-
29th Haziran 2009

Kabir Azabı-Prof. Mehmet Okuyan

posted in KABİR AZABI |

Ondokuz Mayıs Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Tefsir kürsüsü öğretim üyelerinden Prof. Mehmet Okuyan “Kabir Azabı Var mı?” konusunda kapsamlı bir kitap hazırlamıştır. 485 sayfa ve büyük boy olarak hazırlanan bu eserde konu geniş bir biçimde ele alınmıştır.

Prof. Mehmet Okuyan, kabir azabının olacağını iddia edenlerin görüşlerini tek tek zikrettikten sonra delil olarak getirdikleri ayetlerin konuyla alakalı olmadığını, hadislerin ise ya senet (ravi zinciri) açısından veya metin açısından güvenilir olmadığını, kabir azabına delil olarak getirilen rüya ve keşif gibi örneklerin ise istismara açık olduğunu ve delil niteliğini taşımadığını bu konuyla ilgili yazdığı çalışmasında açıkça ortaya koymuştur.

Mehmet Okuyan, İbnü’l-Cevzi’yi referans göstererek kabir azabıyla ilgili hadislerin sahih olmadığını belirtmiştir. Yine o, ölünün kabirde ezanı duyacağını bildiren hadislerin, ölen peygamberlerin 40 gün ruhlarının kendilerine iade edildiği veya ana babasının veya birisinin kabrini Cuma günü ziyaret edip Yasin okuyanın günahlarının bağışlanacağını veya kabirde birbiriyle konuşmalar olacağını bildiren rivayetlerin uydurma olduğunu belirtmiştir. (İbnü’l-Cevzi, Kitabul’l-Mevdû’ât, s.237-238-239) (Prof. Mehmet Okuyan, s.160-161)

MEHMET OKUYAN’IN KONUYLA İLGİLİ DEĞERLENDİRMESİ

3.4. RİVAYETLERİN VE KONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ

Bundan önceki başlıklarda ele aldığımız rivayetleri ve rüyaları kabir azabına delil sayanlara yönelttiğimiz eleştirilere ilave olarak şu genel değerlendirmeleri de hatırlatmak durumundayız:

Herhangi bir hadisi (rivayeti) bir yerde okuduğumuz veya işitti­riniz zaman, yapılacak ilk iş, onun kaynaklarda, isnadıyla birlikte bulunup bulunmadığını araştırmaktır. Kaynağı zikredilmeyen veya kaynaklarda bulunmayan bir hadis, kaynaklarda bulunup isnadı incelenerek sağlam olup olmadığı tespit edilmedikçe yok hükmündedir ve onun hadis olarak kabul edilmesi asla mümkün değildir. Bu tür kaynaksız ve isnadsız bir hadis, hangi eserde bulunursa bulunsun, eserin yazarı kim ve ne kadar ünlü olursa olsun sonuç fark etmez. Hele hele rüya, keşf, ilham gibi sübjektif ve istismara tamamen açık yollardan alındığı iddia edilen hadislere asla ve katiyen itibar edilmemesi gerekir.(Kırbaşoğlu, Hadis Metodolojisi, s.182)

a) Kabir azabı konusu gaybî bir konudur; yani bilinemezler arasında yer almaktadır. Dolayısıyla bilinemez diye belirlenen bir konuda normal konular gibi haber verildiğinin iddia edilmesi ihtiyatla karşılanmalıdır.

b) Kabir azabı, yukarıda ele aldığımız çeşitli rivayetlerden de anlaşıldığına göre büyük günahlar nedeniyle uygulanmamakta, küçük günahlarla ilişkilendirilmektedir. Kabir azabına uğratılan kişi eğer büyük günahları da olan biri idiyse bu defa kabir azabı hafife alınmış olacak, caydırıcılık özelliğini kaybedecektir. Çünkü yakın tehditten kaçınmaya çalışmanın gerekçesi basit hatalarla sınırlı tutulamaz; yakın tehdit daima daha büyük hatalardan kaçınmayı amaçlamalıdır. Zaten Yüce Allah da küçük günahları silmeyi, örtmeyi veya affetmeyi büyüklerinden kaçınmaya bağlamıştır. İlgili âyetlerde şu bilgileri görmekteyiz:

“Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.” (Nisa, 4/31) İşte bu âyette Yüce Allah, insanların seyyiât denen hatalarını örtmesini ve sahiplerini değerli bir yere, yani Cennete koymasını tartışılmaz bir şekilde -insanların, yasaklanan hataların büyüklerinden kaçınmaları şartınına bağlamaktadır.

“Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah’ındır. Bu, Allah’ın, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir. Ufak tefek kusurları dışında; büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır.” (Necm 53/31-32) İşte burada da durum benzer bir şekil arzetmektedir. Yani Yüce Allah, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınıp el-lemem denen ufak tefek hataları işleyenleri engin mağfireti gereği bağışlayacağını bildirmektedir. Demek ki büyük günahtan kaçınanların küçük günahları Yüce Allah tarafından örtülecektir. Dolayısıyla kabir azabıyla ilgili bu ve benzeri rivayetler ilgili ayetler çerçevesinde yeniden değerlendirilmek zorundadır; çünkü bu âyetlerin mesajı karşılığında söz konusu rivayetler sorunlu bir hal almaktadır.

Diğer taraftan genelde bilindiği ve bazı rivayetlerde de ifade edildiği üzere idrarını üzerine sıçratmak gibi diğerlerine göre daha küçük görülen günahlardan bu şekilde azap görülürse daha büyük günah işleyenlerin, inançsızların veya münafıkların durumu hakkında neden bilgi verilmediği ya da hiç olmazsa diğerleri kadar yaygın bilgi verilmediği de merak konusudur. Bazı nakillerde Hz. Peygamberin kabir hayatını en önemli durak olarak tanımladığı iddia edilmektedir. Eğer bu iddia doğru ise o zaman en önemli durağın en hassas inanç aykırılıklarını ihmal edeceği sonucu kendiliğinden ortaya çıkmaz mı?

Rivayetlerde yer alan iddialara göre Hz. Peygamberin ağaç dalı dikmesiyle azap durduruluyorsa bütün ağaçları kesip mezarlara dikmek ya da mezarları ormanlarda kazmak, pratik bir çözüm olacaktır. Burada eğer “fidanı diken kişi azaptan kurtarmada veya azabın hafifletilmesinde etkilidir” denirse “Hz. Peygamber’den sonra ölenlerin suçu nedir ki onların mezarına fidan dikilemiyor?” sorusu akla gelir. Kaldı ki o dönemde küçük günah sahibi olarak ölen herkesin mezarına fidan dikilip dikilmediği de mevcut rivayetlerden anlaşılamamaktadır. Eğer, “o dönemde ölenlerin küçük günahları da yoktu” denirse bu ifadeye söyleyecek bir sözümüz yoktur.

Kabirdeki sorulara verilecek cevaplara göre âhiretteki mekanın değişeceğini söylemek de dünya hayatının bir imtihan alanı olduğu şeklindeki Kur’ânî gerçeğe aykırıdır. Kur’ân’da kabirlerden na­sıl kalkılacağı söylenirken oradaki, yani varsa kabirdeki azaptan söz edilmez mi? Bu kadar ciddî bir konuda Yüce Allah’ın söylemediğini Hz. Peygamber söyler mi? Eğer kabir azabı varsa bunu gerçekleştirecek olan Yüce Allah’tır. O zaman bu konudaki bilgileri de Yüce Allah’ın kitabında aramak zorundayız.

Kabirde yaşananların insanlar tarafından duyulduğundan söz eden rivayetler hakkında şu kadarını söylemekle yetinmek istiyoruz. İlk muhatap Hz. Peygamber de dahil olmak üzere kabirlerdeki insanların hiçbirisinden herhangi bir şeyin hissedilemeyeceği Kur’an’da şöyle beyan edilmektedir: “Biz, onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Sen, onlardan herhangi birinden (bir varlık işareti) hissediyor veya onlara ait cılız birses işitiyor musun?” (Meryem 19/98) Şüphesiz bu âyetteki asıl anlam, eski kavimlerin helak olduğunu, artık ses anlamında onlara ait herhangi birvarlık işaretinin bulunmadığını beyandır; ancak özellikle son cümledeki, “onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?” ifadesi, bizim işlediğimiz konuya da delil olabilir. Hz. Peygamber’in, geçmiş din mensuplarına meselâ Yahudilere ait kabirlerden ölülerinin sesini duyduğu ifade edilen rivâyetlerdeki bilgiler, işte bu âyetin son cümlesivle açıkça çelişmektedir. Çünkü buradaki, mutlak anlamda “herhangi bir kimse” anlamına gelmektedir. Dolayısıyla buradaki anlamıyla geçmiş nesillerden hiç kimsenin sesinin duyulamayacağı bu şekilde ifade edilmiş olmaktadır.

g) “İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler”(Enbiya 21/1) âyeti, hesabın herkesi içerdiğini ve bunun kıyamet sonrası dönemde gerçekleşeceğini açıkça belirtmesine rağmen ilgili kabuller bu ve benzeri âyetlerle çelişmektedir. Bu arada hesabın kabirde başladığım gösteren bunca rivayet, senet bakımından veya metin açısından eleştiriye tabi tutulmadan bazılarınca kabul edildiği için hesabın başlama zamanını bildiren âyetlerin anlamı da kapalı kalmaktadır. Bu âyetten de anlaşıldığına göre tekrar vurgulamak gerekirse “hesabın görülme yeri âhirettir; kabir değildir.” Eğer iddia edildiği gibi kabirde de hesap olsaydı bu âyette yaklaştığı bildirilen “hesab”ın tekil değil çoğul olması gerekirdi.

Yukarıdaki bilgiler ışığında kıyamet öncesi dönemde kabirde, sorgulanma ve azap olmayacağı açıktır. Bununla birlikte insanların dünyada yaptıklarının hesabının sorulmayacağı da zannedilmemelidir. Peki sorgulama, azap veya ödül ne zaman ve nerede gerçekleştirilecektir? İşte bundan sonraki bölümde, bu soruların cevaplarını ortaya koymak üzere, ölüm sonrası kıyamet-âhiret süreci Kur’ân’dan delillerle açıklanmaya çalışılacaktır. (Okuyan, s.305-308)

(Prof. Mehmet Okuyan, Kur’an- Kerim’e Göre Kabir Azabı Var Mı?, Etüt Yayınları, Samsun, 2007)

This entry was posted on Pazartesi, Haziran 29th, 2009 at 08:55 and is filed under KABİR AZABI. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

There are currently 77 responses to “Kabir Azabı-Prof. Mehmet Okuyan”

Why not let us know what you think by adding your own comment! Your opinion is as valid as anyone elses, so come on... let us know what you think.

  1. 1 On Aralık 9th, 2010, osman karavelioğulları said:

    prof.dr mehmet okuyan hocanın kabir azı ile ilgili
    kitabı bulamadım nereden temin edebilirim burdurdan selamlar

  2. 2 On Aralık 10th, 2010, admin said:

    Internet üzerinden araştırabilirsiniz.
    Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi’den konu hakkında bilgi alabilirsiniz.
    http://www2.omu.edu.tr/akademikper.asp?id=876

  3. 3 On Nisan 26th, 2011, halil arık said:

    hocamızın hilal tv de konuşmalarını ilgi ile takib ediyorum.çok değişik bir dil kullanıyor.yeni yorumlar getiriyorkitablarından birer adet göndermesin mümkünmü acaba selam ve saygılar

  4. 4 On Nisan 28th, 2011, admin said:

    Mehmet Okuyan, 19 Mayıs Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi’nde. Bu adresten mail yoluyla iletişime geçebilirsiniz.

  5. 5 On Mayıs 13th, 2011, alimuaviye ömeroğlu said:

    prof.mehmet okuyan..kabir azabı bu ümmetin münafıklarına vardır.inanmazsan ölünce görürsün..ben inanıyorum..kabir azabının varlığı ile çok sahih hadis var birini yazayım..”bu kabirlerde yatanlar muhakkak azab olunmaktadırlar.hemde (onlar nazarında)büyük bir şeyden dolayı azab olunmuyorlar.evet onların işlediği şeylerin günahı(aslında)büyüktür.şöyleki:-onlardan biri koğuculuk ederdi.diğeri ise idrar yaparken sidik(sıçramasından)korunmazdı.”buhari.1/61….

  6. 6 On Mayıs 18th, 2011, erol morina said:

    selam aleykum hocam ben kosovadan erol morina kabir hazabiyla olan o kitabi kosovada nasil temin edebiliriz/

  7. 7 On Haziran 11th, 2011, fatma said:

    selmün aleyküm hocam sizi daha yeni buldum beynimdeki sorulara cevap oldunuz allah razı olsun

  8. 8 On Temmuz 6th, 2011, erol morina said:

    selam aleykum hocam

  9. 9 On Temmuz 7th, 2011, admin said:

    a.s.

  10. 10 On Ağustos 9th, 2011, mustafa said:

    Selamunaleyk. Hocam kabir azabıyla ilgili rivayetlerin sağlam olmadığını belirtiyorsunuz ama sizin delil olarak öne sürdüğünüz “Biz, onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Sen, onlardan herhangi birinden (bir varlık işareti) hissediyor veya onlara ait cılız birses işitiyor musun?” ayeti kerimesinin sizin görüşünüzü desteklediği söylenemez.

  11. 11 On Ağustos 9th, 2011, admin said:

    Merhaba,
    Meryem, 98-Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?

    Kur’an’da bir konu ele alınırken eğer konu bir hakikat ise açık-net ifade edilir. Zorlama ve çıkarma anlamlara fırsat vermez. Ayette verilmek istenen mesaj, ölen birileri hakkında geri dönüşün ve canlılığın söz konusu olmadığı yönündedir. Ayet kabir azabına dair işaretlerini de silme yönünde bir mesaj vermektedir.
    Saygılar
    ErdemYolu

  12. 12 On Eylül 3rd, 2011, mustafa said:

    Sitenizdeki “indirilebilir çalışmalar” kısmında “Ebu Hureyre Gerçeği” adlı çalışmayı okuyunca dehşete kapıldım. Yüzlerce alim bu kadar güvenilmez! olan bir kişiden nasıl olur da hadis aktarır. O zaman tüm mezhep imamları, muhaddisler çok cahil! güvenilmez! öyle mi. Allah C.C. iftira atanlara lanet etsin. Bu konuda yorumunuzu bekliyorum.

  13. 13 On Eylül 5th, 2011, admin said:

    Size bu konuda yapılmış ciddi, yanlı olmayan, bilimsel ölçütlerle yapılmış kaynakları, çalışmaları, siyer ve hadis kitaplarını incelemenizi salık veririz. Bunlara ulaşılamıyorsa doktora tezleri ciddi çalışmalarıdır, genellikle ciddi bilimsel kurulların denetiminden geçerler. Ebu Hureyre hakkındaki eleştiriler ta başlangıçta Resulün vefatından kısa bir süre sonra Hz. Aişe validemiz tarafından başlamış, Hz. Ömer döneminde resmi tedbir uygulamasına gidilmiştir. Sakince olayı anlamaya çalışmak lazım. Müslümanlar yalnızca Allah’a taparlar. İnsanlar kusurlardan, hatalardan, yanlışlardan ari değildirler.
    Saygılar
    ErdemYolu

  14. 14 On Eylül 6th, 2011, ercet said:

    Kesinlikle Kuranın sözü dinlenmelidir.Bir bilimler manzumesi olan kitabımıza göre(Mantıksal düşünce ile)eğer kabir azabı var ise bile çok basit sorgulamalar ile bu azplardan kurtulmak en hafifinden Mübarek Kuranı ciddiye almamaktır.

  15. 15 On Aralık 20th, 2011, Metin Yılmaz said:

    Sayın profesör,
    Kabir azabı haktır ve bunda da Ehl-i Sünnet ulemasının icmaı vardır. İcmayı yalanlamak bilittifak küfürdür. Şimdi size bu konudaki bazı ayet ve hadislerden bazı delillerin yer aldığı web sayfasını veriyoruz. http://www.islam-tr.net/tevhid/11508-kabir-azabi-suali-daralmasi-haktir-hadisler-mutevatirdir.html
    İşte bu sayfada yazıalanları lütfen yanlış ve uydurma ise, bir reddiye ile belirtiniz. Ama, reddiyenizin desteğini şaibeli (İbn-i cezviyye, hayri Kırbaşoğlu v.s. gibi) isimlerle değil, muteber din alimleriyle yapınız.

  16. 16 On Aralık 21st, 2011, admin said:

    Yazarın cevabı için aşağıdaki eserini okuyunuz veya konuşmaları izleyiniz.
    Kur’an-ı Kerim’e Göre Kabir Azabı Var Mı?
    http://www.tumkitaplar.com/kitap/index.pl?kitap=135184

    Kabir Azabı (Farklı Bir Yorum)
    http://www.youtube.com/watch?v=P54NWlfItMA
    http://www.youtube.com/watch?v=tl7NUna_qz4
    http://www.youtube.com/watch?v=yL5VhHNPWdo&feature=related

  17. 17 On Ocak 29th, 2012, kemal değirmenci said:

    sayın Prf.Dr. Mehmet Okuyan,
    değindiğiniz bütün konulardaki yapmış olduğunuz açıklamalarınız yıllardır kafamızda biriken soru işaretlerine tamamen birer cevaptır. açıklamalarınızdan dolayı sizleri tebrik ediyor, ufkunuzun ve yolunuzun açık olmasını diliyor, sizin gibi insanların sayılarının artmasını Allah’tan temenni ediyorum. ALlah’a emanet olun,
    Saygılarımla…

  18. 18 On Şubat 9th, 2012, AYI SAPRi said:

    hayri kirbasoglu… bu adami da taniyorum! siraci bozaci hikayesi.

  19. 19 On Şubat 16th, 2012, ismail said:

    hocam allah sizden razı olsun inanın güneşin doğmasıyla gecenin ortadan kalkması gibi oldu dünyam aydınlandı bu zamana kadar çevirilerin bir
    analşılmaz olduğu şu ortamda birbirine girdiği şu ortamda 3 veya 4 kişi sayesinde aydınlandım rabbim sayınızı artırsın samimi bir biçimde ensarla muhacirin durumuna döndersin rabbim

  20. 20 On Mart 7th, 2012, rusen said:

    hocam 23 yaşındayım ama bu yaşıma kadar dinimi hep yanlış tanıttılar kurandan başka her kitabı öneriyorlar dı ama şimdi kuranla tanıştım ve okudukca rabbimi ve dünyada yaşam sebebimizi öğrendim inşallah dini bize öğretenlerin sayısı coğalır diya ümit ediyorum…

  21. 21 On Mayıs 16th, 2012, özgür özkan said:

    13 veya 14 yaşımdayken, cami önünde satılan bir kitap almıştım. Adını vermeyeceğim; ancak ölüm sonrası ile ilgili bir kitaptı.
    Kitabı yazan amcalar zannedersiniz defalarca ölüp geri gelmişler. Can çıkarken çekilecek acının ölçüsüne kadar yazmışlardı. Bu kitap çok popülerdi bu arada…
    En önemli bölüm kabir hayatıydı kitapta, anlata anlata bitirememişler; kitap 400 sayfa civarındaydı.
    Kabir hakkında çizilen manzaralar ise korkunç ötesi, Tarantino’ya tavsiye ederim, ilham kaynağı olur.
    Aylarca geceleri uyuyamadığımı hatırlıyorum. İşte sonuç bu. Tuvalete gidemiyordum geceleri korkudan.
    İşte psikolojik bir gerçek: İnsan baş edemeyeceği gerçekten kaçar. Sonunda ben de öyle yaptım. 20′li yaşlarım ibadetten kilometrelerce uzakta geçti.
    Sonunda Kuran’ı baştan sona okuduğumda ne göreyim, bu amcaların yazdıklarından eser yok. Tamamen bir sevgi ve çağrı kitabı. Ayetler yalın ve sımsıcak.
    Cehennemle ilgili tasvirlerde ayrıntıya girilmemiş. Büyük ihtimalle, dünyevi mevhumlarla algılayamayacağımız şeyler olduğu ve detayını bilmenin bize bir faydası olmadığı için Allah bunları çok detayıyla anlatmamış bizlere.
    Bir arkadaşımız demiş ya “bütün alimler cahil miydi” diye, bence evet, küçük bir kısmı müstesna olmak üzere, alimlerinkinden büyük mezalim görmemiştir İslâm.
    Asıl alim, vırt, zırt beşerin eteğine sığınıp Allah’a iftira edenlere lânet olsun.
    “Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız” dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?” (Bakara 170)

  22. 22 On Mayıs 18th, 2012, erkan said:

    Hocam Allah razı olsun.
    Hesap yeri mahşer yeridir kabir azabı yoktur tespitinize katılıyorum . Kaynağımızın kuranı kerim olduğuna göre kurandada kabir azabıyla ilgili bir bildirim bulunmamaktadır. Bu doğrultuda Allahdan başka gaybı kimse bilemediğine göre neden bu kabir azabına insanlar takılıyor yok kardeşim kabir azabı azap cehennemde . Allah ilmimizi artırsın

  23. 23 On Haziran 13th, 2012, Emre Özkan said:

    İbnul Cevzi kimdir, mezhebi nedir ve gerçekten kabir rivayetlerine uydurma mı demektedir, kaynak gösterilen kitabı tercüme edildi mi? (YDÜ İlahiyat 1)

  24. 24 On Haziran 14th, 2012, admin said:

    TÜRKİYE DİYANET VAKFI, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ
    İBNÜ’L-CEVZÎ KİMDİR?

    İBNÜ’L-CEVZÎ, EBÜL-FEREC

    Ebül-Ferec Cemâlüddîn Abdurrahmân b. Aiî b. Muhammed el-Bagdâdî (ö. 597/1201)
    İslâmî ilimlerin hemen her dalındaki çalışmalarıyla tanınan Hanbelî âlimi.
    510 (1116) yılı civarında Bağdat’ta doğ¬du. Soyu Hz. Ebû Bekir’e dayanır. Dedelerinden Ca’fer b. Abdullah el-Cevzî’ye nisbetle İbnü’l-Cevzî diye tanındı. Üç yaşında iken babası vefat ettiğinden amcasının himayesinde büyüdü. Babasından kalan servet sayesinde kimseye muhtaç olma¬dan öğrenimini sürdürdü. Amcası tara¬fından İbn Nasır es-Selâmrnin ders hal¬kasına dahil edildi ve ondan tarih, hadis ve ahlâk ilimlerini okudu. Ebü’l-Kâsım Hi-betullah b. Husayn eş-Şeybânî, Mevhûb b. Ahmed el-Cevâlîki, İbnü’t-Taber Ebü’l-Kâsım Hibetullah b. Ahmed el-Harirî, İbnü’z-Zâgünî ve Abdülvehhâb el-Enmâtî gibi ilim adamlarının da aralarında bulundu¬ğu seksenden fazla âlimden ilim tahsil et¬ti. Hocası İbnü’z-Zâgûnî’nin vefatından (527/1132) sonra onun yerine geçerek Mansûr Camii’nde vaaz etmeye ve daha sonra halife ile vezirlerin yanı sıra fakihlerin de katıldığı meclislerde ilmî konuş¬malar yapmaya başladı. 553(1158) yılın¬daki hac yolculuğu dışında Bağdat’tan pek ayrılmadı. 12 Ramazan597 (16 Haziran 1201) tarihinde vefat etti ve Bâbü Harb Kabris-tanı’nda bulunan Ahmed b. Hanbel’in me-zarının yanına defnedildi.
    İbnü’l-Cevzî tarih, biyografi, hadis, tef¬sir ve akaid alanlarında eser telif etmiş, aynı zamanda çok sayıda öğrenci yetiştir¬miştir. Talha b. Muzaffer es-Sa’lebî, kendi oğlu Yûsuf ve torunu Sıbt İbnü’l-Cevzî, İb-nü’d-Dübeysî, İbnü’l-Katîî. İbnü’n-Neccâr el-Bağdâdî, Abdüllatîf el-Harrânî ve Muvaffakuddin İbn Kudâme onun meşhur öğrencilerindendir. Eserlerinin incelenmesinden anlaşıldığına göre felsefe ve din¬ler tarihi konularında da eleştiri yapabi¬lecek seviyede bir kültüre sahipti. Usûl-i fıkıh âlimleri arasında da gösterilen İbnü’i-Cevzî’ye göre kıyas hiçbir zaman sa¬hih hadisin önüne geçirilemez. Fakih ola¬bilmek için bütün İslâmî ilimleri bilmek. ayrıca İslâm ahlâkına da bağlı olmak ge¬rekir. Fıkıhta Ahmed b. Hanbel’in mez¬hebini benimsemekle birlikte onu aynen taklit etmemiş, fıkhî hükümlerin delille¬rini araştırıp ona göre hareket etmeyi ge¬rekli görmüştür. Nitekim bazı me¬selelerde Ahmed b. Hanbel’e muhalif gö-rüşlere sahip olduğu bilinmektedir. Bu sebeple İbnü’l-Cevzinin taassup derecesinde bir Hanbe¬lî olduğu yolundaki iddia pek isabetli gö¬rünmemektedir.
    Onun ilmî şahsiyetinde dilciliği de önem¬li bir yer tutar. Devrinin dil âlimi Ebû Man-sûr Mevhûb b. Ahmed el-Cevâlîkî’den Arap dili ve edebiyatı öğrenimi gördükten son¬ra teorik eserler ve bir divan oluşturacak kadar şiir kaleme almıştır. İbnü’l-Cevzî bir vaiz olarak da ün yapmıştır. Hem vaaz ve İrşadın teorisiyle uğraşarak eserler yaz¬mış hem de heyecanlı vaazlar vermiştir. Kendi ifadesine göre vaazları gayri müs-limler üzerinde de etkili olmuş ve her zümreden İnsana hitap eden vaaz meclis¬lerinde konuşmuştur.
    İbnü’l-Cevzî’nİn ilmî şahsiyetinde ağır basan bir yönü de onun bir usûlü’d-dîn ve akaid âlimi olmasıdır. Kendi dönemine ka¬dar teşekkül eden İslâmî telakki ve disip¬linlere eleştirel yaklaşımlarda bulunması Kur’an, Sünnet ve beşerî İlimler açısından İslâm’a genel çerçevede bakışlar yaptığını göstermektedir. İbnü’l-Cevzî’nin tenkidi bir tarzda incelediği disiplinlerin başında tasavvuf geleneği ve buna bağlı olarak bazı sûfîler gelir.
    Ona göre Ebû Tâlib el-Mekkî’nin Kütü’l-kulûb’unda, Ebû Nu-aym el-İsfahani’nin Hilyetü’l-evIiyâsı ad¬lı eserinde, Kuşeyrî’nin er-Risâle’sinde, Muhammed b. Tâhir el-Makdisî’nin Safvefü’ tasavvufunda ve Serrâc’ın eI-Lüma’ında İslâm’ın getirdiği hayat tarzıyla bağdaşmayan, vahye ve akla aykırı düşen sübjektif anlayışlar vardır. Tasavvuf kav¬ramı çok sonra ortaya çıktığı halde tasav¬vuf mensuplarının Hz. Ebû Bekir, Ömer. Osman, Ali ve diğer ileri gelen sahâbîleri sûfıyye içinde göstermeleri, sûfîlerin bü¬tün davranışlarını doğru kabul edip onları nasların ve Hz. Peygamber’in önüne ge¬çirmeleri, nefis terbiyesi için insanın kendisine eziyet etmesini tavsiye etmeleri, zaruret miktarı dışında mal biriktirmeyi ve rızık endişesiyle çalışmayı tevekküle aykırı görmeleri, benimsedikleri hayat tarzıyla ruhbanlığa benzer bir yol takip etmeleri, naslarda yer almadığı halde “Al¬lah sevgisi” yerine “Allah aşkı” kavramını icat etmeleri ve nihayet Kur’an’ı tefsir ederken ilmî dayanağı bulunmayan işâri yönteme başvurmaları, İbnü”l-Cevzî”nin eserlerinde sûfîlere yönelttiği eleştiri¬lerden bazılarıdır. Müellif, sûfîlerin hayat tarzının Hz. Peygamber’in gösterdiği çiz¬giye çekilmesi gerektiğini ısrarla belirt¬miştir.
    Kelâmcıları da eleştiren İbnü’l-Cevzî, onların haberi sıfatları te’vile tâbi tutma¬sını halk için zararlı ve peygamberlerin yöntemine aykırı bulmuştur. Zira ulûhiyyete dair bilgiler duyulara konu teşkil et¬mediğinden halkın zihninde, te’vilin ge-tirdiği “nefiy” yoluyla değil ancak “isbât” yöntemiyle anlam kazanabilir. Peygamberler de ulûhiyyet konularını isbât yön¬temine dayanarak insanlara telkin etmiş¬lerdir. Kelâmcılar ise çoğunluğu oluşturan avamın zihninde sağlam bir ulûhiyyet akîdesi oluşturacak yerde onların akidesini sarsmışlardır. Her ne kadar tenzihe ulaş¬mak için te’vil gerekliyse de bu sadece âlimler için söz konusudur. Kelâmcılar ay¬rıca cevher, araz, cüz’ lâ-yetecezzâ gibi gereksiz tartışmalara girişmişlerdir.
    İbnü’l-Cevzinin tarih alanındaki geniş bilgisi birçok müellif tarafından vurgulan¬maktadır. Onun el-Muntazam adlı eserine yazdığı mukaddime tarihe bakışı ve tarih yazıcı¬lığına dair görüşleri hakkında fikir vere¬cek niteliktedir. İnsanların çok yönlü me¬rakını dikkate alarak el-Muntazam’ı te¬lif ettiğini belirten İbnü’l-Cevzî’ye göre tarihin birçok faydası arasında iki nokta ön plana çıkmaktadır. Bunlardan biri ibret almak, diğeri tarih bilgisinin sağladığı psikolojik rahatlıktır. Kişi, tari¬hi incelemek suretiyle zaman içinde olup biten garip olaylar ve kaderin tecellileri hakkında bilgi edinerek teselli bulur. Rivayetleri kaydederken seçici davranmak gerektiğini söyleyen İbnü’l-Cevz ye göre halkın bilmesinde yarar bulunan güzel olayların kaydedilmesi ge¬rekir; bunun yanında sıhhatli olmayan ve faydası umulmayan rivayetlere itibar edil¬memelidir. İbnü’l-Cevzî, Vehb b. Münebbih gibi tarihçileri hurafeleri ve akıl dışı ri¬vayetleri nakletmeleri sebebiyle eleştirir.
    Umumi tarih, siyer, tabakat ve menâkıb gibi alanlarda kaleme aldığı eserler İbnü’l-Cevzinin tarihçi olarak ilgi duyduğu konular hakkında fikir vermektedir, el-Mımfazam’da sadece olayları veya sade¬ce biyografileri değil her ikisini de yıllara göre ayrı başlıklar altında kaydetmek su¬retiyle iki metodu birleştirmiş ve böylece tarih yazıcılığına yenilik getirmiştir. İb¬nü’l-Cevzî eserlerinde tarihî mirası geniş bir şekilde değerlendirdiği gibi kendi göz¬lemlerinden, belgelerden ve çağdaşı olan diğer şahıslardan da faydalanmıştır. Eser¬lerinde rivayetleri tenkide tâbi tutarak zayıf olduklarını belirtir veya bunları ta¬mamen reddeder, bazan da çeşitli riva¬yetler arasında tercihler yapar. Kendisin¬den sonraki birçok tarihçiye kaynak oluş¬turan İbnü’l-Cevzî onları tarih yazım me¬todu bakımından etkilemiştir. Onun, ri¬vayetleri ve olaylarla şahıs biyografileri¬ni birleştiren metodu torunu Sıbt İbnü’l-Cevzî’nin yanı sıra İbnü’s-Sâî, Zehebî, İbn Şâkir el-Kütübî. Yâfiî, Ebü’l-Fidâ İbn Ke-sîr, İbn Tağrîberdî ve İbnü’i-İmâd gibi ta¬rihçiler tarafından uygulanmıştır. Yâküt el-Hamevî. İzzeddin İbnü’1-Esîr, İbn Halli-kân. İbnü’l-Fuvatî. İbn Hacer el-Askalânî ve Süyûtî, İbnü’l-Cevzî’den iktibaslarda bulunmuşlardır. Tarihçi öğrencileri İbnü’d-Dübeysî ve İbnü’n-Neccâr el-Bağ-dâdî de kendisinden istifade eden müel¬lifler arasında yer almaktadır. İbnü’l-Cev¬zî tabakat kitapları alanında da dikkat çe¬ker. Ebû Nuaym el-İsfahânî nin Hifyetü’l-evJiyö’ adlı eserini esas alıp Şıfatü’ş-şaf-ve’yi telif ettiği gibi Telkîhu fühûmi eh-H’l-eşer ve el-Müctebâ mine’l-müctenâ adlı eserlerinde de sahabe, tabiîn ve diğer meşhur râvi ve şahısları muhtelif başlıklar altında gruplandırmıştır.
    Aynı zamanda bir siyer müellifi olan İb¬nü’l-Cevzî, el-Muntazam’da Hz. Peygam¬ber dönemine yer verdiği gibi ona dair el-Vefa bi-ahvâli’l-Mustafâ adlı müs¬takil bir eser de yazmıştır. İbnü’l-Cevzı’-nin. haklarında eser telif etmek üzere İs-lâm tarihinde örnek kabul edilen meşhur şahsiyetleri tercih etmiş olması dikkat çe-kicidir. Hz. Ömer, Ömer b. Abdülazîz, Hasan-ı Basrî, Ma’rûf-i Kerhî ve Ahmed b. Hanbel gibi şahsiyetlere dair eserleri burada zikredilebilir. İbnü’l-Cevzî aynı za¬manda bir şehir tarihçisi de sayılabilir, el-Muntazam’da Bağdat’ta başka muhtelif şehirler hakkında bilgi vermiş, ayrıca Mek¬ke ve Medine’yi konu edinen Müşîrü’l-ğarâmi’s-sâkin ilâ eşrefi’1-emâkin ile Fezâ’ilü’1-Kuds ve Menâkıbü Bağdâd adlı eserleri kaleme almıştır. İbnü’l-Cevzî bazı rivayetleri dolayısıyla tenkit edilmiştir. Zehebî onun meşhur bir vaiz olduğunu belirttikten sonra vaazla¬rını 100.000 kişinin dinlediğine dair ken¬di rivayetlerini mübalağalı bularak sesin duyulması ve mekân açısından bunun mümkün olmadığını kaydeder…
    İbnü’l-Cevzî”nin itikadı görüşlerini şöy¬lece özetlemek mümkündür: Akıl, tabiat kanunlarını bilme gücüne sahip bulun¬makla birlikte bütün varlık ve olayların hikmetlerini kavramaktan, ayrıca kendi mahiyetini keşfetmekten âcizdir. Bu se¬beple vahyin desteğine muhtaçtır; vah¬yin getirdiği bilgileri teslimiyetle karşıla¬yıp benimsemesi gerekir. İlham naslara olan ihtiyacı ortadan kaldırmaz ve nasla¬ra aykırı olması halinde bir değer taşımaz. Allah’ın varlığını inkâr edenler onun duyu¬larla idrak edilemeyişini delil olarak gös-terirlerse de Allah maddî bir varlık olma¬dığından onların bu istidlali isabetsizdir. Başta kendi bedeni olmak üzere bütün varlıkları yaratılış amacı ve gördükleri fonksiyonlar açısından inceleyen insan, bunların bilgi ve hikmet sahibi bir varlık tarafından yaratılmış olduğu sonucuna ulaşır. Akıl yürütmek suretiyle Allah’ın varlığını bilmek mümkün olduğu halde zâtsıfat münasebetini ve ilâhî fiillerin mahiyetini kavramak imkân dahilinde de¬ğildir. Akaid alanında yapılan hataların ço¬ğu bu hususu dikkate almayıp Allah’ı ya¬ratıklara kıyas etmekten kaynaklanır. Nas¬larda yer alan vech, yed. istiva, nüzul, ruh vb. kavramların mecazi anlamlar taşıya¬bileceklerini kabul etmek gerekir. Nite¬kim ölümün cennetle cehennem arasın¬da öldürüleceğini bildiren örneklerde ol¬duğu gibi bazı nasların mecazi mânalar taşıdığını yine naslar göstermektedir. Bundan dolayı istiva ve nüzul Allah’ın yu¬karıda olduğu anlamına gelmez. Selef yöntemini benimseyerek teşbihi reddet¬mekle birlikte bu tür nasların yerine gö¬re bazan te’vil edilmeden olduğu gibi be¬nimsenmesi, bazan da sıfatın aslını orta¬dan kaldırmayan bir te’vile başvurulması bu konuda tercih edilmesi gereken en ge-çerli yoldur.
    Kur’an hakkında bilinmesi gereken şey, unun benzerini yapmaktan insanları âciz bırakan Allah kelâmı, Hz. Peygamber’in mucizesi ve İnsanları hidayete sevkeden bir kitap olduğudur. Bunun ötesinde Kur-’an’ın mahlûk olup olmadığını tartışmak fayda sağlamayan gereksiz sözlerden iba¬rettir. Bu sebepledir ki Kur’an hakkında tartışma yasaklanmış. Selef de buna uy¬muştur.
    İman-küfür, hidayet-dalâlet, itaat-is-yan vb. fiilleri yaratan Allah’tır; bu Fiillerin oluşmasında beşerî iradenin rolü yoktur. Bununla birlik¬te insanın sorumlu tutulması zulüm ola¬rak nitelendirilemez; çünkü bazı âyetler¬de, bâtıl inançlarını kadere sığınarak ma¬zur göstermeye çalışan müşriklerin tu¬tarlı bir delili bulunmadığı, bazı âyetlerde ise Allah’ın kullarına rahmetiyle muame¬le ettiği ve fiillerini dilediği gibi işlediği açıklanmıştır. Ka¬za ve kader, sırrı ve hikmeti insanlar ta¬rafından anlaşılamayan ve teslimiyetle karşılanması gereken konulardır.
    Allah’ın insanlar içinden birini seçip üs¬tün niteliklere sahip kılması ve vahiy al-maya elverişli hale getirmesi mümkün¬dür. Cenâb-ı Hak varlıkları değişik özellik ve kabiliyetlerde yaratmıştır. Fâni beden¬lerin hastalıklarını iyileştirecek ilâçlar ya¬rattığı gibi âhiret yurdunda devam ede¬cek olan hayata hazırlık yapmak üzere yeryüzünde kötü davranışlarıyla fesat çı¬karanları ıslah etmesi ve onları erdemli hale getirmesi için bazı insanları görev¬lendirmesi de imkân dahilindedir. Hz. Peygamber, getirdiği Kur’an ve onu açık¬layıp uygulayan sünnetiyle İnsanların kal¬bini inceltmiş, onları kötülüklerden uzak¬laştırıp iyiliklere sevketmiştir. Kur’an dı¬şında Resûl-i Ekrem’in mütevâtir olan mucizeleri yoktur. Ancak hissî mucizeler konusunda nakledilen âhâd rivayetlerden onun Kur’an dışında da mucizeler göster¬diği sonucu çıkar.
    Ölümden sonra ruh yok olmayıp nimet veya azap içinde varlığını sürdürür. Mü-minlerin ruhları kıyamete kadar cennette bulunur; kıyametin kopmasından sonra da diriltilen bedenlere iade edilir. Beden¬lerin diriltilebileceğini gösteren çeşitli de¬liller mevcuttur. Bunlardan biri Hz. Mûsâ’nın elinde asanın canlı yılana dönüş¬mesi, bir diğeri de Hz. Salih’in mucizesi olarak taştan devenin yaratılmasıdır. Be¬denler ruhların haz veya elem duymasının vasıtalarıdır, bu vasıtalar olmadan ruhlar nimet veya azap içinde bulunamaz. Âhi-rette müminler için nimet, kâfirler için de azap ebedîdir. Allah’ın emrettikleri fazilet, yasakladıkları ise rezîlettir. Ahlâklı insan ilâhî emirlere uyan, ahlâksız insan da bunlara aykırı davranan kişidir. Ancak dinin bulunmadığı yerde ahlâk ilkelerini belirleyen akıldır.
    Selefî-kelâmı bir çizgide yer alan İb-nü’1-Cevzî aklı sınırlı bilgi kaynağı olarak görmüş, ilhamın nasların önüne geçirile¬meyeceğini belirterek mutasavvıfenin fi¬kirlerini eleştirmiş, Allah’ın varlığını gaye ve nizam deliline uygun şekilde kanıtla¬maya çalışmış, ilâhî sıfatlar konusunda kısmen kelâmcıların görüşlerine meyle¬dip teşbihi benimseyen bazı Hanbelîler’i reddetmiş, kaderin nihaî noktada akıl yoluyla çözümlenemeyeceğini kabul edip cebre yaklaşmış, nübüvvetin ise aklen te-mellendirilebileceğini savunmuştur. İtika-dî meselelerde Ebü’l-Vefâ İbn Akil’in te¬sirinde kalmış, mutasavvıfeye bakışında da onun görüşlerinden etkilenmiştir. Yer yer eleştirilerine mâruz kaldığı İbn Tey¬miyye üzerinde etkili olmuş ve Selefi -Hanbelî çizginin kökleşmesine katkıda bu¬lunmuştur Âmine Muhammed Nusayr, Ebü’I-Ferec İbnü’I-Cevzî ârâ’ühü’1-kelâmiyye ve’1-ahlâkıyye adlı bir doktora çatışması yapmıştır (Kahire 1407/1987).

    Eserleri.
    A) Tarih.
    1. el-Muntazam târihi’l-mülûk ve’î-ümem. Kâinatın ve Hz. Âdem’in yaratılışından başlayıp 574 (1179) yılına kadar cereyan eden olayları hicretten itibaren kronolojik sırayla kay¬deden, her yıla ait olayları anlattıktan sonra o yıl vefat eden önemli şahsiyetlerin hayat hikâyelerine de yer veren biyografi ağırlıklı bir umumi tarihtir. el-Munta-zam’ın. 257-574 (871-1179) yıllarını içeren bölümü aralarında Fritz Salim Krenkov/un da bulunduğu bir heyet tamamı ise Muhammed Abdülkâ-dir Atâ ve Mustafa Abdülkâdir Atâ tarafından yayımlanmış, bu neşre İbrahim Şemsed-din’in hazırladığı indeks de eklenmiştir (Beyrut 1413/1993). Eserin diğer bir neşri Süheyl Zekkâr tarafından gerçekleştiril¬miş (Beyrut 1415/1995), kitap için ayrıca üç ciltlik bir indeks hazırlanmıştır (Bey¬rut 1416/1996).
    2. Şıfatüş-şafve. Ebû Nuaym el-İsfahânî’nin Hilyetü’l-evliyâ adlı eserindeki bir kısım bilgi ve rivayet¬lerin özetlenmesi veya çıkarılması, bunun yanında bazı şahısların eklenmesi suretiy¬le telif edilmiş olup Mahmûd Fâhûrî ve Muhammed Revvâs Kal’acî tarafından ya¬yımlanmıştır (Beyrut 1399/1979).
    3. Tel¬kihti fühûmi ehli’1-eşer ü cuyûni’t-tâ-rih ve’s-siyer. Tarih, tabakat, siyer ve ha¬dis ilimleriyle ilgili olup sahabe, tabiîn, diğer meşhur râvi ve şahısların alfabetik olarak sıralanmasıyla meydana gelmiştir. Eserde geçmiş peygamberlere kısaca te¬mas edildikten sonra Hz. Peygamber’in sîretinden bazı konulara yer verilir; ardın¬dan Hz. Ebû Bekir’den itibaren Abbasî Halifesi Nâsır-Lidînillâh’a (1180-1225) ka¬dar halifeler zikredilir. Erkek ve kadın sa-hâbîler, Hz. Peygamber’den 1000′den çok hadis rivayet edenlerden (müksirûn) başla¬mak üzere en az bir hadis nakletmiş olan sahâbîler. Habeşistan’a hicret eden, Aka¬be biatlarında bulunan, Bedir ve Uhud sa¬vaşlarına katılıp şehid olan, Cezîre ve Mı¬sır gibi bölgelere yerleşen sahâbîler çeşitli başlıklar altında alfabetik olarak sıralanır. Eksik bir baskısı Cari Brockelmann tara¬fından gerçekleştirilen eser Hindistan’da iki de¬fa basılmış (Delhi 1869,1927). daha sonra Ali Hasan tarafından neşredilmiştir (Ka¬hire 1975).
    4. el-Mişbâhu’1-mud iîhi-îöîeti’I'Müstazî. Halife Müstazî Biemrillâh’a ithaf edilip ona na¬sihat amacıyla kaleme alınan siyâsetnâ-me türünde bir eserdir. On yedi bölüm-den oluşan kitabın on birinci bölümünde Emevî halifelerine oldukça sınırlı bir yer ayrılmışken Hulefâ-yi Râşidîn ve Abbasî halifelerinin hayatlarından örnekler veri¬lir. Daha sonraki bölümlerde geçmiş ha¬life ve emirlerin yaptığı veya kendilerine yapılan nasihatler kaydedilip zühd ve tak¬va sahibi idareciler anlatılır. Eseri Naciye Abdullah İbrahim yayımlamıştır (Bağdat 1396/1976).
    5. el-Vefâ bi-ahvâli’1-Muş-toiâ Hz. Peygamber’in sîreti, şemaili ve mucizelerine dair-dir. Mirzazâde Ahmed Neylî eseri el-Ev/â fî tercemeti’1-Vefâ adıyla Türk¬çe’ye çevirmiştir.
    6. MenâkıbücÖmer b. el-Hattâb, Muhammed Emîn el-Hancî ta¬rafından Târlhu Ömer İbni’l-Hattâb evvelü hâkim dîmukrâti fi’1-İslâm adıy¬la neşredilen eser (Kahire 1342/1924), Târîhu ‘Ömer b. el-Hattâb ismiyle Beyrut’¬ta (1402/1982, 1405/1985) veÜsâmeAb-dülkerîm er-Rifâfnin tahkikiyle Dımaşk’ta yeniden ba¬sılmış, ayrıca Menâkıbu Emîri’1-mü mi¬nin ıÖmer b. el-Hattâb adı altında Zey-neb İbrahim el-Kârût (Beyrut 1980, 1407/ 1987) ve Ali Muhammed Ömer (Kahire 1417/1997) tarafından yayımlanmıştır.
    7. Sîretü ve Menâkıbu ‘Ömer b. KAbdil’a-zîz. Cari Heinrich Becker’in Almanca bir önsözle birlikte neşrettiği eseri Muhibbüddin el-Hatîb (Ka¬hire 1331) ve Naîm Zerzûr da (Beyrut 1404/ 1984) yayımlamıştır. Müellifin Menâ¬kıbu ‘Ömer b. el-Hattâb’ı ile birlikte bu iki esere Sîretü’l-’Ömereyn adı verilmektedir.
    8. Fezâ’üü (Menâkıbu) ’1-Hasan el-Başrî. Ha¬san es-Sendûbî’nin mukaddimesiyle bir¬likte el-Hasan el-Başri adıyla er-fîesâ’i-lü’n-nâdire İçinde yayımlanmış (Kahire 1350), Mustafa Kaya tarafından Velîler Serdarı Hasan Basrî-kuddise sırruh başlığıyla Türkçe’ye çevrilmiştir (İstanbul 1412/1992)
    9. Menâkıbu Ma’rûf el-Ker-hî ve ahbâruh. Sâdık Mahmûd el-Cümeylî’nin tahkikiyle el-Mevrid dergisinde yayımlanan eseri Ab¬dullah el-Cebûrî müstakil olarak neşret-mistir (Beyrut 1406/1985).
    10. Menâkı¬bu ’1-İmâm Ahmed b. Hanbel. Eserin Kahire (1349/1931) ve Beyrut (1393/1973, 1977) baskılan yanında Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkîve Ali Muhammed Ömer tarafından gerçekleştirilen tahkik-li bir neşri bulunmaktadır (Kahire 1399/1979).
    11. el-’Arûs.
    12. A’mârü’I-a’yân. Meş¬hur bazı şahsiyetlerin ne kadar yaşadığını anlatan eser Mahmûd Muhammed et-Tanâhî tarafından yayımlanmıştır (Kahi¬re 1414/1994).
    13. Feiâ’ilü’l'Kuds.
    14. Menâkıbu Bağdâd.
    15. Tenvî-rü’1-ğabeş tî fazli’s-Sûdân ve’1-Habeş. Üstünlüğün renkte değil takvada aran¬ması gerektiği. Hz. Peygamber’in Habe¬şistan’la ilişkileri, bu ülkeye hicret eden sahâbîler, meşhur siyahı sahâbîler, ilim, şiir. ibadet ve zühd alanında meşhur ol¬muş siyahiler eserin konuları arasında yer alır. Çeşitli nüshaları bulunan eser Osmanlı Türk-Çesİ’ne çevrilmiştir. Kitap üzerinde bir doktora tezi ha¬zırlayan I. H. Alawiye eseri tahkik etmiş, ayrıca İngilizce’ye tercüme etmiştir.

    B) Hadis.
    1. e1-Mevdû’ât. Yaklaşık 1850 haberi ihtiva eden ve fıkıh babları-na göre düzenlenen eseri Abdurrahman Muhammed Osman el-Mevzû’ât Nureddin Boyacılar el-Mev-zû’â/ mine’I-ehâdîşi’I-mertîfât (Riyad 1418/1997) adıyla yayımlamıştır.
    2. Câ-mfıı ‘î-mesânîd ve ‘l-elkâb Bir ansiklopedi niteliğindeki eserde Ahmed b. Hanbel’in ei-Müsned’i esas alınmakla birlikte sa¬habenin Buhârî, Müslim ve Tirmizî’de bu¬lunan rivayetleri de derlenerek her sahâbînin müsnedi daha geniş biçimde tesbit edilmeye çalışılmış ve bu kaynaklardaki âlî isnadlı hadislere işaret edilmiştir. Eser¬de sahâbîler alfabetik olarak sıralanmış¬tır. İbnü’l-Cevzî ayrıca hadislerde anlaşıl¬ması zor kelimeleri, sened veya metinler¬de mevcut illetleri açıklamış, zayıf riva¬yetleri de belirtmiştir. Ebû Muhammed Cemmâîlî el-Kemâl fî esmd’i'r-ricâJ ‘in¬de, Mizzî, Zehebî. İbn Hacer ve İbn Kesîr Çeşitli eserlerinde Câmi’u'l-mesânîd”-den faydalanmışlardır. Eserin Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Kütüphanesi ile Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye ve Dârü’l-kütübi’l-Hidîviyye’de nüshaları bulunmaktadır. Ukberî, İcrû-bü’1-hadîsi’n-nebevî adlı eserini İbnü’l-Cevzî’nin Câmfu’i-mesdnîd’ini esas ala¬rak hazırlamıştır.
    3. et-Tahkik fî ehâdî-şi’t-TaTık. Müellif, Ebû Ya’lâ el-Ferrâ’nın ef-Ta’lîku’l-kebîr ü’1-mesâ’ili’l-hilâfiyye beyne’i-e’imme adlı eserini esas alıp 2072 rivayeti Hanbelî fıkhına uygun ola¬rak konu başlıklarına göre tertip etmiş, önce kendi mezhebinin, ardından diğer mezheplerin delil ve görüşlerine yer ver¬miştir. Bu arada hadisleri sıhhat derece¬lerine göre sıralayarak rivayetlerdeki ih¬tilâf noktalarını ve fıkhı açıdan sonuçları-nı açıklamıştır. Muhammed Hâmid el-Fıki eserin birinci kısmını tahkiksiz olarak et-Tahkîk ü’htilâfi’l-hadîş adıyla yayımlamış (Kahire 1954; Kuveyt 1402/1983).ki¬tap ayrıca Mes’ad Abdülhamîd es-Sa’de-nî ve Muhammed Fâris tarafından neşre¬dilmiştir (Beyrut 1415/1994). İbrahim b. Abdullah b. Abdurrahman el-Lâhim et-Tahkik üzerine bir doktora tezi hazırla¬mıştır Eser, Şemseddin İbn Abdülhâdî ta¬rafından bir kısım senedleri hazfedilip ba¬zı ilâveler yapılmak suretiyle Tenkihu’t-Tahkik fî ehâdîsi’t-tcîttk adı altında özet¬lenmiş, bu çalışma aslı ile birlikte tahkiksiz olarak (Kahire 1954) ve Âmir Hasan Sab-rî’nin tahkikiyle yayımlanmıştır. et-Tahkik, ay¬rıca Burhâneddin İbn Abdülhak el-Vâsıtî ve Zehebî tarafından ihtisar edilmiştir.
    4. Ahbârü ehli’r-rüsûh fi’l-hkh ve’t-tahdîş bimikdâri -mensûh mine’l-hadîş.
    Bombay’da basılan eser İbn Hacer el-Askalânfnin Tacrî-fü ehli’t-takdîs bi-mikdâri’1-mevşûfî-ne bi’t-tedlîs’iye (Kahire 1322),Tâhâ Ab-dürraüf Sa’d'ın takdimiyle (Kahire 1399/1978), Ebü’l-Kâsım Cemâleddin Abdur¬rahman el-Büzûrî’nin Kabiatü’l-beyân fînâsih ve mensû/zi’J-Kur’ân’ı ile bir¬likte M. Züheyr eş-Şâvîş ve Muhammed Ken’ân’ın tahkikiyle (Beyrut – Dımaşk 1984), ayrıca Muhammed İbrahim Hifnî (Mansûre 1405/1984), Ebû Abdurrahman Mah-mûdel-Cezâirî (Mekke 1988), FehmîSa’d (Beyrut 1412/1992), Muhammed Subhî Ha¬san Hallâk (Beyrut 1413/1993) ve Ali Rızâ
    Abdullah Ali Rızâ (Beyrut 1412/1992) tara¬fından neşredilmiştir. Sıbt İbnü’l-Cevzî, müellifin bir cilt hacminde Nâsihu’1-ha-dîş ve mensûhuh adlı bir kitabının ve bu eserin bir cüzlük muhtasarının bulundu¬ğunu belirtmiştir. İsmail Akyüz. Ahbârü ehli’r-nisûft’u Türkçe’ye çevirmiş ve bazı fık¬hı açıklamalar ekleyerek Hadiste Nesh adıyla yayımlamıştır (İstanbul 1997).
    5. İclâmü ehli’l^iîm bi-tahkiki nâsihi’l-hadîs ve mensûhih. Ahmed Abdullah ez-Zehrânî tarafından ridmü’J-’dlim ba de rüsûhih bi-hakö3iki nâsihi’l-hadîş ve mensûhih adıyla yüksek lisans tezi olarak tahkik edilmiştir.
    6. el-cİlelü’l-mütenâhiye fi’1-ehâdîşi (afybân)’l-vû-ftiye. Uydurma denecek kadar zayıf olan rivayetleri ele alan çalışmayı İrşâdülhak el-Eserî yayımlamış (Lahor 1399/1978; Faysalâbâd 1401/1981), bu neşri esas ala¬rak kitabı ayrıca Halîl el-Meys neşretmiş-tir (Beyrut 1403/1983). Zehebî eseri Tel-hîşü’İ-’İleli’l-mütenâhiye ii’l-ehâdîşi’l-vâhiye adıyla özetlemiş, bu çalışma Mah-fûzürrahmân Zeynullah tarafından yük¬sek lisans tezi olarak tahkik edilmiştir.
    7. Es-mâ’ü’d-du’afâ1 ve’l-vazzâ^în (uâz’fîn) ve zikrü men cerehahüm mine’1-e’im-meti’l-kibâri’l-hâfızîn. Eserde şahıslar önce alfabetik olarak sıralanmış, ardın¬dan künyeleriyle meşhur olanlar eklen¬miştir. Kitaba önce müellif, daha sonra Moğultay b. Kılıç birer zeyil yazmışlardır. Ebü’l-Fidâ Abdullah el-Kâdî tarafından neşredilen eser üzerine (Beyrut 1406/ 1986) Abdülkâdir Atâ Muhammed Ah¬med Kitâbü’d-Dıfafâ ve’1-metrûkîn li’bni’l-Cevzî tahkik ve dirâse adıyla bir doktora tezi hazırlamıştır. dıfafû3 ve’1-metrûkîn ve el-Cerh ve’t-ttfdîl adlarıyla İbnü’l-Cevziye nisbet edi¬len eserler de bu kitap olmalıdır.
    8. el-Keşf li-müşkili’ş-Şahîhayn İbnü’l-Cev¬zî, hadislerin anlaşılmasında güçlükler¬le karşılaşan kimselere tavsiye ettiği bu eserinde Şahî-hayn’da anlaşılması zor meseleleri ve ri¬vayetlerden çıkarılabilecek hükümleri ele almıştır. Sahâbî râvilere göre alfabetik olarak düzenlenen eserin başından Ömer b. Hattâb’ın müsnedine kadar olan kısmı Muhammed b. Ahmed el-Hârisî tarafın¬dan tahkik edilmiştir.
    9. el-Kuşşâş ve’l-müzek-kirûn. Merlin L. Swartz tarafından bir¬çok yanlışla birlikte tahkik edilerek İngi¬lizce’ye çevrilen eseri (Beyrut 1971, 1982) Kasım es-Sâmerrâî (Riyad 1403/1983), Mu¬hammed Lutfî es-Sabbâğ (Beyrut 1403/ 1983) ve Ebû Hâcer Muhammed Saîd Bes-yûnî (Beyrut 1986) yayımlamıştır.
    10. Âfe-tü aşhûbı’l-hadîş ve’r-red calâ VKbdi’l-muğiş. Abdülmu-gis b. Züheyr el-Harbî’nin, Hz. Peygam-ber’in Ebû Bekir es-Sıddîk’ın arkasında namaz kıldığını ispat etmek üzere kale¬me aldığı iki esere reddiye olarak yazılan kitap Ali Mîlân^nin tahkikiyle neşredilmiş¬tir.
    11. el-Has’alâ hıfzi’l-Hlm ve zikru. kibân’l-htıiîâz Ezberleme ve ezberlemeyi kolaylaştırmanın yolları gibi meselelerin ele alındığı eserde güçlü hâfızalarıyla tanınan yetmiş dokuz hadis hafızının biyografisine de yer verilmiştir. Eser, Hatîb el-Bağdâdî’nin el-Câmi li-aiıiöiti’r-râvîadlı kitabının “el-Haş calâ hıfzı1 l-hadîş” adlı bölümünün kaynak be¬lirtilmeksizin aynen tekrarından ibaret olduğu ve yetmiş dokuz hafız hakkındaki bilgilerin deyine Hatîb’in Târîhu Bağ-död’ından alındığı gerekçesiyle tenkit edilmiştir. Fuâd Abdüimün’im Ahmed’in yayımla¬dığı kitap (İskenderiye 1403/1983; Beyrut 1406/1986), Ebû Abdullah Mahmûd b. Muhammed el-Haddâd tarafından el-Cârni1 fi’l-haş caJâ hıfzi’1-Hlm adı al¬tında aynı konuya dair üç ayrı eserle bir¬likte neşredilmiştir. Zikru kibâii’Uhuiiâz adıy¬la kaydedilen eser de bu kitap olmalı¬dır.
    12. MeşyehtUü /bni’i-Cevzî.
    13. el-Hada’ik fî Hlmi’1-hadîş ve’z-zühdiyyât. Altmış dört bölümden meydana gelen eserde riva¬yetler senedleriyle birlikte kaydedilmiştir.
    14. Keşf ü’n-nikâb ‘ani’1-esmâ ve’l-el-küb. Barbier de Meynard ve Muhammed Riyâzel-Mâüh (Dımaşk-Beyrut 1414/1993) tarafından yayımlanmış¬tır.
    15. Ğarîbü’l-hadîs. Bu eserini Ah¬med b. Muhammed el-Herevfnin Kitâ-bü’l-Ğarîbeyn fi’l-Kurân ve’1-hadîş’i tarzında kaleme alan müellif bazı husus¬larda eleştirilmiş. İbnü’1-Esîr de kendisini en-Nihâye fî garibi’l hadîş”\n girişinde tenkit etmiştir. Eser Abdülmu’tî Emîn Kal’acî tarafından neşredilmiştir (Beyrut 1405/1985).
    16. Cüz’ü’I-esânîdi’l-mün-feride. Bir nüshası Haydarâbâd’da bulun¬maktadır.
    17. Dürrü ‘I-eşer fi’l-vg’zi ve hadîsi sey-yidi’J-beşer.
    18. el-MüseJseiâ.
    19. Manzume fi’1-hadîş. İbn Kutlubo-ğa’nın eser üzerine iki cilt hacminde bir şerh yazdığı belirtilmektedir.

    C) Tefsir.
    1. Zâdü’l-mesîr fî cilmi’t-tef~ sîr. İbnü’l-Cevzî. önce el-Muğnî adıyla hacimli bir eser kaleme almış, daha sonra bunu ihtisar ederek Zâdü’l-mesîr meydana getirmiş, Zâ-dü’I-mesîr’den de Teysîrü’I-beyân fî tefsîri’l-Kur’ân adını verdiği muhtasar bir tefsir çıkarmıştır. Rivayet ve dirayet usulünün kullanıldığı eserde kıraat fark¬lılıklarına, esbâb-ı nüzule ve nâsih-men-suha da yer verilmiştir. Bu arada müfes-sir farkında olduğunu ihsas ederek İsrâîlî rivayetleri de nakletmiştir. Kitap M. Züheyr eş-Şâvîş. Şuayb el-Arnaût ve Abdül-kâdir el-Arnaût tarafından yayımlanmış¬tır.
    2. Tezkiretü’1-erib fî tefsîri’l-ğarîb. Zâdü’l-mesîr ile Teysî-rü’1-beyân’m özeti olup ismi konusunda farklı rivayetler bulunmaktaysa da müel¬lif eserini Zâdü’l-mesîf’m sonunda bu şekilde adlandırmıştır. Kitapta yer yer âyetler tefsir edilmiş, i’rab, kıra¬at, esbâb-ı nüzul, ahkâm âyetlerinin yoru¬mu ve nâsih – mensuh konularına yer ve¬rilmiştir. el~Erîb bimâ fi’1-Kur’ân mi-ne’İ-ğarîb adıyla neşredilen eseri (Me¬dine 1400) Ali Hüseyin el-Bewâb da ya¬yımlamıştır (Riyad 1407/1986).
    3. Fünû-nü’1-efnân fî cuyûni ‘iılûmi’l-Kur’ân. Zâdü’l-mesîr’den sonra kaleme alınan ve ulûmü’l-Kur’ân’ın belli başlı eserlerin¬den biri sayılan kitapta müellifin diğer eserlerinde geniş olarak yer verilen konu¬lar özetlenmiştir. Otuza yakın ana konu¬dan oluşan kitap Ahmed eş-Şerkâvî ve İk¬bâl el-Merrâküşî (Dârülbeyzâ 1970), ayrıca Hasan Ziyâeddin Itr (Beyrut 1408/1987), Fünûnü’l-efnân fî ‘acayibi ‘uiûmi’J-Kur’ân adıyla Reşîd Abdurrahman el-Ubeydî (Bağdat 1408/1988)tarafından neşredilmiştir. ‘Acâ’ibü ıulûmi’l-Kuiiân başlığıyla Abdülfettâh Saîd Âşûr’un yayımladığı kitap (Kahire 1407/1986) bazı küçük farklılıklar bir yana Fünûnü’l-ef-nân’ın aynısıdır.
    4. Nüzhe-tü’l-a’yüni’n-nevâzir fî ‘ilmi’l-vücûh ve’n-nezâ’ir. Zâdü’l-mesîr’den Önce ka¬leme alınan eserde 32S Kur’ânî kelime ve kavramın karşılığı gösterilmekte, bunlara Arap şiiri ve nes¬rinden örnekler verilmektedir. İbn Re-ceb’in bildirdiğine göre müellif eserini el-Vücûh ve’n-nevâzir fi’1-vücûh ve’n-ne-za’ir adıyla ihtisar etmiştir. Müntehabü kurreti \ıyûnî’n-nevâzir fi’1-vücûh ve’n-nezâ’ir fi’1-Kur’âni’l-Kerim adı altında M. es-Seyyid es-Saftâvî ve Fuâd Abdül-mün’im Ahmed tarafından yayımlanan kitapla (İskenderiye 1399) Millet Kütüpha-nesi’nde bulunan Muhtaşaru Nüzheti’l-Sıyûn ve’n-ne¬vâzir fi’1-vücûh ve’n-nezâİr adlı nüsha bu eserle aynı olmalıdır. Kitap ilk defa bir heyet tarafından (Haydarâbâd-Dekken 1974), daha sonra da M. Abdülkerîm Kâ¬zım er-Râdî’nin tahkikiyle (Beyrut 1404/ 1984, 1405/1985) yayımlanmıştır.
    5. Nâ-sihu’l-Kur’ân ve mensûhuh. Müellifi ta¬rafından ıVmdetü’r-rûsih fî macrifeti’l-mensûh ve’n-nâsih adıyla anılan eseri M. Eşref Ali el-Milbârî (Medine 1404/1984; Beyrut 1405/1985; Riyad 1405), Hüseyin SelîmEseded-Dârânî ( Beyruti 411/1990) ve Halîl İbrahim (Beyrut 1992) neşretmiş-tir. 6. el-Muşaflâ bi-eküffi ehli’r-rusûh min Hlmi’n-nâsih ve’l-mensûh. Umdetü ‘r-râsih’m özeti olup Hatim Salih Zâmin tarafından yayımlanmıştır (Beyrut 1405/ 1984, 1986, 1989).
    7. Tefsîrü luğati’1-Kur-’ân.
    8. Muhtaşaru Kitâbi’l-Muk’ad ve’1-mukim. Tefsir usulüyle ilgili manzum bir eserdir.
    9. el-Müctebâ fî Culûmi’l-Kur’ân. Bu kitabın muhtasarı olup Süleymaniye Kütüphanesi’nde bir nüshası bulunan el-Müctebâ mine’l-müctenâ Ali Hüseyin el-Bewâb tarafın¬dan neşredilmiştir. Aynı kütüphanede İbnü’l-Cevzî’ye nisbet edilen Havâşşü ‘J-Kur’â-ni’l-cazîm adlı eserin girişinde müellifi¬nin Abdurrahman b. Ali b. Ahmed el-Ku-reşî eş-Şâfiî olduğu ifade edilmektedir. Brockelmann’in İbnü’l-Cevzî’ye izafe et¬tiği Tefsîrü’1-Fâtiha adlı eserin İbn Kayyım el-Cevziyye’ye ait olduğu anlaşılmıştır (Kahire 1375).

    D) Akaid.
    1. DeFu şübhetVt-teşbîh (Dımaşk 1345/1927; Amman 1412/1992).
    2. es-Sebât Hnde’l-memât Ölümü tes¬limiyetle karşılamak gerektiğini anlatan ve İslâm büyüklerinin ölüm anında söy¬ledikleri sözleri nakleden eser Abdullah Leysî el-Ensâri tarafından yayımlanmış¬tır (Beyrut 1406/1986).
    3. Tezkiretü üli’l-beşâ^ir fî ma’rifeti’l-kebâ’ir.
    4. Şaydü’l-hâtır. Çeşitli dinî ve içtimaî konularda müellifin kalbine doğan hususları ve bazı itikadî ko¬nuları içeren eserde müslümanlar arasın¬da yaygın olan bazı yanlış inançlar üzerin¬de de durulur.
    5. Telbîsü İblîs İbnü’l-Cevzî’nin, başta mu-tasavvife olmak üzere bazı İslâmî zümre¬lerin anlayışlarını usûlü’d-dîn açısından tenkit ettiği eser Muhammed Münîr ed-Dımaşki tarafından neşredilmiştir (Kahi¬re 1368/1948).
    6. el-Karâmita

    E) Fıkıh.
    1. Ahkâmü’n-nisâ. Ali b. Mu¬hammed Yûsuf el-Muhammedî’nin ya¬yımladığı eser üzerinde (Beyrut 1985) Ne¬dim Urhan tarafından Marmara Üniversi¬tesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde bir dok¬tora çalışması yapılmıştır (İstanbul 1993). Kitabı Ebû Bekir el-Cerrâî ihtisar etmiş¬tir.
    2. Takrirü’l-kavâ’id ve tahrîrü’1-fe-vâ’id fî uşûli mezhebi’l'İmâm Ahmed b. Janbe.
    3. Minhâcü’l-kÖşıdîn. Çeşitli âdetler, nikâh, helâl-haram, mûsiki, ha¬set, cömertlik, tövbe, sabır-şükür, havf-recâ. tevhid-tevekkül gibi konulardan oluşan eserin müellifin talebesi Muvaf-fakuddin İbn Kudâme tarafından yapılan ihtisarı yayımlanmıştır (Kahire 1991).
    4. Deiü’1-levm ve’d-daym fîşavmiyev-mi’1-gaym. Şaban ayının otuzuncu gü¬nünde oruç tutmanın caiz olmadığını ile¬ri süren Hatîb el-Bağdadî’n in bu görüşü¬nü reddeden eseri Câsim b. Süleyman el-Füheyd ed-Devserîneşretmiştir (Beyrut 1994).
    5. Müşîrü’l-ğarâmi’s-sâkin Üâ eş¬refi ’1-emâkin. Hac menâsiki, peygam¬berlerin yaptıkları hac, halifelerin haccı gibi konuları içerir. Mustafa Muhammed Hüseyin ez-Zehebînin tahkikiyle yayım¬lanan kitabı (Kahire 1995) ayrıca Merzûk Ali İbrahim Müşîrü’I-’azmi’s-sâkin ilâ eşrefi’l-emâkin adıyla neşretmiştir (Ri¬yad 1415/1995).

    F) Diğer Eserleri.

    1. BirrÜ’l-vâlİdeyn. Ebeveyne karşı olan görevlere dair riva¬yetleri derleyen bir eser olup Muhammed
    Abdülkâdir Ahmed Atâ ile Âdil Abdülmevcûd ve Ali Muavvez tarafından yayımlanmıştır (Beyrut 1993).
    2. Zem/nü’i-frevâ. Kitap üzerindeStefan Leder İbn Al-Gauzi und Seİne Kompi-iation Wider die Leidenschaft adıyla (Beyrut 1984) tahlilî bir çalışma yapmış, eseri İbrahim Muhammed Ramazan ih¬tisar ederek yayımlamıştır (Beyrut 1993).
    3. et-Tıbbü’r-rûhanî.
    4. el-Müdhiş. Vaaz ve irşa¬da dair olan eserde birçok kaside ve şiir bulunmaktadır.
    5. el-Muklik. Berzah ve âhiret konularında yapılacak vaazlarda zikredilmesi gereken hadislerin derlendiği bir eserdir.
    6. Bah-rü’d-dümû Vaazlardan ibarettir.
    7. el-MevâHz ve’l-mecâlis. Otuz üç bölüm¬den oluşan eser Muhammed İbrahim Sün-büTün tahkikiyle yayımlanmıştır (Tanta 1990).
    8. ef-Tebşira. Dokuz bölüm halinde 100 vaaz ihtiva etmektedir (Beyrut 1986).
    9. Ra’ûsü’i-kavârir. Hutbeler, peygam¬ber kıssaları ve varlıkların yaratılışı gibi konulan içeren bir irşad kitabıdır.
    10. Makâmât.
    11. Kitâbü’l-Ezkiytf. Genel anlamda akıl ve zekâ ile her züm¬reden zeki insanlardan bahsederek bun¬ların bazı sözlerini nakleder. Osmanlı âlimi Hacı İbrahim Efendi eseri Tuhietü’l-ezkiyâ tî terce-meü Kitâbi’l-Ezkiyâ adıyla Türkçe’ye çe¬virmiştir (İstanbul 1308).
    12. Ahbârü’l-hamkü ve’1-muğaffelîn (Beyrut 1985). Enver Günenç tarafından Ahmak ve Dalgınlar Kitabı başlığıyla tercüme edilmiştir (İstanbul 1998).
    13. el-Lettfii fi’l-vacz.
    14. Ahbârü’z-zırâfve’l-mütemâcinîn. Zekâ ürünü müstehcen nükteleri nakleden eseri Abdülemîr Ali Mühennâyayımlamıştır(Beyrut 1990).
    15. eş-Şifâ’ ü mevâHzi’l-mülûk ve’1-hule.
    16. Tenbîhu’n-nâ’imi’1-ğumr calâ mevâsimi’î-’umr. Çocukluk, genç¬lik, olgunluk ve yaşlılık dönemlerinin de¬ğerini bilip ona göre davranılması gerek¬tiğine ilişkin öğütleri içerir. Her-sekli Mehmed Kâmil Bey eseri bazı ilâve¬lerle birlikte îközü’l-ihvân adıyla Türk¬çe’ye çevirmiştir (İstanbul 1302, 1304).
    17. Bustânü’1-vâHzîn ve riyâzü’s-sâmi’în.
    18. Uyûnü’l-hikâyât. Peygamberler, halife¬ler, zâhidler, sûfîler ve meşhur bazı şah-siyetlerle ilgili hikâyeleri İhtiva etmekte¬dir.
    19. Mehâsinü’l-âşâr ve ğarâ’ibü’l-ahbâr. 300 hadis, 300 hikâye ve 300 şiirden oluşmaktadır.
    20. Leftetü’l-kebed fi (ilâ) nasihati’1-veled. Müellifin, oğ¬lu Ebü’l-Kâsım Ali’ye öğüt vermek ama¬cıyla yazdığı bir risale olup kendi hayatın¬dan bazı unsurlar ihtiva etmesi açısından önem taşımaktadır. Muhammed Hâmid el-Fıki’ninDe/d’jnü’Wfimûz adlı eser için¬de yayımladığı risalenin (Kahire 1349/1931) ayrıca Abdülgaffâr Süleyman el-Bündârî tarafından gerçekleştirilen bir neşri bu¬lunmaktadır (Beyrut 1987). Abdülhamîd AlûcîMü’eJieiâlü İbni’l-Cevzî adıyla bir çalışma yapmıştır.

    Hadis İlmindeki Yeri.
    Hâfızü’l-lrâk ve nâsırü’s-sünne” lakaplanyla anılan İbnü’l-Cevzî, hadis aldığı hocalardan ne zaman rivayette bulunduğunu çok defa kaydet¬miş, ardından onlardan duyduğu hadisin âlî ve nazil oluşu, Şahîhayn’da yer alıp almadığı üzerinde durmuştur. Özellikle Selefıyye muhaddislerinin uygulamaları¬nı devam ettiren hocalarının yolunu takip etmiş, hadis ehlinin gıybet etmemesi ve yaptığı rivayetten ücret almaması gerek-tiğini söyleyerek aksine hareket edenleri eleştirmiş, sadece bu şartlara uyanlardan hadis almış, ilim tahsil edenin geçinebil¬mesi için bir meslek sahibi olması gerek¬tiğini belirtmiştir. Hadiste ve vaazda dev¬rinin imamı kabul edilerek özellikle hadis metinleriyle ilgili bilgisi takdir edilmiş, ancak sahih hadis¬leri belirlemede genellikle başarılı olamadığı ileri sürülmüştür. Zehebî. İbnü’l-Cevzî’nin hadis ehlinin ıstılahındaki anla¬mıyla “hafız” sayılamayacağını, hadisle¬rin sahihini sahih olmayandan ayırma hu¬susunda yeterli bilgiye sahip bulunmadı¬ğını ifade etmiştir. el-Mevzûcât’ta Şahîh-i Müsiim’den bir hadise yer vermesi de onun hafız olmadığını ortaya koymak¬tadır.
    Abdüllatîf el-Bağdâdî, İbnü’1-Cev-zî’nin her alanda bilgisi bulunmakla be¬raber herhangi bir konunun uzmanı ol¬madığını ileri sürmüştür. Talebesi İbnü’d-Dübeysî ise hadisi ve hadis ilimlerini bil¬me, sahihini sahih olmayanından ayırma konusunda onun zirvede olduğu görüşün¬dedir.
    Yirmi bir hadis arasındaki nâsih-men-suh ilişkisini ortaya koyduktan sonra, bu alanda yazdıklarına başka ilâvelerin yapı¬lamayacağını söyleyerek kendine olan aşı¬rı güvenini dile getiren İbnü’l-Cevzî. kıssacılık ve vaaz geleneğine getir¬diği yeni boyutla hadis ilmine önemli bir mevki kazandırmış, vâazlik mesleğinin hadis uydurmacılığından kurtarılmasına önemli katkı sağlamıştır. Bazı muhaddis-lerce tenkit edilen kıssacılığın esasen kö¬tü bir şey olmadığını, asıl problemin vaaz¬larda mevzu hadis kullanılmasından kay¬naklandığını ifade etmiştir.
    İbnü’l-Cevzî, zühd ve ahlâka dairçalış-malarında sahih ve hasen hadisleri kul-lanmaya özen göstermesine rağmen yi¬ne de bu konudaki eserlerinde zayıf riva¬yetler bulmak mümkündür. Onun diğer ilimlere dair eserlerinde de hadisçiliğini öne çıkaran unsurlar vardır. Meselâ el-Müctebâ mine’l-müctenâ gibi tefsire dair eserlerinde müttefik ve müfterik. müteşâbih isimler, bazı müşkil hadislerin açıklanması gibi hadise dair konulara yer vermiştir. Yaşadığı devirde bid’atların. mezhep çatışmalarının ve fitnelerin yay¬gınlık kazanması sebebiyle uydurma rivayetlerin fazlaca kullanılması İbnü’l-Cev-zfyi ei-Mevzû’at’ı yazmaya sevketmiş, ancak bu şartların tesiriyle râvileri ve ri¬vayetleri değerlendirirken aşırı davran¬mak durumunda kalmıştır. Onun bu ti¬tizliği şiddetle eleştirilmesine sebep ol¬muştur. İbnü’s-Salâh gibi muhaddisler. İbnü’l-Cevzî’nin zayıf, hasen hatta sahih hadislere bile fazla araştırmadan “mev¬zu” damgası vurduğunu, onun bu iş için gerekli temyiz ve tenkit kabiliyetine sa¬hip olmadığını ileri sürmüştür.
    Hayatını vaaz ve irşadla geçiren İbnü’l-Cevzî, ilim ve kemal ehli olma yolunda çalışarak kişinin bu iki özelliği kendisinde toplaması gerektiğini ifade etmiş. Saîd b. Müseyyeb. Süfyân es-Sevrî. Hasan-ı Basrî ve Ahmed b. Hanbel gibi âlimlerin zühdle ilmi bir arada yürüttüklerini be¬lirtmiştir. Hadis ilminin geleneğini tam olarak benimse¬mediği görülen İbnü’l-Cevzî ilim tahsiline başlayan öğrencinin Kur’an, fıkıh ve ha¬dis dinlemeye önem vermesi, ehl-i hadi¬sin aynı hadisleri ihtiva eden cüzleri ez¬berlemek için ömür tüketmemesi gerek¬tiğini söylemiştir. Ona göre ilmin sonu bulunmadığına ve insan Ömrü de kısa olduğuna göre sa¬hihler, sünenler ve müsnedler gibi temel eserlerle yetinilmeli, diğer eserlerle vakit kaybedilmemelidir.
    İbnü’l-Cevzî eserlerinde yeterince titiz¬lik göstermemesi, yazdığı bir kitabı kont¬rol etmek yerine yeni bir eser yazmayı tercih etmesi gibi sebeplerle tenkit edil¬miş hadis ilimlerinin çeşitli alanlarında çok hata yaptığı ve bunların tashih edilemeyecek kadar çok olduğu ileri sürülmüştür. Ayrıca hadisleri “mevzu” olarak nitelendirmede aceleci bir tavır sergilediği halde vaaz ve irşada dair eserlerinde aynı hassasiyeti göster¬memesi, Bağdatlı hocalarla yetinerek ha¬dis tahsili için seyahate çıkmaması eleş¬tirilmiş Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce’nin sünenleriy-le Hâkim’in eî-Müstedrek’i ve Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inden pek çok ha¬disi el-Mevzû’âf’ına alması ayrı bir ten¬kit konusu olmuştur.
    Çok yönlü ilmî kişiliği sebebiyle hakkın¬da muhtelif eserler kaleme alınan İbnü’l-Cevzî’nin hadisçiliğini inceleyen çalışma¬lar da yapılmıştır. Misfir b. Gurmullâh ed-Dümeynî Mekâyîsü İbni’l-Cevzî iî nak¬di mütûni’s-sünne min hilâli kitâbihi’l-Mevzû’ât’i yazmış (Riyad 1405/1984), Kasemullâh Meryûd el-îmâm İbnü’l-Cevzî muhaddişen ve menhecühû fî kitâbi’1′Mevzû’ât Nureddin Bo¬yacılar İbnü’l-Cevzî’nin Hadisteki Yeri ve Metodu adıyla doktora tezi, Vey¬sel Ünler de Teibîsü İbîîs’teki Hadisle¬rin Bilimsel Kritiği adı altın¬da bir yüksek lisans tezi hazırlamıştır.

    Tefsir İlmindeki Yeri.
    İbnü’l-Cevzî’nin Kur’an’a ilgisi onu ezberlemesi, tecvid ve kıraat ilmini öğrenmesiyle başlamış, ken¬disine büyük şöhret kazandıran vaazlarıy¬la devam etmiştir. Kendisi, Kur’an’ı vaaz kürsüsünde baştan sona kadar tefsir edip halka anlatan ilk kişi olduğunu söylemiş¬tir. Ulûmü”l-Kur-’ân’a dair ilk eser yazanlardan biri olan İbnü’l-Cevzî’nin Fünûnü’l-efnûn’ı gerek ihtiva ettiği otuzu aşkın konu başlığındaki çeşitlilik, gerekse bu başlıklar altında orta¬ya konulan bilgilerin sunuluşundaki me¬tot bakımından daha önce yazılan ko¬nuya dair kitapların en iyisi kabul edilir. Zerkeşî eI-Burhân, Süyûtî el-İtkân’m yazarken bu eserden istifade etmişler¬dir. Fünûnü’l-eînân’da göze çarpan en önemli eksiklik, diğer eserlerinde işlediği ulûmü’l-Kur’ân’ın bazı konularına bura¬da ya çok kısa olarak yer vermesi ya da ilgili kitabına atıfla yetinmesidir.
    İbnü’l-Cevzî. vücûh ve nezâir konusunu garîbü’l-Kur’ân’dan daha iyi bir biçimde ortaya koymuştur. Buna dair eserler üze¬rinde geniş bir araştırma yapan Abdülha-mîd Seyyid Taleb. VII. (XIII.) yüzyıla kadar vücûh ve nezâirle ilgili en sistematik ve kapsamlı çalışmayı İbnü’l-Cevzinin yap¬tığını ifade eder. İbnü’l-Cevzî nesih alanında da çeşitli eserler telif etmiştir. Ona göre bazı kimselerin iddiasının aksine bedâ, tahsis ve İstisna nesih olarakdeğerlendi-rilemez. Âyetler arasında neshin gerçek¬leşebilmesi için beş şart ileri süren İbnü’l-Cevzî Kur’an’ın sünnetle neshini kabul et¬mez. Neshi metni baki, hükmü mensuh âyetlere münhasır kılar ve eserlerini bu grup için yazdığını söyler. Önceki âlimleri mensuh âyetlerin sayısını arttırdıkları için tenkit eden İb-nü’l-Cevzinin kendisi de bu sayıyı bir hayli kabarık göstermiştir. İbnü’l-Cevzî aynı za¬manda bir kıraat âlimidir. Bu alana dair bilgisini sadece kıraatle ilgili olarak yaz¬dığı eserlerde ortaya koymamış, bunu tefsirinde ve ulûmü’l-Kur’ân’a dair eser¬lerinde de göstermiştir.
    Kur’an ilimleri hakkında telif ettiği eserlerde genellikle başarılı kabul edilen İbnü’l-Cevzî tefsirinde de oldukça anlaşı¬lır ve açık bir yöntem uygulamıştır. Zâdü’1-meslr’mm başında tefsir metodu¬nun ipuçlarını vermiş, eserinde hangi hu¬susları öne çıkardığını bildirmiş ve diğer tefsirlerin çoğunlukla nâsih-mensuh, esbâb-ı nüzul, Mekkî-Medenî, müşkilü’l-Kur’ân, ahkâm âyetlerinin tefsiri gibi ko¬nulardan birini veya birkaçını ihmal etti¬ğini, kendisinin ise bu hususlara gerektiği kadar yer verdiğini söylemiştir. Tefsirinde Resûlullah. ashab ve tabiîn İle önceki mü-fessir ve âlimlerin görüşlerini nakletmeyi esas alan İbnü’l-Cevzî, yeterli bilgi bulun¬madığı takdirde âyetleri kendi düşünce¬sini ortaya koymak suretiyle yorumlama¬ya çalışmıştır. Nakillerden bazısının yorum yapılmadan ve rivayet tekniği açısından değerlendirilmeden verilmesi eserin bir eksikliği olarak göze çarpmaktadır. Tefsi¬rinde, meânî ve beyân ilimlerine göster¬diği itinanın ve bu iki ilim olmaksızın Kur’an”ın hakkıyla tefsir edilemeyece¬ğine dair kanaatinin izleri açıkça görül-mektedir. İbnü’l-Cevzî, genel olarak İsrâiliyat’tan uzak durmakla birlikte bazı ri¬vayetleri sakıncalarının farkında olduğu¬nu ihsas ederek kaydetmiştir. Meselâ Ey-yûb peygamberden bahseden âyetlerin tefsirinde naklettiği uzun hikâye ile Sebe melikesi Belkıs’ın Hz. Süleyman’a gönderdiği hediye ile İlgili âyetin tefsirinde naklettiği rivayet bu türdendir. İbnü’l-Cev¬zî’nin tefsirinde nakillerin fazlalığı yanın¬da yorumun azlığı önemli bir eksiklik ola¬rak göze çarpmaktaysa da çok sayıda mü-fessirin görüşünü asıl kaynaklarından se¬çerek bir araya getirmiş olması kendisine rivayet tefsiri alanında önemli bir mevki kazandırmıştır. İbn Receb’in bildirdiğine göre esasen İbnü’l-Cevzî, “Ben yeni bir eser ortaya koymadım, mevcut bilgileri düzenleyip sundum” demiştir.

  25. 25 On Kasım 6th, 2012, hidayet said:

    hocam sizi daha yeni tanıdım derslerde olsun vaazlarınızda olsun çok etkilediniz beni.ALLAH başarılarınızın devamını da islam alemine hayırlara vesile etsin..

  26. 26 On Kasım 13th, 2012, Yasin said:

    Kabir azabı haktır diye işkembeden atıp duranlar işiniz gerçekten yaş kitaba uymanız lazım . Bir zamanlar bende bu saçma şeylere inanırdım . Şükür ki bu yüce Allahın kitabıdır diyip okudum . Dedelerimden hacılardan sözde imamlardan ne kadar yanlış şeyler öğrenmişim gördüm hepsini hafızamdan sildim

    Kuran kısaslar ,kıssaların konusu gibi cennet cehennem, kıyamet günü gibi gaybi konular yer verilmiştir . Sözde kabir azabına dair tüm sözde hadisler ve rivayerler ayetlere ters düşer .
    Bu arkadaşlar ya kuranı okumadan önce bir takım verileri okumuşlar o verileri kurana uydurmaya çalışıyorlar , ya da kitabı hiç okumamış atalarından gidiyorlar.

    Mümin46 da kabir azabı var diyenleri görüyorum ayet seçerek değil sureyi tamamen okusunlar .
    Kuran bir bütündür ondan sorguya çekileceğiz cahillerden olmayın.

    Mümin45 : Allah, onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azâbın en kötüsü kuşattı.

    Mümin46: (Öyle bir) ateş ki, onlar sabah akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun” denilecektir.

    Şimdi başka örneklerede bakalım bunları ben kendimde araştırıyorum .

    Hud 98-99 ayetleri
    Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne geçecek ve onları ateşe götürecektir. Ne kötü varış yeridir orası!
    Onlar, hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde lânete uğratıldılar. Ne kötü destektir onlara verilen destek!

    Simdi Müminde azap vardır diyenlere sorarım Allahın kitabına mı sarılacaksınız yoksa bir takım yanlış verilerin ardına düşüpte yolunuzu mu şaşacaksınız .
    Hud suresinde firavun dünya da ahirette azaba uğruyor deniliyor KABİR neeredeedir …

    Daha çok ibretler var neden yazmak istiyorum çünkü kuran bir bütündür sağdan soldan ayet yazıp azap var demek ruha aykırıdır . Kuran kendini tefsir eder .

    Furkan Suresi 33
    Onların sana verdiği her örneğe karşı biz sana gerçeği ve en güzel yorumu (ahsena tefsir) veririz.

    Yusuf Suresi 111
    Bu Kuran uydurulacak bir hadis (söz) değildir. Aksine o önündekini tasdikleyici, her şeyi detaylandıncıdır. İnanan bir topluluk için kılavuz ve rahmettir.

    Casiye Suresi 6
    İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki onları sana gerçek olarak okuyoruz. Hal böyleyken Allah’tan ve ayetlerinden sonra hangi hadise inanıyorlar?

    Nisa Suresi 87
    Kimin hadisi (sözü) Allah’tan daha doğru olabilir?

    Lokman Suresi 6
    İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak ve o yolu oyalanma aracı yapmak için hadis eğlencesi satın alırlar. İşte böylelerine rezil edici bir azap vardır.

    Devam edeyim

    16/21 Onlar cansız, ölüdürler. Ne zaman dirileceklerine dair şuurları da yoktur.

    17/52. Sizi çağırdığı gün, O’na hamd ederek davetine
    uyarsınız ve kabirlerinizde pek az bir müddet kaldığınızı
    sanırsınız.

    36/52 “Vay başımıza gelene” derler, “Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman’ın söz verdiği şeydi. Demek elçiler doğru söylemişti.”

    100/9-10. İnsan, kabirlerde bulunanların çıkarılacağı ve
    kalplerde olanların ortaya konulacağı bir zamanın
    geleceğini bilmez mi?

    zümer31
    Sonra şüphesiz siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda muhakeme edileceksiniz

    zümer71
    İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler. Cehenneme vardıklarında oranın kapıları açılır ve cehennem bekçileri onlara şöyle derler: “Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” Onlar da, “Evet geldi” derler. ***Fakat inkârcılar hakkında azap sözü gerçekleşmiştir.***

    Teğabun7
    İnkâr edenler, kesinlikle, öldükten sonra diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: “Hiç de öyle değil, Rabbime and olsun, mutlaka diriltileceksiniz, sonra da yaptıklarınız size elbette haber verilecektir. Bu, Allah’a kolaydır.”

    İşte kuranda herşey açıkça bellidir . inanın daha çok ayet var . Gaybı yalnız allah bilir onu da kitabında açıkça belirtmiştir. Hz Peygamber’i öne sürüp bir takım gaybi haberler verenler çok iyi düşünmelidilirder . Zira hadis hadis diye söz edenler en ünlü hadis nakilcileri bile bu konuda peygamberimizin tavrını bilmektedirler.

    “Sahabe Allah’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler. Ancak onlara izin verilmedi.” (Darimi, es-Sünen) El Hatib’teki hadis şöyledir: “Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve ‘Yazdığınız şey nedir?’ dedi.

    ‘Senden işittiğimiz hadisler’ (sözler) dedik. Hz. Peygamber; ‘Allah’ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah’ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar.’ dedi” (El Hatib, Takyid,) Tirmizi’den de bunu öğrenebiliriz: “Allah elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi.” (Tirmizi, es-Sünen, K. İlm)

    Devam edeceğim…

  27. 27 On Kasım 29th, 2012, Özgür İrade said:

    İslam ile ilgili onlarca sayfa gezdim. Sorulan hemen her soruya hadis kitaplarından cevap veriliyor. Hadis alimleri bile birçok uydurma hadisin varlığını kabul ederken neye ya da kime inanacağız? Kaynak Kuran ı Kerim’dir arkadaşlar. Açıp okuyun, anlamaya ve uygulamaya çalışın.

  28. 28 On Kasım 29th, 2012, Özgür İrade said:

    ”Dini hiziplere bölmeyin” ifadesi Kuran ı Kerim’de geçiyor. Bahsi geçen hizipler nedir? Mezhepler hizip midir? Bir mezhebe doğru olan, diğerine göre yanlış hatta günahtır. Üstelik bu bahislerden herhangi biri Kuran da yeralmazken hangi kitaba göre hüküm veriyorlar?

  29. 29 On Aralık 21st, 2012, Mûti said:

    Mehmet Okuyan’a reddiye
    http://www.youtube.com/watch?v=NgBf8paUTe4

  30. 30 On Aralık 24th, 2012, admin said:

    Kabir Azabı
    http://www.youtube.com/watch?v=P54NWlfItMA&feature=related
    http://www.youtube.com/watch?v=aDcJEML7pA8

  31. 31 On Aralık 26th, 2012, fuat Alkan said:

    yasin said kardeşime teşekkürler

  32. 32 On Aralık 30th, 2012, يلماز ابراهيم محمد said:

    النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ (46)

    قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ” إن أحدكم إذا مات عرض عليه مقعده بالغداة والعشي إن كان من أهل الجنة فمن أهل الجنة وإن كان من أهل النار فمن أهل النار فيقال هذا مقعدك حتى يبعثك الله عز وجل إليه يوم القيامة ” أخرجاه في الصحيحين من حديث مالك به

    الى الاستاذ البروفسير محمد اوقويان المحترم

    احييك تحية الاسلام السلام عليكم واهنئك على ماجئت به من جديد في عالم التفسير بالادلة القرانية الثابته . انا لم اقرأ كتابك لانني اعيش في هولندا وصادف ان رأيت برنامجا في ( خبر تورك) واعجبنى اسلوبك البسيط في سرد المواضيع وتقديم الادلة الدامغة لاثبات صحة عرضك ولكن سبق وان وسمعت للشيخ العلامة المرحوم محمد متولى الشعراوي شرحا للاية من سورة غافر ولم يؤيد فيها عذاب القبر وانما قال واعطى مثلا وقال اذا احد ارتكب ذنبا والقت الشرطة عليه القبض فإه سوف يرى ادوات التعذيب هاهو معروض امامه ولكن لم يعذب بعد وانما اؤجل لوقت اخر قد يرد عليك البعض بهذه الاية للاستدلال بعذاب القبر فانها حسب التفاسير لاتدل على عذاب الجسد في القبر وانما عذاب الروح لغاية القيامة . كتبت هذا الرد بالعربي لانني اعرف بانك تجيد اللغة العربية ارجو منك الرد بالعربي وسبق لي ان ترجمت كتاب (الدعاء واثره في معالجة الامراض النفسية) للدكتور كنجاي
    اجار في هولندا من التركية الى العربية وتفضل بقبول فائق احترامي
    اخوكم يلماز ابراهيم محمد

  33. 33 On Aralık 31st, 2012, admin said:

    Yılmaz bey,
    Yorumunuz için teşekkür ederiz.
    Habertürk programında Prof. Okuyan’ın konuşmasını izlediğinize göre cevabınızı da Türkçe yazsaydınız daha uygun olurdu. Bu sayfayı okuyanlar büyük ölçüde Türk okuyuculardır.
    Verdiğiniz hadisin Sahihayn’da geçtiğini belirtmemişsiniz. Kaynağı tam olarak vermek daha doğru olurdu. Hadis no ve bab gibi.
    Muhammad Mütevelli Sa’ravi (1911 – 1998 )’nin Ğafir suresine getirdiği açıklama da bir mantık yürütme olarak görülebilir.

    Hollanda’dan da olsa, Prof. Okuyan’ın kitabını şu adresten temin edebilirsiniz:
    http://kitap.antoloji.com/kur-an-i-kerim-e-gore-kabir-azabi-var-mi-kitabi/
    Selamlar
    ErdemYolu

  34. 34 On Aralık 31st, 2012, Yılaz'a said:

    arkadaşım türkçe yazarmısın . bırakın bu arap sempatizanlığını . sizler gibi insanlar yüzünden insanlar yıllarca kuran okudular kendimde dahil . Bir ayette ne dedindiği dahi öğrenemediler . Bu suç sizindir .

    Ben bu siteye giriyorum sık sık . ing , türkçe artık fransızca kuran okunmaz diyen çıksın ispatlasın .

    Açıkça söylüyorum çıksın ispatlasın. Yoksa şov yapmasın.

  35. 35 On Ocak 3rd, 2013, ömer said:

    yasin said nasih mensuh sebebi nüzül tefsir demeden ayet meallerinden kafana göre hükümler çıkarmışsın.öyleyse tefsire bakmadan şu ayetede mana ver nasılsa meal yetiyor ….bu dünyada kör olan ahirette de kör olacak

  36. 36 On Ocak 10th, 2013, يلماز ابراهيم محمد said:

    sayin 34 no lu yorumciya; selamun aleykum
    Her kes Ana diliyle yazabilir ben yukardaki arapce yorumum ise Gafir suresinin 46 ayetdir sayin Mehmet hoca ni desteklemek icin yazdim. quraanín anlami her dilde okunur bunda bir sey yok ama ben turkceyi iyi yazabilmedigim icin arapce yazdim arapce benim icin daha kolay ve her hangi bir show yapmak niyetim degil benim ana dilim arapce ve anladigim her dilde yeni yorumlari takiip idiyorum ingilzce de dahil,saygilar

  37. 37 On Ocak 10th, 2013, 36 ya said:

    V.a. Selam Uslubum oturu kusuruma bakmayin.Turkceniz gayet yeterli .İns daha da yorumlarinizi okuruz
    ahmt

  38. 38 On Ocak 18th, 2013, M zahid kuldaş said:

    s.a aleykum sayın hocamızın değerlendirmelerini okudum. Değerli hocam başkalarının tesbitlerini yorum olarak değerlendiriirken. kendi tesbitlerini neden yorum olarak değerlendirmediği dikkat çekicidir. çünkü hocanın yaptığıda yorumdur. Elbetteki inanç konusunda zayıf ve uydurma hadisler kabul edilmez. Ancak bu kabir azabı ile ilgili hadislerin hepsi zayıf ve uydurma değildir. Aynı zaman da bir tefsir hocasısınız. acaba rivayet tefsirlerinde bu konu nasıl ele alındığını neden ifade etmemişsiniz.Ayrıca kabir azabı ile neden her hadis kitabında bir başlık yer almıştır.Sünnet siz ve hadissiz Kuran anlaşılmaz bir kitap olur.İbn-i Kayyımın ER-Ruh adlı kitabına da değinseydiniz ya ! çünkü yazar orada kabir azabını varlığını sahih hadislerle delilllendiriyor. ve size bir tek sorum olacak neden mezarlıkları ziyaret ederken Resulullah (s.av) selam vermemizi tavsiye ediyor(müslim:cenaiz 35 bab hadis no:102?

  39. 39 On Ocak 20th, 2013, OMER said:

    KABİR AZABI HAKTIR GERÇEKTİR, İLİM OKUDUKTAN SONRA
    AYETLERİN ASIL MANALARINA KENDİ YORUMLARINI KATAN İLİM ADAMI ÜNVANI ALMIŞ ADAMLARA DİKKAT EDİN KURANA AŞIK OLABİLİRSİN ÇOK SEVEBİLİRSİN AMA KABİR AZABI YOKTUR DİYEN BUNU SAVUNAN İNSANA DİKKAT EDİN.KONUYU ÇOK GÜZEL ANLATMASI İNSANIN MANTIĞINA VE AKLINA TAM UYGUN GİBİ ANLATILMASINA ALDANMAYIN İDDİA EDİLEN KONU İMAN NOKTASINDA TEHLİKELİ. AMAN AMAN SİZİ GÖREYİM BİR KİŞİYE TAKILIP KALMAYIN PROFÖSÖR DİYE TABİ OLMAYIN TEKRAR VE BAŞKA İLİM SAHİBİ İNSANLARIN GÖRÜŞLERİNİDE DEĞERLENDİRİN AŞKI MUHABBETİNİZİ HER ZAMAN DİRİ VE KALBİNİZDE TUTUN ,FAKAT BUNU SAVUNAN İNSANA SAKIN SAKIN İNANMAYIN

  40. 40 On Ocak 20th, 2013, admin said:

    “İNSANIN MANTIĞINA VE AKLINA TAM UYGUN GİBİ ANLATILMASINA ALDANMAYIN İDDİA EDİLEN KONU İMAN NOKTASINDA TEHLİKELİ” diyorsunuz.

    İman konusunda gösterdiğiniz kabir azabı, imanın şartları arasında yer almamaktadır. Asıl tehlike, imanın şartlarına yeni şartlar eklemektir.

  41. 41 On Ocak 22nd, 2013, 35-38-39 -kuranı yetersiz görenler said:

    Profesyonel din adamları, insanları Kuran’dan uzaklaştırmak için Kuran’ın zor, anlaşılmaz ve mücmel olduğu yalanını yüzyıllarca empoze ettiler. Kuran’ın anlaşılması için yüzlerce ciltlik rivayet kitaplarının didik didik edilmesi gerektiğine kananlar, Kuran’ı öğrenmeye vakit bula-madılar. Vakit bulanlar ise kafalarını binlerce hurafeyle doldurduklarından ve üstelik Kuran’ı bunlara muhtaç kabul ettiğinden onu anlama şansını baştan kaybettiler. Nitekim, Allah’ın korunmuş Kelamını korunmamış kul sözlerine muhtaç görenler, Kuran’ın anlaşılmasının zor olduğunu iddia edip durdular.

    (25:30)

    Peygambere yakıştırılan yalanların Hadis ve Sünnet adıyla anılacağını bilen Allah, Hadis(söz) kelimesini ayetlerden başka bir söz için kullandığında genellikle kötü bir anlamda kullanır (12:111; 31:6; 33:53; 45:6; 52:34; 66:3). Sünnet (ya-sa) kelimesi de sürekli “Allah’ın sünneti” olarak tanımlanır (33:38,62; 35:43; 40:85; 48:23)

    Kuran’ı yeterli görmeyen inkarcılar, Allah tarafından Kuran’ı anlamaktan engellenmişlerdir (17:45; 18:57).

    Çok ilginçtir ki, Kuran’ı kaynak olarak yeterli görmeyenler Kuran’ın anlaşılması ile ilgili ayetlerin bizzat kendilerini anlamamışlardır. Nitekim, 7:3; 17:46; 41:44; 56:79 ayetleri, hem-tez-hem-kanıt olan özgün bir dille kanıtı tezin içine gömen birer sanat eseridir.

    Günümüz Müslümanlarının bildiği ve uygulamaya çalıştığı İslam, yüzyıllar boyu, din adamlarının uydurdukları kurallarla öylesine bozulmuştur ki Hz Muhammed’in bildirdiği İslam diniyle ilgisi kalmamıştır. “Ulema” geçinen din adamları, o kadar çok şeriatlar, haramlar, çarşaflar, peçeler, gıdasal yasaklar, sakallar, sarıklar, istincalar, istibralar, misvaklar, hadisler, sünnetler, şefaatler, hazretler, efendiler, kerametler, melanetler, evliyalar, şerifler, seyyitler, hırkai şerifler, kılı şerifler, takiyyeler, takkeler, tespihler, tekkeler, mezhepler, tarikatlar, şatahatlar, muskalar, istihareler, hülleler, hileler, türbeler, nafileler, mekruhlar, menduplar, sevaplar, müstehaplar, fetvalar ve palavralar uydurmuşlardır ki İslam dinini Allah’ın doğadaki ayetleriyle çelişen, karmaşık ve yaşanmaz bir dine çevirmişlerdir.. Müslüman halkların dünyanın bu kadar gerisinde kalmalarının en önemli sorumluları bu dinadamlarıdır.

    Reform gerçekleşecek ve din sadece Allah’a has kılınacaktır. Allah’a Hamdolsun.

  42. 42 On Şubat 23rd, 2013, rami hüzünses said:

    60 yaşındayım, süleymancı diye bilinen kurslarda 3,5 yıl yatılı okudum,risale’i nur dersleri okudum, bazı tarikatlara girdim,tasavvuf dersleri aldım.en son melamilik dersleri meratip aldım.sonunda bir kanaate vardım. bu saydıklarım yerler hepsi din adına ne yazık ki doğru bilgi vermiyorlar, müslümanları din adına yanlışa sürüklüyorlar.bayındır hocanın söylediklerinin hepsi doğru.anlattıklarının hepsini hayatımda yaşadım. mehmet okuyan,m.islamoğlu gibi hocaların Allah sayısını artırsın.

  43. 43 On Mart 2nd, 2013, ismail said:

    Allah bin kere razı olsun sizlerden değerli hocam gözümüzü açtı.hele türkiyede islam cemaatlerin tekeline girmiş durumda iken böyle bir dik duruş sergileyip gerçekleri anlatmak takdire şayandır HZ. ALLAH madem insanlar anlayamayacaktı neden Kuran ı gönderdi.Kafası basmayan cahil alimler yüzünden Kurandan uzak kalan bu millet elbette bunun hesabını mahşerde soracaktır.

  44. 44 On Mart 4th, 2013, ekin erişgin said:

    bu adamın dediklerine aldırıs etmeyiniz

  45. 45 On Mart 16th, 2013, hasan özkaya said:

    Kur’an-ı Kerim anayasa gibidir ,Kabul edildiği zaman herkes ondan istediğini çıkarabilir .Bu sebeple Hz.Peygamber Kur’an’a şerh getirdi,

    Yine Bakara Suresi 2.ayette
    ” İşte bu kitap ki onda asla şüphe yok ki Müttakiler(Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için) hidayet rehberidir”buyruldu.

    Demek ki Bu Kur’an ,İnsanları hidayete eriştirmek için gönderilmiştir,Fakat onu doğru anlamayanların da ahirette azaba çarpılmalarına sebep olacaktır.

    Hakka Suresinin 48.ayetinde de benzer şekilde ;

    ”Şüphesiz Kur’an, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.”
    buyruldu ki bu ayette sözümüzün doğruluğuna delildir.

    Aynı şu örneğe benzer ki ,Güneş her yeri ve herşeyi aydınlatmakta ve ısıtmaktadır,Fakat Güneş’ten herkes aynı şekilde istifade etmez hatta kimilerine zararlı olur ,Plajda Öğlen Sıcağında herhangi bir korunma tedbiri almaksızın güneşlenen kişinin derisini yakar kavurur ,
    Ama Güneş yine güneştir ,ve herkesin ona ihtiyacı vardır.

    Kur’an;Vahyin temelini,özünü toplu ve öz bir şekilde bildirir ,
    Bütün şeri hükümlerin kaynağı kur’Andır ,Fakat bazı meselelerin izahı ve bildirilmesi sünnete yani peygambere bırakılmıştır.
    Zaten Kur’anı Kerimi’de açıklayan bizlere tebliğ ve tebyin eden Peygamberdir.

    Yüce Allah Nahl Suresi 44.ayette ;
    Biz sana bu zikri(Kur’anı) indirdik insanlara ne indirildiğini açıklayasın diye” buyruldu.

    Demek ki peygamberin temel iki görevi vardır.
    Birincisi Tebliğ, Allah’tan aldığı vahyi ne eksik ne fazla insanlara bildirmek ,
    İkincisi Tebyin’dir ki bu da tebliğ edilen hükümleri izah etmek,anlamını açıklamak içindir.

    Yine Bakara Suresi 151.ayette”

    O peygamber ki size kitabı ve hikmeti öğretiyor” buyruldu

    Kitab’tan kasıt Kur’an, Hikmet’ten kasıt ise Peygamberin sünnetidir.Yine bu ayet sözümüzün doğruluğunu gösteriyor.

    Doğru i’tikâd, Ehl-i sünnet âlimlerinin, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden ve Ashâb-ı Kirâmdan öğrendikleri, anladıkları i’tikâddır. Kur’ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin ma’nâsını doğru anlayan, doğru yolun âlimleridir. Bunlar da, Ehl-i sünnet vel-cemâ’at âlimleridir. Bunların anladığı, bildirdiği ma’nâlara uymayan her şeye, akla, fikre, hayâle iyi gelse de ve tasavvuf yolunda keşif ve ilhâm ile anlaşılsa da, hiç kıymet vermemelidir.

    Ehl-i sünnet âlimlerinin anladıkları ma’nâlar doğrudur, kıymetlidir “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în”. Bunlara uymayanlar kıymetsizdir. Çünki bu ma’nâları, Ashâb-ı Kirâmın ve Selef-i sâlihînin eserlerini inceleyerek elde etmişlerdir. O hidâyet yıldızlarının ışıkları ile parlamışlardır. Bunun için, ebedî kurtuluş bunlara mahsûs oldu. Sonsuz sa’âdete bunlar kavuştu. Allah yolunda giden kâfile bunlar oldu. Kurtuluş, ancak Allah yolunda bulunanlar içindir.

    Kabir azabı’da Ehli Sünnet itikadının önemli esaslarındandır.Kur’an,sünnet ve icma ile sabittir.

    Fakat zannedildiği gibi Kabir azabının tek delili,Mümin 46′da firavun ve ailesi ile ilgili olan değildir,

    -(Günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe atıldılar)

    (Nuh,25)

    Ayet-i kerimesinde geçen ”Feüdhılu” kelimesindeki F harfi, hiç ara verilmediğini gösterir. Yani (Suda boğulduktan hemen sonra kabirdeki azaba maruz kaldılar) demektir.

    3- (Allah yolunda öldürülenleri [şehidleri] ölü sanmayın! Bilakis onlar diridir)

    (Ali İmran,169)

    Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin halbuki onlar diridirler fakat siz bunu anlayamazsınız.

    (Bakara,154)

    Allahu Teala bu ayetlerde ,Fisebilillah(Allah yolunda) öldürülenlere şehid düşenleri ölü demeyi yasak etmiş ,onların diri olduğunu açıkça beyan ediyor.Bu iki ayette kabir hayatının varlığını bildiriyor.

    4- “Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.”

    (Taha,124)

    Ayetin metninde geçen maişeten denken (dar bir geçim) kabir azabının varlığını bildiriyor.

    5-Tekasür suresinin 3. âyetindeki, bu övünmenizin kötü akıbetini “İleride bileceksiniz!” demek, “Ölürken” demektir. 4. âyetindeki “Yine ileride bileceksiniz” ise “Kabirde” demektir.

    6-Bekara suresinin, (Ölü iken sizi diriltti. Tekrar öldürecek ve tekrar diriltecek) mealindeki 28. âyetinde bildirilen, ikinci dirilme kabirde olacaktır.

    7-Araf suresinin, (Orada yaşayıp, orada öleceksiniz, yine oradan dirilip çıkarılacaksınız) mealindeki 25. âyetindeki “Orada”dan maksat kabir hayatıdır.

    8-Casiye suresinin, (Allah sizi diriltir, sonra öldürür) mealindeki 26. âyetinde, diriltmenin kabirde olacağını bildiriyor.

    9-Çevrenizdeki bedevîlerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir.

    (Tevbe,101)

    Tevbe suresinin, (Onları iki defa azaba uğratacağız) mealindeki 101. âyetindeki azabın birisi kabir azabıdır

    Bütün bu ayetler kabir hayatının varlığını ve kabir azabının hak olduğunu beyan ediyor.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v) kabir azabının hak olduğunu bildirmiştir,Hadisi Şeriflerinde detaylı bilgiler vermiştir.

    Muhbiri Sadık aleyhissalatu vesselam

    Ümmetim dalalet üzerinde birleşmez buyurdu,Ehli Sünnet alimleri,İslam alimleri kabir azabının ahiret azaplarından olduğuna ve var olduğu hakkında ittifak ettileri,icma hasıl olmuştur,

    İcma’da dinde senettir,yanlış olamaz.

    Muhbiri Sadık(Doğru haberci) aleyhissalatu vesselam bir hadisi şeriflerinde;

    (Kur’ân-ı kerîmi, kendi görüşüne, anlayışına göre tefsîr eden kâfir olur) buyurdu.

    Kur’ân-ı kerîmin tefsîri, ancak Resûlullah’tan “sallallahu aleyhi ve sellem” işitildiği gibi yapılabilir ,bu hadisi şerif bunu bildirmektedir.

    Ehli Sünnet alimleri ,büyüklerinin tefsirlerinde ,ayetleri izah ederken; Katade İbni Abbas gibi sahabe-i Kiram’ın müçtehidlerinin açıklamalarına göre izah ederler.Çünkü Ehli Sünnet büyüklerinin takip ettiği yol Resulullah’ın ve Sahabelerinin yoludur,Bu yüzden Kurtuluş fırkası oldular,dinde dosdoğru yol oldular..Ahiret azaplarından tam kurtuluşla kurtulanlar oldular..

    Kur’anı Kerim’i kendi anlayışına görüşüne göre tefsir edenler,ehli sünnet alimlerinin yolundan ayrıldılar ve böylece Bid’at ehli oldular,yollarını sapıttılar,Ashab’ı Kiram’ın yolundan ayrıldırlar ,Halbuki bilmediler ki ,Ashab-ı Kiram’a tabi olmak İnsanların en üstününe aleyhissalatu vesselam’a tabi olmaktır,ve onun yolunda olmaktır.

    Din bu bid’atlerden önce kâmil(tamam) olmuştu. Allahu Teâlâ’nın ni’meti tamâm olmuştu.
    Allahu Teâlâ, bu dinden râzı olmuştu. Mâide Sûresinin üçüncü [3] âyetinde meâlen, (Bugün dîninizi sizin için kemale erdirdim. Üzerinize olan nimetimi tamâmladım ve size din olarak islâmiyeti vermekle râzı oldum) buyuruldu. Dînin olgunlaşmasını, bu bid’atlerden, bu reformlardan beklemek, bu âyet-i kerîmeye inanmamak olur.

    Bugün dini bid’at’ten kurtarıp,öze Kur’an’a yaklaştırmak adına yapılan faaliyet ve açıklamalar,müslümanların itikadını bozarak onları ehli sünnet dairesinden çıkarmaktadır

    Uydurma rivayetler var ise’de ,bugün Hadisi Şeriflere olan güven ve inanç ciddi zedelenmiştir,ve bu algı tüm rivayetlerin uydurma olduğuna ve Kur’an’dan başka hiçbirşeye itimat edilemeyeceği algısını oluşturmuştur.

    Kur’anı Kerim’i Cebrail aleyhisselam Kitap halinde toplu bir şekilde getirmedi,Peygamberimize 23 yılda peyderpey indirildi

    Kur’anı Kerim’i Sahabeler topladılar, Eğer onlara itimad olunmaz ise Din yıkılmış olur.
    Çünkü Kur’anı’da ,İslamı’da Ashab-ı Kiram bildirdiler, herkes onlardan öğrendiler,

    Resulullah (s.a.v);

    “İnsanların en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır. Sonra bunları takip edenlerdir, sonra da bunları takip edenlerdir. ” buyurdu

    (Buhari, Şehadat 9)

    Kendi asrını ,Asrı Saadeti zikretti ,Tabiin zamanını zikretti, Tebe-i Tabiin zamanını zikretti ondan sonrasını zikretmedi,bildirmedi..

    Zaten Fıkhın çözümlenmesi,Dinin hükümlerinin Ayet ve Hadislerden çıkarılması bu 300 yılda oldu..Ondan sonra gelenler hep önceki alimlere dayanarak gelebildiler,ilerleyebildiler…Yakın olanlar onlardır,Sahabeye yetişen onlardır..

    Sahabelerden Abdullah ibni Amr As Efendimizin Hadislerini yazıyor idi, Resulullah yazın buyurdu, Hatta bazıları Amr İbni As hazretlerine dediler ki ,Resulullah’ta beşerdir,ağzından öfkeyle de bir söz çıkabilir,neden her işittiğini yazıyorsun?

    Bu söz Resulullah’a arz edildi,O’da Elleriyle mübarek ağzını işaret ederek bu ağızdan hak’tan başka birşey çıkmaz buyurdular,Böylece Hadisi Şerifler,Peygamber hayattayken yazıldılar

    Daha sonra’da kitaplara aktarılarak nakil yoluyla bize kadar ulaştılar..

    Peygamberin Hadislerini kabul etmeyenlere sormak lazımdır,Kur’anı Kerim’in doğruluğuna neden bu kadar çok itimat ediyorsunuz? Çünkü hiçbirimiz bizzat Peygamberimizin ağzından duymadık,Bizzat ondan işitmedik,Ashabı Kiram toplayıp kitap haline ,bugünkü şekline getirdiler,

    Belki de bazı ayetleri eksik bıraktılar ya da uydurdular,ya da değiştirdiler, ya da eksik topladılar ? Kim bilebilir?

    Bu sefer’de Kur’an korunmuş kitaptır,Allah biz onu indirdik biz koruyacağız buyuruyor derler,cevap olarak.Peki bu sözü’de kendilerine güveni tam sağlamak için uydurmuş eklemiş olamazlar mı ?

    Dolayısıyla düşünmek lazımdır, Maalesef bugün müslümanların teslimiyeti azaldı, Birçoğunun itikadı çok sağlam ve sinmiş değildir,bundaki en büyük etken din adına konuşan kimselerin kafaları karıştırması ,yeni ve farklı şeyler söyleyerek ,eski alimlere olan güveni sarsmasından kaynaklanmaktadır.

    (Kur’andan başka, delil kabul etmem diyenler çıkacak.) [Ebu Davud]

    (Hadisi bırak, Kur’ana bak diyerek beni yalanlayanlar çıkacak.) [Ebu Ya’la]

    (Sonra gelenler, önceki âlimleri cahillikle suçlayacak.) [İ.Asakir]

    Sakın sizin birinizin Koltuğuna Yaslanıp, Kuranda Bulduğuma inanırım Bulmadığımı Red ederim derken yakalamayım, Ahir zamanda Bunlar gelecek benim hadislerimi inkar edecekler (Ebu Davud)

    Bu Hadisi Şerifler sözümüzün doğruluğunu göstermekte ve bugünkü portreyi çizmektedir.Allah ve Resulü ne buyurduysa haktır,doğrudur.

    Allahualem…

  46. 46 On Mart 20th, 2013, doktor kul said:

    s.a arkadaşlar. kitapyurdu.com’da daha uygun fiyata Mehmet Hoca’nın kabirle ilgili kitabı mevcuttur. s.a

  47. 47 On Mart 20th, 2013, doktor kul said:

    s.a sonradan farkettim kitabın tükendiğini. şu an ellerinde yokmuş.yakın zamanda gelir inş. s.a

  48. 48 On Mart 20th, 2013, admin said:

    Bu konuda icma olduğu sağlam bir delile dayanmaz. Ayrıca herhangi bir konuda yeryüzündeki tüm alimlerin ittifak ettiklerini iddia etmek bilmediğimiz bir konuda konuşmaktır. Açıktır ki tüm din alimlerinin hemfikir olacakları konu Kur’an’ın muhkem konularıdır. Bunun dışındaki konularda sıklıkla ihtilaf olmuştur. Diğer taraftan zorlama yorumlarla sağlıklı bir sonuca varılamaz. Allah, bu konuyu açıkça bildirmemiştir. Bilmediğimiz bir konuda, Allah hakkında, din hakkında ileri geri konuşmak ciddi sorumluluk getirir. En azından bu konuda kesin bilgimiz yoktur diyebilmeliyiz.

  49. 49 On Mart 25th, 2013, Özcan said:

    Icma denen sey zaten Islam’a tamamen aykiri. Hiristiyanlarin Konsilleri gibi birsey. Dinin esasi Kuran ve Kuran ile uyumlu olan sahih sunnet. Icma diye birsey asla ve asla kabul edilemez.

  50. 50 On Mart 27th, 2013, ekrem said:

    KAbir azabi haktir haktandir.ve bunu da herkez gorecek. ama is isten gecmis olmasin.imanimizi zedelemeyelim .birisi kabir azabi yok diyor. biri sirat koprusu yokdiyor ,birisi kadere inanmayin diyor bu kisilerin hepsi ehli sunnet dusmani kisiler.

  51. 51 On Mart 27th, 2013, akin said:

    42 no lu .yasin 60 ya olume biraz yakinsiniz , o tarafa varinca haber edersin kabir azabi varmi yok mu(inaniyirumki var) Mehmet beye de haber et gerci onun da yasi kemale ermis belki o senden once gider.haber verin bir birinize kim once giderse.Allah cc sizelere hidayet versin.

  52. 52 On Mayıs 11th, 2013, zeynep said:

    allah sizden razı olsun,kolay birsey değil elini taşın altına koymak.
    ama bazı kişiler bunların yeni yorumlar ve iddialar olduğunu söylüyor ,bu meseleleri ve bakışı bilmiyor olmak yeni iddia edildiği anlamına gelmez bilakis varolan ve dillenen ama bilinmeyen yada dışlanan düşüncelerdir bunlar. sevgi ve merhamet diliyle yaydığınız tüm bilgilerden ötürü allah razı olsun,
    daha düne kadar konuşulamayan pek çok konuda önümüzü açtınız ve kalpleri fethederek bunu yaptınız allah razı olsun tekrar.

  53. 53 On Haziran 16th, 2013, abdussamed said:

    -EHLİ SÜNNET MÜDAAFASI İÇÜN-
    bunu başından sonuna kadar muhabbetle okuyan kabir azabının hak olduğunu bazı kişilerin ne kadar dalalette olduğunu anlar. itirazı olan varsa buyursun biz ona ancak duacı oluruz vesselam….

    İmam-ı a’zam hazretleri buyurdu ki:
    Kur’an-ı kerimde (Onlar, sabah-akşam ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı günde, “Firavun hanedanını azabın en çetinine sokun!” denilecek) buyuruldu. (Mümin 46)

    Sabah-akşam görecekleri azap, Kıyametten öncedir. Âyetin devamında onların şiddetli azaba sokulacağı bildiriliyor. Birincisi kabir azabı, ikincisi ise Cehennem azabıdır. (El-Kavl-ül fasl)

    İmam-ı Gazali hazretleri de, (Bu âyet-i kerime kabir azabını gösteriyor) buyurdu. (İhya)

    Nuh suresinin, (Günahları yüzünden suda boğuldular, ardından da ateşe atıldılar) mealindeki 25. âyet-i kerimesinde geçen Feüdhılu kelimesindeki F harfi, hiç ara verilmediğini gösterir. Yani (Suda boğulduktan hemen sonra kabirdeki azaba maruz kaldılar) demektir. (El-Kavl-ül fasl)

    Al-i imran suresinin, (Allah yolunda öldürülenleri [şehidleri] ölü sanmayın! Bilakis onlar diridir) mealindeki 169. âyet-i kerimesi de, kabir hayatını bildirmektedir. (El-Kavl-ül fasl)

    İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
    Taha suresinin 124. âyet-i kerimesindeki “Me’îşeten danken” kabir azabını bildiriyor. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Mümin kabrinde yemyeşil bir bahçe içindedir. Ayın ondördü gibi aydınlatılır. “Feinne lehü me’îşeten danken” âyeti, kâfirlerin kabirde görecekleri azabı bildirir. 99 tinnin kâfirleri kıyamete kadar kabrinde sokup azap eder.) [Tirmizi]

    Tekasür suresinin 3. âyetindeki, bu övünmenizin kötü akıbetini “İleride bileceksiniz!” demek, “Ölürken” demektir. 4. âyetindeki “Yine ileride bileceksiniz” ise “Kabirde” demektir. (Celaleyn, Medarik, M.Tezkire-i Kurtubi)

    Bekara suresinin, (Ölü iken sizi diriltti. Tekrar öldürecek ve tekrar diriltecek) mealindeki 28. âyetinde bildirilen, ikinci dirilme kabirde olacaktır. İmam-ı Nesefi de bu âyetin kabir azabı ve nimetine işaret ettiğini bildirmiştir. (Tefsiri Şeyhzade)

    İmam-ı Nesefi hazretleri buyuruyor ki:
    Araf suresinin, (Orada yaşayıp, orada öleceksiniz, yine oradan dirilip çıkarılacaksınız) mealindeki 25. âyetindeki “Orada”dan maksat kabir hayatıdır. (Şeyhzade)

    İmam-ı Nesefi buyurdu ki:
    Casiye suresinin, (Allah sizi diriltir, sonra öldürür) mealindeki 26. âyetinde, diriltmenin kabirde olacağını bildiriyor. (Şeyhzade), Tevbe suresinin, (Onları iki defa azaba uğratacağız) mealindeki 101. âyetindeki azabın biri kabir azabıdır. (Kadi Beydavi)

    İmam-ı Süyuti hazretleri, “Kabir azabı” ile ilgili Şerhussudur isminde müstakil bir eser yazmıştır. Buhari ve Müslim ve diğer hadis kitaplarındaki kabir azabı ile ilgili hadis-i şerifleri nakletmiştir. Her hadis kitabında kabir azabı bildirilmektedir. Kabir azabını inkâr eden, bütün hadis kitaplarını inkâr etmiş olur.

    Hazret-i Âişe validemiz, (Ya Resulallah, bu ümmet, kabirde azap görecek, benim gibi zayıfların hali ne olacak?) diye sual edince, Resulullah, İbrahim suresinin, (Allah, iman edenlere, dünya ve ahirette de sabit sözlerinde sebat ihsan eder) mealindeki 27. âyeti okudu. (Bezzar), Bu âyette, kabir hayatının hak olduğu, müminlere kavl-i sabit ihsan edildiği bildiriliyor. (Tefsir-i Celaleyn)

    İslam âlimleri, kabir hayatının ahiret hayatından olduğunu, kabir azabının da ahiret azaplarından olduğunu bildirmişlerdir. (Mektubat-ı Rabbani)

    Yukarıda âyet-i kerimelerle kabir azabının hak yani gerçek olduğunu bildirdik. Şimdi de kabir azabı ile ilgili hadis-i şeriflerden bazılarını bildiriyoruz. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:
    (Kabir azabı haktır.) [Buhari]

    (Kabir ya Cennet bahçesi veya Cehennem çukurudur.) [Tirmizi]

    (Kabir azabının çoğu, üzerine idrar sıçratmaktan olacaktır.) [İ.Mace, Nesai, Hakim, Dare Kutni]

    (İdrardan sakının! Çünkü kabirde ilk hesap bundan olacaktır.) [Taberani]

    (Allahü teâlâ, bazı kimseleri, insanların ihtiyaçlarını gidermek için yaratmıştır. İnsanlar, ihtiyaçları için onlara başvururlar. İşte bunlar, kabir azabından emindirler.) [Taberani]

    (Şehid kabir azabından emindir.) [İbni Mace, Beyheki, imam-ı Ahmed]

    (Dün gece rüyamda, bir kimseyi kabir sıkarken gördüm. Namazı gelip onu kabir azabından kurtardı.) [Hâkim]

    (Cuma gecesi “Fâtiha” ve 15 kere “İzâ zülzilet” okuyarak iki rekât namaz kılan kabir azabından emin olur.) [Deylemi]

    (Fisebilillah gözcü olarak vefat eden kabir azabı görmez.) [İ. Ahmed]

    (Allah’ım, kabir azabından Sana sığınıyorum.) [Müslim, Nesai, Hâkim, Harâiti]

    (Kabir azabından Allah’a sığınınız.) [Müslim, İ.Ahmed, İ.E.Şeybe]

    (Gizleyebilseydiniz, kabir azabını işitmeniz için Allah’a dua ederdim.) [Müslim, İ. Ahmed, Nesai]

    (Allah’a yemin ederim ki, 99 tinnin Kıyamete kadar, kâfire kabrinde azap eder.) [Ebu Ya’la, İbni Hibban, Tirmizi]

    (Namaz kılmayanın kabri ateşle dolar. Gece-gündüz onu yakar. Bir tinnin, her namaz vaktinde onu sokar.) [Kurretül-uyun]
    [Tinnin isimli yılan, dünya yılanı değildir. Kâfire ve günahkâra azap etmesi için Allah’ın yarattığı bir mahlûktur.]

    Resulullah efendimiz, iki kabir yanında durup, (Bunlardan biri idrar sıçramasından sakınmadığı için, diğeri ise, Müslümanlar arasında söz taşıdığı için, kabir azabı çekiyorlar) buyurdu. (İbni Mace)

    Eshab-ı kiramdan Ya’la bin Mürre hazretleri, bir kabirde azap olduğunu işitip, Resulullah efendimize haber verdi. Peygamber efendimiz de, (Ben de işittim. Söz taşıdığı ve üzerine idrar sıçrattığı için, azap yapılmaktadır) buyurdu. (Beyheki)

    Peygamber efendimiz, iki kabrin yanına gelince, bir hurma dalı getirilmesini emretti. Hurma dalını ikiye kırıp, yarısını bir kabre, yarısını da diğer kabrin üstüne koyup, (Bu dal yaş kaldığı sürece azapları hafifler. Bunlar gıybet ve idrardan dolayı azap görmektedir) buyurdu. (İ.Mace)

    (Dört kişinin, çektikleri şiddetli azaptan dolayı, Cehennemdekiler rahatsız olur. Bunlardan biri, ateşten kapalı bir tabut içinde, biri bağırsaklarını sürür, biri de kan ve irin kusar, öteki ise kendi etini yer. Tabuttaki, borçlu olarak ölmüştür, üzerinde kul borcu vardır. [Geriye mal da bırakmadığı için borcu ödenmemiştir.] Bağırsakları sürünen, idrardan sakınmamıştır. İrin ve kan kusan, müstehcen konuşmuştur. Kendi etini yiyen de, gıybet ve kovuculuk etmiştir.) [Taberani]

    Peygamber efendimiz bir cenazede, (Ya rabbi bunu kabir azabından koru) diye dua etmiştir. (Müslim, Nesai, Tirmizi)

    Ehl-i sünnetin ve hanefi mezhebinin reisi olan imam-ı a’zam hazretleri buyurdu ki:
    (Kabirde ruhun cesede iadesi, kâfirleri ve bazı günahkâr Müslümanları kabrin sıkması ve azap edilmesi haktır.) [Kavl-ül fasl

    İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan imam-ı Rabbani hazretleri, (Kabrin bedeni sıkması vardır) buyurdu. (Mektubat-ı Rabbani 3/17)

    Yine İslam âlimlerinin en büyüklerinden olan imam-ı Gazali hazretleri de, (Kabir azabı ruha ve cesede birlikte olacaktır) buyuruyor. (İhya-i ulümiddin)

    Karada ve denizde ölene de sual sorulur. Bu da ruhun bedene iade edilmesinden sonra olur. [Nuhbet-ül-leâli s.116, Bidaye s.91]

    Ruh ve beden beraber günah işledikleri için, kabir azabı da, her ikisine birden yapılacaktır. (El-Müstened)

    İmam-ı Süyuti hazretleri (Şerh-us-Sudur), Abdurrahman ibni Receb Hanbeli hazretleri (Ehvâl-ül-kubur) kitabında, İmam-ı Şarani hazretleri Tezkire-i Kurtubi Muhtasarı’nda bildiriyor ki:
    Eshab-ı kiramdan Abdullah bin Ömer hazretleri, (Yerden boynu zincirli birinin çıktığını, bir adamın bunu dövdüğünü, zincirli adamın yerde kaybolduğunu, böylece toprağa girip çıktığını gördüm) dedi. Resulullah efendimiz, bu zata, (O gördüğün kimse, Ebu Cehil’dir, kıyamete kadar kabrinde böyle azap çeker) buyurdu. (Taberani)

    Özetini aldığımız hadis-i şerifin metninde Ebu Cehil’in İbni Ömer hazretlerinden su istediği de yazılıdır. Demek ki, Ebu Cehil’in sadece ruhuna değil, bedenine de azap yapılmaktadır. Cehennemde de, çürüyen vücut yerine yeni bir vücut yaratılacak, Cehennemdekilerin böylece hem ruh, hem de bedenleri azap görecektir. Azabı gören ve çürüyen beden değildir. Ruhun tasarrufu altında olan beden azap görecektir.

    İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
    Her ölünün ruhu, cesedine, bilmediğimiz bir halde bağlıdır. Ruhların kendi cesetlerine tesir ve tasarruf etmelerine ve kabirde bulunmalarına izin verilmiştir. Ölü kabirde çürüse de, ruhun bedenle olan bağlılığı bozulmaz. (El-mütekaddim)

    Günahları ikisi birlikte işlediği için, yalnız ruha azap yapılması, hikmete ve ilahi adalete uygun değildir. Beden kabirde çürüse de, Allahü teâlânın ilminde vardır. Allahü teâlâ, ölüleri diriltmeye gücü yettiği gibi, bedene de azap yapmaya gücü yeter. Allahü teâlâ her şeye kadirdir, Onun kudretinden şüphe eden kâfirdir. (M. Nasihat)

    Yanıp ölene kabir azabı
    Günümüzde aklını dinde ölçü kabul eden bazı kimseler, yanarak ölene kabir suali ve kabir azabı olamaz sanıyor.

    Mumyalanıp hep dışarıda kalan yahut hiç defnedilmeyen ölüye ve yanıp kül olan kimselere de kabir suali olur. (Sirac-ül-vehhac ve Camiussagir şerhi)

    Meşhur Emali şerhinde de, (Bir kimse kurtlar tarafından parçalanıp yense, yahut ateşte yansa, denizde çürüse, kabir suali olur, kabir azabına veya kabir nimetine kavuşur) buyuruldu.

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    Kabir azabı, ahiret azaplarındandır. Dünya azabına benzemediği gibi, rüyada görülen azaba da benzemez. Böyle sanmak, kabir azabını bilmemekten ileri gelir. Kabir azabına inanmayan bid’at sahibi olur. (Hakkında hadis-i şerif olsa da, olmasa da, kabir azabına inanmam, akıl ve tecrübe bunu kabul etmez) diyen kâfir olur. (Mektubat-ı Rabbani 3/17- 31)

    Aklın almadığı şeyleri akılla çözmeye kalkışmak çok yanlıştır.
    Akıl, göz gibi, din bilgileri de ışık gibidir. Göz, ışık olmadıkça, karanlıkta görmez. Göz, karanlıkta görmediği şeylere “Yok” diyemez. Akıl da, maneviyatı, fizik-ötesini anlayamaz. Aklımızdan faydalanmamız için Allahü teâlâ, din ışığını gönderdi. Göz, ışık olmadan karanlıkta cisimleri göremediği gibi, din bilgileri olmadan da akıl, manevi şeyleri anlayamaz. O halde akıl, din ışığı ile ancak manevi şeyleri anlayabilir.

  54. 54 On Temmuz 1st, 2013, Yahya said:

    Kabir azabını inkar edenler, İmam Buhari’de ve diğer Ehl-i Sünnetin muteber kabul ettiği Hadis kitablarında “uydurma Hadisler” olduğunu söyleyenler; sizin gibi söyleyenler yüzlerce yıldır vardı dünya üzerinde ve hepsi toprak oldu ve siz de toprak olacaksınız. Ama Sahih-i Buhari som altın gibi, ilk günkü gibi elimizde Allah’a Hamd olsun ve ahirete kadar öyle olacak. Siz konuşadurun, size ancak kalbinde hastalık olanlar inanırlar.

    Mehmet Okuyan bey acaba dünyanın heryerinde Müslümanlar zülüm altındayken, dünya hayatında bize inandığımızda veya inanmadığınızda herhangibir fayda yasa zarar olmayacak konularda bu kadar zaman harcıyorlar?kitap, makale, konuşma vs…?

  55. 55 On Temmuz 3rd, 2013, admin said:

    Kabir azabı konusunda en kapsamlı çalışma tefsir profesörü Mehmet Okuyan’a aittir.
    Şu linkte kitabı hakkında bilgi var:
    http://www.erdemyolu.com/kabir-azabi/kabir-azabi-prof-mehmet-okuyan.html

    Şurda da konuşması:
    http://www.youtube.com/watch?v=XpStPyTiS5E

  56. 56 On Temmuz 12th, 2013, Ozcan Erdonmez said:

    Bizi tehdit ederek cehenneme asla gonderemezsiniz, sakin kendinizi Allah yerine koymayin. Hadisçilere tapmayi birakin, cok yanlis yoldasiniz. “Ehli sunnet” dediginiz devlet tarafindan uydurulmus resmi bir siyasi ideolojidir – yani uydurulmus dindir, indirilen din degil. Allah sizlere de bir gun dusunmeyi nasip eder insallah. Gerci (hasa) Allah’in sucu yok bu hususta. Sorumluluk tamamen sizde. Baska insanlarin ahiretini dusuneceginize lutfen once kendi durumunuzu dusunun. Korkmayin, dusunun!

  57. 57 On Temmuz 15th, 2013, serkan topaloğlu said:

    Değerli hocam.
    Allah sizi ve sizin gibi Allah’ın sözünü insanlara doğrusu ile anlatanları korusun ve yüceltsin. Sizin yazdıklarınız üzerine söz söylemek bize düşmez ancak, insanoğlunun ne kadar yüce, aynı zamanda da ne kadar zavallı bir varlık olabileceği zaten Kuran’da mevcuttur. Kimse kusura bakmasın bunun çok açık varlığını burada da görmekteyiz. Sizin beyan ettiğiniz Allah’ın sözüne karşı halen ‘hadis var ve inanmıyorsan kabirde görürsün’ cümlesi, o arkadaşımızın ruh hali karşısında beni dehşete düşürdü. Zamanın birinde benimde başıma gelen bu olay maalesef peygamberimiz zamanında bile olmuş, peygamberle oruç konusunda yarışa girilmişti. Ey iman edenler. Bu size çok önemli bir uyarıdır. Yüce Allah, kendi sözünün üzerine söz üreten yada Allahın sözünü yok sayanların yerini ve başına gelecekleri Kuran’da belirtiyor. Şimdi bırakın o saçma sapan kitapları okumayı da Allahın size oku diye emrettiği Kuran’ı okuyun. Dost acı söyler ve bu doğruyu bilen herkese vebal olduğundan sizleri uyarıyorum! Belki o zaman kurtulursunuz.
    Sağlıcakla kalın.

  58. 58 On Temmuz 15th, 2013, serkan topaloğlu said:

    Sevgili iman kardeşlerim.
    Bakınız, yüce Allah, kafir tanımlamasını yaparken sadece inanmayanları değil, ayetlerini inkar edenleri yada başka bir deyişle, ayetlerden yüz çevirenleri ve emirlerni yerine getirmeyenleri de kastediyor. Bu sebeptendir ki, biz müminlerin sorumlulukları inançsızlardan çok daha büyüktür ve şu nokta kırılma noktasıdır. Allah’ın sözünün üzerine söz asla söylenemez. Dolayısıyla, doğruluğu kesin olmayan,kimin ne zaman ne maksatla yazmış olabileceğini bilmediğimiz sözlere ‘ çok sağlam hadis’ deyip, üstelik bunu Allahın sözü üzerine koymak ve sahiplenmek, çok üzülerek söylüyorum bizleri kafir sınıfına sokar. Benim yıllarca bu konular üzerine yaptığım birçok araştırmam ve incelemem var ve ben genç yaşıma rağmen 20 yıldır kabir azabı gibi birçok hurafenin dinde olmadığını bizzat kuran öğretisinden yola çıkarak anladım. Kabir azabı konusu aslında yüce Allahın en büyük mucizelerinden biridir ve bu durumu tekzip eden ayetlerden biri de bunu kanıtlamaktadır. Zira, Rahman, geçmişi ve geleceği bilendir ve bu konuların insanlar tarafından sözünün üzerine haşa getirileceğini bildiği için, insanların mezarlıklarda en çok okuduğu sure içerisinde biz insanlara delil indirmiştir. Bakınız bu çok önemli zira delil, insanların mezarlıklarda en çok okuduğu sure yani Yasin suresinde indirilmiştir. Bu Allahın büyüklüğünü ve herşeyi önceden bildiğini gösterdiği gibi, bizlere de kendimize gelmemiz için atılan bir tokattır. Yüce Allah Yasin 52′de der ki;
    ‘Eyvah, başımıza gelenlere derler: kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden? Bu işte, o Rahmanın va’d buyurduğu, doğru imiş o gönderilen Resuller’
    Bakınız bu durum, kafirlerin mezarlarından kaldırılış anını anlatır. Biz insanlar eğer aklımızı kullanırsak ve rahmann emrettiği gibi düşünerek okursak kuranı, mezarda sorgulanan yada azap görenin bu ifadelerle uyanmayacağını zatne biliriz. Şimdi, lütfen hadis yada şeyh sözü gibi doğruluğu kesin olmayan şeyleri bırakın ve Allahın dinine girin. Kuran üzerinden yapacağınız her türlü anlatım bırakın başımın üstünü, canımın içidir ancak Allahın söylemediği sözü insan aracılığı ile Allaha atfetmek çok büyük günahtır. İnsanların dinden uzaklaşmaları,dinden ürkmeleri ve garipsemelerinin temelinde de bu tip hurafeler yatar zaten. Sözlerimi yine Allahın ayetleriyle bitiriyor, bu konuyu bilen ve vebal olarak sizleri uyarmak zorunda olan bir kardeşiniz olarak sizden rica ediyorum. Lütfen sadece ama sadece kuranı kaynak alın. Orda her şey var. Yeter ki görmesini bilecek ilme sahip olalım, ilim öğrenelim.
    CASİYE
    6. İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar Allah’ın ayetleridir. Artık Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?

    ZUMER
    32. Allah’a karşı yalan uyduran, kendisine gelen gerçeği (Kur’an’ı) yalan sayandan daha zalim kimdir? Kafirlerin yeri cehennemde değil mi?
    BAKARA
    79. Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!
    Hayırlı günler dilerim.

  59. 59 On Ağustos 13th, 2013, ihsan YILDIRIM said:

    KABIR AZABI…

    IKI ZAMAN VAR. INSANA GÖRE ZAMAN. ALLAH’A GÖRE ZAMAN.
    INSANA GÖRE : SONSUZ CENNET ZAMANI .. SONSUZ CEHENNEM ZAMANI.
    ZATEN KUL SONSUZ OLARAK YA CENNETTE KALACAK YADA CEHENNEMDE .
    BU BAĞLAMDA SONSUZ ZAMAN YAŞAYACAK BIRININ IYI YADA KÖTÜ.EKSTRA BIR KABIR AZABI ZAMANI YAŞAMASI NE KADAR ANLAMLIDIR.

    ALLAH’A GÖRE ZAMAN : BEN BILEMEM. BEN KULUM.DÜNYANI YAŞI 15.3 MILYAR YIL. BU ZAMANI ANLAYAMAM NORMAL.

    ÖLÜMLERDEN DERS ALINMALIDIR. HER ÖLÜM VE HER KABİR ZİYARETİ BİZİM DE BİR GÜN ÖLECEĞİMİZİ BİZE HATIRLATMALI VE ONUN İÇİN ONA GÖRE DAHA ÇOK ALLAH’IMIZA YAKLAŞMALIYIZ.
    BASİT BİR OKUL SINAVINI GEÇMEK İÇİN SAATLERCE ÇALIŞAN BİZ. CENNETİ KAZANMAK İÇİN DE ÇALIŞMAK ZORUNDAYIZ.
    NE KADAR EKMEK O KADAR KÖFTE.
    HAYATI BASİTLEŞTİRİN. ZORLAŞTIRMAYIN.

  60. 60 On Ağustos 13th, 2013, MetinYılmaz said:

    Evet Rabbimiz, Nisâ Sûresi 31. ve Necm Sûresi 32.ayetlerde büyük günâhlardan kaçınırsanız buyurmasına buyurmuş ta büyük günâhların neler olduğunu açıklamış mı? Mehmet Okuyan şu büyük günâh saydıklarını bir saysın da bilelim! Yahutta hangi kitapta yazan büyük günâhları, büyük günâh sayıyor , hele bunu bildirsin bize ondan sonra konuşmamıza devam edeceğiz.

  61. 61 On Ağustos 15th, 2013, MetinYılmaz said:

    Çok bilmiş hafiye serkan topaloğlu! Bir de Mümin Sûresi 46. (Onlar, sabah-akşam ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı günde, “Firavun hanedanını azabın en çetinine sokun!” ayetiyle Tevbe Sûresi 101. ayet-i celilesi olan (Onları iki defa azaba uğratacağız) ayetlerinde bahsedilen azabların ne olduğunu bize anlat bakalım!

  62. 62 On Ağustos 16th, 2013, admin said:

    Allah Elçisi eğer dini esaslara dair bir şeyleri bildirmişse emin olun ki onları Kur’an’ı inceleyerek çıkarmıştır.
    Büyük günah, Kur’an’da ‘ism’ kelimesiyle ifade edilir. Bazen de ‘kebîr’ sözcüğü kullanılır. Buna göre büyük günahlar;
    1- Cana kıymak, yurdundan çıkarmak (Bakara, 85; Maide, 29)
    2- Yalan şahitlik yapmak (Bakara, 180-182,283)
    3- İnsanların mallarını haksız yere yemek ve rüşvet vermek (Bakara, 188)
    4- Kibirlenmek (Bakara, 206)
    5- İçki ve kumar (Bakara, 219)
    6- Allah’ın ayetlerini reddetmek (Al-i İmran, 178)
    7- İftira atmak (Nisa, 20,112; Nur, 11)
    8- Şirk koşmak (Nisa, 48)
    9- Allah’a iftira atmak (Nisa, 50)
    10- Haram kılınan yiyeceklere meyletmek (5Maide, 3)
    11- Şahitliği gizlemek (Maide, 106-107)
    13- Doğru insanları yapmadıkları şeylerden dolayı incitmek (Ahzab, 58)
    14- Kötü zan (Hucurat, 12)
    15- Haram ayda savaşmak, Allah yolundan ve doğrulardan engellemek (Bakara, 217)
    16- Yetim malı yemek (Nisa, 2)
    17- Açlık çekincesiyle çocukları öldürmek (İsra, 31)

  63. 63 On Ağustos 16th, 2013, MetinYılmaz said:

    Sayın admin Said Efendi,
    Rabbimiz büyük günâhalrı açıkça bildirmemiştir. İslâm Uleması ise bu günâhların sayısı hakkında bir ittifak yapamaıştır. Örneğin İbn-Abbas (r.a.) ya göre büyük günâhların sayısı 700′dür. Ulemadan Heytemi büyük günâhları anlatmak için iki büyük cilt kitap telif etmiştir. Tahkik ehli ise, büyük günâhları ;
    1-Hevâ ve heveine uymak,
    2-Dünyâ Sevgisi,
    3-Allah’tan başka VARLIK bilmek-görmek veya kabul etmek diye üçe ayırmış…Şimdi, bu ayırıma göre hangi babayiğit çıkıp ta “Ben büyük günâh işlemiyorum!” diyebilir? Kaldı ki, Rabbimiz gadabını günâhların içinde gizlemiştir. Bizim küçük diye bildiğimiz veya bize küçük gelen bir günâh, rabbimizi katında pekâlâ çok büyük olabilir ve O’nun gazabını çekebilir. Büyük günâhların zikredilmemesinin hikmeti odur ki, Nisâ Sûresi31. âyetin muktezası büyük günâhlardan içtinab edilerek küçük günâhlardan kefaret ve af olunacağı bilinir ve küçük günâhlara teşvik olurdu. Zira; kebairden sakınılıp-ihtiraz edilince sağâirin zararı olmayacağına âyet delâlet eder. Binaenaleyh; kebairin nelerden ibaret olduğunu beyan buyurmadı ki, her şahıs işleyeceği her günâhı kebairden zannıyla terk etsin. Şu halde kebairi beyan etmemek; kullarını maasiden men’ için bir lûtf-ü ilâhidir. Ayrıca, Kebairden içtinap, sağâirin kefaret olmasını icabederse de Cennet’e dahil olmayı ve kabirde azab görmemeyi icab etmez. Belki Cennet’e duhul ve kabrin cennet bahçelerinden bir bahçeolması ; mücerred fazl-ı ilâhi olduğu gibi, derecatına nail olmak da ibadat ve taatladır. Şu halde Nisâ Sûresi 31 ayetinindeki manâ-yı nazım: [Eğer siz cemi-i vacibatı işler ve cemi-i kebairden nefsinizi sakınırsanız seyyiatınızın bakiyesini biz kefaret eder ve keremle dolu olan Cennetimize sizi ithal ederiz] demektir. Hiç Kimse bu konuda ezbere konuşma hakkına sahip değildir. Vesselâm.

  64. 64 On Ağustos 18th, 2013, admin said:

    Rabbimizin bildirdiği büyük günahlar, belki gözden kaçanlar olsa bile,sure ve ayet numaralarıyla bir önceki yorumda verilmiştir. Allah’ın sözleri karşısında ulemanın sözleri, vahye inananlara göre herhangi bir etkiye sahip değildir. Gerçek alimler de O’nun vahyini inceleyerek bu sonuca varmışlardır. Allah’ın sözleri karşısında Peygamber’e bile söz söylemek düşmez.

    “Eğer o (peygamber), bize karşı bazı sözleri uydurup söylemiş olsaydı. Muhakkak onun sağ elini (bütün güç ve kudretini) çekip alıverirdik. Sonra onun can damarını elbette keserdik. O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip uzaklaştıramazdı.” Hakka suresi, 44-47. ayetler

    Zaten Allah’ın Elçisi kendisine vahyedilen vahye uyar:
    De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye (Kur’an’a) uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?” En’am suresi, 50

  65. 65 On Ağustos 19th, 2013, MetinYılmaz said:

    Ne Peygamberler ve ne de İslâm Uleması Allahımızın sözlerine yani, ayetlerine karşı söz söylemiş değildirler… Bunu size kim-kimler fısıldadı acaba ? Yani, bugüne kadar böyle bir şeyi kimseler farketmemiş te bu kaşifat size mi nasib olmuş ? İşte, müslümanların yolundan ayrılmak buna deniyor ve Rabbimiz de bu bebahtlar için bakın ne buyuruyor :
    ! Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!

  66. 66 On Ağustos 26th, 2013, Metin Yılmaz said:

    Admin Efendi, Şu halde siz büyük günâhları bildiğinize ve onları işlemediğinize-işleyeceğinize göre, küçük günâhların hepsini işlesem de bunlar affedilir düşüncesi veya mantığı içindesiniz ! Oysa, biz kulların işleyeceği hangi günâhın Cenab-ı Hak indinde büyük sayılacağı hususunda bilgi sahibi olmadığımıza inanıyoruz. Ayrıca, sizin bu anlayışınız “Allah’ımızın mekrinden emin olma” yı da beraberinde getiriyor ki, bize göre bu dahi büyük bir günâhtır. Bu vesileyle Mehmet Okuyan Efendiye de çok selâm ederiz. Bizce, Profesör olmak için geçirdiği bir o kadar yıllar daha İslâmı doğru anlayabilmek için geçirmesi gerekir diye düşünüyoruz.

  67. 67 On Ağustos 30th, 2013, Serkan Topaloğlu said:

    61 On Ağustos 15th, 2013, MetinYılmaz said:

    Çok bilmiş hafiye serkan topaloğlu! Bir de Mümin Sûresi 46. (Onlar, sabah-akşam ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı günde, “Firavun hanedanını azabın en çetinine sokun!” ayetiyle Tevbe Sûresi 101. ayet-i celilesi olan (Onları iki defa azaba uğratacağız) ayetlerinde bahsedilen azabların ne olduğunu bize anlat bakalım!

    Yanıtlayayım sevgili kardeşim.
    Bak bazı arkadaşlarımız ne güzel anlatmışlar zaman konusunu eğer okusaydın ki okumazsın, o ayette rivayet olduğunu görürdün.
    Yasin suresini bir oku.
    Orada ‘uyun bu elçilere’ diyerek şehrin diğer bir ucundan koşup gelip kavmini uyaran bir adam var. Kavmi buna uymadığı için yok ediliyor. O şahısa da ‘ gir cennete’ deniyor. Sence o anda mı giriyor cennete öldükten sonra mı? O şahıs da, ‘ keşke kavmim bilsey Dİ’ diyor. Bak Dİ yi büyük yazdım geçmiş zaman. Şimdi sabah akşam konusuna gelirsek. Ölümden sonraki hayatta zaman kavramı yoktur ancak sen bunu o tarihte indirdiğin Arap toplumuna ki peygamber efendimize kuran eindirilmeye başlandığında okuma yazma bilen kişi sayısı bile bir elin parmakları kadar dı, zamanla ilgili bir konuyu zaman yoktur diye veya farklı bir boyutta anlatamazsın. O an yaşanan duruma göre tasvir edilmiştir ve ahirete cehennem azabından bahsedilmektedir.
    Senden ricam lütfen gönül kırıcı konuşma ve kafanı insanların yazdığı beşer kitaplarla dolduracağına, gönül gözünü açacak dünya ilimleriyle doldur. Böylece kimseye ihtiyacın olmadan Allahın sana anlattığını onunda emrettiği gibi ‘ düşünüp anlayabilirsin’ Yok düşünemiyorsan lütfen düşünebilenlere zulmetmeye kalkma. Zaman konusuna dönersek şimdi ben sana uzay zaman açılımını, kara maddeninin kara enerjinin ne olduğunu, kıyanetin nasıl kopacağıyla ilgli ayetlerle insanoğlunun fizik konusunda bugün geldiği noktanın nasıl birbirini doğruladığnı anlatırım ama anlamak istermisin.
    Maksadım kalbini kırmak değil ancak söylediğin söze kırıldım ve aynısnı hissetmeni istiyorum. Son olarak söylemek istediğim konu şu, evet ben bayağı birşeyler biliyorum.
    Allaha sonsuz şükürler olsun.

  68. 68 On Ağustos 30th, 2013, Serkan Topaloğlu said:

    Çok bilmiş hafiye serkan topaloğlu! Bir de Mümin Sûresi 46. (Onlar, sabah-akşam ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı günde, “Firavun hanedanını azabın en çetinine sokun!” ayetiyle Tevbe Sûresi 101. ayet-i celilesi olan (Onları iki defa azaba uğratacağız) ayetlerinde bahsedilen azabların ne olduğunu bize anlat bakalım!

    Afedersin diğer iki ayeti yanıtlamayı unutmuşum. Kıyametin kopacağı gün ne demek? Ahiret demek! ben bunun kabirle olan ilişkisini anlamadım. Onları iki defa azaba uğratacağız. DÜnyada ve ahirette. Buna benzer bir ayet daha vardır. Zİna yapanlar dünyada da ahirettede Allah tarafından cezalandırılırlar der yaradan. Bunun gibi. Kapiş ?

  69. 69 On Ağustos 30th, 2013, Serkan Topaloğlu said:

    Değerli iman kardeşlerim.
    Kabir azabı veya buna benzer birçok konunun bu noktalara gelmesinin temelinde maalesef ama maalesef Rahmanın bize emrettiği oku, öğren, üzerinde düşün üçlemesini hayata geçiremememiz bulunmaktadır. Allahın indirdiği kitap ile ilgili çok önemli tespitlerim var ve umarım taraflı tarafsız herkes bunları okur ve bundan bir ders çıkartır.
    1- Allah herhangi bir şey yapmak istediğinde, yarattığı fiziki ortam yada hayat verdiği varlıkların kafalarına yerleştirdiği mantık dışına çıkacak değildir. Bu , şu demektir. Allahın yarattığı şeylerin temelinde fizik, kimya ve biyoloji yatmaktadır ve söz konusu insan olunca bu kuralların dışına çıkmamaktadır.( yoksa Allahın ilmi sonsuzdur ve biz bunun çok az kısmını biliyoruz) İşte biz bu yüzden bir meniden 3 evrede insana dönüşüp fiziksel olarak hayatımızı sürdürüyor, ölüp geride kalanlara ibret oluyor ve tekrar cezamızı çekmek yada ödülümüzü almak adına sorgulanmak için parmak uçlarımıza kadar aynı şekilde fiziksel olarak yeniden yaratılıyoruz. Ayetlerden ne anlarsanız anlayın yada hiç ayet okumamış olsanız bile kafasını çalıştıran insanlar bunun mantığını anlattığım şeylerden anlayacaklardır. Tekrar ediyorum, Ahirette yeniden yaradılışımızın nedeni, fiziksel olarak acı çekmemiz yada haz almamızdır. İnsanın bunu başka bir şekilde gerçekleştirmesi mümkün değildir ve zaten Allahın bu anlattıklarımdan başka bir ayeti yoktur. Bakın kuranda bir çok yerde ‘ ölü’ ve ‘diri’ kelimeleri geçer. Siz bu kelimelerden ne anlıyorsunuz?
    Peki neden Allah bizi içerisinde var ettiği fiziksel kuralların dışına bazı istisnalar dışında çıkmamaktadır? İşte asıl mesele budur. Allah ‘ bana görmeden iman edenler’ der ayetlerin birinde. Bunu neden söyler biliyormusunuz? İnsan beni arasın bulsun, kafasını çalıştırsın, mucizelerimi görsün benim varlığımı kafasında pekiştirsin diye! O yüzden biz Allahı göremiyoruz, meleklerini göremiyoruz ancak bize gönderdiği ayetlere onun varlığına inanıyoruz. Bu noktada Allaha çocukluktan beri büyüklerimiz var dediği için inananlarla,benim gibi onun varlığını arayıp bulanlar arasında da maalesef bir algı farkı oluşmaktadır.Evet günahlarımız sevaplarımız hatalarımız belki aynıdır ancak Allah bizim onu arayıp bulmamızı ve bunu insanlara anlatmamızı istemektedir. Bahsetiğim ilimlere sahip olanlar yanlışlar anlatıldığında daha kolay anlamakta, bu ilimlere sahip olmayanlarsa kendilerine küçükken empoze edilmiş ruh hallerini iyi niyetle ve günah korkusuyla anlatılanları derhal ve şekilde görüldüğü gibi şiddetle reddetmektedirler. Hiçbirimizin içerimizde kötülük yada çıkar duygusu yoktur ancak maalesef algı farkı vardır. Bakınız öyle ki, insanlarla beraber dünya hariç evren de tamamiyle neden yokedilecektir hiç düşündünüz mü? Çünkü dünya üzerinde toparlanıp ( vahşi hayvanlar dahil) orada sorgulanacağız ancak ahiretten sonra farklı bir boyutta zaman kavramı olmadan yaşayacağız. Bunları öğrenir bu konular üzerinde çalışırsanız, Allahın anlattıklarını daha çabuk algılarsınız. Son olarak size yine Allahın ayetlerinden birini delil olarak yazıyorum.
    Rahman şehitler için ‘ Allah yolunda öldürülenleri sakın ‘ölüler’ saymayın. Hayır, onlar, Rableri Katında diridirler, rızıklanmaktadırlar. Allah’ın Kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler.’ buyurmuştur. Yani onları Allah sorgusuz sualsiz Cennetine almıştır, bizim gördüğümüz ceset haricinde onları aynı şekilde yeniden yaratmış ve rızıklandırmaktadır ancak uradaki ince nokta DİRİ dirler kelimesidir. Azap gören yada sefa süren ruhlar varsa bu neyin nesidir? neden diri olarak tekrar yaratarak Allah kıtında ödüllendirilmektedirler.
    Hepinizi Allahın selamıyla selamlıyor, sağlıklı ve mutlu günler diliyorum.

  70. 70 On Ağustos 31st, 2013, Serkan Topaloğlu said:

    Ne Peygamberler ve ne de İslâm Uleması Allahımızın sözlerine yani, ayetlerine karşı söz söylemiş değildirler… Bunu size kim-kimler fısıldadı acaba ? Yani, bugüne kadar böyle bir şeyi kimseler farketmemiş te bu kaşifat size mi nasib olmuş ? İşte, müslümanların yolundan ayrılmak buna deniyor ve Rabbimiz de bu bebahtlar için bakın ne buyuruyor :
    ! Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!
    SEvgili kardeşim.
    Bizler peygamberin Allahın buyruğu dışında söz söylemediğini biliyoruz, zaten böyle olmasaydı Rahman eğer kendi adına söz söyleseydi Peygamberin şah damarını keseceğini söylemezdi. Kusura bakma sen öfkenden daha okuduklarını bile anlamıyorsun.Biz, peygamber adına uydurulmuş şeylerden bahsediyoruz bu birincisi.Senin ulema dediğin kimseler kimlerdir, sen tanıyormusun bunları? Ulema diye kimse yoktur! Din adına kimse fetva veremez ancak Allah fetva verir ve bunu da kuranda bulursun. Siz maalesef bu ulemaların peşinden koşturduğunuz için bukadar öfkelisiniz. İnan bana o ulemalar ne senden ne benden daha akıllı değiller. Allahın ayetlerini en iyi şekilde anlayacak olanlar o ulemalar değil, dünyevi ilimleri yutmuş, Allahın sözlerini en iyi şekilde idrak edebilecek kimselerdir. Okuduğundan bir şey anlamak için bilmelisin, okuduğun şey üzerinde düşünmek için bildiklerini yemelisin, o konu üzerinde yorum yapmak için se sokak diliyle söyleyeceğim, AŞMALISIN . İslam dünyasının en büyük sakatlığı da budur. Ulemaların bir kısmı Allahın kendisine verdiği aklı kullanmayıp bir önceki ne söylemişse aynen onu aktarmıştır. Bunun istisnası sömürücülerin din diye insanlara yutturdukları zehirli haplardır. Son kesim ise gerçekten kafası çalışan ve Allah rızası için bunları insanlara anlatanlar ki işte siz de onları sevmiyorsunuz.
    Otur biraz düşün lütfen. Size tavsiyem kuran üzerinden bize delilleriyle beraber itiraz etmenizdir. Yoksa Allahın kitabında bir eksiklik mi görüyorsunuz?

  71. 71 On Eylül 5th, 2013, Metin Yılmaz said:

    Çok bilmiş ulema Serkan !Kusura bakma ama, senin dinden hiç mi hiç haberin dahi yok ! Çünkü, bizatihi kendi ifadelerin ele veriyor ! Ulema yokmuşmuş ! Peki o zaman Rabbimiz Al-İmran Sûresi 7.ayette “ilimde derinleşenlerden” yani “ulu’l-elbâb” tan bahsediyor. Bunlar sence kim olabilir ? Yoksa, senden mi bahsediliyor ne dersin? Gelelim, sabah-akşam azab görmeye… Bütün müfessirler Mümin Sûresi 45.ve 46.ayet-i celilerini:

    “““`Firavun ve etbaı akşam ve sabah ateş üzerine arzolunurlar.`

    Yani; kabirde bulundukları müddet sabah ve akşam ashabı şekavet için hazırlanmış olan ateşe onlar gösterilirler ve bilûmum kâfirlerin rûhları kıyamete kadar sabah ve akşam Cehennem’deki mahalleri kendilerine gösterilip «İşte kıyamette sizin makamınız budur» diyerek kendilerine azabolunacağı mervidir.
    Müslim ve Buhârî’nin ittifakları ile rivayet ettikleri bir hadis-i şerif de bu manâyı teyid eder. Çünkü; (İbn Ömer) Radıyallahü anh efendimizin rivayetine nazaran Resûlullah (S.A.V.) efendimiz «Sizden biriniz vefat ettiğinde o kimseye günde iki defa âhirette yeri gösterilir. Eğer ehl-i Cennet’ten ise Cennet’ten, ehl-i nârdan ise Cehennem’den gösterilir. Ve kıyamete kadar kendine (İşte şu senin yerindir) denilir» buyurmuştur.
    Bu âyet; rûhun bakasına ve azab-ı kabrin vücuduna delâlet eder. Çünkü; bundan sonraki âyette âl-i Firavun’un yevm-i kıyamette olacak azablarının beyan olunması bu âyette beyan olunan azabın kıyametten evvel olmasını icabeder. Şu halde vefattan sonra kıyametten evvel olunca kabirde olmak lâzım gelir.
    Bu âyette akşam ve sabahı zikretmek; azabın devamına işarettir. Çünkü; kabirde akşam ve sabah yoktur. Akşam ve sabah bu dünyaya mahsustur. Yahut onlara kabirlerinde azap; «Ehl-i dünyanın akşamında ve sabahında ateşe gösterilirler» demektir.
    Kıyamet kaim olduğunda ve herkes kabrinden kalkıp Arsa-i mahşere geldiği gün taraf-ı İlâhîden Cehennem’in hazinedarları ve hademesi olan zebanilere «Al-i Firavun’u Cehennem azabının şiddetlisine ithal edin» denilir.]

    Ebussuud Efendi’nin ve Beyzâvî’nin beyanları veçhile dünya devam ettikçe akşam ve sabah azaba arzolunurlar amma kıyamet günü azabın daha şiddetlisi olan Cehennem azabına konmaları için meleklere emrolunur. Yahut Firavun ve etbaının Cehennem azapları içinden daha şiddetlisine idhâl olunmaları için emrolunur. Çünkü; Cehennem’in tabakaatında azap muhteliftir, herkesin günâhına göre bir tabakaya girmesi emrolunduğunda Al-i Firavun’un en ziyade şiddetlisine idhâl olunmaları taraf-ı İlâhîden meleklere emrolunur. Yahut (أَدۡخِلُوٓاْ) sülâsîden kıraat olunduğunda Âl-i Firavun’a hitap olarak «Ey Âl-i Firavun ! Siz azabın ziyade şiddetlisine girin» denilir. Bu âyet; kabir azabına delâlet eder. Çünkü kıyamette azabın eşeddine gireceklerini beyan etmek; kıyametten evvel azabın ehveninde olduklarını beyan etmektir. Kıyametten evvel azab da kabirdedir.““““
    şeklinde açıklamışlardır. Sen ise, palavralardan buket yapmaya çalışmışsın!
    Yasin Sûresindeki şehrin diğer bir ucundan koşup gelip kavmini uyaran o adam Habib-i Neccar’dır ve kavmini rasullere uymaya çağırmıştır. Buradaki ayetlerde ona “gir cennetime” diye bir hitab yok ! Bunu sihirbaz gibi nerden çıkaradın ?

  72. 72 On Eylül 16th, 2013, Serkan Topaloğlu said:

    Metin Yılmaz kardeşim.
    Bana en son şunu söyleteceksin.
    Senin dinin sana benim dinim bana.
    Kusura bakma sen daha okuduğunu anlayamıyorsun ki benim anlatığımı anlayacaksın.
    Girmişsin bir kapalı kutunun içerisine, içeri ışık alsın da istemiyorsun!
    KArdeşim halen Ebuusuud efendinin hikayelerini anlatıyorsun. Kusura bakma kendi zekana hakaret edebilirsin de benimkine ettirmem. Sen okuduğunu anlamadığıın için bunu kendine anlat lütfen bana anlatma. Önce dünyevi ilmini geliştir. Sonra mezardan ruhtan bahset. Ruh dediğin şey hakkında sana kim bilgi verdi ki bukadar net konuşuyorsun. Bana kurandan konuş diyorum sen hikaye anlatıyorsun. Madem ruhları bukadar iyi biliyorsun ozaman bana şunu açıklla! “Sana Ruh’tan sorarlar; De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.” (İsra Suresi, 85)

    Buyur buna da kitaplarını okuduğun fanilerin yorumunu yaz. Bana da bir daha cahil muamelesi yapma hakkımı helal etmem.

  73. 73 On Eylül 17th, 2013, Metin Yılmaz said:

    Ha demek, Ebus-suud Efendi hikâye anlatıyor, nev-zuhur Mehmet Okuyan Efendi hakikat anlatıyor öyle mi ? İşte burası çok önemli…Şimdi,bize düşen görev ne oluyor ona bakalım? Acaba,ümmet için bu iki isimden hangisi ulema sayılma bakımından daha çok kabul görmüş? Kıyaslayın, teemmül edin ve kararınızı verin… Son çeyrek asırdır kendileri gibi düşünmeyenleri hep “hikaye anlatıyorlar” yaftasıyla yaftalayanların kendi ucuk ve tuhaf yorum ve masallarını görmezlikten mi geleceğiz? Sizin akıbetinizden korkulur, pek korkulur azizim !

  74. 74 On Kasım 8th, 2013, Serkan Topaloğlu said:

    Kardeşim sana laf kar etmez sen bildiğini yapmaya devam et. Hiç tanımadığın bilmediğin bir adamın peşinden gitmeye devam et. Ben sana kurandan ayet okuyorum sen halen ebud diyorsun. Allah ıslah etsin. Lütfen konuyu saçma sapan yerlere de getirmeyelim keselim artık insanları rahatsız edecek boyuta geldi

  75. 75 On Mart 8th, 2014, güven aktaş said:

    40/MU’MİN-45: Fe vekâhullâhu seyyiâti mâ mekerû ve hâka bi âli fir’avne sûul azâb(azâbi).
    Böylece Allah, onların yaptığı hilelerin kötülüklerinden onu korudu. Ve firavun ailesini, azabın kötüsü kuşattı.

    40/MU’MİN-46: En nâru yu’radûne aleyhâ guduvven ve aşiyyâ(aşiyyen) ve yevme tekûmus sâah(sâatu), edhılû âle firavne eşeddel azâb(azâbi).
    O ateş ki sabah akşam ona arz olunurlar. Ve o saatin (kıyâmetin) vuku bulacağı gün: “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!” (denir).

  76. 76 On Mayıs 10th, 2014, Süleyman ÖZEN said:

    Yüce Allah’ın rahmeti ve merhameti tüm insanlığın üzrine olsun diyerek,Kabir azabı varmıdır? konusu hakkında bilgi dağarcığımda yer alan bilgiler ışığında görüş sunayım.
    Kur’anı kerimde yer alan;
    1–Dünya hayatı var ise,
    2–Her insanın omuzlarında Münker ve Nekir isimli melekler var ise ve sevap ile günahları anında yazıyorlar ise,
    3–Amel defterimiz ancak kıyamet günü açılıp sevap ve günahlarımız işleme konulacak ise,
    Öldükten sonra kıyamete kadar bir ön hesap ve azap düşüncesine kapılmak bana çok yanlış geliyor.
    Yüce dinimize bu tür hayal mahsulü yanlışların sokulmasında en büyük sorumlu ,dinimize aklınca bir sürü ilave yapan Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye değilmidir ? O tiplerin şerrinden Rabbime sığınırım.

  77. 77 On Eylül 15th, 2014, Serkan Topaloğlu said:

    Allahın selamı, rahmet ve bereketi üzerinize olsun. Çok uzun zaman oldu bu forumu takip etmeyeli. Çok da bir şey ilave edilmemiş ancak ben geçen günlerin birinde yine Kuran okurken birkaç ayet buldum bu tartışmaları sonlandıracak. Bu ayetler üzerine tartışma yapmaya devam edecek cesareti olan varsa buyursun devam etsin.
    1- Araf suresi 33. ayet; De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi, Allah’a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.
    DİKKAT EDİN HAKKINDA HİÇBİR DELİL İNDİRMEDİĞİ BİR ŞEYİ diyor. Yüce Allah dünyevi hayatı ve Ahiret hayatını bu kadar detaylı anlatmışken, neden Kabir azabı hakkında neden bir ayet indirmemiştir.
    2- Enam 114: Allah size Kitap’ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?) Allahın kuranı kerimi ayrıntılı olarak indirdiği anlatılıyor. Cennet ve cehennem hakkında yüzlerce ayet varken neden içerisinde kabir azabı geçen bir tek ayet yok? Tövbe haşa yoksa Allah bunu unuttu mu? Haşa, Yoksa Allah yarattıkları içerisinde bu unuttuğu ayetleri ona hatırlatacak birilerini yaratacağını bilmiyor muydu? O halde saçma sapan konuşmayın. Öfkeden kudurmayın şu yazdığım ayetleri defalarca okuyun ve ne anlatılıyor anlamaya çalışın.
    3- Duhan 56:Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar
    4- İsra 52 :Sizi çağıracağı gün, onu hamt ederek çağrısına derhal uyacaksınız. Ve sadece az bir süre kaldığınızı düşüneceksiniz. ( uyku halinden uyandığınızda nasıl 1 dk uyumuşsunuz gibi geliyor sa, diriltilince bu da aynıdır) İlk doğduğunuzda ki yokluk hissi nasıl bir duyguydu o zaman ruhunuz yokmuydu biryerlerde? Vardı ama size özel değildi. Ruh zaten bizim de değildir yüce Allah Secde 9 da ‘Sonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz!’ Bakın bakalım ruh bizim anlayabileceğimiz şekilde nasıl anlatılmış. Burada yazılandan fazlasını uyduranlar, üzerine pislik yağdırılmış olanlardır!
    5- Enam 60:O, odur ki, geceleyin sizi öldürür. Gün boyunca neler yapıp neler kazandığınızı bilir. Sonra, belirlenmiş süre işletilip tamamlansın diye, gün içinde sizi diriltir. Nihayet O’nadır dönüşünüz. Sonra, yapıp ettiklerinizi size haber verecektir. ( bakın burada uykuyu ölüme benzetiyor anlayın artık!!)

Yorum Yaz

  • Takvim

  • Aralık 2014
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Tem    
    1234567
    891011121314
    15161718192021
    22232425262728
    293031