21st Ocak 2010

Ayın Yarılması (Şakkul Kamer) diye bir mucize var mıdır? Mehmet Durmuş

posted in AYIN YARILMASI |

Ayın Yarılması (Şakkul Kamer) diye bir mucize var mıdır?

Giriş

Bu yazı daha önce ÎKTÎBAS’ın Ağustos-1991 sayısında yayınlanan Göğün yarılması ile ilgili yazımızın devamı niteliğindedir. Bu yazılarla amaçladığımız iki temel hedef vardır, îlki, Kur’an’ın bu tür ayetlerim vüsatimiz (gücümüz) oranında irdeleyerek, Kur’an’ın kendi özüne uygun şekilde anlaşılmasına katkıda bulunmak; ikincisi de Hz. Peygamber’e isnad edilen bir mucize de olsa, tarihi olayların gerçekliğini sorgulamaktır.

Eldeki mushafta 54., Hz. Osman Mushafında ise 37. sırada olan 55 ayetlik Mekkî Kamer suresinin ilk ayetinde “…inşakkal kamer” (ay yarıldı) şeklinde bir ifade bulunduğu için, bu, Hz. Peygamber zamanında ayın bir mucize olarak ikiye yarıldığı ve sonra yeniden birleştiği, bir takım ulema ve ravilerce anlatılagelmiş, buna ayın yarılması (şakkul kamer) mucizesi denmiştir. Sahih bir İslam tarihi yazımına olan ihtiyaç bu tür rivayetleri okudukça bir kez daha kendisini hissettiriyor.

Bu yazıda, Kamer suresinin bu ayetinin gerçek anlamının ne olduğunu ve olabileceğim izaha çalışaca­ğız. Ay yarılması denen sözde mucizenin gerçek olup olmadığı hakkında akla takılan sorulara yer vereceğiz.

 

OLAY NASIL OLDU

Hz. Peygamber zamanında hicretten beş sene evvel Mekke’de bir akşam vakti dolunay halindeki ayın ikiye bölündüğü rivayeti Buhari, Müslim, Tirmizi, Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud, Beyhaki ve daha bir çok kaynak tarafından nakledilmiştir. Olayın sahabe arasındaki ravileri ise Enes b. Malik, Abdullah b. Mesud, Abdullah b. Ömer, Cübeyr b. Mut’im, Ab­dullah b. Abbas ve Hz. Ali’dir.

Tefsir kitaplarına baktığınızda Hadis kitaplarından esinlenerek -aslında buna, hadis kitaplarının manyetik etkisi altında kalarak desek daha doğru olur-ilgili ayetin aynı şekilde, ayın gerçek anlamda yarıldığına delalet ediyor tarzında yorumlandığını görürsü­nüz.

Tüm bu klasik eserlerde ortak olan bir tarafı varsa o da “gerçekten ayın ikiye bölündüğünün” anlatılması­dır. Tüm diğer hadis kitaplarındaki rivayetlerin de özeti mahiyetinde olduğu için biz Buhari’nin konuyla ilgili olarak Kitabı’na aldığı rivayetleri ele aldık, bera­ber okuyalım:

1 – “Müsedded …İbni Mesud’tan: Dedi ki (İbni Mes’ud), Rasulullah zamanında ay iki parçaya ayrıldı. Bir parça dağın üst tarafında, bir kısmı da diğer tarafında idi. Rasulullah ‘şahid olunuz’ dedi.”

2 – “Ali (îbni Abdillah) …Abdullah’dan (İbni Mcs’ud olmalı): Biz Rasulullahla beraberdik, ay yarıl­dı ve iki parça oldu. Bize ‘şahid olun’ buyurdu.”

3 – “Yahya b. Bükeyr …İbni Abbas’dan: Ay Rasu­lullah zamanında yarıldı.”

4 – “Abdullah b. Muhammcd …Enes’den: Ay iki fırkaya ayrıldı.”(l)

Buhari’nin hadislerinin hepsi bu kadar.

Olayın hicretten beş sene önce gerçekleştiği, yu­karıda Abdullah b. Muhammed’in Enes’den yaptığı rivayete göre, müşriklerin Hz. Peygamber’den mucize istedikleri, bunun üzerine gerçekleştiği, diğer rivayet­lerde ise böyle bir talebin bulunmadığı anlaşılıyor. Yine bazı rivayetlerde olayın Mina’da gerçekleştiği, ayrıca Müslim’in İbni Mes’ud’dan ve Ahmed’in Enes’den yaptığı rivayetlere göre de iki defa bölünme olayının olduğu bildirilmektedir.

Yine bu rivayetlere bakılırsa, ay yarıldığında müşrikler, “bu İbni Ebi Kebşe’nin (Peygamberimiz kastediliyor) büyüsüdür” demişler. Sonra, Muhammed bizi büyülese dahi tüm insanları büyüleyemez ya, dışa­rıdan gelenleri bekleyelim ve bir de onlara soralım de­mişler, seferden gelenler olayı doğrulamışlar. (3)

İbni Kesir de ayın yarılmasının şimşek çakar gibi çok ani bir süratte olduğu ve hemen geri kapandığı gö­rüşündedir.

 

OLAYIN KRİTİĞİ

1 – Kur’anî Bakış

Kamer süresi de diğer Mekkî sureler gibi ahiret hayatına dikkatleri çeken, ahirete imanın önemini vur­gulayan bir suredir. Allahu Teala kıyametin yaklaştığını ihbardan sonra, Kur’an’ın bir öğüt kitabı olduğunu vurguluyor. Sonra Nuh, Ad, Semüd, Lut, Firavun kavimlerinin başlarına gelen olaylar, onlara yapılan çağrıya rağmen öğüt dinlemeyip azgınlıklarına devam et­meleri ve sonuçta uğradıkları azaplar anlatılmakta ve nihayet Mekke müşriklerine söz getirilerek şöyle de­nilmektedir:

“Şimdi sizin kafirleriniz onlardan daha mı iyidirler? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraat mi vardır? Yoksa ‘biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz’ mu diyorlar?” (5)

İşte surenin genel karakteristiği budur. Şimdi de konumuz olan, surenin ilk ayetlerini okuyalım:

“Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. Onlar ne zaman bir mucize (ayet) görseler ‘eskiden beri devam edegelen bir büyüdür’ derler. Yalanladılar ve kendi heveslerine uydular. Halbuki her işin bir gayesi (durma yeri) vardır. Andolsun onlara kötülükten önleyecek nice haberler gelmiştir. Bunlar, gayesine ulaşan birer hikmettir. Fakat peygamberlerin uyarıları fayda vermiyor. Çağıranın görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağır­dığı gün sen de onlardan yüz çcvir.” (Kamer- 1-6. ay­etler)

Görüldüğü üzere surenin bu ilk ayetlerinde, insanlara kıyametin yaklaştığı, bir gün hesaplaşma anı­nın geleceği hatırlatılmaktadır. Sure, ilk olarak “kıya­met yaklaştı ve ay yarıldı” sözüyle başlıyor. Burada ilk olarak, kıyametin yaklaştığının ihtar edildiği kesin­dir, bunda şüphe yoktur. Fakat ayetin ikinci kısmı, yani “ay yarıldı” (inşakkal kamer) ifadesine gelince işte olayın yanlış anlaşılması buradan itibaren başlıy­or. Lakin bu meseleyi Kur’an’a bütüncül bir şekilde baktığımızda anlamakta hiç bir güçlük çekmeyiz.

Kuran’da “yarıldı” ve benzerî ifadeler:

Kamer suresinin bu ilk ayeti, yani “ay yarıldı” ifadesi esasen Kur’an’daki benzerlerinden birisidir. Bil­hassa kıyamet sahnelerini tasvir eden, ahiret ahvalin­den bahseden surelerde ve ayetlerde, bu şekilde “gök yarıldı” “yer yarıldı” gibi deyimler kullanılmıştır. Biz şimdi bu ayetlerden bazılarını okuyucunun dikkatine sunacağız:

l- “O gün gökyüzü beyaz bulutlar halinde yarılıp melekler bölük bölük indirilirler.”(6)

2 – “Gök yarılıp da erimiş yar gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman”(7)

3 – “Gök de yarılmış, çatlamıştır.” (8)

4 – “Gök yarıldığı zaman“(9)

Bu ayetlerin hepsinde de “yarılma” olarak tercü­me edilen fiiller ş-a-k-k-a fiilinin türevleridir ve hepsi de mazî (di’li geçmiş zaman) sîgasıyla kullanılmıştır. Yani hepsi de gele­cekte, kıyametin kopması anında vuku bulacak hadise­leri bildirmesine rağmen, hep mazi (geçmiş) sigasıyla anlatılmıştır. Ama bu ayetler nasıl “yarılacak”, (”o gün) yarılır” gibi tercüme ediliyorsa, Kamer suresinin ilk ayetinin de bu şekilde tercüme edilmesi olanaksız değildir ve tercüme edilmese de biz o anlama geldiğini bilmeliyiz.

5- “Bundan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer varılacak, dağlar yıkılıp dağılacaktır. (10)

Bu ayet, Hıristiyanların “Rahman çocuk edindi” diye iftira etmeleri üzerine inmiştir.

6 – “Sonra toprağı bir yarışla yardık.“(l1)

7 – “O gün yer yarılır, onlar kabirlerinden dışarı çıkarlar…(12)

8- “…öylesi (taşlar)da var ki çatlar da onlardan su fışkırır.”

Yukarıda dediğimiz gibi, bizzat ‘ş-a-k-k-a” türev­li fiillerin kullanıldığı bu ayetlerin dışında), anlam ola­rak yine aynı, yani “yarılma” olayından bahseden, değişik kelime ve fiiller Kur’an’ın Mekki ayetlerinde kullanılmaktadır. Bunlardan birisi Müzzemmil suresinin (ki ilk inen surelerdendir) 18. ayetinde geçen “münfetir” kelimesidir: “Gök kubbe yarıldığı zaman” Bir diğeri ise Nebe suresinin 19. ayetindeki “fütiha” kelimesidir: “O gün gökyüzü açılır…”

Daha bu ayetlerin dışında, Mekke’de nazil olup, kıyametin kopuşu ve ahiret ahvalini tasvir eden sure­lerde böyle, alışılmışın dışında olayların cereyan ede­ceği çok sık bir şekilde vurgulanmaktadır.

“Yer yarıldığı (zaman) (13);

“Güneş katlanıp dürüldüğünde, yıldızlar kararıp döküldüğünde, dağlar sallanıp yürütüldüğünde… denizler kaynatıldığında…”(14) gibi ay­etler sözünü ettiğimiz tasvir ayetlerinden sadece bir kaçıdır.

Şimdi Kamer suresinin ilgili ayetini bu ayetlerden ayırmaya imkan var mıdır? “Ay yarıldı” ayetinin, bu yukarıdan beri sıraladığımız ayetlerden hiç bir farkı yoktur anlam itibariyle. Yani o da kıyametin -tıpkı se­manın yarılmasından bahsedildiği gibi, dağların atılmasından denizlerin kaynatılmasından ilh. söz edildiği gibi- ayın da yarılacağı bildiriliyor…

Kur’an’ın anlattığına göre kıyamet denen olayın normalin ötesinde bir hadise olacağı anlaşılıyor. Ama insanoğlunun tecrübe edemediği ve mahiyeti hakkında şimdilik fazla bir bilgi sahibi olmadığı bu sahnenin bir parçası olan ay yarılmasının da nasıl vuku bulacağı hakkında bir şey dememiz zordur, yazımızın konusu da bu değildir zaten.

Konuyla ilgili olarak önemle altını çizmemiz ge­reken husus, Sayın Süleyman ATEŞ’in isabetli tesbitinde olduğu gibi (15), Kur’an-ı Kerim’de gelecekle il­gili haberlerin geçmiş (mazî) sigasiyle bildirilmesidir. Buna Nahl suresinin 1. ayetini örnek vermektedir sayın Ateş: “Allah’ın emri gelmiştir…”

Kıyamet yaklaştı ay yarıldı”nın anlamı da “Kı­yamet yaklaştı o gün ay yarılacaktır” anlamındadır. Yani ayın yarılması, vukubulmuş bir olay değildir. Belki vuku bulacaktır. Araf suresinin 44-50. ayctilerinde Cennet ehli ile Cehennem ehlinin ahiretteki ahvali anlatılıyor. Bu olaylar hep, “nida ettiler”, “bulduk (derler)”, “buldunuzmu” gibi mazî sîgasındaki sözcüklerle anlatılmaktadır. Oysa anlatılanların ahiretle yani gelecekte gerçekleşeceği apaçıktır.

Öte yandan Nesefî ve Hasan Basrî’nin ay yarılmasının “gelecekte gerçekleşeceği” görüşünde oldukları da bildirilmiştir. (16)

Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

Kur’an-ı Kerim, Peygamberimize, bilinen anlam­da herhangi bir mucizenin verildiğini bildirmez. Bila­kis Peygamberimize mucize verilmediğini -gerekçeleriyle- ifade eder. Zaten eğer Peygamberimize mucize verilmiş olsaydı bu açık açık anlatılırdı. Ayın yarılması gerçek olsaydı bunun da açıkça bildirilmesi, belki de -Süleyman Ateş’in dediği gibi -Kamer suresinden sonra inen surelerde bu olaya değinilmesi gerekirdi.

Kur’an İsra suresinin 90-95. ayetlerinde, müşrik­lerin, Allah Resulünden mucize istediklerini fakat bu isteklerinin verilmediğini açık açık bildirmektedir. Bu ayetlerde müşriklerin Hz. Peygamberden, (a) yerden bir kaynak fışkırtmasını, (b) yahut hurma ve üzümler­den oluşan bir bahçe edinmesini, (c) yahut üzerlerine gökten parçalar yağdırmasını, (d) Allah’ı ve melekleri şahitler getirmesini, (e) yahut altından bir ev edinmesi­ni, (f) veya göğe çıkmasını, gökten bir kitap getirmesini talep ettiklerini, aksi takdirde O’na inanmayacaklarını söylediklerini bildirmektedir.(17) Netice itibariyle bu saçma isteklerinden hiç birisi onlar için yerine geti­rilmemiştir. ,

Yine İsra suresinin 59. ayetinde Allahu Teala, mucize vermeyişinin sebebini, önceki kavimlerin ya­lanlamaları olarak gerekçelendirmektedir. Yani Allah mucize verdiğinde buna inanmaları gerekir, inanmazlarsa azabı hak edecekleri için Allah bu ahmak insanlara mucize göndermemiştir.(18)

Aynı olguya değinen bir ayet de şudur: “Eğer kendilerine bir mucize ge­lirse ona mutlaka inanacaklarına dair olanca güçle­riyle Allah adına and içtiler. De ki, Mucizeler ancak Allah tarafındandır. Ama mucize geldiğinde de inanmayacaklarının farkında mısınız?(19)

Kamer suresinden çok sonra inen bu En’am sure­sinin 33, 34, 35 ve devamındaki ayetlerde Allahu Teala Peygamberini teselli ediyor. 33. ayette de, ev­velki peygamberlerin de yalanlandığını ama sabrettik­lerini bildiriyor. 35. ayette ise aynen şöyle buyuruyor:

“Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse, yapabilirsen yerin içine inebileceğin bir tünel, ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara ki onlara bir mucize getîresin! Allah dileseydi elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi. O halde sakın cahillerden olma!”

Görüldüğü üzere Allah inkârcılara, onlara veril­miş mucizelerden bahsetmiyor. Peygambere, davasını sabırla anlatmaya devam etmesini salık veriyor. Diğer yandan “biz onlara ayı ikiye böldük, yine inanmadılar” da diyebilirdi. Ama böyle bir ifade de yok!

Bu ayetlerden anladığımız şudur. Allahu Teala İslam’ın insanlar tarafından akılları hayrette bırakan bazı olağanüstü vakalar karşısında değil, aklı selim ile, hür irade ile kabul edilmesini istemiştir. Nitekim öyle de olmuştur. Her ne kadar insanlar Mekke’de 13 yıl kadar İslam’ı kabul etmemek için olanca inatlarını ve diretmelerini ortaya koymuşlarsa da aradan kırk yıl geçmeden tüm Arap Yarımadası İslamlaşmıştı.

Ayın yarılmasının müşriklerin Rasulullah’dan mucize istemeleri üzerine gerçekleştiğine dair güveni­lir bir rivayet yoktur. Mevdudi bunun sadece İbni Abbas tarafından rivayet edildiğini söylüyorsa da (20), yazımızın baş tarafında kaydettiğimiz Buhari hadislerinden Enes rivayetinde de olayın müşriklerin mucize isteklerinden sonra vuku bulduğu anlatılıyordu.

Oysa böyle bir olay gerçekleşmemiştir. Kamer suresinin bu ilk ayeti kıyametin yaklaştığını ihtar et­mekten başka bir anlamda değildir.

2 – Rivayetlere Göre Şakk-ı Kamer:

Kur’an’ı yine Kur’an’la anlamak şarttır. Kur’an’ı en iyi tefsir eden yine Kur’an’dır. Kur’an’a göre. Bunu hiçe sayan ulema kesimi her konuda olduğu gibi “ayın yarılması mucizesi”(!)nde de önümüze bir yığın kîl ü kal çıkartıp Kur’an’a rağmen bir efsanenin kabulünü müslüman halka dayatmaktadırlar. Gerek Arapça gerekse Türkçe tefsirler içerisinde sayın Süleyman Ates’den başka olayın kritiğini yapan birine rastlama­dık. Bu da bize “bilimsel statükoculuk” diye bir kav­ram ilham etti…

Kur’an’dan sonra en sahîh kitap (!) diye lanse edi­len Buhari ve sair hadis kolleksiyonlarında ayın Rasulullah zamanında yarıldığına ilişkin bir yığın hadis bu­lunmaktadır. Her ne kadar, merhum Seyyid Kutup gibi bir müellif de olayın tevatüren (!) nakledildiğini yaz­mışsa da, tevatürle hiç bir suretle ilgisi yoktur. Çünkü yazının baş tarafında da belirttiğimiz gibi bu olay en nihayetinde 5-6 tane sahabe tarafından (İbni Mes’ud, İbni Ömer, Enes, İbni Abbas, Cübeyr, Ali) rivayet edilmektedir ve sonuç itibariyle ahad haberdir. Ahad haberle tevatür olmayacağını ve bunun bir itikadi durum hasıl etmekten oldukça uzak olduğunu ise her­kes bilir.

Bu ravilerden Hz. Ömer’in oğlu Abdullah Mekke’de iken çok küçük yaşta olması gerekir. Çünkü Medine’de Uhud savaşında çocuk yaşta bulunduğu için 15 yaşlarında kabul etsek şakk-ı kamerin vuku’u zamanında (hicretten beş sene öncesi) yedi yaşlarında bulunması gerekir. Enes de bu esnada belki doğma­mış, belki de bir iki yaşlarında idi. Çünkü Medine’de dört yaşlarında bulunuyordu. Abdullah îbni Abbas ise henüz doğmamıştı.(21) O’nun hicreten üç yıl önce doğduğu biliniyor. Olayı görme ihtimali bulunan tek kişi İbni Mes’ud’dur.(22)

Görüldüğü üzere, İbni Mes’ud’un dışındaki ravilerin çoğunluğu hicrete beş sene kala, yani ay yarılmasının -sözde- vuku’u yılı çelik-çomakta, oyunda-eğleşte çocuklardır. Üstelik içlerinden bazıları henüz doğma­mıştır. Acaba Rasulullah’ın yanından hiç ayrılmayan arkadaşları, niçin bu olayı görmemişler ya da görmüşlerse rivayet etmemişler de, bu üç beş tane küçük yaştaki çocuk görmüştür? Olayın taşradan, bağdan bahçe­den gelenden v.s. hiç anlatılmamaktadır. Diğer yandan yine İbni Abbas’dan “ay yarıldı” ayetinin Rasulullah zamanında ay tutulması olayı üzerine indiği de rivayet edilmiştir. Yani rivayetler arasında çelişki ve tutarsızlık alenen göze çarpmaktadır.

Şimdi hala Müslümanlar, Kur’an’ın sarih olarak bildirmemesine rağmen, çarık-çürük rivayetlere dayanarak ayın yarıldığına inanacaklar mıdır? înanacaklarsa bu, Kur’an’ı hiçe sayan bir inanış değil midir? Körü körüne ataların izinden gitmenin adı değil midir bu?

3- Olayın İmkaniyeti:

Rivayetlerin tenkidini kabullenemeyecek Müslümanlar, “Allah ayın yarılmasını isterse neden olmasın” diye pirimitif bir itiraz yükselterek işin içinden sıyrılmaya çalışacaklardır. Evet Allah her şeye kadirdir. Bizim tartışmamız Allah’ın ay küresini yarmaya kadir olup olmadığı değildir. Bizim tartışmamız, böyle bir olayın olup olmadığı sorunudur ki olmadığını ileri sü­rüyoruz. Allah’ın her şeye kadir olması, O’nun düzen­siz ve sünnetine aykırı şeyler yaratması demek değil­dir. Allah’ın yaratması ve sünnetullah düzenlidir, ahenklidir, rasyoneldir.?! Kaldı ki ay yarılmış olsa bile, sırf bunun için bir tek müşrikin bile iman ettiği bildirilmiş değildir.

Olayın gerçekliği üzerinde düşünmeyen Müslümanlar, bu sefer oturup ayın nasıl yarılabileceğini bir­takım kozmolojik öncüllerle ispatlamaya çalışmışlar­dır. Öte yandan ayın yarılmasının şimşek çakar gibi bir iki saniye içinde olup bitmiş bir olay olduğu (!) kabul görmektedir. Bunun imkanını akıl almaz. Kaldı ki böyle olsa bile, şimşek çakması insanlar için ne oranda bir mucize ise, ayın yarılması da o oranda mu­cizedir! Şimşek çakar gibi ikiye ayrılan ay’ın (!) insan­lar hiç farkına varamayacaklar, “bize bir kez daha gös­ter” deme ihtiyacı duyacaklardır. Bir anlık böyle bir olay hiç kimsede iman kanaati oluşturamayacak, hiç kimsenin imanını artırmayacaktır.

Söz konuşu olayın, Mekke dışındaki yerlerden görülmeyişi ve bunun tarih boyunca hiç bir ülkede bir rivayet olarak duyulmamış olmasına, o anda diğer ül­kelerde havanın bulutlu olduğu, bazı yerlerde güneşin henüz batmış bulunduğu, bazı yerlerde gecenin tam ortası, yani tatlı uyku zamanı olup insanlar ayakta olma­dıkları için görülememiştir türündeki cevaplar da asla ikna edici ve sahici değildir. Çünkü dünyanın tamamı bu sayılan vasıflarda bulunuyordu da sadece Mekke’de hava ve iklim, ikiye ayrılan ayı görmeye müsait değil­di. Bu imkansız bir şeydir.

Böyle bir olay olmuş olsaydı Hz. Peygamber’in tüm Mekke’li insanları çağırması gerekirdi diye düşü­nüyoruz. Adeta Musa’nın Firavun sihirbazlarıyla mü­sabaka yaparkan tüm insanların orada hazır bulunması gibi.

SONUÇ

Şakkul kamer mucizesi denen olayla, Kur’an’ın yine Kur’an’la anlaşılması gerekliliği bir kez daha önemini hissettiriyor. Kur’an kendisine hiç danışılmadan tarihsel rivayetlerle tabir caizse hariçten gazel okuyarak yine Kur’an hakkında hüküm verilmekten artık kurtarılmalıdır.

Kur’an’ı bütüncül bir şekilde ele almak gerekir. Kur’an’ın her hangi bir ayetinden hareketle, “Allah her şeye kadir değil midir, O isterse olur” mantığıyla ulu orta hüküm kotarmak Kuran’ı katletmektir. Öyle olursa hiç kimsenin hiç bir yoruma karşı çıkıp, bunu Kuran’a isnad edemezsin deme hakkı olamaz.

Güya, Kuran’ın “Allah’ın kelamı olduğunu – ki elbette öyledir –ve bir çok ilmi gelişmeyi haber verdiğini zoraki tevillerle ve cahilce zorlamalarla çıkarsamaya çalışanlar gibi, Kuran’ın ayın yarıldığını bildirdiğini sananlar oturup inciler döktürerek ayın nasıl yarılabileceğini, bunun nasıl mümkün olduğu tartışmışlardır.

Müslümanlar arasında bilimsel zihniyetin iflası sonucu toplumsal yapı o hale gelmiş ki, bugün bir deli çıkıp da mesela son Peygamber Hz. Muhammed (a.s.)’in yeniden dirilip kabrinden çıktığını ve Medine’de ikamet ettiğini, insanları yeniden dine çağırdığını duyarsa, aradan üç gün geçmeden tüm Türkiye’de halkın ekseriyetinin bu haberin sevinciyle coştuğunu görürsünüz. Üstüne üstünlük eli kalem tutan mollalar ve cami kürsülerinde hitap eden vaiz efendiler derhal olayın olabilirliğini, Allah’ın buna gücünün yeteceğini, zaten Kuran’da bu olayı telmih buyuran ayetlerin varolduğunu, ilgili hadisleri vs. sayıp dökeceklerdir.

Peygamberin devrinde ay’ın her hangi bir surette yarılıp iki parçaya ayrıldığına ve bir müddet sonra tekrar birleştiğine inanmıyoruz. Kamer suresinin söz konusu ayetinin böyle bir olayı anlattığını sananlar yanılgı içindedirler. Asırlar boyunca oluşmuş hurafelerden biridir. Böyle bir mucizeyi var kabul edip de inanmayanı tekfir etmek de ruhban sınıfının ve kendisini engizisyon mahkemesinin fetvacıbaşısı zannedenlerin işidir. Çünkü olayı gerçekten anlamaya çalışmak bir yana; formel açıdan da baksak bu konunun, inkarı halinde küfrü gerektiren bir inanç esası olması için ilgili Kuran ayetlerinin hem delalet hem de sübut açısından kati olması gerekir. Kuran ayetleri sübut açısından katidir fakat bizim sözünü ettiğimiz ayet delalet açısından zannidir. Yukarıda benzerlerini verdik. Mekke’nin müşriklerine kıyametin yaklaştığını haber veren ayetlerden biridir.

Müslümanların tekelci, ‘hocacı’, şeyhçi, felancı, iftiracı, doğmatik olmaktan ziyade aklı selimin sesine kulak verenci olmaları gerekmez mi ? Yine Kuran, sözde inancımızın başında geliyorken, en az ve en sonra okuduğumuz kitap da Kuran değil midir ? Kuran’ı anlayarak ve çokça okuduğumuzda bize doğruları kazandıracaktır. Hidayete erdirici yegane kaynak Kuran’dır.

Dipnotlar

1 – Buhari, Sahih, Kitabut Tefsir, Kamer suresi.

2 – İbn Kesir, Hadislerle Kuran Tefsiri, C. 14, S. 7585 ve 7582.

3 – İbn Kesir, a.g.e. S. 7583.

4 – a.g.e. S. 7587.

5 – Kamer, 43-44.

6 – Furkan, 25.

7 – Rahman, 37.

8 – Hakka, 16.

9 – İnşikak, 1.

10 – Meryem, 90.

11 – Abese, 26.

12 – Kaf, 44.

13 – İnşikak, 3.

14 – Tekvir, 1-6.

15 – Prof. Dr. Süleyman Ateş, Yüce Kuran’ın Çağdaş Tefsiri, 9/151. Ayrıca bkz. İbn Kesir, a.g.e. S. 7580.

16 – İbn Kesir, a.g.e. S. 7587; Zemahşeri, Keşşaf, 4/431.

17 – İsra, 90-93.

18 – Tabatabai, Tefsirul Mizan, 19/61-63.

19 – En’am, 109.

20 – Mevdudi, Tefhimul Kuran, 6/47-48.

21 – İbn Kesir, a.g.e. S. 7585; Ateş, a.g.e. S. 152.

22 – Ateş, a.g.e. S. 152

(İktibas Dergisi, Mehmed Durmuş, Sayı: 160. )

 

This entry was posted on Perşembe, Ocak 21st, 2010 at 14:06 and is filed under AYIN YARILMASI. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

There are currently 11 responses to “Ayın Yarılması (Şakkul Kamer) diye bir mucize var mıdır? Mehmet Durmuş”

Why not let us know what you think by adding your own comment! Your opinion is as valid as anyone elses, so come on... let us know what you think.

  1. 1 On Nisan 28th, 2010, Hasan MISKEVI said:

    s.a
    Akla deger vermeniz cok guzel ve degerli.Bunu takdir ediyorum.Ben cocuklugumdan beri iktibas dergisine asinayim,cunku kendimi bildim bileli evimize giren en surekli dergiydi.O yaslarda iken bile alir okur sanki anlayacakmisiz gibi kafa yorardim.Bana o zamanlar belki fayda vermedi.Fakat siz akilci birileri olarak bilmelisiniz ki alt beyin bunlari kayd ediyor.Benim o yasta o konulari algilamam bana fayda vermedigini gostermez,aksine aklima herbir kavrama takildigin da ondan sayfalar aklima geliyor.Bu mucize degil tabi ki!!! ama aklin yaradilisi bu gordugu herseyi kaydediyor.Dolayisiyla su cocuktu nasil algiladi,su sukadardi demeniz bence akil saviniza uymuyor.Ayrica bendeniz akla gerekli Rahmani yakitlari kullanmadiiginizi dusunuyorum.Cunku bu kadar uzun soluklu bir RASYONELLIK cabasinin meyvesini bize sunmanizi bekliyoruz.Allah rahmet etsin Ercument abinin calismalari tabi ki harika.fakat dedigim gibi bu surecin meyvesini ben sizi allah icin seven ve takipeden,ayrica paralel dusunen biri olarak bekliyorum.Allah aklinizi onun sunnetine uygun olarak kullananlardan eylesin.

  2. 2 On Aralık 10th, 2010, Ensar said:

    Birçok ayette Allah elçisine kurandan başka mücizeler verilmediğine dair birçok ayet var,
    şakkı kamerin,arapçada ‘her şey ortaya çıktı’ şeklinde mecazi anlamı olduğunu savunanda var.
    Allah en iyisini bilir, bu şekilde anlamlandırmak devam eden ayetlerle daha bütüncül bir ima veriyor.
    şunuda belirtmek isterim,ben sunni borazanı değilim, sunni kaynaklı kitaplarda birçok hata kalıplaşmış, nesh,recm gibi fakat bir doğruyu ortaya çıkaracam diyede onca alimi toza toprağa bulamakta biraz insanın maksadını aşması olabiliyor. Son yıllardır, bu uslup başlı sitelerde çok yaygın, yazarın görüşlerine mi odaklanlacaksın, yoksa(bi meselede olayı kavramış diye) sağa sola giydiriyor olmasına mı takılacaksın, Ben üniversite son sınıf öğrencisiyim, bilim de olsun, yada islami ilimler olsun, insanlar biraz bi şeyler el edince, bir çok kişide artık otarite havası oluşmaya başlıyor malesef.

  3. 3 On Aralık 13th, 2010, admin said:

    Merhaba Ensar bey,
    İslam’da mutlak bağlayıcı kaynak yalnızca Kur’an’dır. Kur’an’ı bütüncül okumak gerekir. Gelenek içerisinde bu konuda doğru tespitler olmuştur. Zaman zaman da dönemin güç sahiplerinin etkisiyle mezheplerin ve tasavvufun görüşleri din gibi kabul edilmiştir.
    Allah insanlardan her konuda ve özellikle din konusunda ciddi biçimde aklını kullanmasını emretmekte, aksi durumu İslam dışılıkla değerlendirmektedir. Bkz. Yunus: 100; Enfal: 22-24. Ayın yarılması olayı konusundaki rivayetler oldukça doğru bir değrlendirmeye tabi tutulmuştur. Rivayet edenlerin o dönemde ya henüz doğmamış veya çok küçük yaşta olmaları, yüzlerce insanın olaya tanık olması mümkün iken bu konuda yeterince tanık yoktur. Kur’an doğru bilgiye ulaşmak için daima aklı kullanmayı ve sağlam delillere göre davranmayı hak olarak görür.
    Saygılar,

  4. 4 On Aralık 13th, 2010, ensar said:

    Merhaba;
    Daha önce gönderdiğim yorumda illaki geleneksel birçok düşüncenin yanlış olabileceğini ifade etmiştim. Kalıplaşmış çok sayıda düşüncenin kuran dışı olduğu var olan bir gerçek.Yalnız benim değindiğim esasen bu değildi, şöyleki; Bugün bazı kesimler, görüşlerini belirtirken, islam tarihini de(Geneli şirk veya bidata düşmüş tassavu islam tarihi saymıyorum)haşlamadan sanki birşeyler ortaya konmıyacakmış düşüncesinde.
    Belki bu yorumun konusu değil ama,akletmeye gelince;Akıllı olmak ve akılcı olmak aynı şeyler değil, Kuranın emrettiği akıllı olmaktır. Akılcı olmak değildir. Bugün akıllı olayım derken, kendisine akılcı(rasyonalist) bir din kuranda var.Buda hidayet değildir ki…

  5. 5 On Ocak 3rd, 2011, yener akdağ said:

    s.alkm.Kuran şakkı kameri açıkça söylemiyor.Bunda çeşitli hikmetler olabilir.Örneğin İnsanın eli, ayağı,ağaç, çiçek vs. hepsi bir mucizedir.Bizzat Allahım mucizesidir.Kuran bu Allahın mucizelerini dikkatten düşürmemek için hz. peygamberin mucizelerini nazara vermemiştir.Ancak kuranın hz muhammedin mucizelerinden açıkça bahsetmemesi olmadığı anlamına gelmez.Kuranda açıkça yer almadığı halde pek çok tarihi olayı kesinlikle olmuş gibi bir kanaatle kabul ediyoruz.Mesela İstanbulun fethi.veya bütün esas ve ayrıntılarıyla kabul ettiğimiz tarih ortadadır.Ozaman bütün tarihide inkar edelim.Çünkü kuranda açıkça anlatılmıyor.Yada diyelimki arkadaş ben hadise inanmıyorum diyelim, daha dürüstçe olur.Aslında kuranada inanmasak olur bu mantıkla..veya mantıksızlıkla diyeyim daha isabetli olur.Çünkü onlarda sonuçta rivayettir.diyeceksinki onlar mütevatirdir.Nereden biliyorsun gözünle gördünmü?Ya onlarda uydurmaysa.zamanla üretilmişlerse.Yada sen istersen “Şeytan ayetleri” adında bir kitap yaz istersen.Yada ben yokum,hiç bir şey yok neme lazım hiçbi şeyin garantisi yok.Gel bu mantıksızlıktan vazgeç.Eğer sende zerre kadar akıl varsa Hemen dönersin.Bence birazda geçmişimize güvenmeyi dene.Bir insan Allah namına “eğer imanlıysa”yalan söylemez.Biraz güven…selametle..Belki bunu okumayacaksın. olsun ben kendim için beyin jimnastiği yaptığımı kabul ederim.zaten severimde..

  6. 6 On Ocak 5th, 2011, admin said:

    a.s.
    Mesajınızı meşguliyetten dolayı geç cevaplıyoruz. Kusura bakmayın.
    Ayın yarılması konusunun din bilginleri arasında polemik konusu olduğu alıntılardan anlaşılmaktadır. Diyanet tefsiri, Kurtubi tefsiri ve eski Diyanet İşler Başkanı prof. Süleyman Ateş’in bu konuda bilinenden farklı veriler ortaya koyması bizim için bir anlam ifade etmeli..
    Nedir onlar?
    Ayın yarılmasıyla ilgili rivayetlerin dayandırıldığı sahabeler ya o tarihte daha doğmamış olmaları veya çok küçük yaşta olmaları ve bu konudaki rivayetlerin sınırlı olması…

    İstanbul’un fethiyle ilgili söz, hadis bilginlerine göre de sorunlu bir hadistir. Ayrıca Altı Hadis Kitabı(Kütübü Sitte) diye bilinen sahih hadis kitaplarında geçmez. Hadis bilginlerine göre kentlerle ilgili hadisler güvenilir hadisler değildir. Çünkü İstanbul gibi pek çok kent hakkında böyle hadisler rivayet edilmiştir.

    Kimin Allah’a, Kur’an’a ve Peygamber’e inanacağına başka insanlar değil insanların kendileri karar verirler.
    Geçmişe güvenme konusunda, Kur’an geleneğin kendi denetimine sunulmasını ister. Atalarımızdan gelen doğru şeylere sahip çıkmak Kur’an’a aykırı sözleri tarih arşivine kaldırmak İslam’ınkendi geleneğidir. Bkz. Kur’an: 2Bakara: 170; 5Maide: 104.

    Kur’an yalnızca Allah’ın buyruklarından oluşmaz. Peygamberin hayatından insanlık için önemli olan kısımları da kitaplaştırılmıştır.
    Örneğin, Peygambere denmiştir ki:
    Evinden çıkarken..
    Eşlerine de ki…
    Hani eşlerinden biri bir şey söylemişti…
    Peygamberin evine girerken..
    İnananlar demişti ki….
    İnkar edenler demişti ki…
    Sen de onlara de ki…
    gibi Hz. Peygamber’in hayatından insanlığa lazım olan kesitler içerir.
    Ancak hurma çeşitleri, bindiği devenin renkleri, kaç kez deveye bindiği, günde kaç bardak su içtiği gibi bireysel tercihlerine yer verilmez. Çünkü asıl olan onun örnek olan yönleridir.
    Saygılar…

  7. 7 On Mayıs 25th, 2011, Birol Çetin said:

    Ay yarıldı,demek gerçek belli oldu demektir.Araplarda,bilinmeyen bir olayın ortaya çıkmasına,Ay yarıldı,diyen bu deyim kullanılır.Ne alaka diyenler olabilir,o yüzden Türkçe den bir örnek vermek sanırım konuya açıklık getirir.Şapka düştü,kel göründü,deriz bazı olaylar ortaya çıktığı zaman işte aynı şekilde Kur’an Kıyametin yaklaştığının kesin olarak belli olduğuna vurgu yapmaktadır.

  8. 8 On Eylül 30th, 2011, kamer said:

    merhaba ya benım ısmın kamer olunca boyle syler benı erkıler mı bılmıyorum am sureklı azımdan ay kelımesı cıkıyor esın de cok kızıyor soyleme su lafı attık dıye ne yapcamı mı bılmıyorum bu ısımı cok sevıyorum herkez ısmını degıstır dıyor ben onlara kızı yorum ben allahın bır lutfuyum dıyom neyse ıyı gunler …………….

  9. 9 On Ekim 2nd, 2011, admin said:

    :)

  10. 10 On Ocak 29th, 2012, özgür said:

    Kuran’ın, sözcüklerin anlamını yorumlamadan ve parantez koymadan, olduğu gibi, sade tercümesi hangi mealdir? Bu gerekli çünkü, okuduğumuz bir mealde hatta sebepli mealde bir olay anlatılıyor bir tasvir yapılıyor. Gece yarısı heyecanla Kitabı yerine kaldırıyor ve nice şevk ve heyecanla bu olayı düşünerek uyuyoruz. Hatta bazen bu olaylara dualarımızda yer veriyoruz. İnsan, teatral ve edebi olarak canlandırma ve onunla algılayıp şevk duyma ihtiyacı içinde oluyor. En azından ben böyle oluyorum. Sonra o olayların rivayetten öte olmadığını okuyunca HAYAL KIRIKLIĞI duyuyorum.
    Öncelikle insanların bu kadar hassas duygularını kendi hayal üretme yeteneklerini tatmine alet edenlerin Allah bin kez belasını versin.
    Dediğim gibi, kelimeye karşı kelime, yorumsuz ve zaman kiplerinin değiştirilmeden yapılmış meal hangisidir. Allah rızası için yardımcı olun.

  11. 11 On Ocak 30th, 2012, admin said:

    Kur’an meallerini karşılaştırmalı takip etmek için ücretsiz 23 farklı meal olarak aşağıdaki programın işinizi görebileceğini umuyoruz. Doğrudan bir meali önermek yerine karşılaştırmalı okumak daha iyi. Bir ayetin çevirisinde bir meal sahibi, başka bir mealin çevirisinde başka bir meal sahibi daha başarılı olabiliyor:

    http://depo3.hasenat.net/hasenat/Hasenat4Kur.rar

    http://www.darulkitap.com/kitaplar/kuran/mealkulliyati.rar

Yorum Yaz

  • Takvim

  • Şubat 2012
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Oca    
     12345
    6789101112
    13141516171819
    20212223242526
    272829