlâhîden Cehennem’in hazinedarları ve hademesi olan zebanilere «Al-i Firavun’u Cehennem azabının şiddetlisine ithal edin» denilir.]

    Ebussuud Efendi’nin ve Beyzâvî’nin beyanları veçhile dünya devam ettikçe akşam ve sabah azaba arzolunurlar amma kıyamet günü azabın daha şiddetlisi olan Cehennem azabına konmaları için meleklere emrolunur. Yahut Firavun ve etbaının Cehennem azapları içinden daha şiddetlisine idhâl olunmaları için emrolunur. Çünkü; Cehennem’in tabakaatında azap muhteliftir, herkesin günâhına göre bir tabakaya girmesi emrolunduğunda Al-i Firavun’un en ziyade şiddetlisine idhâl olunmaları taraf-ı İlâhîden meleklere emrolunur. Yahut (أَدۡخِلُوٓاْ) sülâsîden kıraat olunduğunda Âl-i Firavun’a hitap olarak «Ey Âl-i Firavun ! Siz azabın ziyade şiddetlisine girin» denilir. Bu âyet; kabir azabına delâlet eder. Çünkü kıyamette azabın eşeddine gireceklerini beyan etmek; kıyametten evvel azabın ehveninde olduklarını beyan etmektir. Kıyametten evvel azab da kabirdedir.““““
    şeklinde açıklamışlardır. Sen ise, palavralardan buket yapmaya çalışmışsın!
    Yasin Sûresindeki şehrin diğer bir ucundan koşup gelip kavmini uyaran o adam Habib-i Neccar’dır ve kavmini rasullere uymaya çağırmıştır. Buradaki ayetlerde ona “gir cennetime” diye bir hitab yok ! Bunu sihirbaz gibi nerden çıkaradın ?

  22. 22 On Eylül 16th, 2013, Serkan Topaloğlu said:

    Metin Yılmaz kardeşim.
    Bana en son şunu söyleteceksin.
    Senin dinin sana benim dinim bana.
    Kusura bakma sen daha okuduğunu anlayamıyorsun ki benim anlatığımı anlayacaksın.
    Girmişsin bir kapalı kutunun içerisine, içeri ışık alsın da istemiyorsun!
    KArdeşim halen Ebuusuud efendinin hikayelerini anlatıyorsun. Kusura bakma kendi zekana hakaret edebilirsin de benimkine ettirmem. Sen okuduğunu anlamadığıın için bunu kendine anlat lütfen bana anlatma. Önce dünyevi ilmini geliştir. Sonra mezardan ruhtan bahset. Ruh dediğin şey hakkında sana kim bilgi verdi ki bukadar net konuşuyorsun. Bana kurandan konuş diyorum sen hikaye anlatıyorsun. Madem ruhları bukadar iyi biliyorsun ozaman bana şunu açıklla! “Sana Ruh’tan sorarlar; De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.” (İsra Suresi, 85)

    Buyur buna da kitaplarını okuduğun fanilerin yorumunu yaz. Bana da bir daha cahil muamelesi yapma hakkımı helal etmem.

  23. 23 On Eylül 17th, 2013, Metin Yılmaz said:

    Ha demek, Ebus-suud Efendi hikâye anlatıyor, nev-zuhur Mehmet Okuyan Efendi hakikat anlatıyor öyle mi ? İşte burası çok önemli…Şimdi,bize düşen görev ne oluyor ona bakalım? Acaba,ümmet için bu iki isimden hangisi ulema sayılma bakımından daha çok kabul görmüş? Kıyaslayın, teemmül edin ve kararınızı verin… Son çeyrek asırdır kendileri gibi düşünmeyenleri hep “hikaye anlatıyorlar” yaftasıyla yaftalayanların kendi ucuk ve tuhaf yorum ve masallarını görmezlikten mi geleceğiz? Sizin akıbetinizden korkulur, pek korkulur azizim !

  24. 24 On Kasım 8th, 2013, Serkan Topaloğlu said:

    Kardeşim sana laf kar etmez sen bildiğini yapmaya devam et. Hiç tanımadığın bilmediğin bir adamın peşinden gitmeye devam et. Ben sana kurandan ayet okuyorum sen halen ebud diyorsun. Allah ıslah etsin. Lütfen konuyu saçma sapan yerlere de getirmeyelim keselim artık insanları rahatsız edecek boyuta geldi

  25. 25 On Mart 8th, 2014, güven aktaş said:

    40/MU’MİN-45: Fe vekâhullâhu seyyiâti mâ mekerû ve hâka bi âli fir’avne sûul azâb(azâbi).
    Böylece Allah, onların yaptığı hilelerin kötülüklerinden onu korudu. Ve firavun ailesini, azabın kötüsü kuşattı.

    40/MU’MİN-46: En nâru yu’radûne aleyhâ guduvven ve aşiyyâ(aşiyyen) ve yevme tekûmus sâah(sâatu), edhılû âle firavne eşeddel azâb(azâbi).
    O ateş ki sabah akşam ona arz olunurlar. Ve o saatin (kıyâmetin) vuku bulacağı gün: “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!” (denir).

  26. 26 On Mayıs 10th, 2014, Süleyman ÖZEN said:

    Yüce Allah’ın rahmeti ve merhameti tüm insanlığın üzrine olsun diyerek,Kabir azabı varmıdır? konusu hakkında bilgi dağarcığımda yer alan bilgiler ışığında görüş sunayım.
    Kur’anı kerimde yer alan;
    1–Dünya hayatı var ise,
    2–Her insanın omuzlarında Münker ve Nekir isimli melekler var ise ve sevap ile günahları anında yazıyorlar ise,
    3–Amel defterimiz ancak kıyamet günü açılıp sevap ve günahlarımız işleme konulacak ise,
    Öldükten sonra kıyamete kadar bir ön hesap ve azap düşüncesine kapılmak bana çok yanlış geliyor.
    Yüce dinimize bu tür hayal mahsulü yanlışların sokulmasında en büyük sorumlu ,dinimize aklınca bir sürü ilave yapan Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye değilmidir ? O tiplerin şerrinden Rabbime sığınırım.

  27. 27 On Eylül 15th, 2014, Serkan Topaloğlu said:

    Allahın selamı, rahmet ve bereketi üzerinize olsun. Çok uzun zaman oldu bu forumu takip etmeyeli. Çok da bir şey ilave edilmemiş ancak ben geçen günlerin birinde yine Kuran okurken birkaç ayet buldum bu tartışmaları sonlandıracak. Bu ayetler üzerine tartışma yapmaya devam edecek cesareti olan varsa buyursun devam etsin.
    1- Araf suresi 33. ayet; De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi, Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.
    DİKKAT EDİN HAKKINDA HİÇBİR DELİL İNDİRMEDİĞİ BİR ŞEYİ diyor. Yüce Allah dünyevi hayatı ve Ahiret hayatını bu kadar detaylı anlatmışken, neden Kabir azabı hakkında neden bir ayet indirmemiştir.
    2- Enam 114: Allah size Kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?) Allahın kuranı kerimi ayrıntılı olarak indirdiği anlatılıyor. Cennet ve cehennem hakkında yüzlerce ayet varken neden içerisinde kabir azabı geçen bir tek ayet yok? Tövbe haşa yoksa Allah bunu unuttu mu? Haşa, Yoksa Allah yarattıkları içerisinde bu unuttuğu ayetleri ona hatırlatacak birilerini yaratacağını bilmiyor muydu? O halde saçma sapan konuşmayın. Öfkeden kudurmayın şu yazdığım ayetleri defalarca okuyun ve ne anlatılıyor anlamaya çalışın.
    3- Duhan 56:Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar
    4- İsra 52 :Sizi çağıracağı gün, onu hamt ederek çağrısına derhal uyacaksınız. Ve sadece az bir süre kaldığınızı düşüneceksiniz. ( uyku halinden uyandığınızda nasıl 1 dk uyumuşsunuz gibi geliyor sa, diriltilince bu da aynıdır) İlk doğduğunuzda ki yokluk hissi nasıl bir duyguydu o zaman ruhunuz yokmuydu biryerlerde? Vardı ama size özel değildi. Ruh zaten bizim de değildir yüce Allah Secde 9 da ‘Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!’ Bakın bakalım ruh bizim anlayabileceğimiz şekilde nasıl anlatılmış. Burada yazılandan fazlasını uyduranlar, üzerine pislik yağdırılmış olanlardır!
    5- Enam 60:O, odur ki, geceleyin sizi öldürür. Gün boyunca neler yapıp neler kazandığınızı bilir. Sonra, belirlenmiş süre işletilip tamamlansın diye, gün içinde sizi diriltir. Nihayet O’nadır dönüşünüz. Sonra, yapıp ettiklerinizi size haber verecektir. ( bakın burada uykuyu ölüme benzetiyor anlayın artık!!)

  28. 28 On Aralık 21st, 2014, FUAT ALKAN said:

    Mehmet okuyan hocadan Allah razı olsun.

  29. 29 On Nisan 3rd, 2015, önder orhan said:

    Sn Mehmet OKUYAN hocanın kitaplarını A nkarada nerden bulabilirim.
    Teşekkür ederim.SEVGİLERİMLE.

  30. 30 On Temmuz 12th, 2015, nurettin said:

    ” 75 numralı yorumcu ” olayın yeryüzünde yaşandığınu zaten kendin yazmışsın.

    ***Böylece Allah, onların yaptığı hilelerin kötülüklerinden onu korudu. Ve firavun ailesini, azabın kötüsü kuşattı.***

    Güzel kardeşim okuduğunuzu anlayın deden gitmeyin. Ağır ağır , düşüne düşüne okuyun . O ateş dünya daki azap

  31. 31 On Ocak 13th, 2016, ersın said:

    hocam eger kabırde ceza cekeceksek allah cc neden kulunu bırdaha kıyamet ğününde kuluna ceza versın affeden bagıslayan raabbım ıkıncı cezayı kullarına vermez sıze katılıyorum ancak kulunun ccezası kıyamet gununde herkes hesap verır

  32. 32 On Şubat 3rd, 2016, Muhammed said:

    Fesubhanallah…
    Şeriat-ı İslamiyeyi getirip tesis etmekle,insanlara ahkamını talim etmekle, herbir sözü, hareketi ve hali ile taklid edilip tabi olunduğu takdirde insanlara saadet-i dareyni kazandırmakla vazifedar Resul-u Ekrem (a.s.m)’ı sadece Allhın kitabını getiren bir vasıta olarak görmek ve O zatın (a.s.m) Kuranı talim ve terbiyesinden kişinin kendini müstağni görüp kendi akıl ve fikrini bu zatın (a.s.m) muallimliğine tercih etmek ne kadar büyük bir hasaret, ne kadar büyük bir pişmanlık olduğunu aklı iptal olmamış, vicdanı tefessüh etmemiş bir adam elbette anlar.

    Madem bu Zatın (a.s.m) talimini kabul etmeyip, bu meseleyi herkesin kendi aklına havale etmişsiniz. Ben de kendi aklımla şu ayet için derim ki;

    “Onlar, sabah-akşam ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı günde, “Firavun hanedanını azabın en çetinine sokun!” denilecek. (Mümin 46)”

    Buradaki sabah akşam kavramı ancak kıyametten öncesi için olabilir. Ahirette sabah akşam diye bir vakit olmaz. Çünkü orası ebedi hayat yurdudur. Zaman akıp fenaya gitmez. Zaten ayette kıyametten önce olduğu aşikardır. Demek ki kabre girince Allaha asi olanlar dünya dönüp her sabah akşam olduğu süre zarfından taa kıyamet kopuncaya yani sabah-akşam vakit aralığı bitinceye kadar KABİRDE ateşe sokulup azap olacaklar.

    Evet benim bu ayetten kendi aklımla anladığım bu. Kim itiraz edebilir? Neticede ben böyle anlıyorum, böyle düşünüp böye aklediyorum. Peki benim kendi aklıma insanları davet etme hakkım var mı? Elbette yok. Çünkü herkeste farklı akıl ve düşünceler var. Böylece herkes farkı neticelere varabilir. Örneğin Mehmet Okuyan bu ayetten benim gibi anlamıyor. Fakat ikimizin kaynağı da kuran değil mi? Bana “hayır ille de kabir azabı yok” diyebilir mi? Ben bu adama mı güveneceğim yoksa okuduğum anladığım kuranın ayetine mi?

    Madem şu yorumlarda gördüğüm bir sürü kişi, hadisleri reddedip Resul-u Ekrem (a.s.m) ın taliminden imtina ederek kendi akıllarını daha ziyade kabule şayan görüyorlar; niye şu mehmet okuyan denen adamın aklıyla hareket ediyorlar ki? kendi akıllarını esas alıp açıp kuranın mealini okusunlar! Yok mu aklınız şu adamın aklına ihtiyaç duyuyorsunuz da kitaplarını okuyorsunuz?

    Ondan sonra başlardaki akıllar kadar dinlerin hükümlerin olduğu, Resul-u Ekrem (a.s.m)’ın halka-ı kudsiyesinden hariç inançlar ortaya çıksın. Kim işine nasıl geliyorsa öyle hükmetsin, ona göre yorsun. Gözlerini kapamakla gündüzü kendilerine gece yapsınlar. Ne yazık..!!

    Şu yazdıklarımı Resul-u Ekrem (a.s.m)’ın kıymetini, hürmetini müdafaa etmek, Şeriat-ı Muhammediye-i Garra’nın en büyük esaslarından olan şu zatın (a.s.m) sözlerini, fillerini, tavır ve hallerini bildiren Ehadis-i Şerife’nin namusunu korumak niyeti ile yazdım. Cenab-ı Hakkın rızasını ve Habib-i Ekrem’i Olan efendimizin (a.s.m) muhabbetini niyaz ederim.

  33. 33 On Haziran 11th, 2016, ofu said:

    Adam Ayet-i Kerime leri Hadis-i Şerif leri cok kolay inkar edebiliyor cok rahat konusabiliyor ve bunu dinleyen insanlar bundan etkilenebiliyor. Hem Kabir Azabi yok diyor hem de Ayet-i Kerime de sabah aksam atese ‘sokulacaklar’ degil ‘sunulacaklar’ manasi var diyor. Kabir de insanin gidecegi yeri gormesi bile ona bir azaptir diyemiyor bir kisi de. Hic Ba’is konusuna giremiyor mesela adam!. Kabir Azabi ile ilgili o kadar Ayet-i Kerime Hadis-i Şerif ve kissa lar varken…1400 yillik islam yanlis biliyodu bu adam sagolsun cikti bize dogrulari soyledi??!!!.. Tv programi sayesinde ulastigi kitlelerin inanci simdi ne olacak?? Bu vebali kaldirabilecek mi? Kabir de iken artik azabini gorurse anlar!! Sevgili arkadaslar disarida herkesin arastirsa dogruyu bulabilecegi topluluklar var goz onunde onlara gidin inancinizi yitirmeyin yanlisa inanmayin bunlarin sadece Kabir Azabi ni degil daha neleri inkar ettigini herkes biliyor ve buna ragmen inaniyorsunuz!! YAPMAYIN!!!

  34. 34 On Haziran 15th, 2016, egemen said:

    Hocanıza şunu bir sorun?
    kendisi zamirlerden yola çıkarak Hz Meryem annemizi haşa ve kella bir ucubeye çevirdi.Kabir azabını kabul eden hocalar size ayetlerden yola çıkarak işaretler var diyorlar.Ayrıca bu dinin peygamberi sas nin hadislerinden(size göre uydurma olsa bile) de kanıtlar sunuyorlar.
    hocanız hz Meryem tezini doğrulayacak herhangi bir kanıt sundu mu? https://www.youtube.com/watch?v=i4hNL3LrYGM izleyin inşallah Kendini yalanlayan bir insanın hangi dediği doğru olabilir ki
    NOT:İmam Azam: İmam Azam’ın 5 eseri, Tercüme: Mustafa Öz, İfav Yayınları;

    1. EL-FIKHU’L – EBSAT, s 44:

    Ebu Hanife şöyle dedi:
    “Kabir azabını bilmem” diyen kimse, helaka uğrayan Cehmiyye’dendir. Çünkü o; Allah’ın “Biz onları iki defa azaplandıracağız.”31 -ki burada kabir azabı kastolunmaktadır- ve “Zalimler, bundan başka azaba uğrayacaklar.”32 -Yani kabir azabına çarptırılacaklardır-ayetlerini inkar etmiş olur. Eğer “Ben ayete inanıyorum, fakat tefsir ve te’viline inanmıyorum.” derse kafir olur. Çünkü Kuran’da, te’vili tenzilinin aynı olan ayetler vardır. Eğer bunu inkar ederse kafir olur.
    31 Tevbe 9/ 101.
    32 Tur 52/47
    Hocanız hanefi meshebindenmiş şayet doğru ise kendisine kafir diyen bir imamın içtihatına göre nasıl abdest alıyor, nasıl gusl alıyor,nasıl namaz kılıyor yaşıyorsa nasıl bir dini hayat yaşıyor. Şahsen bana kafir diyen birinin meshebine uymam.

  35. 35 On Haziran 15th, 2016, egemen said:

    69 numaralı yorumcu “söz konusu insan olunca bu kuralların dışına çıkmamaktadır.” Emin misin?
    Hz Adem as Hz isa as ve Hz Havva annemizin yaratılışında biyoloji dışına çıkılmıştır

Yorum Yaz