30th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

NİYET VE BAHANE(TUTARSIZ GEREKÇELER-MAZERETLER) ALDATMACASI VE ISLAH

9Tevbe suresi, 115-“Allah, bir halkı hidayete erdirdikten sonra, nelerden sakınacaklarını(takvalı davranacakları) kendilerine iyice açıklamadıkça sapkınlığa düşürmez. Gerçek şu ki, Allah her şeyi bilir.”

57Hadid/14-“O gün (münafıklar) onlara: Biz sizinle beraber değil miydik? diye seslenirler. (Müminler) derler ki: Evet, ama siz kendinizi fitnelediniz (başınızı belaya soktunuz: ilahi buyrukları çiğnediniz; kural ihlali yaptınız); gözleyip beklediniz (her konuda beklemede kaldınız, ileri adım atmadınız); şüpheye düştünüz (sözlerin ve yapılanların doğruluğundan veya yanlışlığından emin olamadınız) ve kuruntular (bahaneleriniz, sizin anlaşılamadığınız, size haksızlık yapıldığı gibi duygular) sizi aldattı (oyaladı/ zaman kaybettirdi/ doğru olduğunuz vehmine kaptırdı). O aldatıcı, Allah (bazı konularda doğru işler yaptınız veya bazı konularda yanlış işler yapmadınız diye) ile sizi aldattı (oyaladı). Nihayet Allah’ın emri gelip çattı!”

4Nisa/119-“Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara (hayallerin, niyetlerin, bahanelerin, kurtuluş yeterli olmayan gerekçelerin arkasına sığınmaya) sürükleyeceğim…”

 

Niyetler üzerinden hesaplaşmak ne kadar gerçekçi?

Kronik yanlış yapan ve doğru yapan kişinin niyetini açığa vurması olumlu karşılanabilir bir durum değildir. Yanlış yapan kişi niyetini dile getirmekle yaptığı işin üstünü örtmeyi, böylelikle muhatabını aklı sıra kandırmayı düşünmektedir. Doğru yapan kişi de niyetini dile getirmekle işi şova dönüştürmekte, kendini ön plana çıkarmaya çalışmaktadır. Allah ve kişi dışında kimsenin kesin olarak bilemeyeceği niyetin ne olduğunun, ne düşünüldüğünün, nelere inanıldığının anlatılmasına gerek var mı? Bazen de kendi düşüncelerinin yanı sıra bizim ne düşünmüş olabileceğimiz söylenmektedir. Kendi içinden neler geçtiğinin yanı sıra, bizim içimizden de şunların ve bunların geçtiğine inandığının kehanetinde bulunmaktadır. Kısaca o, insanın bildiği gözlem alanıyla değil görünmeyen gayp alanıyla ilgilenmektedir. Niyetler üzerinden hesaplaşmadır bu. Her kötülük yapanın kendisine sığınabileceği masum bir bahanesi, niyeti vardır. Bir Türk filminde İlyas Salman, nişanlısıyla hem de kendisine nöbet tutturarak aldatan Şener Şen’in üzerine hiddetle gidince, Şener Şen: “Evet, yaptım! Ama bir sor bakalım neden yaptım. Neden yaptığını sorunca, o ve nişanlısı, İlyas Salman’ı neredeyse ikna edecek güya masum bir gerekçe öne sürmüşlerdi.

 Niyetler delil olarak kullanılır mı?

Niyeti dile getirmek kişiye güvenilmediğinin de bir göstergesidir. Bununla kendisine güvenilmesini istemektedir. Bu durumda niyet bir çeşit yemindir. 5/89 Çünkü buna karar verilmiş, kalp bunu kazanmıştır. Aksi takdirde içten geçirilen herhangi bir istektir, bunun gibi onlarca istek daha olabilir. Hangisinin daha güçlü istek olduğunun ölçümünü yapamadığımız gibi bununla kişi hakkında bir sonuca da varamayız.

Biz insanların niyetlerini kesin olarak hiçbir zaman bilemeyiz. Niyetlerini kendileri ve Allah bilir. Bizim hiçbir zaman bilemeyeceğimiz bir alanla karar vermemiz doğru olmaz. Diğer taraftan insanların niyetlerini hatalarına gerekçe olarak getirmeleri onlara güvenmemizi gerektirmez. Çünkü bu geçen süreç içinde konuyla ilgili kişi onlarca niyet ve karar sahibi olabilir. Diğer taraftan niyet, daha önceden açığa vurulmadı veya kayda geçirilmedi ise, zor durumda onu açığa vurulan niyetin gerçek niyet ve karar olduğundan emin olamayız. Niyetler bir çeşit kararlılık girişimleridir.

  

Yaptığı hatayı göremeyen o hatadan nasıl kurtulur?

Hata durumunda yapılması gereken mazeret getirmek değil yapılan hatayı görmektir. Bu hatanın, kendisine neleri kaybettirdiği veya kaybettirebileceği görülmelidir. Hata yaptığına inanan bundan rahatsızlık duyar. Bu konumdaki insan eğer doğru işler yapmış olsaydı neleri kazanabileceğini de düşünebilir. Hatta bu konuda kendisini değiştirmenin yanı sıra çevresindeki insanları bu tip sorunlar karşısında bilinçlendirmeye çalışmalı ve onlara karşı duyarlı ve sorumlu davranmalıdır.

 

Gerçekdışı gerekçeleri ve bahaneleri savunmak yerine onları yargılamak

Kişiyi içinde bulunduğu duruma sokan nedenlerin neler olduğunu tespit etmesi aynı hatayı tekrarlamaması için önemlidir. Ancak bu tespit, getirdiği gerekçeleri savunmak için değil onları veya kendisini yargılamak için olmalıdır. Bu nedenleri bahane olarak kendisi tercih ettiğine göre bu anlamsız, tutarsız, saçma sapan gerekçelerin de savunulacak bir yönü olamaz. Mazeret getiren biri ise bunların hiçbirini yapmaz. Ondan daha sonra benzer veya daha büyük hatalar yapması beklenir. Sonuçta bu insan kuruntularla kendi oluşturduğu basit akvaryumunda yaşam sürer. Tüm dünyayı oradan ibaret sanır. Dış dünyayı gözlemediği gibi ona kulak da vermez. Bu yüzden kişi ortaya çıkacak hatalarla “dostunu kaybetme korkusu yaşamak yerine, onu nasıl kazanabilirim” ilkesini esas almalıdır. İstekler ve beklentiler açık olduğuna göre yaşanmış bir olayla ilgili savunma mekanizmaları geliştirmek yerine eksiklerini tamamlamanın, istek ve beklentileri karşılamanın yollarını aramalıdır.

 

Niyetin geçerli olabileceği alanlar sınırlıdır

Kazara yapılan bir hatada insanın niyetinin bir anlamı olabilir; ama bu durumda bile onu bütünüyle temize çıkaracak bir bağlayıcılığı olmaz. Yine mutlak yanlış veya doğru olarak nitelenemeyen eylemlerde de niyet bir anlam ifade edebilir. Bu durumda iyi insanlar hakkında olumlu bir zan beslenir. Hata yapan iyi insan hakkında da iyi duygular beslenir. Ancak onun hatası üzerinde durmak yerine niyet ve mazeret öne sürmesi, kendisi hakkında iyi duygular beslenilmesine gölge düşürür.

  

Niyetleri kimler delil olarak kullanır?

Kur’an’da; niyetleriyle yaptıkları hatalarının üstünü örtenlerin, temize çıkmaya çalışanların, hatalarını sürdürmek isteyen ikiyüzlülerin davranışıyla benzeştikleri dile getirilir. 2Bakara/204 4Nisa/62 9Tevbe/107 63Münafıkun/2

  

Peygamberler ve örnek insanlar, hatalı durumlarda nasıl bir tavır sergilemişlerdir?

Âdem ve eşi hata yapınca, Allah neden yaptıklarını sordu. Onlar ne niyet ne de bahaneler öne sürmediler. 7A’raf/19-23 2Bakara/37-38

  

Adem ile eşi: 7A’raf/23-“Dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”

Sebe kraliçesi: 27Neml/44-“De di ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmişim. Süleymanla beraber âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.”

Musa: 28Kasas/16-“Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim (başıma iş açtım). Beni bağışla dedi, Allah da onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok esirgeyici olan ancak O’dur.”

Yunus: 21Yunus/87-“Zünnûn’u da (Yunus’u da zikret). O öfkeli bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: “Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!” diye niyaz etti.”

Bahçe sahibi: 37Saffat/56-57-“Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin. Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum» dedi.”

Musa: 7A’raf/143-“Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr’a) gelip de Rabbi onunla konuşunca “Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!” dedi. (Rabbi): “Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!” buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim.”

  

Niyet ve bahane ifadeleri

Şu niyetle, bu amaçla, bu gayeyle, şunu isteyerek, bu arzuyla, şunu düşünerek, buna inanarak, şunu tasarlayarak, şunun mantığıyla, bu sebeple, şu nedenle, şunun için, ötürü, bahanesiyle, mazeretiyle, gerekçesiyle, dürtüsüyle

Kronik olarak benzer hataları yapan kişiye: Ne ve niçin yaptın? İnan ki/gerçekten ben şu veya bu niyetle/amaçla/gayeyle/sebeple yapmadım. İnan ki ben şunu ve bunu yapmadım.

Aslında benim niyetim/gayem/amacım/isteğim şuydu. Bunu şu niyetle yaptım. Ben bunu, şunu ve şunu düşünerek /tasarlayarak/şuna ve şuna inanarak/şu sebeple/ gerekçeyle yaptım. Ben bunu şunun için yaptım.

Telefondaki kişi, “Aslında ben de seni aramayı düşünüyordum, ben de seni arayacaktım.” Oysa bu sözü çoğu insan inandırıcı bulmaz.

Ben aslında şunu yapacaktım, bunu edecektim, şunu yiyecektim/içecektim. Aslında ben onu yapmayacaktım, bunu etmeyecektim, şunu tasarlamıştım.

  

Konuyla ilgili bazı ayetler:

* Bahane getirenler ikiyüzlülerle aynı kategoride değerlendirilmiştir. 7/164 9/66,90,94,94 30/57 40/52 66/7 75/15 77/36

* Bahane(mazeret) getirmek insanı kurtarmamaktadır-66/7 9/94

* O gün mazeret yarar sağlamaz-30/57 40/52 66/7 75/5-15

* Dalıp alay edenlerin özür dilemesi işe yaramayabilir-9/65-66

* İzin isteyen bedevilerden mazeret getirenler yalan söyleyerek oturup kaldılar-9/90

* Peygambere eziyet edenler var. Oysa o inananlara inanır. Bizi memnun etmek için yemin ederler. Oysa Allah ve Elçisi memnun edilmeye daha layıktır-9/61-62

* Döndüğünüzde size mazeret getirirler. De ki: “Mazeret getirmeyin, size inanmayacağız. Alah sizin haberlerinizi bize verdi. Allah ve Elçisi davranışınızı görecektir. Onlardan vazgeçesiniz diye döndüğünüzde yemin ederler. Onlar iğrençtir. Sen memnun(razı) olsan bile Allah onlardan memnun(razı) olmaz-9/94-97

* Bahanelere sığınarak tartışmak/ kanıtı varmış gibi tartışmak(muhacce) asla doğru değildir -2/76,139,258 3/20,61,65-66,66,73 6/80,80 42/16

* Biz insanları ancak, Allah’ın bize gösterdiği onların eylem ve söylemleri, tutum ve davranışları, yüz ifadeleriyle tanırız. 4/105

* Kur’an’da niyet beyanları: 2/204 4/62 9/107 63/2

 

KONUYLA İLGİLİ DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN LÜTFEN AŞAĞIDAKİ BAŞLIKLARI İNCELEYİNİZ…

1) İlahi Kültürde Eleştiri Kültürü
2) İletişim Çatışmaları ve İletişimi Geliştirmenin Yolları
3) Sorumsuzluk, İhmal, Bencillik ve Soyutlanma_Ka’b bin Malik
4) Bahaneler ve Mazeretler
5) Eleştirmek ve Eleştirilmek
6) Eleştirinin Önemi
7) Münafık, İkiyüzlü, Kararsız, İlkesiz ve Duyarsız Kimdir?
8) Münafıkların Özellikleri
9) Ahlak Odaklı Din, Allahlı Dindir
10) Dürüstlük Dinin Özüdür
11) Adanmış ve Aday İnsan
12) Kur’an’da İlahi Adalet İlkeleri
13) Soru Sormanın Yöntemi ve Adabı
14) Yeni Sınıfın İdeolojisi: Kariyerizm ve Konformizm
15) Ahlak, Adalet, Emek ve Sermaye
16) Kendimizi Kime Beğendirelim?

posted in AHLAK | 0 Comments

30th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

Adanmış (misyon sahibi) İnsan

*  Adanmış insan, değerlerle iç içe olan insandır.

*  Dalıp gitse bile kendine gelir gelmez değerlerine uygun davranan insandır.

*  Onun değerlerinin önünde yapay, anlık veya geçici zevkler yoktur. Soy bağı, mevki ve makam, karşıt cins, mal mülk, şeref ve itibar asla değerlerin işlerliğini yavaşlatacak bir önceliğe sahip değildir.

*  O, duyduğu her sözü, gördüğü her nesneyi, tanık olduğu her olayı değerleriyle ilişkilendirebilen ve buna uygun sonuçlar çıkarabilendir.

*  Bilgi ve değerler onun için ekmek, su ve oksijen gibidir.

* Onun için her şeyi değerdir; İnsan değerdir, hayvan değerdir, bitki değerdir, yaşadığı her olay bir değerdir. Böylesine değerlerle iç içe olduğunun bilincinde olan insan kendi başına bir değerdir.

* Adanmış insan bir değerdir. O bulunduğu her ortama değer katar. Bu katma değer hep onunladır. Onun bulunduğu her yer değerlidir. Onun yaşadığı her zaman değerlidir. Değer arayanlar onun yanında, o da değerlerin yanındadır. O değersiz yaşayamaz. O kendi başına bir değerdir; onurdur, kıvançtır. O çeşmedir, herkes ondan su almak ister. O ışıktır, herkes onunla aydınlanmak ister, herkes onunla ısınmak ister. O havadır, herkes onu solumak ister. O topraktır, herkes onda ürün olmak ister. O berekettir, herkes onunla verim kazanır. O kurtuluştur, yıkıntılar onunla ayağa kalkar. O sevgidir, umuttur, gelecektir.

 

 

Adanmışlığa Aday İnsan

* Eğer muhatabı konuşuyorsa onu dikkatlice dinlemeli, onu anlamaya gayret göstermelidir.

* Lafı uzatmadan muhatabını anladığını ortaya koyan geri dönüt vermelidir.

* Muhatap ve muhataplarının eksikleri, ihtiyaçları, istekleri ve beklentileri neyse bu sıralamayı göz önünde bulundurmalı, onlara soru sormak yerine hayatından ve güncelden örnekler vermeli, bunu karikatürize edebilmeli, espri yeteneğini kullanmalıdır.

* Sohbete konu ettiği sorunun neden öncelikli olduğunu zaman zaman fırsat buldukça sözleri arasına sıkıştırmalıdır.

* Muhatabının da konuşmasının beklentisi içine girmemelidir.

* Konuşmasının ekseni, muhatap odaklı olmasa da var olan eksiklik, ihtiyaç üzerine olmalıdır. Ne demek istediği açık olmalıdır.

* Dostlarına nasihat etmeli, doğrulardan söz etmeli, ancak henüz sıkı ilişki içine girmediği insanlara karşı nasihat havasına girmemelidir. Onlara gerçeklerden, deneyimlerden, yaşanmışlıklardan kesitler sunmalı, zamanla gerçeklerden doğrulara yönelmelidir. Muhatabına öğüt verme moduna girmektense beraber, ortaklaşa neler yapılabileceğinin üzerinde durulmalı. İkinci görüşmede yeni projeler üretmeli, ancak bunları dile getirmeden önce onun proje tekliflerine kulak vermelidir.

* Kendine bir not defteri edinmeli, nerede hangi konular üzerinde duracağına dair elinde genişçe konu, örnekler ve anekdotlar bulundurmalıdır.

* Kendine güvenmeli, endişeli ve kaygılı bir izlenim vermemelidir.

* Muhatabına güven vermelidir; söz, davranış ve ses tonunda kaygı, endişe değil özgüven hâkim olmalıdır. Kısa süreli ve beklentili konuşmaların muhatapta kaygı yaratacağını unutmamalıdır. Bu yüzden konu üzerinde gerekirse uzunca konuşma yapabilmeli, konuşmasına daima örnek ve anekdotlarla desteklemelidir.

* Olabildiğince politik değerlendirmelerden, grup bağnazlığından ve takım tarafgirliğinden uzak durmalıdır.

* Muhatabının iyi niyetini istismar etmemeli, onu herhangi bir konuda kullanma gibi bir yola asla gitmemelidir.

* Muhatabı konuşuyor, mümkün olduğu kadar sözünü kesmemeli sabırla dinlemelidir; unutulmamalıdır ki etkili son söz size kulak vermeyecek onlarca sözden daha önemlidir.

* Her konuşmasının akabinde kendini yenilemeli, bilgilerini güncellemelidir; eksiklikleri neler ise onu telafi etmeli, daha güçlü bir donanımla muhataplarının karşısına çıkmalıdır.

 

KONUYLA İLGİLİ DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN LÜTFEN AŞAĞIDAKİ BAŞLIKLARI İNCELEYİNİZ…

1) İlahi Kültürde Eleştiri Kültürü
2) İletişim Çatışmaları ve İletişimi Geliştirmenin Yolları
3) Niyet ve Bahane Kandırmacaları
4) Sorumsuzluk, İhmal, Bencillik ve Soyutlanma_Ka’b bin Malik
5) Bahaneler ve Mazeretler
6) Eleştirmek ve Eleştirilmek
7) Eleştirinin Önemi
8) Münafık, İkiyüzlü, Kararsız, İlkesiz ve Duyarsız Kimdir?
9) Münafıkların Özellikleri
10) Ahlak Odaklı Din, Allahlı Dindir
11) Dürüstlük Dinin Özüdür
12) Kur’an’da İlahi Adalet İlkeleri
13) Soru Sormanın Yöntemi ve Adabı
14) Yeni Sınıfın İdeolojisi: Kariyerizm ve Konformizm
15) Ahlak, Adalet, Emek ve Sermaye
16) Kendimizi Kime Beğendirelim?

posted in AHLAK | 0 Comments

30th Ağustos 2008

SAYGI-BARIŞ=>HAK-ADALET=>AHLAK-ERDEM=>SEVGİ-DOSTLUK=>UMUT-SORUMLULUK=>ÖZGÜRLÜK

Aşağıdaki yazıda, kusursuz insan arayışının değil, insanca ilişkilerin sürdürülebilir olması için, olmazsa olmaz koşulların ve ilkelerin üzerinde durulmuştur. Unutmayınız ki dürüst insanlar, doğru iletişim dili kullanırlar.

  

İLETİŞİMDE ÇATIŞMA NEDENLERİ

1. İğnelemeyeceksin: Başarısızlığının, mutsuzluğunun ve içine düştüğün çıkmazların sorumlusu olarak başkasını görmeyeceksin; bu konuda başkalarını suçlamayacaksın.

2. İnanmadığını konuşmayacaksın; kandırmayacaksın: Başkasına kendini olumlu göstermek veya bazı çıkarlar edinmek için yaşamında yer almayan, emin olmadığın ve sence mutlak gerekli olmayan şeyleri kesin doğruymuş gibi lanse etmeyeceksin. Abartılı bir tutum ve davranış içinde olmayacaksın.

3. Yapmadığın veya yapılamayacak şeyi söylemeyeceksin (slogancılıkla gerçekçilikten uzaklaşmayacaksın):

4. Ortada sorun olduğu halde hak etmediğin bir beklenti içine girmeyeceksin.

5. Kuşku yaymayacaksın: Eğer insanların sahip olduğu inançları hakkında bir kuşkun veya bir iddian varsa, bunu sağlam kanıtlarla ortaya koyacaksın. Bu yöntemle toplumun temellerinin altını oymayacaksın.

6. Ciddi olarak yapılan işleri hafife almayacaksın: Başka insanların ciddi problemleri savsaklamaları veya görmezden gelmeleri gibi bir davranış içinde olmayacak ve sorunu ciddiye alanlara bunu empoze etmeye çalışmayacaksın.

7. Yanlış bir şeyin doğruluğunda veya doğru bir şeyin yanlışlığında ısrar etmeyeceksin.

8. Görevini yapmadığın zaman bahane getirmeyeceksin.

9. Ortada sorun varken sorunları geçerek yeni konu üzerinde dostluk kurmaya çalışmayacak ve ortada hiçbir şey yokmuş gibi davranmayacaksın.

10. Kendini olumlamak veya temize çıkarmak amacıyla karşındakini gereksiz ayrıntılara boğarak, ona çıkar sağlayarak, sıcak mesajlar vererek veya rüşvet vererek ya da vaktini çarçur ederek saygısız bir yol izleyerek sahte yöntemlere başvurmayacaksın.

 

 

İLETİŞİMİ GELİŞTİRME YOLLARI

1- Açık olacaksın; söylemek istediğini, rahatsızlığını doğrudan net bir şekilde söyleyeceksin.

2- İçinden geldiği gibi, içinden geldiği kadar konuşacaksın.

3- Girişken olacaksın; söylemek istediğin doğru bir şeyi küçük düşerim korkusuyla söylemekten çekinmeyeceksin.

4- Karşındaki insanı fiziksel görünümüyle, mevki ve makamıyla, çevrenin ona bakışıyla değil dürüstlüğüyle, söylediklerinin içeriğiyle değerlendireceksin.

5- Karşındakini yargılamayacaksın. ‘Bunu (bana) nasıl yaparsın’ gibi kendine veya muhatabına insanüstü bir güç sahibiymiş gibi davranmayacaksın. Yanlışını görmesini sağlayacak, çözümler bulmasında yardım edeceksin.

6- İletişimde kendinle karşı tarafı eşit düzlemde göreceksin.

7- Vaktini ve fırsatları doğru ve verimli değerlendireceksin.

8- İletişimde idare edici değil, geliştirici ve ilerletici olacaksın.  Dostluk, gelişip geliştirmekten geçer.

9- İletişimde hem iyi bir alıcı hem de iyi bir verici olacaksın.

10 Empati kurmadığın birinden sempati, saygı göstermediğin birinden sevgi beklemeyeceksin.

11- Pedagojik olarak; farkına vardırma eğitimde en öncelikli iletişim biçimidir. Sergilenen davranışın kişiyi nereye taşıyacağı; geliştireceği mi, yoksa gerileteceği mi konusu işlenmelidir. Sonra iltifat ve eleştiri gelir. Gerçekten farkına vardırılan, uyandırılan kişinin, daha sonra olumlu davranışları iltifat, olumsuz davranışları yapıcı eleştiriyle karşılanır. İltifat bekliyorsan, eleştirileri dikkate alacaksın. Eleştiriye tahammül edemeyenler, hiçbir zaman iltifatı hak edemezler. Eleştiriler sonucu kendilerini geliştirenler, iltifatı hak eder ve yaşarlar. Sizi geliştirmeyi amaçlayan, size sahip çıkan her türlü eleştiri, yapıcı eleştirilerdir. Sizi geriletici, sizi dışlayıcı her türlü iltifat, birer uyuşturucudur. Hak edilmeyen her iltifat, birer uyuşturucu görevi görür. İltifat ve eleştiriyi, ödüllendirme ve bedel ödeme izler. Gerçekten de kendisini bu düzeyde geliştirmiş insan, ne elde ettiği ödülle, ne de ödediği bedelle sarhoş olur.

 

 

 

İLETİŞİM ÇATIŞMASINA YOL AÇMAYAN ÖRNEKLER

1. Bir insan, üç günde cevap verilebilecek bir mesaja bir haftada, on beş günde veya bir ayda yanıt verebilir. Bir insan, bir ay, bir yıl, hatta birkaç yıl sonra görüşme olanağı bulabilir. Taraflar gecikme nedenini tartışabilir, durumu anlayabilir, durumu beğenmeyebilirler; ama bu durum, karşı tarafı iğnelemedikçe, suçlamadıkça çatışma nedeni olamaz.

2. Bir insan, bireysel görevlerini aksatabilir veya ihmal edebilir ya da tamamen terk edebilir. Dostlar bu durumu tartışabilir, durumu anlayabilir, durumu beğenmeyebilirler; ama bu durum, hiçbir şey yokmuş gibi davranılmadıkça, konu başka şeylerle telafi edilerek konunun kapandığı izlenimi verilmedikçe, sorumluluklar ve yükümlülükler yerine getirilmediği halde kendisine sorumlu ve yükümlü gibi davranma beklentisi içine girilmedikçe iletişimde çatışmaya neden olamaz.

3. Bir insan, yanlış yaptığı halde yanlışının bilincinde ise onun bu durumu iletişimde çatışmaya neden olamaz.

4. Bir insan, yanlış yaptığı halde bunun doğruluğunu savunmuyorsa, yanlışını bahanelerle olumlamıyorsa ve yaptığı bu yanlış başkalarına zarar vermiyorsa, bu durum iletişimde çatışmaya neden olamaz. Örneğin, içki veya sigara içmek.

5. Bir insan, karşısındakini uyarabilir, ondan rahatsız olduğu davranışlarını değiştirmesini isteyebilir. Kişi bu durumu, kendisini savunma, kendi hatalarının üstünü örtme aracı olarak kullanmadıkça ve karşısındakini uyarırken onun kişiliğine saldırmadıkça, sözlerini çarpıtmadıkça, ona yalan söylemedikçe, iletişimde çatışmaya neden olamaz.

6. Her dostun, kendi dostunu yanlışını gördüğü zaman her zaman uyarma hakkı vardır. Ancak bu uyarma hakkını, kendisinin uyarılmasının akabinde yapması, intikam duygusu uyandırır.

7. Sık sık uyarılanlardan olmak veya uyarılardan rahatsızlık duymak, durumumuzu ciddiyetle gözden geçirmemizi gerektirir. Böylesi durumlar, kişinin uçurumun eşiğinde olduğu anlamına gelir.

8. Dostunuz, kardeşiniz bir yanlış yapıyorsa, onu uyarırsınız. Eğer gerçek bir dost iseniz, uyarma amacınız, onun ileride karşılaşacağı olumsuz sonuçlardan dolayıdır. Çünkü siz dostunuzun ne bugün ne de ileride üzülmesini asla istemezsiniz. Bu durum sürerse, ya siz onu veya o sizi kaybedecektir. Özellikle siz, onu kaybetmek istemediğiniz için, daha bugünden olası sonuçları, -bir mod olarak değil- gerçekten içinizde yaşarsınız. Onu uyardığınız halde, hâlâ hatasında ısrar ediyorsa, bu durum, sizi daha da yıpratır. Onunla ilgili umutlarınız zayıflamaya başlar. Oysa o, bu sürece bir anda gelmediği için, içindeki durumu kabullenmiştir. Ona göre, ortada ciddi bir sorun yoktur. Kirliliğin kokusuna, rengine, bulanıklığına, gürültüsüne, karanlığına, çirkefliğine zaten alışmıştır. Duyarsız olan bu dostunuzun durumundan dolayı rahatsızlık duymakta elbette hakkınız vardır. Siz bu rahatsızlık içindeyken, arkadaşınız sizden iltifat beklemektedir. Demek ki ikiniz de birbirinizden kopmuş, ayrı ayrı dünyaların insanları olmuşsunuz. Birbirinize baktığınızda eski günleri yâd ederek, neden eskisi gibi değiliz diye bir özlem içindesiniz. Oysa aranıza yüksek rakımlı dağlar girmiştir. İki taraf da rahatsızdır. İki tarafın rahatsızlığın nedeni de, bir dostun kaybı üzerinedir. Birisine göre, kaybın nedeni, yapılan yanlışlara rağmen bunun gerçek anlamda bilincinde olmayan ve durumunu değiştirmeyen bir kişilik sorunudur. Diğerine göre ise, kaybın nedeni, karşı tarafın anlayışsızlığı, kusursuz insan arayışı, olayları büyütmesi, yakınlık, sıcaklık ve iltifat eksikliği, beklentileri karşılayamaması, vb.dir. Birinci tarafın rahatsız olması son derece ahlakî ve erdemli bir davranıştır. Ya ikinci tarafın durumu? Gelişmemiş, çocuksu, ilkel, karşı tarafa bir şey vermekten yoksun ve çıkarcıdır; oyalayıcı-geriletici bir tutum içinde olanlara yakınlık duyarken, geliştirici-ilerletici bir duruş içinde olanlardan rahatsızlık duymaktadır. Kimin kimi izlemesi gerektiği konusunda yapılan hatayı somutlaştırırsak, konunun yanıtı kendiliğinden ortaya çıkar. Örneğin, uyuşturucuya alışmış, yalancılığı bir davranış biçimine dönüştürmüş, haksızlığı doğal bir davranış olarak algılayan bir kişilikle ilgili yaşanan sorunlar. Gelişme ve geliştirmeye odaklanmış insanla, böyle bir insanı çizgi dışı görenlere özenti içinde olan bir insanın sıkı bir dostluk içinde yaşaması olanaklı mı? İşverenine sık sık problem olan bir hizmetliyle, erdemli yaşamanın mücadelesini veren bir insanın sıkı bir dostluk içinde yaşaması olanaklı mı? Arkadaş olur, arkadaşlıklarını, belki dostluklarını sürdürebilirler. Asla sıkı dost olamazlar. Oysa bu sorunların en ağırını yaşayan kişi bile, eğer isterse, ilkelerine bağlılıkta kararlı olursa, sıkı dost olmalarında ne engel olabilir ki!

KONUYLA İLGİLİ DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN LÜTFEN AŞAĞIDAKİ BAŞLIKLARI İNCELEYİNİZ…

 

1) İlahi Kültürde Eleştiri Kültürü
2) Niyet ve Bahane Kandırmacaları
3) Sorumsuzluk, İhmal, Bencillik ve Soyutlanma_Ka’b bin Malik
4) Bahaneler ve Mazeretler
5) Eleştirmek ve Eleştirilmek
6) Eleştirinin Önemi
7) Münafık, İkiyüzlü, Kararsız, İlkesiz ve Duyarsız Kimdir?
8) Münafıkların Özellikleri
9) Ahlak Odaklı Din, Allahlı Dindir
10) Dürüstlük Dinin Özüdür
11) Adanmış ve Aday İnsan
12) Kur’an’da İlahi Adalet İlkeleri
13) Soru Sormanın Yöntemi ve Adabı
14) Yeni Sınıfın İdeolojisi: Kariyerizm ve Konformizm
15) Ahlak, Adalet, Emek ve Sermaye
16) Kendimizi Kime Beğendirelim?

posted in AHLAK | 0 Comments

  • Takvim

  • Temmuz 2010
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Haz    
     1234
    567891011
    12131415161718
    19202122232425
    262728293031  

Din