7th Ağustos 2009

Yaşlanınca Tarikat Modası

posted in Anasayfa |

YAŞLANINCA TARİKAT MODASI

Emekli olunca namaza başlayıp, bir ev bir araba alınca, oğlanı everip, kızı da gelin edince hacca gideriz hayalindeki vatandaş amca, bu dediklerini yapınca, bizim memlekette sırası gelmiş bir iş daha var. Ya cami avlusunda dedikodu yaparsın, ya bir tarikatçının teşvikleriyle onun tarikatına intisap edersin. Din ile geç iştigal etmeyi kafaya koyduğundan, ahir ömrüne dek dinini öğrenmemiş bu hacıemmi, ileride toz kondurmayacağı fakat reklamını ilk defa duyduğu bu tarikata el alıcılar nezaretinde ilk adımını atmıştır, fakat daha sonra kolunu da kalbni de kurtaramayacaktır. İntisab ne demektir diyenleri işitir gibi oluyorum. İntisab, bir kişiye veya bir zümreye nisbet edilmek, falancalardan diye anılmaktır. Yani artık falan tarikattan oluverir. Onların öğrettiği zikirleri yapar, onlardan duyduğu hikayeleri anlatırsa, cennetin başköşesine kurulmaması için hiçbir sebep kalmamıştır. Çünkü onları övmek onları memnun etmektir, onların memnuniyetleri ise cenneti icab ettirir !

Hikaye dedim de şeyhinin veya onun babasının kerametlerini konu alan hikayeler demek istedim. Bazen silsile-i sâdât’ın kerametlerine de uzunca dalıp gitmek vaciptir. Silsile-i sâdât nedir denirse; peygambere kadar dayandığını iddia ettikleri seyyidler, peygamberin torunları kastedilmektedir. Bu insanların kerametlerini anlatmakta ileri gitmek mümkün ise de bu övgülerin peygambere ref edilmesi, yahut sahabenin kerametlerini anlatmak ileri gitmek olur.

Bu meclislerde Allah’ı memnun etmek, Allah’ı övmek, Allah’ı noksanlıklardan tenzih etmek yerine, şeyhin kusursuz olduğu, ona hiçbir noksanlığın nisbet edilemeyeceği, onun pek yüce meziyetlere sahip olduğu, müridden her türlü sırkıntıyı giderdiği, dünyada da ahirette de asi olsun, itaatkar olsun her müridine mutlaka şefaatçi olacağı vs. nev’inden şirk muhabbetini teneffüs etmeyi dindarlık zanneden amcam bilse ki bu öğrendiği Ebu Cehl’in dinidir. Allah’a şirk koşmaktan vazgeçmediği için helak olan Nuh (aleyhis selamın) kavminin dinidir. Sahte ilahlarına laf söylediği için çarpılacaksın tövbe et dedikleri İbrahim’in (aleyhisselam) müşrik babasının dinidir. Evet babası müşrik olan bir peygamber ve insanların hidayeti için gönderilmiş bu büyük rasul babasının imanına sebep olamamıştır. Nuh da oğlunun ve karısının iman etmesini sağlayamamıştı, Lut da karısının iman etmesini sağlayamamıştı. Şeyh efendi her kime kazara sarf-ı nazar etse (bir bakışı isabet etse) cennete sokuyor. Bu kadar peygamberin babası, oğlu, karısı hiç mi gözgöze gelmediler ki cennetlik olamadılar ? Alemlere rahmet olarak gönderilen hatemü’l enbiya (peygamberlerin sonuncusu) Muhammed aleyhisselam da çok istemesine ve uğraşmasına rağmen sevgili amcası ebu Talib’in iman etmesini sağlayamamıştı. Halbuki amcası onu babası gibi yetiştirmiş, düşmanlarına karşı korumuş, kollamıştı. Muhammed aleyhisselam amcasına hiç mi sarf-ı nazar etmedi ki o iyilik sever insan müşrik olarak öldü ?

Emeklilik güzel şey, lakin dünyada çalıştığının emeğini almak kadar doğal bir gerçek daha var. Ahiret için çalışmadan karşılık almak türünden beleşçilik emeksizliktir. Dünyada emekliye (emek verene) karşılık verildiği gibi ahirette de emekliye karşılık verilecektir. Falancanın himmetiyle başköşeye kurulmanın hikayesi ancak ölene kadar devam eder, Allah rızası için çile çeken müminlerin cennetteki sefasını ise emeksizler ancak cehennemden seyreder. http://www.tasavvufason.com/?mod=content&act=topicshow&id=31

 

 

 

Derler ki : “Bir mürşide tabi olmazsan kaybolursun.”

“Cemaatin içinde olmazsan kuzuyu kapan kurt gibi seni de şeytan kapar.”

“Çobansız sürü olmayacağı gibi mürşidsiz cemaat da olmaz.”

“Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.”

“Alim bir zatın kamil bir mürşidin terbiyesinden geçmek, himmetinden istifade etmek gerek.”

“Onlar peygamberlerin vârisleridir.”

“Onlar son nefesinde şeytandan imanını kurtarır.”

“Ahirette şefaatçi olurlar.”

“Bir mürşidin eteğini tutan cennetin en yücelerine, şehitlerin ve peygamberlerin mertebesine çıkar” daha neler neler…

Ağzının suyu akar tabi dinleyenin.

 

ISSIZ ADA

Bu anlatılanlar tıpkı yurt dışına işçi olarak götürmeye heveslendirip de insanların borç harç buldukları paraları dolandıran, işçi adaylarını ıssız bir adaya bırakıp işte geldiniz inin, buradaki ağaçları budayıp, otları sulayacaksınız, işiniz bu diyen dolandırıcıların vaatleri gibidir.

Halbuki insanların gayesi müsbet idi, fakat pek kestirme bir yol tuttular. Kendilerine yol gösterenler de kestirme yol arayanların bir kılavuzu olsun, garibanlar mürşidsiz mi kalsın diye (!) bir boşluğu doldurdular. Bu bir dengedir, her ne kadar tasvip etmesek de beni kandıran yok mu dercesine tedbirsiz kimseleri birileri kandırır ve bu sayede imtihan dünyasının ıssız adaları da adam yüzü görür. Dolandıran da bir müddet sefa sürer.

Bazıları erken kendine gelir, eyvah dolandırıldık der, lakin dolandırıldığını anlayamayan adam, emeğinin karşılığını alacağını umarak salih amel işlemeye devam eder, otları sular, ağaçları budar, hem niye kandırsınlar ki onu, “ağaçları kesin, otları yakın” gibi kötü bir emir de vermediler ki!… bu gariban emeğinin karşılığını alacağına inanarak ecel gemisi gelinceye kadar bekler durur. Maalesef ömür sermayesini batak şirketlere yatırmış ve tüketmiş olarak ahirete göçerler.

Bir daha dönüş imkanı olmayan ahiret yolculuğu için insan, henüz dünyada iken , rehber kitap Kur’anı ve kılavuz Muhammed aleyhisselamı iyi tanımalı, din simsarlarının eline düşmemelidir.

 

ÇANTADA MÜRİD

Adı üstünde mürid (İSTEYEN), o istedi bunları, başına ne geldiyse sunulan yemi istemekle geldi.

İnsanları sazan yerine koyup bu çekici yemleri, peşpeşe sıralayanların sözleriyle, vaat ettikleri arasında, düşünen insanın kolayca görebileceği, uçurumlar bulunmaktadır, fakat insanları düşünmekten alıkoyan bir şey var ki o, dergaha düşürülen kişinin, korkutulmasıdır. Şeyhten haber verirken müride telkin edilenler gerçekten ürkütücüdür, korkutucudur ve insanın elini ayağını buz keser ve tabi beynini de. Sadece bu şeyh mi ? Hayır ayrı bir dünyadasınız artık, duymadıklarınızı duyacak inanmadıklarınıza inandırılacaksınız. Yeni tanıştığınız bu dünya, süpermenleri bol, binlerce, milyonlarca ayakları yere basmayan müridiyle vekiliyle, halifesiyle kutupları, gavsları, kırkları yedileriyle, Mars’tan daha uzak bir gezegendesiniz. Şeyh insan olduğu halde insanlardan güçlü kuvvetli, dilediğini yapabilen, her an (her şeyi) gören ve işiten (!) bir adamdır! O halde onun hakkında nasıl şüpheye düşebilirsin, onun hakkında anlatılanları nasıl eleştirebilirsin? Senin aklından geçenleri bile bildiğini söyledikleri adamın sahte bir veli, bid’atçı ve mülhid olduğunu nasıl düşüneceksin. İşte burada Allah’tan korkar gibi bir insandan korkmakla ve onu eleştirememekle kayıtsız, şartsız batıl bir imanın temelleri atılmış olur.

Gelin İbrahim aleyhis selamın dediği gibi biz Allah’tan başka (sizin ilahlarınızdan) korkmayız(En’am Suresi 81)), diyelim ve onların putunu kırmaya koyulalım.

Yukarıda zikrettiğimiz insan avcılarının kaymaklı kadayıf türünden sözlerinin bir kısmı, oltanın ucundaki yemin besin değeri bulunduğunun doğruluğu kadar doğru sözlerdir. Amma çoğu zaman balık o besinden istifade edemez de bir parça yem uğruna hayat suyundan dışarı çıkar ve beslenen değil hayatı pahasına besleyen olur.

Yemlerin arkasında duran oltacılara bir bakalım. O da bu yola ilk sülûk ettiğinde acemiydi, toydu, ya şimdi! O da böyle başlamıştı… günlerden belki de Cuma idi, heey hey ne mukaddes günlerdi, o gün hidayete erdi fakir! Gibi övünmeleri de yok mu?

 

MERASİM-İ KÜBRÂ

Bir mürşide tabi olmazsan kaybolursun, al sana bir ‘mürşid’ yemi.

Oltaya takıldıktan sonra dergaha doğru yola düşersin, sofraya konmadan önce güzelce bir yıkanırsın, sonra avcının nezaretinde mürşidin elini ve eteğini öper, bir güzel günah çıkartırsın, pişmansın ve artık yapmayacaksın, çünkü mürşid seni görecek! Ne mutlu sana, anandan doğduğun, Arafat’tan döner gibi(!) gibi günahsız oldun(!)

 

CEMAAT MUHABBETİ

“Cemaatten ayrılan bizden değildir” hadisini de sık sık duyururlar. Nasıl bir cemaat mi? Hadis tefsire muhtaç değil ki, adamların keyfince bir cemaat işte!… Daha ne olsun ki! Zikir kardeşim zikir, şeyhin dediği gibi zikir. Fikir dedin mi bozuşursun, şeyhe itiraz yok, ölü yıkayıcının önünde yatan meyyit(ÖLÜ) gibi itaat ister efendi baba! Ne kendi konuşur, ne adamı konuşturur. Etrafındaki dalkavuklar onun yerine sizinle konuşacak, siz de dut yemiş bülbül gibi somurtacaksınız. İyi ki geldiniz birazdan daha yakından tanıyacaksınız.

Mürşid beyin keramet, mersiye ve kasidelerini sayıp döken meclislere katılırsın, hangi kabirden ne istenir, nasıl tavaf edilir, teberrük için ekmek, şeker ve daha neler gezdirilir, iyice öğrenirsin. Bitmeyen ekmeklerden yer, cabul cubul çorbalardan içer şeyhin bereketiyle tanışırsın, sanki ömrünce aç gezmiştin de Allah seni doyurmamıştı(!)

Bu şirk meclislerinde Allah’ı sever gibi şeyhini seven insan suretinde şeytanlar görürsün. Ağızlarında geveleyip durdukları sünneti seniyye laftan ibarettir, şayet uygulama varsa muhakkak riyakarlıkla karışıktır, yapılan her amelde şeyhi memnun etme gayreti saklıdır. İnsanların kalplerindeki imanın yanına yerleştirilen şirk öğretileri, ölülerden istimdad(medet beklemek), bedava kasko hizmetleri, çamura çöken eşeği kurtarmalar mı dersin, tekerleği fırlayan arabaya –gavs marka- teker olmalar mı dersin, neler neler, çok yönlü kullanışlı şeyh efendilerin reklamları film gibi anlatılır, fakat asıl çok yönlü kullanılan bu reklamları dinleyen ve anlatan müridlerdir. Şeyhin turistik tesislerinden alışverişler yapar memleket ekonomisine katkıda bulunursun. Bir daha ki sefere hizmetlerin nisbetinde, vazifelendirilirsin; artık ya iyi olta atan bir avcısın, ya iyi para harcayan bir mürid, ya bedava ırgat, ya da eline tutuşturulan teranelerin çığırtkanlığıyla ömrünü tüketecek mütevekkil bir seyyar satıcı! Bu satışlar bazen sokaklarda, bazen bir dergi editörlüğünde bazen şeytanın gel dediği yerdedir.

Bunun dışında gerçekten irşad olmayı bekleyenlerin hayal kırıklığına uğramaması için manevi irşad feyzle olur hikayeleri, mürşidin bir nazar etmesiyle ne merhaleler katedilir, ne derecelere ulaşılır teraneleri sayılır dökülür. Dinlediklerini aklından şöyle bir geçirmeye kalksa insan, ilk bir kaçında hemen tökezir, çelişkilerle dolu hiç duymadığı saçmalıklar kafasını allak bullak eder ve çaresiz olarak düşünmekten de vazgeçer. Bundan sonra yalanlarla avutulan müride bol bol rabıta yapmak (Mürşid beyi gözünde canlandırmak) ve feyz almaktan başka irşad yolu kalmamıştır.

Mürşid beyi gözünde canlandıramayanlar (rabıta yapamayanlar) için teknoloji ne güne duruyor, memlekete dönerken cüzdana konulan resimlerle idare edilip, bir dahaki ziyarete kadar bol bol rabıta yapılır, hem mürşid uzaktakilere manyetik dalgalarla feyz ve irşad proğramına devam etmektedir. İş manen hallolduğuna göre artık soru sormaya, vaaz dinlemeye, kitap okumaya gerek kalmamıştır. Bu arada mürid nefsine uygun dini yaşantının menbaına demir atmıştır artık. Yapılması gereken tek şey mürşidi kızdıracak iş yapmamak, verdiği zikir ve evradı tamam çekmek, onu memnun etmektir. Dikkat etmek gerekir çünkü o işlenen günahlardan haberdardır, müridini görmektedir, işitmektedir(!)

 

ALLAH AKLA GELMEZ OLUR LÂFTA KALIR

(DİLDE ALLAH, YÜREKTE VE BEYİNDE ŞEYH EFENDİ VARDIR)

Böylesine sıkı takibe alınan ve denetlenen bir mürid kendisini takibe alandan başka kimseyi, daha çok memnun edemez ve artık öfkesi, sevinci, ibadeti, tevekkülü hepsi onadır. Her ne kadar Allah’ı ve rasulünü unutmuşsa da kendisine aracılık edecek paravan şirket muameleyi prosedüre uyduracaktır. Ona göre bunların hiçbiri şirk sayılmaz çünkü bu olan biten işlerin baş aktörü Allah dostudur(!)

Allah dostu ile şeytan dostu olanları birbirinden ayırt edemeyen, İslamın mesajını anlayamamış kimselerin bu tuzaklara düşmeleri gayet tabiidir, çünkü onlar dini kaynağından öğrenmediler. Ya bilenlerin susmasına ne demeli !?

Ümmet dinini yaşamak için binbir meşakkat alim ararken yolları kesen haramiler, İslam adı altında başka bir dini öğretmektedir. Onlar Müseylime’nin vârisidir ve öğrettikleri dine inananlar Müseylime’nin ümmeti olurlar.

 

BABADAN OĞULA MİRAS POSTLAR

Saltanatlarının bekası ve şahsi menfaatlerinin devamı için şeytanın da işini kolaylaştırarak Müslümanların dünyadaki zilletine ahirette de kendisinin ve yandaşlarının helakine sebep en tehlikeli ayrılıkçılar bu din tâcirleridir. Onların tezgahına/dergahına düşmemek, aldatıcı sözlerini dinlememek gerekir. Allah’ın ayetlerini, rasulünün hadislerini dinlememiş birinin cahilce din tacirlerini dinlemesi ne büyük tehlikedir. Onlardan birçoğu Rasulullahın sünnetine göre abdest almayı bile bilmezler. Onları şeyh yapan babalarının sülbünden gelmiş olmaktır o kadar.

Onlar bir yığın sapık inanç ve bid’at amellerle övünüp sevinerek cennet ummaktadırlar. Halbuki kendilerini memnun etmeye çalıştıkları diri veya ölü mürşidleri onlara cennet veremez. Kalplerinde ve dillerinde bulunan safsatalar, Kelime-i Tevhid’in manasına aykırıdır ve Rasûlullah’ın İslam mesajından çok uzaktır. Onlar İslam’ın adını soyadını, sicilini kütüğünü her bir şeyini kullanırlar, fakat İslam diye insanların kalplerine yerleştirdikleri şirk inançları inanan kimseyi ebediyyen cehenneme hapseder.

Allah onların yaptığı bu işi şöyle haber vermektedir:

“Onların çoğu ancak ortak koşarak Allah’a iman ederler.”( Yusuf Suresi (Ayet 106)

Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği inançlarla, amellerle Allah’a yaklaşılacağını iddia eden müşriklerin akıbeti ebedi ateştir. Şayet herkes kendi hevasına göre Allah’a yaklaşmanın yolunu bulacak olsaydı peygamberlere ne gerek vardı?

Onlardan birçoğu bu şirkten vazgeçmeyecek ve eski müşrikler gibi içinde bulunduğu durumu savunmaya çalışacaktır. Allah buyurdu ki:

“Allah’tan başka veliler edinenler derler ki biz onlara bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz. Allah onların ihtilaf ettikleri şeyde aralarında hükmedecektir. Allah yalancı ve kafir kimseye hidayet etmez.( Zümer Suresi, 3)

Yani onlar kendilerini Allah’a yaklaştırsın diye birtakım aracılar edinmişler ve bu aracıları övmelerine, sevmelerine, yüceltmelerine sebep, onun gûya Allah’a yaklaştıracak olması imiş!

İşte bu safsatalar cennet anahtarı olmak şöyle dursun, olsa olsa maymuncuktur.

Cennet kapısını ise maymuncuk açmaz…

(Resûlüm!) De ki: “İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah’ı (ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim.”( Yusuf Suresi 108)

http://www.tasavvufason.com/?mod=content&act=topicshow&id=46

 

 

RÜYADA ŞEYH OLANLAR

Tasavvuf naklî ilimlere değil de naklî hikayelere dayalı kültürünü, rüyalar ve şeytanın ilhamlarından oluşturur. Şeytanın iğvâ, ilkâ ve ilhamları sürekli gaybdan ses bekleyen saftiriklere periyodik olarak servis yapılırken, bir taraftan da senaryosu şeytanlara ait kurgular rüya formatında şeyh ve müridlerin seyrine âmade kılınır. Yeni senaryolar üretip yeni heyecanlar yaşatmak onların işi. Uzun uzun konu işlemeye falan gerek yok, nasıl olsa rüya sahibi onu ermişçe yorumlayacaktır, o yüzden parçalı bulutlu birkaç sahne bile başyapıt ödülü kazandırabilir. Bakarsınız adam o rüya sayesinde şeyhliğini veya ğavslığını ilan edivermiş. Ara sıra da yönetmenin sesini kalınlaştırarak “sen uçacaksın” demesi pek keyif verici, hatta damdan atlatıcı bile olabilir.

Bu rüyalardan epeyce örnek vermek mümkün, fakat herbirinin analizi ve ardı arkası kesilmeyen saçmalıkların tahlili ayrı bir kitap olur. Dileyen “Tezkiretü’l Evliya” isimli kitabı okuyup görebilir…

http://www.tasavvufason.com/?mod=content&act=topicshow&id=127

 

 

 

SEYYİD OLMA İDDİASI -2-

SOYLULUK DA BİR SÖMÜRÜ EDEBİYATI OLUVERİR

Tabaka dedim de dünyada sömürü düzeninin vazgeçilmez kuralı önce alt tabakalaştırmaktır. İster milli ister siyasi ve isterse dini anlamda yapılan tabakalaştırma sömürge kurmanın ilk adımıdır.

Örneğin Hintlilerdeki KAST’lık sistemi; Hindû’ların en eski dini metinleri Veda’lardır. Vedalar Ariler tarafından yazılmış hikayeler ve şiirlerden oluşmaktadır. M. Ö. 1500 lerde Kuzey batıdan gelerek Hindistan’a yerleşen Ariler’in kendilerini üstün ırk olarak yerleşik halka benimsetmeleri ve fakir halkın inançlarına soktukları, “önceki hayatta işlenen günahları affettirmek için yeni hayatında itaatkar ve sabırlı olma inancı” hakimiyetlerini güçlendirmiş ve halkın kendilerini aşağı tabaka olarak kabul etmesiyle soyluların sömürü tezgahı işlemeye başlamıştır. Çocuklar anne ve babalarının kastına bağlıdır. Kast değiştirilemez.

Ne çok benziyor değil mi? tıpkı babası seyyid olmayanın sonradan seyyid olamayacağı gibi! Durum böyle olunca bu seyyidlik edebiyatı iyi bir gelir kapısı, işlek bir tezgah ya da günümüz tabiriyle rant meskeni.

Seyyidlik iddiasında bulunan cemaat liderlerinin, tarikat şeyhlerinin kendilerini masum imam, Allah dostu şeyh, ilan ederek kurdukları hegemonyanın bundan farkı yoktur. Hepsinde de maksat sömürüdür, Allah için din için, insanlık için varını yok eden alimler itibar görmezken bu sahtekarlar sömürüldüğünü anlayamayacak kadar gafil olanların efendisi (seyidi)dir.

 

MAHALLENİN SEYYİDİ KOCA KARILAR

Nasıl olur, bu kadar insan ahmak mı ki sömürülsün diyesi geliyor insanın değil mi?

Halbuki üç kuruş paranın hesabında cin gibi olan insanların milyonların hesabında ne gafil olabildiklerini görmüşsünüzdür. Hani derler ya “o küçük hesabın peşindedir, büyüğü gözü görmez” işte bu deyim birçok insanın halini tanımlamakta, gafletini sergilemektedir.

Yine azın veya çoğun hesabında gözü açık olan insanoğlunun dini meselelere yıllar boyunca ilgisiz, bu sebeple bilgisiz, bomboş ve tabiri caizse yaşının çok gerisinde olduğunu toplumumuzda gözlemlemek her zaman mümkündür…

http://www.tasavvufason.com/?mod=content&act=topicshow&id=123

This entry was posted on Cuma, Ağustos 7th, 2009 at 12:34 and is filed under Anasayfa. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Yorum Yaz

  • Takvim

  • Eylül 2010
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Ağu    
     12345
    6789101112
    13141516171819
    20212223242526
    27282930  

Din